44.Hafta: Bu mevsimde Kapadokya kaçmaz!

Bazen bana esiyor.
Gitmek istiyorum.
Tatile çıkmak, es vermek, ara vermek…
Yine öyle oldu.
Bir ses beni çağırmaya başladı:
“Kapadokya’ya gel… Kapadokya’ya gel…”
*
Birden bire karar veriyorum.
“Tamam” diyorum, “Kapadokya… O büyülü ülkeye gidiyorum!”
Herkes o kadar muhteşem anlatıyordu ki, yere göğe koyamıyor ki…
Yazın bir Bodrum dolu oluyormuş, bir de Kapadokya…
Tabiatla birlikte coşan bir yer orası…
Geçmiyor modası!
Bir de Cappadox Festivali’nin üzerine denk düşmeyeyim mi?
Düşeyim.
E bir sürü etkinliğe bilet almak lazım.
Ne yapıyorum?
Hemen sihirli kartımı devreye sokuyorum.
Nasıl havalıyım, nasıl gururluyum…
Festival biletlerimi, kredikartıma özel yüzde 25 indirimle alıyorum.
Kendimi çok iyi hissediyorum.
Genelde kazıklanırım ben her şeyde, bir şeyleri indirimli almış olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Fotoğrafçı arkadaşım Cem Talu, “Ben de geleyim!” diyor.
“Kapadokya’yı görüntülerken arada beni de çekeceksen, neden olmasın!”diyorum.

44HAFTA-102
Halkın hala “kale” dediği volkanik oluşumlara “peribacası” adını Fransız bir seyyah vermiş. Ben de bol bol peribacalarının yanında fotoğraf çektiriyorum.

*
Ama benim kötü bir huyum var.
Her yere geç kalıyorum!
Bir türlü toparlanamıyorum, hazırlanamıyorum…
Çünkü 37 bin işi aynı anda yapıyorum.
Ya gazete arıyor, “Yazı nerede?” diyor, ya Alya bir şey istiyor, ya Betul Hanım telefon açıyor, “Özledim nerdesin?” diyor, ya kediyle köpek birbirine giriyor, ya da en azından allık fırçamı bulamamış oluyorum…
Onu bunu ararken, ona buna yetişeceğim derken…
Zamanı iyi yönetemiyorum.
Havaalanına yine kıl payı yetişiyorum. Ama Allah’tan yetişiyorum. Kim akıl ediyorsa iyi ediyor, bu vale servisler gerçekten hayat kurtarıyor. Arabayı valeye bırakıp, son dakikada kendimi uçağa atıyorum. Kart yine devrede, hem hayatı kolaylaştırıyor hem de otopark ücretinin yarısını ödüyorum…
Cem söylenip duruyor.
Hiç oralı olmuyorum.
Garantici adam, her şeyi önceden bilmek istiyor.
Otel ayırtmış mıyım?
“Tabii ki!” diyorum.
“E kim halletti?” diyor, “Hande mi?”
“Hayır” diyorum, “Kart halletti!”
Oteller çok dolu olmasına rağmen hem Museum Otel’de mağaradan bozma, otantik, çok güzel bir oda buluyorum hem de Miles&Smiles kredi kartım sayesinde yüzde 10 indirim alıyorum.

44HAFTA-101

Bir de çok şahane bir rehber bize eşlik ediyor.
Olcay Karalarlı.
Önce Uçhisar’daki otelimize yerleşiyoruz.
Bütün gece odayı kurcalıyorum, enfes!
Sabahın köründe kalkıyorum.
Şöyle bir odamdan dışarı çıkıp, önümdeki büyüleyici manzaraya bakıyorum.
Aman Allah’ım!
Tüm vadi ayaklarımın altında!
İnsan, Kapadokya’da kendini çok iyi hissediyor. Ve sanki bir başka gezegende hissediyor.
Burası, bir doğa harikası.
Lav küllerinin, tüflerin oluşturduğu bir doğa harikası…
Peri bacaları gerçekten nefes kesici!
İnanış o ki -ben yaratıcı rehberlerin yalancısıyım- ya da şehir efsanesi, artık bilmiyorum, ilişkileri monotonlaşanlar, penis şeklindeki peri bacalarında konaklayarak, aşklarını tazeliyorlarmış…
Hepsi de zımba gibi dönüyormuş rutin hayatlarına…
Her açıdan bereketli topraklar yani!!!

44HAFTA-104
İşte şahane rehberimiz Olcay ile…

Bu sabah müthiş bir deneyim yaşayacağım.
Balonla uçacağız!
Ama fırsatı yakalamışken, balon öncesi, elimdeki kahvem, muhteşem manzaraya bakıp ince felsefe yapıyorum!
“Bu nasıl güzel bir ülkedir ki, her bir köşesi başka güzel!” diyorum…
Gerçekten de öyle…
Bu topraklar, birçok höyüğe ev sahipliği yapıyor. Truva, Çatalhöyük, Kapadokya sadece bazıları. Farklı medeniyetlerin değişik zamanlarda oluşturduğu yaşam tepecikleri…
Anadolu’da 11-12 katlı höyükler var, düşünün.
Katman katman medeniyet yani!
Höyükler beni çok heyecanlandırıyor.
O bölgede yaşamayı tercih eden bir sürü medeniyet olmuş, herhalde boşuna değildir. Haliyle bir sürü kültür birikmiş, üst üste…

44HAFTA-105

İnsanlar gidici, ama kültür ve doğa kalıcı!
Kapadokya’dan nice ordular da geçmiş…
Hititler, Frigler, Asurlar, Kapadokya Krallığı, İskender, Romalılar, Doğu Roma…
Hristiyanlar için de çok önemli bir merkez.
4. yüzyıldan itibaren kayalık kiliselerine ve manastırlara yerleşiyor Hristiyanlar gizlice ve 11. 12. yüzyıla kadar kalıyorlar.
Biraz tarih dersi gibi oluyor ama rehberimiz Olcay o kadar güzel anlattı ki, hepsi kalmış aklımda, e benim aklımda kalan, sizin aklınızda da kalsın…
7. yüzyılda Arap akınları başlıyor, kayalık maceraları ve tehditler karşısından gizlenmeler devam ediyor…
Ama sonra Selçuklular geliyor, şahane Selçuklular, onlarla birlikte 12. yüzyılda Hristiyanlar’a hoşgörü ve özgürlük geliyor.
Yine Selçuklular zamanında İpek Yolu’u üzerindeki Kapadokya’ya bir sürü kervansaray yapılıyor, 30’ar kilometre arayla.
O güzelim kervansarayların bazıları hala sapasağlam duruyor.

44HAFTA-103

Kahvem bitti.
Birazdan balon turumuz başlayacak.
Rüzgarın değişkenliği yüzünden bu kadar erken davranmak gerekiyor, çünkü bazen hava sertleşirse iptal ediliyormuş.
Arabamız bizi otelden alıyor, balonların yanına geliyoruz. Bu kocaman oyuncakların şişirilmesi inanılmaz heyecan verici. Yok kesin kararlıyım, gelecek sefere Alya’yı da getirmek istiyorum. Müthiş güzel bir deneyim, bayılacağına eminim.
Tabii ki güvenlik en önemli şey.
O yüzden sıcak hava balonuyla uçmak için Royal Baloons’u tercih ediyoruz. Mutlaka başka güvenilir firmalar da vardır ama bizim tercihimiz onlar oldu.
Bir süre oyuncamızın hazırlanmasını bekliyoruz.
O da ne!
“Sepet binin!” diyorlar.

44HAFTA-10944HAFTA-108

Hepimizi, birer birer balonun sepetin içine alıyorlar.
Pilotumuz yabancı, Nigel Tovey.
Amaaaaa karısı da bir Adanalı, hemşerim.
Nigel, çok tecrübeli bir “balon pilotu.”
Ve işini yaparken çok ciddi!
Bu balonların şakası yokmuş arkadaşlar, işinin ustası bir pilotla uçmakta fayda var.
Bize acil durumda ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Panik yokmuş! “Yere yaklaştık, sepetten atlayayım!” yokmuş. Bir de inerken çeşitli şeyler yapmamız gerekiyor, onları gösteriyor…
Aman Allah’ım yükseliyoruuuuuuuz!
Seksen Günde Devrialem romanında yaşıyormuş gibi hissediyorum kendimi…
Nasıl güzel bir his… Resmen uçuyoruuuuuz…
Bayıldım, bayıldım!
Altımızdaki bir tabiat harikası uzanıyor…
Peribacaları bütün haşmetiyle güzelliklerini sergiliyor…
Alice Harikalar Diyarı’nda gibi… Onlarca balon aynı anda gökyüzünde süzülüyor…
Sepetim içinde her türlü maymunluğu yapıyorum.
Hatta Cem, “Benim yükseklik korkum var, yer değiştirelim mi?” deyince daha da mutlu oluyorum.
Yemin ederim ölmeden önce yapılması gereken şeylerden biri…
Sakın ölmeyin ama Kapadokya’da balon yapmadan da ölmeyin!
Amerikalılardan Fransızlara, Almanlardan, Japonlara kadar dünyanın dört bir yanından turist geliyormuş. Son yıllarda da yerli turistler çok artmış. Alternatif kaçamak rotaları peşinde olanlar, kültür avcıları, farklı deneyimler arayan entelektüel içerik avcıları ve kentli kaşifler hafta sonları Kapadokya’yı dolduruyormuş.

*
Bu arada Kapadokya almış başını yürümüş…
Bir Sessiz Yürüyüş Etkinliği var mesela, olağanüstü!
Aşk Vadisi Platosu’nda sabahın 6’sında yürüyorsun…
Herkes tek başına sessizce yürüyebilir ama 25 kişi bir arada sessizce yürüyorsa o haberdir işte!!!
Yürüyüş bitiyor, Aşk Vadisi Plato’sunda doğanın içine kurulan sahnede karşınıza kim çıkıyor?
Mercan Dede ve Hugh Marsh…
Sabah konseri!!!!
Tadından yenmez!
Doğanın şaşırtıcılığıyla müziğin huzuru, insanı başka türlü etkiliyor…
*

Valla, harika bir es vermekti Kapadokya.
Geri gelme istediğini zorlaşıtaracak kadar güzeldi.
Benim için müthiş bir deneyim oldu.
Darısı sizin de başınıza!!!!!

 

Yorum Bırak

four × three =