Emine Bulut davasından çıkan kararı alkışlıyoruz!

BİLİYORSUNUZ, Emine Bulut davasında karar verildi.
İşte budur!!!
Kararı alkışlıyoruz.
Bu kararı verenleri de bütün yüreğimizle kutluyoruz. Hatta yanımızda olsalar, yemin ederim, boyunların atlayıp yanaklarından öpeceğim! Öyle mutlu oldum. Aslında olması gereken oldu, ama genellikle olması gereken olmadığı için bu kararla çok mutlu olduk.

TCK madde 82/1-a ve b bendinden ‘tasarlama ve canavarca hisle öldürme’den ceza verilmedi. Sadece 81. maddeye göre ceza kuruldu. Yani ‘haksız tahrik’ ve ‘takdiri indirim’ uygulanmadı.
Cani MÜEBBET hapis aldı!
Evet, o bir can aldı, günahsız bir kadının canını aldı, onu feci bir şekilde öldürdü.

Ama KENDİSİ DE YAŞARKEN ÖLECEK!

Son nefesini verinceye karar yaptığı şeyin bedelini çekecek, çeksin. Tabii ki hiçbir şey Emine Bulut’u geri getirmeyecek ama caydırıcı karar budur. Adalet sistemimizden beklediğimiz budur. Bu karar, kadınların canına kast eden erkekleri durduracaktır, durdurmalıdır.

Bu ülkede yaşayan bir kadın olarak, bir anne olarak teşekkür ediyorum.

ERKEN TANI ERKEN KURTUL



BİLİYORSUNUZ, ekim ayı ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’. Elimden geldiğince kadın kanserleriyle ilgili çalışan, erken teşhisin önemi vurgulayan derneklere, vakıflara destek olmaya çalışıyorum.

Maalesef 2018’de dünya çapında yaklaşık 2.1 milyon yeni meme kanseri tanısı oldu. Sadece Türkiye’de 22 bin 345
Bu çok büyük bir rakam.

Allah’tan canla başla meme kanseri konusunda farkındalık yaratmaya çalışan dernekler var. Çoğunluğunun yönetiminde de kadınlar var. ‘MEMEDER’, ‘Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği’ ve ‘Pembe Hanım Derneği’ bunlardan birkaçı.

Dün, Pembe Hanım Derneği’yle bir etkinlikteydik. Seve seve, koşa koşa gidiyorum. Hele bizim iyilik kolyelerinden alıp bu derneklere destek olanlara uçarak gidiyorum. Dün bir farmakoloji şirketi bizden 100 kolye aldı ve Pembe Hanım Derneği’ne 15 bin lira bağışta bulundu. Derneğin başkanı, gazeteci yazar Nevval Sevindi. Kendisi de iki kere meme kanserine yakalandı. O günden beri de kendisi gibi meme kanserine yakalanmış olan derneğin genel sekteri Seda Kansu’yla bu konuyla ilgili farkındalık yaratıyor, erken teşhise yönelik değerli çalışmalarda bulunuyor. Düşünün, Güneydoğu’daki dağ köylerini dahi geziyorlar. Anlatıyorlar, anlatıyorlar, anlatıyorlar… Derneğin isminin ‘Pembe Hanım’ olmasının sebebi de Nevval Sevindi’nin anneannesinin isminin Pembe olması. Bu iki kadını ve meme kanseriyle ilgili çalışma yürüten tüm kadınları kutluyorum.

Dün şahane bir sloganla sahnede konuşma yaptılar: “Erken tanı, erken kurtul!”

Evet, yapmamız gereken bu. Sadece elle muayene yeterli değil arkadaşlar, çünkü ele gelecek seviyeye ulaşmışsa epey yayılmış olduğu anlamına geliyor. Lütfen gerekli taramaları ve mamografinizi ihmal etmeyin. Lütfen, lütfen, lütfen…
Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır. Kontrollerden kaçan bir kesim insan var, hoşlanmıyorlar. Bunu yapmayalım, bu yazıyı okuyup kontrollerini bir süre aksatmış olanlar, bunu bir işaret kabul etsinler ve gidip yol yakınken şu kontrolleri yaptırsınlar. Çünkü kanser sadece sizi değil, sevdiklerinizi, ailenizi de vuruyor. Bunun önüne geçmek de elinizde…

LONDRA’DA TAHARETLİ TUVALET


NASIL bir şeydir bu sosyal medya!
7 haftadır Londra’daydım. Biliyorsunuz Hindistan macerası bitti, artık İngiltere’de yaşıyoruz. Alya orada okuyor. Bizim filmimizin başkahramanı o. Yardımcı oyuncu olarak da ben varım. Ömer Ocak’a kadar yok.

7 hafta boyunca daha çok anne ve ev kadınıydım. Bir de başımda yaşadığımız mekânı “ev”e çevirme derdi vardı, ustalarla, inşaatla uğraştım. Ben ara ara fotoğraf paylaşıyordum. Kimin neyi ne kadar gördüğümden de haberim yoktu.

Zor bir şeymiş İngiltere gibi bir yerde ustalar ve inşaatla uğraşmak. Bunalıma girdim tabii. Biz Türkiye’de, Avrupa ülkelerine göre çok daha kolay ve lüks bir hayat yaşıyormuşuz. Bu başlı başına bir yazı konusu. Birkaç cümlede anlatamayacağım. Londra’da yaşamanın çok artıları var, ama eksileri de var. Ben epey zorlandım. Çünkü orada her şeyi kendin yapman gerekiyor. Orada pek çok insan parkesini kendi takabiliyor, koltuklarının kumaşlarını değiştirmeyi bile öğrenmişler. Çünkü aksi takdirde ustalara bir servet ödemek gerekiyor. Herkes matkap kullanabiliyor vesaire vesaire… Burada yardım alabiliyorsun. Ben aklımı kaçırıyordum. Neyse, bitti her şey. Altından kalktım. Bunalımım geçti. Ev bitti. İçime sindi.

Beni şaşırtan, karşılaştığım herkesin başımıza gelen her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor olmasaydı. Sosyal medya böyle bir şey. Yeni çağın yeni iletişim biçimi. Paylaştığım bütün içeriklerden herkes haberdardı.

En komiği, en çok da taharetli tuvalet ilgi çekmiş! 6 yıl boyunca farklı kiracılar yaşadığı için tuvaleti değiştirmek istedim. Ama bizdeki gibi taharetli değil orada tuvaletler. Ömer de diretti, “Bu kadarını yaptın. Onu da yaparsın sen!” diye. Epey bir araştırmadan sonra taharetli tuvaletimiz geldi ama ne macerayla… Ve sevgili Bayram Usta sonunda taktı. Evin en değerli mobilyası şu anda.

7 hafta boşunca yaşadığım bütün saçma sapan, dramatik, komik sıkıntılarımı benimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

EKİMDE BODRUM

ŞU anda da Bodrum’dayım. Ve dünyanın en güzel yerindeyim. Bu mevsimde harika oluyormuş. Hava nefis. Doğa nefis ötesi. Bu yazıyı bitirip denize girmeyi düşünüyorum. Şükürler olsun. Bana Londra mı, İstanbul mu, Bodrum mu derseniz… Tereddütsüz, kafadan Bodrum derim! Burada neden olduğumu da artık yarın anlatırım…

Yorum Bırak

18 + 15 =