Performans kadar başınıza taş düşsün!

ŞEHİR Tiyatroları’ndan 20 insan açığa alındı. 6’sı kadrolu yönetmen, gerisi oyuncu… İşlerine son verildi. Türkçesi kovuldular! Gerekçe de “performans düşüklüğü”. Ben bunca yıllık yönetmen ve oyunculara ayıp edildiğini düşünüyorum. Ve haksızlık! Aralarında bir sürü ödül kazananlar var. Bazı oyunlar kapalı gişe oynuyor.
Hangi performans düşüklüğünden söz ediyorlar? Hiçbirimiz yemiyoruz yani bu çakma gerekçeyi, bal gibi muhalif oldukları için işlerine son verildiğini biliyoruz. Tiyatronun duayenlerinden Haldun Dormen’in de aralarında olduğu bir grup yönetmen, “Biz onlara kefiliz!” diye kendilerini ortaya koydular, imza topladılar. Evet, bu ülkede bir sürü sorun var. Ama bu sanatçılara yapılan haksızlık da bir sorun, bir an evvel giderilmesini istiyoruz… Bu konuya devam edeceğiz. Bugün huzurlarınıza eski Şehir Tiyatrosu oyuncusu Irmak Örnek’in görüşlerini getiriyorum…

HAMİŞ: Başlık ona ait değil, benim bu mesele üzerine yorumum!

Nasılsın? Performansın ne kadar düşük?

– (Gülüyor) Sorma, yerlerde sürünüyoruz! Performans arttırıcı aldık, toparlamaya çalışıyoruz!

Şaka bir yana, nedir bu performans hikâyesi? Nereden çıktı?

– İnanır mısın, hâlâ tam olarak öğrenemedik! 1 Ağustos’ta hepimizi tek tek aradılar, “Performansınızın düşüklüğü gerekçesiyle işinize son verilmiştir” dediler. Budur. Hâlâ ne yazılı bir belge var ne de bir isim. Kime kızmamız gerekiyor, onu dahi bilmiyoruz. Bir fırsattan istifade durumu var. Çaldığımız kapılardan da herhangi bir cevap alamadık…

İyi de nasıl olur böyle bir şey? Sizce, size neyi söyleyemediler de bunu uydurdular?

– Valla, uydurma olduğu kesin çünkü aramızda ödüllü oyuncular var. Biz de birbirimize soruyoruz, “Sahi biz neden atıldık!” diye. İşine son verilen bu 20 insanın ortak noktası, yılda en az 2-3 oyunda oynayan çalışkan sanatçıları olmaları. O yüzden de böyle bir bahaneyle atılmamız son derece gurur kırıcı…

Sence her şey muhalif olduğunuz için mi?

– Muhalif oyuncu ne demek, inan ben bilmiyorum. Bugüne kadar hiçbir yerde muhalefet olsun diye bir şey demedim, yazmadım. Her zaman ezilen, dışlanan, horlanan insanların olabildiğince yanında oldum. Bunu da açıkça dile getirdim. Arkadaşlarım da benden farklı değil. Mesleğimizin gereği bu çünkü. Bu mu muhaliflik? Derdimiz sadece sağ, sol, ocu, bucu demeden, herkesi kucaklamak. Tiyatro da bunu yapar zaten. Bu duruş mu muhaliflik?

Sence performans düşüklüğü ve yüksekliği neye göre tayin ediliyor?

– Benim bildiğim böyle bir kategori yok. Zaten olamaz ki. Göreceli bir meslek bizimki. Sen sevmezsin, öteki bayılır. Sen abartılı bulursun, öteki seyrederken ağlamaktan ölür. Sen oyunun sözünü yanlış bulursun, bir başkası, “Ufkum genişledi!” der. Ki biraz da olayı budur tiyatronun. Düşük performanslı oyuncular, yüksek performanslı oyuncular ancak dedikodu olarak kalır, bunun ispatı öyle lafla olmaz…

Ama herkes atılmadı, kalanlar var. Onların yüksek performanslı olduğunu kim belirliyor? Ölçü ne?

– Resmi işleyişi tam bilmiyorum ama kabaca şöyle olmalı: Önce o kişinin yer aldığı projelerdeki yönetmenlerin fikri alınır. Birey hatalı görülür ise uyarı yapılır, ona kendini toparlama şansı verilir. Kişi hâlâ disiplinsizlik yapıyor ya da mesleğinin gereğini yerine getiremiyor ise, ancak o zaman atılması söz konusu olabilir. Buna da genel sanat yönetmeni karar verir. Fakat bizim GSY’miz Süha Uygur’un atılmamızdan haberi dahi yoktu. Bizden öğrendi. O makamın da gücünü, 2012’de yaptıkları yönetmelik değişikliğiyle zayıflattılar. Artık Şehir Tiyatroları’nı sanatçılar değil, belediye çalışanları yönetiyor yani!

Benim anlamadığım bu atılan insanların oyunları kapalı gişe oynuyor. Yanılıyor muyum?

– Evet, zaten tuhaf olan bu. Biz bu işi kime yapıyoruz? Bu memleketin insanlarına değil mi? E o insanlar bizi görmek için, 1 ay önceden para verip salonları dolduruyorsa, nasıl bir performans düşüklüğü bu?

Sizinle alıp veremedikleri ne?

– Bilsem! Biz yaş ortalaması 25 olan insanlarız. Ne yapmış olabiliriz ki? Kaldı ki bizle uğraşsalar ne olacak? Tiyatroya hiçbir zarar gelmez! Ha bize yeni bir oyun konusu çıktı o ayrı bir mesele. Bu iş böyledir işte. Haksızlığı, adaletsizliği, ezileni, zorbayı, zalimi konu edersin!

Haldun Dormen başta olmak üzere pek çok yönetmen size destek oldu, “Biz kefiliz, performansları düşük değil!” diye imza topladı… Sonuç sence ne olur?

– Kendi tiyatrosunun yönetmenlerine, Haldun Dormen gibi bir ustaya değer veren, saygı duyan bir belediyenin bu imzalardan sonra bizleri işe geri alması lazım. Bu insanlar, bu memleketin yetiştirdiği, gurur duyulması gereken çok değerli sanatçılar. Ama imzalar açıklandığından beri hâlâ ses seda yok. OHAL sürecinde olduğumuz için her yer karışık. Biz de bekliyoruz. Durulunca ortalık, bu hatadan dönüleceğine inanıyoruz.

“Güdümlü sanat” mı istenen?

– Bilmem, öyle bir sanat var mıymış? Fikir babası kimmiş? Eserler neler? Benim işim tiyatro oyunculuğu olduğu için, o sanat dalı adına bilgim şöyle: Hangi dönem olursa olsun, tiyatronun amacı hesap sormaktır. Hakkı yenilene, “Uyan!” diyebilmektir. Sevgiden bahsetmektir. Sevgiyi güdebilen beri gelsin! Olmaz yani! Eline yüzüne bulaştırırsın. Ben şahsen kalbime laf geçiremiyorum. Güdümsüz seviyorum. Güdümsüz kucaklıyorum. Bu işi de güdümsüz insanlar yapıyor. Tiyatro, güdülmeyelim diye var. Özgürlük ve demokrasi bunu gerektirir çünkü…

NEREYE GİTSİN BUNCA İNSAN

Hiçbir şey, hiçbir bir kuruma, insanlara haber vermeden, 1 günde aniden, kapının önüne koyma hakkı vermez! “Taşeron işçi” olarak yıllardır hukuk dışı çalıştırılıyoruz zaten. Her yıl düzenli olarak işten çıkarıp, geri alım yapıyorlar ki, tazminat hakkımız olmasın. İmzaladığımız sözleşmeler çöp. Hiçbir hakkımız yok. Mecbur bırakılıyoruz bu adaletsizliğe boyun eğmeye. Kadro alımı da yapmıyor devlet. Okullar deli gibi oyuncu mezun ediyor… Nereye gitsin bunca insan? Mecbur çalışıyorsun, sonra da böyle bir günde kapının önüne koyuyorlar. Kuruma başvurmak için sıra bekleyen arkadaşlar! Uyanık olun…

Yorum Bırak

twenty − six =