Profesör Rüstem Aslan’ın son derece temiz ve anlaşılır diliyle ‘Yeni Başlayanlar İçin Troya’


Duyduk duymadık demeyin…

Ama zaten duymuşsunuzdur.

2018 “Troya Yılı”.

Görmediyseniz mutlaka Çanakkale’ye gidin, Troya’yı ziyaret edin. Daha yeni Megan Fox gitti. Sizin Megan Fox’tan ne eksiğiniz var?

Tüm dünya akın akın gidiyor.

Bir de bu ay “Troya Müzesi” açılıyor.

Kaçmaz, pek çok ödül alacağı da kesin!

Ömrünü Troya’ya adamış bir bilim insanı, Prof. Rüstem Aslan, Troya’nın Türkiye’deki ve dünyadaki en önemli uzmanlarından biri.

Ben bugün onunla konuştum.

Çok güzel şeyler anlattı, o yüzden yarın da devam edecek.

Bu arada bu röportajı yapma sebebim, Prof. Manfred Osman Korfmann’ın ardından, Troya’nın kazı başkanlığını üstlenen Rüstem Aslan’ın tarih ve edebiyat meraklıları için çok esaslı bir başucu kitabı yazmış olması…

“Yeni Başlayanlar İçin Troya”.

Kitap, Homeros’un yaşadığı dünyadan, yazdığı satırlardan, Akhilleus, Hektor ve Helena’nın hikâyesine, arkeolojik katmanlardan günümüze uzanan bir içeriğe sahip.

Ama anlaşılır bir biçimde kaleme alınmış.

Biliyorsunuz, ozanlar ozanı Homeros’un günümüzden 2700 yıl önce yazıya geçirdiği İlyada Destanı, uğruna pek çok kahramanın öldüğü Troya kenti için verilen mücadeleyi anlatıyor.

On yıl süren Troya Savaşı, aynı zamanda Doğu’nun Batı’ya, Asya’nın da Avrupa’ya karşı verdiği bir savaş olarak değerlendiriliyor.

Aradan geçen bin yıllar sonrasında Troya Savaşı, alevler içinde yanan bir kentin sembolü olmuş. Bu savaş, eşi benzeri olmayan öfkeyi, insan yüreğinin dayanamayacağı trajedileri, her şeyi bir anda tersine çeviren hileyi, yok olup giden kentleri ve umutları en etkileyici şekilde anlatmak için bir başlangıç noktası.

Evet, yeni kuşakların mitolojiye, tarihe ilgisi bizim kuşağımızdan daha az. İlgilerini çekmek için ne yapmak gerekiyor? Belki de profesör Aslan’ın yaptığını yapmalı: Uzmanlık alanı olan akademik veriyi, anlaşılabilir bir biçimde sunmalı.

“Yeni Başlayanlar İçin Troya”, tarih, arkeoloji ve mitoloji meraklıları için başucu kitabı olabilir.

Troya, dünyanın en önemli antik kentlerinden biri. Siz de bu konunun Türkiye’de ve hatta dünyadaki en önemli ismi olarak biliniyorsunuz… Troya’yı hiç duymamış birine özetleyecek olsanız ne dersiniz?

– Büyülü bir kent Troya. Günümüzden tam 5 bin yıl önce, Çanakkale Boğazı’nın girişinde kurulmuş. Doğu’yla Batı’nın, Ege’yle Karadeniz’in kesiştiği noktada olduğu ve Boğaz ticaretini kontrol ettiği için, kıtalararası ticaretin de en önemli merkezi olmuş…

O yüzden düşmanı da çok olmuş…

– Aynen öyle! Tam 1000 yıl, güzel duvarlı, geniş yollu, görkemli saraylarını, depremlere, yangınlara, felaketlere ve saldırılara karşı korumasını bilmiş. Taa ki günümüzden 3200 yıl önce dışarıdan gelen düşmanların saldırılarına kadar…

Bu son savaş, her şeyin sonu mu olmuş?

– Ne yazık ki öyle! Ama sadece bu güzel kent yıkılmamış, Anadolu ve Akdeniz’deki güç merkezleri de yerle bir olmuş. Ama yüzyıllar sonra, Anadolulu bir ozan, Homeros, Çanakkale Boğazı’nın girişindeki bu rüzgârlı ve güzel kent uğruna yapılan savaşı ve kahramanlık öykülerini destanlaştırmış. Ve bu destan sayesinde o yıkık dökük harabeler, tekrar kutsal bir mekâna dönüşmüş. Herkes kendi tarihinden bir parça bulmuş o yanmış ve yıkılmış harabelerde…

Sonra?

– Sonra günümüzden bir buçuk asır önce, bu topraklara ilk kazma vurulmuş. Çıkan her taş, her çanak, havada uçuşan her toz, her buluntu, burayı yeniden güzel sarayları ve benzersiz savunma duvarlarıyla rüzgârlı Troya’ya dönüştürmüş!

O kadar mı?

– Hayır. Bundan tam 20 yıl önce de eşşiz destanlara kaynaklık etmiş yer olması nedeniyle UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış. 2018 ise Çanakkale Valiliği’nin girişimiyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “2018 Troya Yılı” ilan edildi.

KİMİ ZAMAN ŞAİR, KİMİ ZAMAN ARKEOLOG KİMİ ZAMAN BİR TARİH İŞÇİSİYİM

Sizin Troya maceranız nasıl başladı?

– Aslında Troya’yı görmeden başladı! İstanbul Çağlayan Lisesi’nde okurken efsane bir Türk dili ve edebiyatı öğretmenimiz vardı: Ali Çiçekli. Onunla önce Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı, Yaşar Kemal’i sevdim, sonra Homeros ve destanlarını… Yunus’tan Homeros’a uzanan Anadolu şiir ve destan mirası beni çok etkiledi. Lise sonrasında, o dönemde her Türk genci gibi bizim de üzerimizden bir 12 Eylül geçti. Aklımız, ruhumuz, bir o yana bir bu yana savrulup duruyordu. Ama Homeros’un destanları ve Troya dizeleri kulağımda çın çın ötmeye devam ediyordu…

Ve siz arkeoloji okumaya karar verdiniz, öyle mi?

– Aynen öyle! İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı’nda tarih öncesi arkeoloji okumaya başladım. Ve 1988’de arkeoloji eğitiminin başında, karşıma ikinci bir efsane isim çıktı: Manfred Korfmann -nam-ı diğer Osman Bey- 1988 yılında, tam elli yıl aradan sonra, Troya kazıları yeniden başlıyordu. O dönemde projelerinde birlikte çalıştığım çok değerli hocam Mehmet Özdoğan, beni Korfmann’ın kazılarına öğrenci olarak yolladı. Kulağımda çın çın öten İlyada’nın dizeleri, Çanakkale’nin Troya’nın yolunu tuttum. Gidiş o gidiş… Tam 30 yıldır bu topraklarda kimi zaman bir şair gibi kimi zaman bir arkeolog gibi kimi zaman bir tarih işçisi gibi çabalayıp duruyorum.

Ayrıca Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde çalışıyorum. Son 30 yılın bilgi ve deneyimini öğrencilerime aktarmaya uğraşıyorum…

Yorum Bırak

8 − four =