Can Bonomo: Erkekler kendileriyle barışırlarsa kadınlarla da barışacaklar!

O, Can Bonomo.Bunca yıldır pek çok insanla röportaj yaptım, bu genç adamla yapamamıştım. Oysa, hayranıyım.

Ben anladım, ben, özgünlük, özgürlük ve samimiyet seviyorum. Hepsi var onda. Ve sahici. Mış gibi yapmıyor. Meraklı. Okuyor, yazıyor. Ama haddini biliyor, “Ben şairim!” diye ortalıkta dolaşmıyor. “Sanatçıyım” bile demiyor, “İcracıyım” diyor. Kendini sürekli geliştiriyor. Sonra duygusal zekası yüksek ve duyarlı, çok duyarlı.
Duygularını özgürce ifade edebiliyor.
Türkçesi, öküz erkeklerden değil! Lütfen kimse bu lafa alınmasın. Ama ne demek istediğimi siz anladınız. Hepimiz biliyoruz ki, bu ülke onlarla dolu. Kadınlara azap çektiren, dünyayı dar edenler de onlar…
Onların durumu da acıklı aslında, toplumsal baskılardan feci halde nasiplerini alıyorlar.
Erkek denilen varlığın duygularını göstermemesi gerektiğine, ağlamaması gerektiğine inanıyorlar. Böyle bir kalıp var mesela:
Erkek adam ağlamaz!
Nah ağlamaz!
Niye ağlamasın.
Erkek, taş mı?
Baskılar altında eziliyorlar, kadınlara eziyet ediyorlar.
Konu, fena halde ilgimi çekti.
Çünkü Can Bonomo, Axe için Nilüfer’in “Erkekler Ağlamaz” şarkısını ters yüz etti, “Erkekler de Ağlar” haline getirdi. Sıkı durun, o klip 36 saatte 4.6 milyon insan tarafından izlendi… Ben de karşısına dikildim sordum…

◊ Senin kendine çok özgü bir halin var. Sen çok orijinal bir adamsın. Çoğunluğun “copy paste” olduğu bir dünyada sen kimselere benzemiyorsun. Bana biraz da doğada özgür koşturan atları hatırlatıyorsun. Kimseye boyun eğmeyen bir tarafın var…
– Ne güzel bunları duymak, teşekkür ederim.

◊ Nereden kaynaklanıyor?
– Sevgiyle büyüdüm ben, herhalde o yüzden. Ve ben kendimden memnun bir adamım. Kendimi seviyorum. Hiçbir duygumu ve düşüncemi ertelememeye çalışıyorum…

◊ Nasıl bir aileye doğdun?
– Hayat enerjisi yüksek, neşe dolu bir aileye! Biraz eski Türk filmlerinin naifliği ve masumiyeti vardı bizim evde. Annem de babam da ikisi de ayrı ayrı çok özeldir benim için.

◊ Anne neciydi baba neci?
– Babam işadamı, kağıt işi yapıyor. Annem ise ressamdı. Sanatı, edebiyatı çok severdi. Bize de sevdirdi.

◊ Bir de ablan var…
– Evet, harika ablam ve onun harika, Hayvanlar İçin Projeler Derneği.

◊ İzmir senin kanına ne kadar nüfuz etti?
– Çok etti bence. İzmir’de büyümek benim için büyük şanstı. Benim dikkat dağınıklığım vardı. Hâlâ var. İstanbul’da büyümüş olsaydım, kaybolurdum herhalde. Yani yapmak istediğim birçok şeyi yapamazdım. İzmir’de geçen bir çocukluk büyük mutluluktu benim için.

◊ İzmir’in kadınları farklıdır derler…
– Bence adamları da farklı. Evet çok güzel kadınlarımız var, çok da iyi yürekli. Ama aynı şekilde koca yürekli adamlarımız da var.

◊ Peki sendeki sanata ve edebiyata merak nereden?
– Annemden. Ablamla ben bir kitap bittiğinde, yeni bir kitaba başlamazsak, suçluluk duyardık. Okumamak diye bir şey yoktu. İkimiz de çok okuduk, hâlâ okuyoruz…

◊ Güzel sanatların bir sürü alanıyla haşır neşir bir adamsın. Rol model annen mi?
– Evet. O da sanata çok düşkündü. Çok güzel resim yapardı. Şiire, edebiyata çok meraklıydı. Herhalde onun sayesinde oldu. Bir de yan komşumuz gitaristti. Zafer Abi. Ona özendim ben. Zafer Abi, yüksek sesle müzik yapan bir abimizdi. Anneannem de, “Oğlum gir bir bak, Zafer Abin coştu yine! Söyle birazcık kıssın!” derdi. Ben giderdim, Zafer Abi Beatles çalıyor, Metallica çalıyor. Etkilendim tabii. Dedim ki anneme, “Bana da gitar alın! Alış o alış…

◊ Bütün bu uğraşlar aslında senin kendini arama ve bulma yolculuğun muydu?
– Öyleydi ve o yolculuk hâlâ devam ediyor. Ben hep meraklıydım. Müziğe, sanata, taklide çok meraklıydım. Zaten sanat da, doğanın taklidi gibi bir şey ya biraz…

◊ Anneni kanserden kaybettin. O gidince hayatından, ne eksildi?
– Anne eksildi.

◊ Anne ne ifade ediyormuş?
– Her şey. Hayatımın merkeziydi, mendireğimdi, sırtımı yasladığım dağdı ve en yakın arkadaşımdı aynı zamanda…

◊ Sen kaç yaşındaydın?
– 22. Çok zor geldi ondan ayrılmak. Keşke daha fazla vakit geçirebilseydik birlikte. Ama olmadı. Bu kadar sevdiğiniz birini kaybedince hayatı, biraz daha hızlı öğrenmek zorunda kalıyorsunuz.

◊ Ne kanseriydi?
– Göğüs kanseri ama sonra metastas yaptı. Buradan bütün kanser hastalarına da sağlık ve şifa diliyorum.

◊ Annenden öğrendiğin en önemli şey neydi?
– Samimi olmak. Gerçek olmak. Kimseyi memnun etmek için bugün kendimi bir hallere sokmuyorsam, sebebi annemdir.

Hayata yamuk bakıyorum

◊ Küçükken hayalin neydi?
– Sinema yaparım diye düşünüyordum. Hâlâ düşünüyorum. Eğitimi de aldım zaten. Ama sinema yapmak için kendimi yeteri kadar olgun hissetmiyorum.

◊ Bilgi’ye sinema okumak için kapağı attığında kaç yaşındaydın?
– 17. O günden beri de “icracı”yım. Hâşâ kendime sanatçı demem. Birtakım şeyleri empati yaparak naçizane anlatmaya çalışıyorum…

◊ Piyasada bu kadar iş yaptın, nasıl oldu da sen başkalarına benzemedin?
– Bilmiyorum. Hayata, yamuk bakmakla ilgili herhalde. Hepimizin hayata baktığı pencereler var. Yepyeni bir pencere açmak, çok büyük sanatçıların işi. Ben onlardan değilim. Olsa olsa, hayata çoğunluk gibi düz değil, biraz yamuk bakabiliyorumdur. Bir farkım varsa budur.

◊ O şiirleri nasıl yazıyorsun? Sen aynı zamanda şair misin?
– Ben kendimi lirik yazarı olarak addediyorum. Şair kocaman bir şey ya. Lirik yazarı tanımı bana daha uygun olur.

◊ Bize müzik tarzını nasıl anlatırsın?
– Alternatif müzik yapıyorum ben. Ana akım, bir toplumun akut neşesini sağlayan şey. Alternatif müzik de o ana akımın sağ üst köşesinde duran, biraz daha müziğe ilgili insanların merak edeceği, tüketmek isteyeceği bir müzik türü.

◊ Şarkı sözlerin ve şiirlerin nasıl bu kadar derin? Nasıl oluyor?
– Disiplinli biçimle ilgili bir şey. Çok okuyup, çok yazıyorum ben.

◊ Ruhun yaşlı mı senin?
– Biraz.

◊ Senin için “sahne hayvanı” diyorlar öyle misin? Sahne senin için ne ifade ediyor?
– Sahne bir ödül gibi bir şey aslında. Çünkü anlatmak istediğimiz bir şey var. Kendimizi ifade etmek ve daha fazla insana dokunmak istiyoruz. İçimizdekini dışarı çıkarmak istiyoruz. Sahne de tam olarak bunu yaptığımız yer!

“Karı gibi ağlama!” ne talihsiz bir tanım

◊ Sen, bir kadının yanında ağlar mısın?
– Elbette, insan değil miyim ben? Niye ağlamayayım?

◊ Anneni kaybetmenin acısını bir kadınla paylaşabildin mi?
– Tabii ki. Ne mutlu bana ki duygularımı ifade edebiliyorum. Bu konuda bir sıkıntı yaşamıyorum. Ama yaşadığımız toplum ataerkil. Ve erkekler sürekli kendilerini, duygularını, acılarını, sıkıntılarını bastırıyorlar. Neandertal diyebileceğimiz bir düzeyden söz ediyorum artık!

◊ “Karı gibi ağlama!” denir ya…
– Evet ya, ne talihsiz bir tanım! İşte biz, biraz da buna işaret ediyoruz. “Erkek güçlüdür!”, “Duygularını belli etmez, duygularını içine gömer!” mitlerini, kalıplarını yıkmaya çalışıyoruz. Böyle bir şey yok. Olmasın da. Erkekler de ağlasın…

◊ Feminizm mi bir tarafıyla bu söylediklerin?
– Hayır. Ben hümanizm demeyi tercih ederim. Erkeklere vermek istediğimiz mesajlar şunlar: Beyler, duygularımızı saklamıyoruz. Kadın ve erkek eşittir, bunu unutmuyoruz. Ama erkeklerin yaftalandığı o saçma kalıpları unutuyoruz. Kadınların da keza aynı şekilde. Ve mutlu mesut, eşit bir biçimde birlikte yaşamaya çalışıyoruz…

GÖZYAŞINDAN ENSTALASYON

◊ Erkekler de Ağlar’ın lansmanı nasıldı?
– Bence ilginçti. Gözyaşından enstalasyon yapıldı.

◊ Nasıl yani?
– Meğer gözyaşı parmak izi gibiymiş. Herkesinki kendine özel. Erkeklerden gözyaşı alındı. Benden de alındı. Mikroskopta büyütüldü ve resim haline getirildi. Bunun için de küçük tüplerin içine ağlamamız gerekti.

◊ Elinde tüp ağlamaya mı çalıştın?
– Evet. Büyük bir konsantrasyon gerektiriyor ama işin en paradoksal kısmı şu. En sonunda ağlayabildiğin zaman o kadar mutlu oluyorsun ki, bu sefer de gülesin geliyor! Ama yaptım, başardım…

Erkekler de Ağlar 36 saatte 4.6 milyon insan izledi

◊ En çok ses getiren şarkılarından biri de, “Erkekler de Ağlar!” Bu nereden çıktı?
-Axe ile yaptığımız bir proje o. Benim için sosyal sorumluluk gibi bir şey. Bir tür erkeklerin üzerine yıkılan “erkeklik kalıplarının” yıkılması. Ne mi yaptık? Nilüfer’in “Erkekler ağlamaz!” şarkısını yeniden yorumladık. 2017 yılının tezahürü yeni bir şey olmalıydı. Çünkü ağlamayan erkek fikri eskidi. Ağlamayan, duygularını göstermeyen… Klip büyük ilgi gördü. 36 saatte 4.6 milyon insan izledi…

◊ Deli bir şey bu…
-Evet! Çok güzel! Bu da gösteriyor ki, insanlar, basmakalıp ve stereotip erkeklerden sıkıldı. Bence o erkekler de, kendilerinden sıkıldı. Seksizmin çağdışı olduğunu düşündüğümüz bir dünyada, “Ağlama!”, “Duygularını gösterme!” gibi mesajlar vermek çok geri kalıyor. O yüzden o şarkıyı alıp güncellemek iyi oldu, mesaj yerine ulaştı.

Duygularımızı açıkça yaşayalım

Erkeklerin üzerindeki erkeklik baskısı, toplumda büyük yara. Erkek, şiddet mi uyguluyor?
Bunu aslında mutsuzluğundan ve yetersizliğinden yapıyor. Kendini yeterli ve mutlu görse, yapmayacak. Kendini yeterli görmenin bir yolu da duygularını açıkça yaşayabilmek.
Mutsuzsan, mutsuz olduğunu söyleyebilmek. Bir insan duygularını ifade edemiyorsa, tamamlanmamıştır. Tamamlanmamış olan her şey de biraz sakildir. Eğer erkekler, kendileriyle barışırlarsa, kadınlarla da barışacaklar…

Yorum Bırak

twenty − seven =