YOGİ KAZIM

Neeeeee? 95 mi? İmkânsız!!!

Gümüşlük Limon Cafe. Ekmeğimi yumurtama daldırıyordum ki, Candan Aslanbay, “Ben de Yogi Dayıma, Akbük’e gittim” dedi. “Yogi Kazım, nereden senin dayın oluyor!” dedim. “Aaaaa” dedi, “O, benim kahramanımdır. O olmasa hayat boyu felçli kalacaktı bir bacağım…” Meğer 10 yaşında Candan’a yapılan bir iğne, siyatik sinirine denk geliyor ve ayağı bir anda hamur gibi oluyor, yürüyemez hale geliyor. Tedaviler, demir ayakkabılar, “Yürüyebilir ama ayağı sakat…”

YOGI-KAZIM-2015-1Aylar süren masajlar ve uğraşlar sonucunda, Candan tekrar yürümeye başlıyor. Sadece o mu? Hayır, farklı sorunları olan yüzlerce çocuk da Yogi Kazım tarafından iyileştiriliyor. Ve o, nam salıyor. Doktorlar ayaklanıyor, “O bir şarlatan!” diye. Anneler, dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a müracaat edip, Yogi Kazım için çalışma izni istiyor. Yogi Kazım’ın 95 yıllık hayatı inanılmaz olaylar, maceralar ve sırlarla dolu. Fügen Yıldırım da onun hayatını kitaplaştırdı. Sırf merakımdan atladım Akbük’e gittim. Şu Yogi Dayı’yı bir de ben göreyim diye. Var ya, fiziği ve enerjisi inanılır gibi değil. Şaka gibi! “Bu adam 95 yaşında olamaz!” diyorsunuz. Son derece sosyal, canlı, aktif bir hayatı var. Hepimize, öyle bir 95 yıl dilerim…

Olacak şey değil! 95 yaşındasınız ama 50 yaşında gösteriyorsunuz… Nasıl oluyor bu?

– Sadece bana özgü değil ki. Hayat 65’te başlar. Bizler 130 yaşına kadar yaşayabiliriz. Benim böyle bir niyetim var. Ama ben sizin gibi‘açıkhava cezaevlerinde’ yaşamıyorum. Sizler her sabah, o penceresiz korkunç binalara giriyorsunuz. Gün boyu tepenizde klima üfürüyor. Temiz hava yok, güneş yok, hareket yok, öyle bilgisayarların önünde çakılıp kalıyorsunuz. Tabii ne oluyor? Bel bölgeniz kalınlaşıyor. Sadece yağlanmıyorsunuz, hayat enerjiniz eksiliyor, libidonuz düşüyor. Bense doğal takılıyorum. Sürekli hareket halindeyim. Kışın kayak, uzun yürüyüşler, yazın deniz ve suda ‘yoka’ yapıyorum. Sevdiklerimle birlikteyim, hep sosyalim, hep faalim…

YOGI-KAZIM-2015-9TEVELLÜT 1920

Bunalıma soktunuz beni…

– Hayır, girme bunalıma! Ruhun yaşı yok evladım, onu anlatmaya çalışıyorum. Ruh, bizi besleyen enerjidir. Hayatı, başkaları için yaşama, kendin için yaşa. Alınma sakın ama sanki biraz kol altların gevşemiş gibi, yazık daha çok gençsin… Bir ay yap benim egzersizleri, bak nasıl taş gibi oluyorsun!

Sizin tevellüt gerçekten 1920 mi?

– Şüphen mi var? Sen Adanalısın öyle mi? Soyadın tanıdık geliyor bana. Dedenin adı ne? Neee Nevzat Arman mı? Ayol senin doktor deden benim arkadaşımdı. O, 1914 doğumluydu, ben 1920. Kemal Satır, Kasım Gülek ve deden güzel günler geçirdik. CHP’de siyaset yaptı onlar. Hey gidi günler. Sen dedenin eski muayenehanesini bilir misin, vilayetin ordaydı…

Anlattığınız her şey absürd geliyor bana. Dedemin arkadaşı olmanız da… Peki herkesin ölmesi, sizin hayatta kalmanız nasıl bir duygu?

– E tabii hüzünlü bir şey bu! Çağdaşlarımın hepsi gitti. Son olarak Süleyman Demirel gitti. Bir zamanlar aynı yaşlardaydık, rahmetli de diğerleri gibi kendine bakmadığı için yaşlandı, benim içinse hayat 38 yaşında durdu.

Nasıl oluyor bu?

– Oluyor. Bilimi geliştiren, insanın beynindeki güç değil mi? İşte ben o gücü, o enerjiyi kendi bedenime yönlendiriyorum. Bir de derler ya, “Kuru ağaç kırılır, yaş ağaç eğilir” diye. Ben yaş ağaç gibiyim, çok esnek bedenim, çünkü çalıştırıyorum, bak göstereyim… (Parmaklarını birbirine doluyor, elini arkaya çeviriyor, inanılmaz şekillere sokuyor. Biz öyle şeyler yapsak kemiklerimiz kırılır!)

YOGI-KAZIM-2015-11Bir de beliniz kırık…

– Sorma, 15 santim kısaldım ben. Üstelik iç organlarımın yarısı da yok. Doktorlar, “Bu adam nasıl yaşıyor?” diyor. Sol böbreğim ve böbreküstü bezim yok, dalak yok, safrakesem yok, pankreasımın bir kısmı yok. Diyorlar ki, “Bu adam başka uzuvlarına hormon salgılatıyor.” Ben bedenimi çok iyi tanıyorum, organlarımla konuşuyorum. Onları dinliyorum ve nerede, ne sorun varsa gideriyorum.

Peki siz hayatınızın herhangi bir döneminde kendinizi yaşlı hissetmediniz mi?

– Hayır, ben mesela senin fotoğrafçı arkadaşından daha gencim. 0, 28-29 galiba. Güreş tutalım ya da suya girelim ondan daha kondisyonlu olduğumu ispat edebilirim. O, 4-5 dakika oksijensiz kalabilir mi?

Sanmıyorum.

– Gençlik, eğer kuvvetse, o zaman ben daha gencim. 38’den yukarı çıkmıyorum, aşağı da inmiyorum. Zaman içinde bilgeleşiyorsun ama içinde oturduğun bedeni, beynini kullanarak yerçekiminin baskısından uzak tutabiliyorsun.

Fügen Yıldırım’ın hayatınızı yazdığı kitaptan öğreniyoruz ki, 50 ile 60 arasında pek çok gazeteye manşet olmuşsunuz. Dönemin bütün ünlüleriyle adınız geçiyor…

– Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Sevim Tuna… Ah, ah hepsi gitti…

Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı dönemini hatırlıyorsunuz…

– Tabii ki en hızlı zamanlarımızdı. Demirel gencecik bir delikanlıydı.

Siz, bir mucize misiniz?

– Hayır hemşerim, o güç herkeste var..

YAZ-KIŞ YÜN FANİLA GİYİYOR

Gerçekten denize girerken, güneşi selamlıyor musunuz?

– E tabii… Sen selamlamıyor musun? Anı yaşayacaksın. Ve o an her şeye, herkese şükredeceksin. Güneş büyük bir enerji kaynağı. Benim dostum. Diriliğimi güneşe de borçluyum…

Yaz-kış yün fanila giyiyormuşsunuz…

– Tabii ya, işte bu üzerimdeki. Evreni yaratan yüce mühendis diyor ki, “Bedeninize gıda olsun, yününden elbise yapasınız diye size mahlukat verdim!” Her şeyin cevabı Kuran’da. Biz bilime önem veriyoruz ama kendi gücümüze vermiyoruz. Bütün cevaplar içimizde.

Sen de yün fanila giy, termostat görevi görür.

Maşallah hafızanız da çok kuvvetli! Bu kadar ismi nasıl bu kadar net hatırlıyorsunuz?

– Bakıma girdiğin zaman, bilgisayarın seni yeniliyor. Format atıyorsun kendine! Almanlar bana, “Sen rejenerasyon ilmini öğrenmişsin!” demişlerdi. Yani insan bedenini yenileme ilmini. Ama bende istisnai bir durum yok. Benim yaptığımı herkes yapabilir.

YOGI-KAZIM-2015-5

48 SAAT BİR DÜĞÜM HALİNDE KALABİLİYORDU

48 saat bir düğüm şeklinde kalabiliyormuşsunuz. Kitabınızda inanılmaz fotoğraflar var. Bunları nasıl yapıyordunuz?

– Ruhun, beyne emir vermesiyle. Beyin bilgisayar. O bilgisayarı kullanan ruh…

Doğuştan mı böyleydiniz, çalışarak mı bu hale geldiniz?

– Her şey olması gerektiği gibi. Herkesin bu dünyada bir görevi var. Ben dört yaşında Kuran okumaya başladım. Hiçbir zaman da normal bir çocuk değildim. Çocukken bile ifade edemeyeceğim rüyalar görürdüm. Anlam veremezdim. Bazen insan, farkında olmadan, dünyaya dalarak, misyonundan sapıyor. İşte o trafik kazası, bana “Misyonuna geri dön!” uyarısıydı. Belimin kırılması hem felaketim hem ödülüm oldu. Çünkü sonra hayatım tamamen değişti.

CİNSEL ANLAMDA 30 YAŞINDA NASILSAM ÖYLEYİM

Peki cinsel olarak hâlâ nasıl aktif olabiliyorsunuz?

– 25-30 yaşında nasılsam, aynıyım. Avrupa’da, “Bunu ispat et!” dediler. Ettim… Bu arada siz kadınlar, erkeklerden çok kuvvetlisiniz. Günde 3-5 kere orgazm olabiliyorsunuz. Ama bunun kıymetini bilmiyorsunuz. Kendinize bakmıyorsunuz. Erken pörsüyorsunuz. Ondan sonra da diyorsunuz ki, “Erkekler aldatıyor!” Ben söyleyeyim, vücuduna ve kendine bakan bir kadın, erkeğinin meleği ve hurisi olur. Onun başkasına bakacak takati kalmaz.

‘TIBBEN YÜRÜYEMEZSİN!’ DEDİLER, YÜRÜDÜ…

41 yaşında başınıza bir felaket geldi. Beliniz kırıldı. “Felç oldunuz. Tıbben yapılacak bir şey yok, bir daha yürüyemeyeceksiniz!” dendiği halde, siz aktif hayata geri döndünüz ve ayağa kalktınız. Nasıl oldu bu?

– Belim kırılmadan evvel bir olay yaşadım. Maharishi geldi İstanbul’a. Yıl 1958’di. Son Havadis gazetesi bana dedi ki, “Sizin üstadınız, hocanız geldi!” Ben de, “Ne hocası! Maharishi yogi değil ki! Benim yapabileceklerimi yapamaz!” dedim. Ve saymaya başladım: “Ben, kalbimi sıfır noktasına kadar durdurabilirim sizin huzurunuzda. Herkül kadar büyürüm, sonra da 60 santim kadar küçülürüm, düğüm olurum. Sırt küreklerimi yer değiştiririm. Eklemlerimi çıkarıp takarım...” Bunların hepsini yapabiliyordum ve insanlar beni hayranlıkla izliyordu. Ben de kendime hayran kalıyordum. Ertesi gün gazetelerde sürmanşettim. “Yogi Kazım, Maharishi’ye meydan okudu!” O da geri adım attı, “Ben zaten yogi değilim, meditasyoncuyum!” diye. Anlayacağın o dönem ünlüydüm. Param vardı. Kadınlar bana hayrandı. Biraz ne olduğumu şaşırmıştım! Ve bir tokat yedim Allah’tan. Trafik kazası geçirdim, belim kırıldı. Erkeklik de öldü, yürüme de öldü, hepsi öldü. Ben ki bedeniyle harikalar yaratan adam, tuvaletini tutamayan, belden aşağısını kontrol edemeyen biri oldum çıktım. “Omurilik fonksiyonunu kaybetti. Tıbben tedavisi yok! Ölene kadar böyle kalacaksınız!” dediler. Bense kendi kendime, “Sen yogisin, iradenle bütün uzuvlarını kontrol altına alıyorsun. Kalp gücü dahil. Bunu da atlatırsın!” dedim. Kendi üzerimde 63 farklı deney gerçekleştirdim.

YOGI-KAZIM-2015-6ÇİLE EĞİTİMİNDEN GEÇTİM

Nasıl oldu da ayağa kalkıp yürüdünüz?

– Ne olduğunu anlatınca inanmıyorlar, “Hadi ya!” diyorlar. Ama hepsi gerçek. Köydeydim. “Bana kiloları birbirine yakın iki adam bulun” dedim. Geldiler. “Boğazıma sarmak için bez de getirin” dedim. Bir halka yaptık. Halkayı boynuma taktım. “Atın kendiri çam ağacına!” dedim, “Bir de sandalye getirin”. “N’apacağız?” dediler. “Bu halka şeklindeki bezleri iki tarafından bağlayın ki, ipleri bana zarar vermesin!” Söylediklerimi yaptılar. O eşit kilodaki iki kişiye, “Bacağıma çok sağlam ve kuvvetli bir şekilde sarılacaksınız.‘Ayağınızı kaldırın!dediğim zaman kaldıracaksınız ve hemen geri bırakacaksınız. Ama ben, o an bayılmış olabilirim. Beni ağaçtan indireceksiniz. Ama indirdikten sonra mutlak surette sırtüstü yatırın” dedim. Söylediklerimi aynen yaptılar. Sandalyeyi aldılar, ben boynumdan asılı olarak havadayım. “Ayağınızı kaldırın!” dedim, kaldırdılar. Bayılmışım. Tek bir şey hatırlıyorum, bütün omurlarım kütür kütür yerinden çıktı sanki. Sonra beni hassas bir şekilde bir tahtanın üzerine yatırmışlar. Çok kısa bir süre sonra ayak parmaklarım oynamaya başladı. Büyük ve küçük aptesimi uzun süre kontrol edemedim. Ama her geçen gün daha iyiye gitti. Ayağımda da hareket başladı. Derken emeklemeye başladım. Ama bu, herkeste işe yarayacak anlamına gelmiyor…

Birbirine kaynamış tüm omurlarınızı kırdınız yani…

– Evet, ben yeniden doğdum. Bir tek hata yaptım. Eğildiğim zaman görürsünüz, belimde bir çıkıntı vardır. Eğer uygun bir şekilde, kuyruksokumumdan enseme kadar bir sopayla bağlasaydım, orası dümdüz olurdu, o kırık da belli olmazdı. Dokuz ay sonra yürümeye başladım. Tabii hep yüksek korse kullandım. Korsemi de kendim yaptım, kayıştan…

E peki doktorların tepkisi ne oldu?

– “Mucize!” dediler. Oysa değildi. İnsan, beynindeki gücü doğru şekilde kullanır ve uygularsa, beyni tekrar kas ve sinir sistemi oluşturabiliyor.

Duymaya alıştığımız bir hikâye değil bu…

– Değil tabii. Sonra çile eğitimi başladı.

O nedir?

– Bu kaza kendimi sorgulamama neden oldu. Ben yoldan çıkmıştım. Hatamı, tasavvufla yani çile eğitimiyle düzeltmeye karar verdim. Anadolu’yu şehir şehir, okul okul gezdim. Tıbbın ve insanların “sakat” dediği çocuklara bilgimi aktarmaya çalıştım, bir kısmını da iyileştirdim…

YOGI-KAZIM-2015-7BAL, SÜS BİBERİ VE ZEYTİN HAYAT KURTARIR!

Zeytin, meyve, bal neden temel besin? Ne sağlıyor insana?

– Bence bedenin anayasası onlar. Zeytin, kutsal bir şey. Ve çok faydalı. Biliyorsun yağa dönüşüyor. Gelelim bala. Kuran’da da geçer. “Dertlerinize deva, bedeninize gıda olsun diye envai türlü nebattan, ağaç ve kaya kovuklarından arılara bal yapmalarını emreyledim” diyor büyük mühendis. Balkoliğim ben. Yılda 50 kilo yerim. Çiçek balı, kekik balı, püren balı, kestane balı…

Günde bir kaşık mı yiyorsunuz?

– Yok canım. Yarım kavanozu bitiriyorum.

Bu kadar şekerin iyi olmadığı söyleniyor…

-Şeker başka, bal başka. Doğal ve hakikisini buluyorum.

Eti neden fazla yiyemiyorsunuz?

– Etin azı yarar, çoğu zarar. Semizotu ne kadar faydalı biliyor musun? Fasulye, barbunya, acebek (börülce), hepsinde protein var, ille de et yemen gerekmiyor.

Peki süs biberi ne işe yarıyor?

– Metabolizmayı hızlandırıyor. Ben yıllarca süs biberini ezdim. Balla karıştırdım. Ve sıcak suyun içine koyup içtim. Kışın da bizde süs biber salçası yapılır. Siyah çay az içerim. Bitki çayı severim. Rezene mesela. Kekik, anason. Kekiği süzgece koyarım, sıcak su, biraz da bal…

YOGI-KAZIM-2015-2SOFRADAN AÇ KALKIN

Sofradan aç mı kalkmak lazım biraz?

– Ha bak o çok önemli. Bir de çorba içmek önemli. İçer, kalkarım elhamdülillah…

Karpuz-peynire itiraz edenler var ama siz…

– Kimselere kulak asma sen. Karpuz çok faydalı bir kere.

“Sıcak havada soğuk içmemek, soğuk havada sıcak içmemek gerekiyor” diyorsunuz. Neden?

-Araban var değil mi?

Var…

– Diyelim ki su kaynattı. Soğuk suyu koy bak ne olur. Silindir parça parça olur.

Bir de sürekli hareket etmek gerekiyor öyle mi?

– Bir-iki ana hareketimiz var, her gün onları yapsalar, kimse kolay kolay ihtiyarlamaz. Bir yoka çarkımız var. Ve kalça çevirme hareketimiz. Bak, yapayım da gör. Sadece bir dakika bunu yapmak bile hem akciğer hem kas gücü hem de omurga için fevkalade faydalı. Kitapta bütün hareketler var, orada görebilirler…

YOGI-KAZIM-2015-10MUHAMMED ALİ, ‘SEN BENDEN BÜYÜKSÜN!’ DEDİ

Nerede, nasıl bir ailede büyüdünüz?

– Adana’da bir çiftçi ailesinde. 11 kardeşiz. Çoğu ne yazık ki sizlere ömür… Büyükbabam, Özbekistan’dan Diyarbakır Silvan’a geliyor, sonra da Adana’ya yerleşiyor. Büyük büyük dedelerim de Hindistan’da yaşayan Müslümanlardanmış.

Peki siz, bedeninize hükmedebilmeye ne zaman başladınız?

– Anamın söylediğini söyleyeyim. Çok küçükken beni hamamda göbek taşına koyduğu zaman, “Ay çocuğa bak! Zavallı sakat!” derlermiş. Çünkü top gibi küçülürmüşüm, bir yumak olabilirmişim. Ama ayağa kalktığımda kocaman bir çocukmuşum. Ben hep farklıydım. Astral seyahatler yapardım. Hâlâ yapıyorum. Hepimizde bu güç var. Ben yaşlanmadan yaşamayı başardım. Ama kendi yaşıtlarımı görmeye dayanamıyorum, o kadar yaşlı geliyorlar ki bana, çok üzülüyorum.

Bir dönem Hindistan’a gidiyorsunuz…

– Evet, uzun yıllar kaldım. Belki köklerim çekmiştir beni oraya. 20 sene Hindistan’da dünya zevk ve nimetlerinden mahrum yaşadım.
YOGI-KAZIM-2015-3

Sonra uzun yıllar Avrupa’da sirklerde çalışıyorsunuz?

– Evet, tüm Avrupa’yı gezdim Montana sirkiyle. Fransa’da Lido’da çalıştım. Brigitte Bardot’yla aynı sahneye çıktım. Sonra Türkiye’ye döndüm ve Taksim Gazinosu’nda çıkmaya başladım. Bunlar tabii belim kırılmadan önceydi.

Toplam kaç yıl yurtdışında yaşadınız?

– 50 küsur sene…

Bir dönem Türkiye’nin alternatif tıp öğelerinin en önemlilerinden biriydiniz. Bütün gazetelerin başsayfalarındaydınız, Cevdet Sunay’lı, Süleyman Demirel’li pek çok haberiniz var. Sizi en şaşırtan neydi bunların içinde?

– Şaşırdığım pek bir şey olmadı. Bir dönem bana o kadar çok tedavi için gelen oldu ki, doktorlar kıyameti kopardı, “Bu adam şarlatan!” diye. Fakat benim bir şey yapmama gerek kalmadan, tedavi ettiğim onlarca çocuğun annesi, reisicumhura gitti. Böyle dönemler yaşadık…

Hayatınızın anlatıldığı kitapta beni de en çok o etkiledi, anneler, “Ya derdimize çare ya Yogi’ye müsaade” diye pankartlar taşıyorlar.

– Evet. Zaten sonra mahkeme takipsizlik kararı verdi.

Peki değerinizin bilinmediğini düşündüğünüz dönemler oldu mu?

– Bunların hiçbirinin önemi yok. Ben kendimi ispat ettim zaten. Pek çok insanın derdine derman oldum, şifa verdim. Gerisinin önemi yok.

Muhammed Ali gerçekten size “Benden büyüksün!” dedi mi?

– Evet. Vücudumu nasıl şekilden şekle sokabildiğimi görünce, “Oo!” dedi, “Sen, benden de büyüksün!

YOGI-KAZIM-2015-8İnsanlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

– Var. İçlerindeki gücün farkına varsınlar ve o gücü kullansınlar.

Nasıl yapacaklar bunu?

– Çok kolay. Kendilerini sevsinler. Ve bedenlerine iyi baksınlar. O zaman benim gibi yaşlanmadan yaşayacaklar. “Yüzüne ne yaptın?” diyorlar sürekli. “Botoks mu dolgu mu? Yoksa gerdirttin mi?”

Peki n’apıyorsunuz?

– Benim yaptığımı yapma ama… Yüzümü her gün fırçalıyorum. Bir de 45 bitkiden elde ettiğim kendi bitki özümü sürüyorum.

 

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Yorum Bırak

4 × 2 =