SEVİNÇ ÖZMEN

Sadece iyi niyetli değilim becerikliyim de!

(Cumartesi)

İnsanlar çok dolu, “Başkanım…” diyen anlatıyor, “Başkanım…” diyen derdini söylüyor. Olduğu gibi. Düz ayakkabıları, lacivert pantolonu ve makyajsız haliyle çok güzel, sakin, tatlı. Konuşurken numaralar çekmiyor, sesini yükseltip, alçaltmıyor. Her şeyi soruyorlar, o da cevap veriyor. Belli ki ekip olarak çalışmışlar, bir çözümleri var. Ama tabii seçim bu, son sözü Beyoğlu halkı söyleyecek…

Tebrik ederim. Resmen CHP Beyoğlu Belediye Başkanı adayısın. Başkan adayı olduğun kesinleştiğinde ne hissettin? Sevinç? Panik?

-İkisi de değil, sorumluluk! Hemen neler yapılması gerektiğine baktım. Arkadaşlarımla programlamaya geçtim. 43 günümüz var, bugün de biri gitti, 42 günümüz kaldı…

Bekliyor muydun, hissediyor muydun?

-Evet, hissediyordum. Adaylar güçlüydü ama genel başkanımız, “Anket yaptıracağım, kim önde çıkarsa, o olacak” demişti. Ben de anketlerde önde olduğumu biliyordum.

Nasıl böyle öne çıkabildin?

-Çünkü dört ayda 6 bin ev gezdim. Beyoğlu’nda 45 mahalle var, CHP olarak biz bunların sekizinde daha az oy almışız. Özellikle o sekiz mahalleye gittim. Ev ev, kapı, kapı dolaştım…

N’apıyordun, “Merhaba ben Aylin” mi diyordun?

-Evet. Kendimi tanıtıyordum. Proje filan anlatmaya gerek yoktu. Çünkü onlar da konuşmaya, dertlerini anlatmaya hasretti. Kimse onları dinlememiş…

Nasıl yani?

-Ben oturdum, onları dinledim. Bu da çok alışkın oldukları bir şey değil. Çünkü onların karşısına çıkan siyasiler, genelde neler yapacaklarını anlatmışlar. Onlara kulak vermem çok iyi oldu. Şu anda o sekiz mahallenin, her sokağında hangi problem var biliyorum.

Göreve geldiğimizde tıkır tıkır çözeceğiz…

‘Bu baraj düşecek!’ yürüyüşü sırasında, siyasetin içinde aktif rol almak istediğini açıklamıştın zaten. Hayatı bu kadar planlı yaşayan, durmadan hedefine doğru yürüyen biri misin sen?

-Ne desem kendimi övmek gibi olacak. Şöyle diyeyim: Yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Bir işi ucundan tutmaktan hoşlanmam. Yarım yamalak iş yapmayı sevmem…

Siyaset genlerden aktarılan bir şey mi? Amcan Aytekin Kotil bir zamanlar İstanbul Belediye Başkanı’ydı. Bu adaylıkta onun rolü var mı sence?

-Çocukluğumuzdan beri bizim ailede hep siyaset konuşuldu. Mutlaka olmuştur. Eski eşim vasıtasıyla da yıllarca siyasetin içinde oldum. Hepsi benim için büyük bir deneyim…

Sarıgül’e rağmen mi Sarıgül sayesinde mi?

Eski soyadın avantaj mı, dezavantaj mı…

-Aday adayı olduğumda “Eski eşinden dolayı aday olamaz!” dediler, oldum. Bu defa döndüler, dediler ki, “Eski eşi müsaade etmez!” O da tutmadı. Beyoğlu Başkan adaylığım açıklandığındaysa, “Eski eşi yaptı!” dediler. Hepsi de hükümete yakın gazetelerdeki arkadaşlar. Bu tabii manidar. Ülkede, ‘Alo Fatih’ler’, kaydırılan anketler, bazı basın gruplarının çözülmemiş havuz problemleri varken, bu tarz şeylerin söylenmesiyle ilgilenmiyorum. Onlar önce, o havuz problemlerini çözüp önümüze bir koysunlar!

ADNAN HOCA’NIN SÖYLEDİKLERİ DOĞRU

Adnan Hoca, senin için “Eski talebem” diyor: “Bana gelmişliği vardır, çok munistir, çok tatlıdır, beş vakit namaz kılar…”

-Yok böyle bir şey tabii. Çok yakın bir arkadaşım vardı. O arkadaşım sonradan o gruba dahil oldu. O vesileyle bir kere kendisini görmüşlüğüm var, hepsi bu…

Bir kere mi gittin yani…

-Evet.

Ortaköy’deki yere mi?

-Evet.

Lisede miydin?

-Hayır, üniversitedeydim. 18 yaşındaydım. Söyledikleri tabii ki doğru değil…

Beş vakit namaz peki…

-Bu insanın çok özeli. Ben ibadetin, siyasete alet edilmesini doğru bulmuyorum.

Oğlum Ömer ikimize de destek veriyor

Ortalıkta bir laf var. “Çocuğuna ‘Annen, baban ne iş yapıyor?’ diye sorduklarında, ‘Annem, Beyoğlu, babam İstanbul Belediye Başkanı’ mı diyecek” diye?

-Ben de duyuyorum. Ama ciddiye almıyorum. Ömer ikimize de çok destek veriyor. O da pek çok genç gibi, ülkesindeki gidişattan rahatsız…

Kendine olan inancın ne kadar?

-Tam. Zaten böyle bir inancım olmasaydı, hiç kalkışmazdım bu işe. Bölgemiz zor bir bölge. Şunu da belirtmek istiyorum. Geçen yerel seçimlerde, AK Parti’yle 17 bin oy farkı var aramızda. Fakat oy kullanmaya gitmeyen de 35 bin kişi var. Ayrıca, o seçimde, AK Parti dışındaki sağ partilerin de kuvveti vardı. Bu defa öyle bir bölünme olmayacak. Öncelikle bu 35 bin kişinin oyunu vermesini rica ediyorum. Sonra da kentsel dönüşüm bölgesi olan o beş mahallenin dışındaki Okmeydanı sakinlerinin de sadece kendilerini değil, evlerini kaybedecek insanları düşünerek oy vermelerini istiyorum. Bu sorumluluk, sadece benim, ekibimin ve partimin değil, Beyoğlu’nda oy kullanan herkesin sorumluluğu…

Gülseren Onanç kazansaydı tavrın ne olurdu?

-Kesinlikle yanında olurdum. Zaten aday adayları olarak bunu deklare ettik…

Seni tebrik etti, değil mi?

-Elbette. Biz bu anlamıyla çok sorunsuz bir ekibiz. Hepimiz birbirimize desteğiz…

Kadın olmanın siyasetteki farkı mı bu?

-Evet. Çünkü kadın olan ortamda her zaman daha az kavga olur, daha fazla uyum ve yumuşaklık vardır.

Sosyal medyada seni tanımayanlar “Acaba birikimi yeterli mi?” diye soruyorlar. Ne yapıyorsun, “Ben birikimliyim” mi diyorsun?

-Valla, ben ne desem onlar yine istediklerini düşünecekler! Ama en azından şunu söyleyebilirim: Kamu yönetimi master’ı yaptım, yani bu işin okulunu okudum. Siyasetle uğraşan bir aileden gelmek ve yıllardır siyasetin içinde olmak, zaten büyük birikim. Hem alaylı, hem okulluyum yani. Daha da önemlisi, samimiyim…

Fazla iyi niyetli duruyorsun… Bu kadar iyi niyetli olmak iyi bir şey mi siyasette?

-Belki de böyle bir değişim gerekiyordur! Evet, ben sadece iyi niyetli değilim, becerikliyim de…

Kendimi tamamen Karadenizli gibi hissediyorum

Ne kadar Karadenizli, ne kadar Alman gibi hissediyorsun?

-Tamamen Karadenizli hissediyorum. Anneme baktığınızda da hiç Alman’la alakası yok. Hamsili pilavı halamdan çok daha iyi yapar. 66’dan beri burada…

Onların hikâyesi nasıl?

-Büyük bir aşk. Babamın peşinden Türkiye’ye gelmiş annem. Köln’de tanışıyorlar. Babam orada, Ford fabrikasında, Türk işçileriyle yönetim arasında tercümanlık yapıyor. Annem de yönetimde çalışıyor. Öyle tanışıyorlar. Sonra Türkiye’ye geliyorlar, evleniyorlar. Babamın ailesi çok kalabalık, tipik bir Karadeniz ailesi…

Nasıl davranıyorlar Alman geline?

-Çok benimsiyorlar. Annemin, aile özlemi var. Annesinden uzakta yaşamış, babasını savaşta kaybetmiş. O yüzden de babamın ailesini, kendi ailesi bilmiş. Biz her pazar babaannemi yemeğe götürürdük, o ölene kadar. Çok bağlıydık birbirimize. Annem çok Türk olmuş bir kadındır. Oruç tutmazdı ama sahurda kalkar, babama sahur hazırlardı. Bayramlarda tüm aile kesilen kurbanı yerdik. Ama aynı zamanda Noel’i kutlardık…

Seçilmende Ankara’ya yürüyüşünün payı var mıdır sence?

-Belki dirayetli ve çalışkan manasında bir etkisi olmuştur. Ankara’ya yürüdü, burada da 6 bin eve girdi…

Bu işle ilgili seni huzursuz eden bir şey var mı? Mesela kitlelerin önünde konuşmak senin rahat ettiğin bir şey mi?

-Ben nutuk atar gibi konuşmuyorum ki. Doğal, seninle nasıl konuşuyorsam kürsüde de öyle konuşuyorum. Kendimden başka bir şey olmayacağım ben, neysem oyum…

Mustafa Sarıgül’le altı yılda iki kere karşılaştık

Mustafa Sarıgül’ün tavrı ne oldu?

-Altı yıl sonra ilk defa geçenlerde karşılaştık. Adaylarla büyükşehir belediye başkan adayının fotoğraf çekimi vardı. Bir kere de ben esnaf çalışması yaparken, o otobüsle geziyordu. Birbirimize başarılar diledik…

‘Siyasetin dili’ başka türlü. Bir raconu, bir ritüeli var. Samimi insanlar, siyasete uygun mu sence?

-Bence insanlar, o samimiyeti özledi. Bana o kadar çok kişi, “Aylin Hanım, iyi ki 20-30 korumayla yürümüyorsunuz!” dedi. Sivil siyasetçileri özlemişler.

Beyoğlu, büyük bir rant alanı. Sen, Beyoğlu sakinlerine neyi değiştireceğini vaat ediyorsun? Kentsel dönüşüm sorunlardan biri. Başka?

-Beyoğlu’nda hastane kalmadı. En son Taksim İlkyardım kapandı biliyorsunuz. Mutlaka bir tıp merkezi açacağız. Sonra okullar perişan halde. Mutlaka bu okullarda bir yenileme çalışması yapılacak. Tuvaletleri çok kötü. Ben aynı zamanda bir eğitimciyim. Hiçbir anne sabah okula giden çocuğuna artık “Sakın tuvalete girme!” demeyecek. O kadar kötü tuvaletler. Mutlaka onların hijyenini ve temizliğini sağlayacağız. Daha bir sürü projemiz var, önümüzdeki günlerde açıklayacağız…

80 bin kişi evini kaybedecek!

43 yaşında bir kadın niye yapar bunu? Niye kalkışır böyle bir şeye?

-Çünkü memleketin gidişatından pek çok insan gibi ben de huzursuzum. ‘Klavye silahşorluğu’ dışında bir şey yapmak istedim. Elimi taşın altına koymak istedim. Sebep bu. Belediye başkanlığını bütün kalbimle istiyorum. Bunu da mevcut yönetimden daha iyi yapabileceğimi düşünüyorum. En azından, “Ben bunu denememiştim!” demeyeceğim. Hepimiz bir şeyler yapmalıyız. Çünkü ülke elden gidiyor, ülkeyi düzeltmek için son şansımız olduğunu düşünüyorum.

Siyasette geleceğe yönelik başka beklentilerin ve hedeflerin var mı?

-Şu anda sadece belediye başkanlığına kilitlendim. Mesela burada Okmeydanı’nda, Keçeci Piri Mahallesi’nde evini kaybetme tehlikesi yaşayan 80 bin kişi var. Burası, kentsel dönüşüm bölgesi. Bu seçim, onların son şansı. Eğer mevcut hükümet tekrar gelirse, evlerini kaybedecekler. Burada yaşayan insanlara bir gelecek verebilmeliyiz. Tekrar burada yaşayabilmelerini sağlamalıyız…

Peki burası için senin çözümün ne?

-Mevcut belediye başkanı yıkım kararı aldı. Hükümetin yaptığı bütün kentsel dönüşüm çalışmalarında, o bölgedeki insanların yüzde 80’i başka bölgeye geçmiş. Yüzde 20’si ancak kalabilmiş. Çünkü o kadar lüks yapılar yapılıyor ki; oradaki insanlar, oranın aidatını dahi ödeyemeyecek durumdalar. Zaten mevcut belediyenin planlarına baktığımızda, Okmeydanı bölgesinde, helikopter sahaları görüyoruz. Beş tane var. Okmeydanı bölgesinde oturan insanlar dar gelirli. Emekli, memur ya da işçi. Bu insanların helikopter pistiyle hiçbir işi olmaz. Belli ki burada başka bir plan var. Keza bir Fatih Sultan Caddemiz var Piyalepaşa’da. Mahalle arası bir caddedir ama bu cadde, planlarda 35 metre genişliğinde görünüyor. Yani oradan bir E-5 geçiyor. Buradan da anlıyoruz ki, başka bir şey söz konusu…

Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

Yorum Bırak

three × one =