Öyle bir geçer zaman ki… Telefon kablosu saçlı kız vardı ya, Alya liseli oldu!

 YA işte böyle…

Daha dün, “telefon kablosu saçlı kız” yazıları yazıyordum. Bugün o kız liseli oldu. Hindistan’da ortaokulu bitirdi. Demin de mezuniyet töreni vardı. Şaka gibi di mi? Oturduğum yerde, o yazıları yazdığım Dubai yılları gözümün önümden film şeridi gibi geçti. Ve o sırada uzun saçlı, tatlı bir kız elinde Türk bayrağıyla sahneye çıktı! Gülümsedi ve “İyi akşamlar. Hepiniz hoş geldiniz!” dedi. Türkçe. Kızım sahneydi, anadilinde konuşuyordu. Gözlerim doldu.

*

Hindistan’dan ayrılma zamanı geldiği için de gözlerim dolu…

Öyle bir geçer zaman ki… Telefon kablosu saçlı kız vardı ya, Alya liseli oldu

Gözünü sevdiğimin Hindistan’ı… Bize ne iyi geldin! Şahane bir üç yıl geçirdik, inanılmaz renkli geçti. Daha sabırlı, daha tahammülü insanlar olduk, pek çok şey öğrendik, yargıladığımız pek çok şeyle yüzleştik, ruhen de zenginleştik, aile olarak da birbirimize daha çok kenetlendik…

Üç yıl önce Türkiye’den ayrılırken, birkaç pedagoga ve öğretmene, “Eşim Hindistan’a tayin oldu. Alya da ergenliğe giriyor. Hindistan’a taşınalım mı? Ne dersiniz?” diye sormuştum “E kritik yaşlar. Risk almaya gerek var mı? Alıştığı ortamdan koparmayın buluğ çağında!” demişlerdi.

Ama Allah’tan ben hayatta herkesi dinleyip (bazen de dinlemeyip) kafamın dikine gidiyorum. Benim kalbim, hep birlikte olmaktan yanaydı. Onlar güya çocuğu düşünüyordu ama aile bölünüyordu. Tamam, Ömer gidip gelecekti ama baba orada, anne ve çocuk burada… Bölünmüş aile olacaktık. Yemedi gözüm! Benim için aile her şeyden önce geliyor. Neymiş, çocuğu alıştığı ortamdan koparmamak gerekiyormuş! Neymiş risk almamak gerekiyormuş!

*

Bence tam tersine… Hayattaki kilit kelime bu…

Öyle bir geçer zaman ki… Telefon kablosu saçlı kız vardı ya, Alya liseli oldu

“Risk almak”… Risk almak gerekiyor.

Almadan bir halt olmuyor! Hindistan’a gelerek risk aldık. Bir bilinmezdi başta. Zor olur, zorlanırız zannettik. Zor mor olmadı. İyi de gelmişiz. Hep şunu savunuyorduk, “Biz üçümüz yaparız, her yerde yaparız. Birbirimize sarılır, her yerde yaşarız! Her yeri ev, her yeri yuvaya dönüştürürüz!” Yaptık da… Alya da ruhen derinleşti ve zenginleşti burada, biz de… Oysa güvenlik alanından çıkmayabilirsin, risk almadan durabilirsin. Ama yaşadığını hisseder misin bilemem.

*

Demin Alya’nın mezun olduğu okulun kurucusu, şahane bir konuşma yaptı. Bir senedir yollardaydı, dünyadaki en iyi üniversiteleri geziyordu. Daha iyi bir lise yaratabilmek ve öğrencilerini o en iyi üniversitelerine hazırlayabilmek için.

Konuşmasında şöyle dedi: “O okullara nasıl gençleri kabul ediyorlar biliyor musunuz? Risk alan gençleri! Güvenlik çemberinde kalmayı tercih eden biri misiniz, yoksa risk almayı seçen biri misiniz? Öyle olun, risk alın!” dedi.

“Derinleşmeye” de değindi. “Artık lisede derinleşmek gerekiyor” dedi. “10 değişik alanda değil, sevdiğiniz alana yoğunlaşın, derinleşin!” dedi. Hep aynı şeyi öneriyorlar: “Tutkuyu duyduğunuz alanı keşfedin, yani kendinizi yaparken mutlu hissettiğiniz şeyi bulun o konuda derinleşin, ilerleyin, büyüyün ve öğrendiklerinizi başkalarıyla paylaşın…”

*

Hindistan bizim için tutkularımızla buluştuğumuz yer oldu. Alya hep dans ediyordu ama bu kadar yoğun değil. Burada tutkusunun dans olduğunu iyice anladı. Hem okuluna gitti hem de haftada 28 saat dans etti, dans çalıştı, kendini geliştirdi.

“Dans” deyip geçmeyin, sadece sahnelenen bir performans değil, koreografisi var, tarihi var, felsefesi var, terapisi bile var. Bunlara da ilgi duydu Alya. Kısıtlı imkânlı okullarda sosyal sorumluluk projesi kapsamında küçük çocuklara dans dersi verdi. Dansı her şeyin içine soktu. Ben şöyle söyleyeyim siz anlayın: Okulda verdikleri ödev, Hindistan-Pakistan savaşı ve insanların çektiği acıların anlatılmasıydı. Alya, dansla anlattı. Dans hayatının her alanına girdi. Londra’da bir müzikal tiyatro okulunda tutkusuna devam edecek.

*

Hindistan, sadece Alya’nın değil, benim de tutkularımı keşfettiğim yer oldu. Sakajewa’yı Alya’yla birlikte yarattık. Bir gece yatakta hayal kurarken başlayan Sakajewa iyilik kolyeleri sonunda Bodrum’da bir atölyeye dönüştü. Yerel kalkınmaya destek verme projesi oldu. TOG Vakfı’yla işbirliği yapıyoruz, ama bütün sivil toplum örgütleriyle de işbirliğine açığız. Herkesin katılabileceği farklı konuda workshoplar (çalıştay) düzenlenecek, ürettiklerimizden elden edilen gelir köyün kalkınmasına aktarılacak. Haziran sonu TOG’lu gençler orada olacak.

Hindistan nefis bir şekilde, tutkularımıza ilham veren bir yer oldu. Bakalım Londra bize neler öğretecek…

Yorum Bırak