HİKAYESİ YARIM KALMADI

FERDİ GİTTİKTEN SONRA DEDİM Kİ  “ONUN ADINI SADECE ACIYLA, YASLA DEĞİL O KOCAMAN KALBİNE YARAŞIR ŞEKİLDE İYİLİKLE YAŞATMALIYIM”

Vakıf kurdunuz. Acının içinden bir iyilik üretmeye çalışıyorsunuz. Bu fikir nasıl doğdu?

Ferdi’yle biz, insanlara dokunmayı, hep çok sevdik. Bir çocuğun yüzünü güldürmek, birinin bir ihtiyacını fark edip, ona el uzatmak bizim evimizin, evliliğimizin zaten çok doğal bir parçasıydı. O gittikten sonra kendi kendime dedim ki; ”Ben onun adını sadece acıyla, yasla değil; onun o kocaman kalbine yaraşır şekilde iyilikle yaşatmalıyım.” Tabii ki hiçbir şey, içimizdeki o devasa boşluğu doldurmaya yetmiyor; ama eğer o acının içinde tamamen karanlığa gömülüp kalırsanız, bir süre sonra nefes bile alamıyorsunuz. İşte bu vakıf, bizim için yeniden nefes alma şekli oldu. Ne zaman bir çocuğun elinden tutsak, ne zaman bir annenin içten duasını alsak ya da sokaktaki bir cana dokunsak, Ferdi’nin sevgisinin bu dünyada hala yaşamaya devam ettiğini hissediyorum. Bu kararı, daha eşimin vefatının üçüncü haftasındayken, kızım Nehir ve Murat abimle birlikte aldık. Onun yarım kalan sevgisini büyütmek, bizim hayata tutunma sözümüz oldu.

VAKIF OLARAK BİZİM İÇİN HER BİRİ ÇOK KIYMETLİ OLAN İŞLERE İMZA ATTIK EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİNİ ÖNCELİĞİMİZE ALDIK

Neler yaptınız?

İlk olarak, eğitimde fırsat eşitliğini önceliğimize aldık ve Darüşşafaka’da eğitim gören 10 başarılı öğrencimizin burs desteğini üstlenerek yola çıktık. Ardından Celal Bayar Üniversitesi’nde okuyan, gerek Manisalı gerekse şehir dışından gelip burada zorluk yaşayan gençlerimize burs vermeye başladık. Bu desteği zamanla Manisa’mızın 17 ilçesindeki ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine kadar yaydık. Dağ köylerindeki çocuklarımız üşümesin diye kıyafet kampanyaları düzenleyip onlara ulaştırdık; okullara forma zorunluluğu geldikten sonra bütçesi yetmeyen pek çok ailemizin çocuklarına okul formalarını temin ettik. Sadece eğitimle de sınırlı kalmadık; engelli çocuklarımıza akülü sandalye desteği sağlamaya, evlerindeki eksiklikleri gidermeye başladık. Yaşam şartları çok zor olan, rutubetli evlerin tadilatlarını üstlenip o yuvaları yaşanabilir kılmak için kolları sıvadık. Özel gereksinimli çocuklarımızın eğitim gördüğü okulların bahçe düzenlemelerini ve fiziki tadilatlarını yapıyoruz.

Bir çocuğun eğitim yolculuğuna omuz verebilmek

Bir annenin yükünü biraz olsun hafifletebilmek

Bir gencin ‘Bu hayatta yalnız değilmişim’ diyebilmesini sağlamak

En büyük gayemiz

FERDİ’NİN RUHUNU HUZURA ERDİRECEK ŞEY DE İŞTE BU GÖNÜL KÖPRÜSÜDÜR!

Ferdi Zeyrek yaşasa, en çok hangi kısmıyla gurur duyardı?

Hiç şüphesiz en çok çocuklar için yaptığımız güzel işlerle gurur duyardı. Eğitim burslarıyla gençlerin önünü açmamızdan, dağ köylerindeki çocuklara kadar ulaşıp ellerinden tutmamızdan tarifsiz bir mutluluk duyardı… Bir çocuğun, bir gencin sırf imkansızlıklar ya da çaresizlik yüzünden hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmasına içi hiç elvermezdi, çok üzülürdü. Bir de o, bu vakfın soğuk ve mesafeli bir kurum gibi yönetilmesini asla istemezdi; insanların her ihtiyaç duyduğunda çekinmeden kapısını çalabildiği, o eski sıcak mahalle kültüründeki gibi samimi bir yuva olmasını arzu ederdi. İşte biz de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz. Bizim için mesele sadece maddi bir yardımda bulunmak değil; buraya gelen her kişinin kendini görülmüş, sesi duyulmuş ve bu hayatta asla yalnız bırakılmamış hissetmesidir. Ferdi’nin ruhunu huzura erdirecek şey de, işte bu gönül köprüsüdür.

NE ZAMAN TEREDDÜDE DÜŞSEM ‘SEN NURCAN’SIN, YAPARSIN…’ DEDİ BUGÜN DE EĞER BENİ BİR YERLERDEN GÖREBİLİYORSA YİNE AYNI ŞEYİ SÖYLEDİĞİNE EMİNİM

Bugün sizi görebilseydi, sizce size ne  derdi?

Ferdi, ne zaman zor bir durumla karşılaşsam, ne zaman birazcık tereddüde düşsem ‘Sen Nurcan’sın, yaparsın…’ derdi. Bugün de eğer beni bir yerlerden görebiliyorsa, yine tam olarak aynı şeyi söylediğine eminim. Onun ideallerini yaşatmak için verdiğimiz bu kararlı mücadeleyi, kızlarımızla birlikte ayakta kalma çabamızı ve o çok sevdiği insanların ve can dostlarımızın hayatlarına vakıfla nasıl dokunmaya çalıştığımızı gördükçe, her zamanki gülüşüyle bizi izlediğini çok derinden hissediyorum.

İNSANA YAPILAN YATIRIM ACIYI İYİLİĞE DÖNÜŞTÜRMENİN VE BU DÜNYADA GERÇEKTEN KALICI OLABİLMENİN TEK YOLU

“En büyük yatırım insana yapılan yatırımdır” cümlesi bugün sizin hayatınızda nasıl karşılık buluyor?

Vakfımızla, tam olarak bu cümlenin içini doldurmaya çalışıyoruz. Bir çocuğun kalbine ve zihnine yaptığınız yatırım nesiller boyu yaşamaya devam eder. Siz bugün bir çocuğun eğitimine dokunursanız, sadece onun bugününe değil, ülkenin de geleceğine dokunmuş oluyorsunuz. Bir insanın samimiyetle elini tuttuğunuzda, onun sadece kaderi değil, dünyaya ve hayata bakışı bile değişebiliyor. İşte bu yüzden insana yapılan yatırım, acıyı iyiliğe dönüştürmenin ve bu dünyada gerçekten kalıcı olabilmenin tek yolu…

İnsanların vakıfta en doğru anlamasını istediğiniz şey ne?

Bu vakıf sadece tabelasında Ferdi’nin adını taşıyan, geçmişi yad eden bir yer değil; burası tam anlamıyla Ferdi’nin hayata bakışının, o dillere destan samimiyetinin, vicdanının ve dayanışma ruhunun bizzat yaşadığı bir yer. Biz onun adını bir çocuğun gülüşünde, bir gencin umudunda, yani hayatın tam içinde yaşatmayı istiyoruz.

HAYALİM, MANİSA’YA ONUN ADINI TAŞIYAN  ‘FERDİ ZEYREK VAKFI ÜNİVERSİTESİ’ KAZANDIRABİLMEK

Siyasetle aranıza özellikle mesafe koymaya çalışıyorsunuz gibi görünüyor…

Evet. Benim siyasete dair, o kulvarlarda yer almaya dair hiçbir bir hayalim ya da beklentim yok. Benim bütün odağım, bütün enerjim Ferdi’nin ideallerini ve mirasını en doğru, en temiz yerde yaşatabilmek. Siyasetin kendine has dinamikleri var; iyiliğin, insana dokunmanın siyaseti olmaz. Benim hayallerim çok başka bir yerde. Mesela geleceğe dair en büyük, en heyecan duyduğum hayalim Manisa’ya onun adını taşıyan bir ‘Ferdi Zeyrek Vakfı Üniversitesi’ kazandırabilmek.

Bu süreçte sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?

Acımızın ilk anından itibaren Türkiye’nin dört bir yanından inanılmaz bir sevgi gördük; tek bir an bile bizi yalnız bırakılmadık. Bu destek çok kıymetliydi ama beni asıl şaşırtan ve derinden sarsan şey, dünyanın öbür ucundan, bizi hiç tanımayan insanların bir şekilde bize ulaşması oldu. Amerika’dan, İspanya’dan, Almanya’dan, İtalya’dan insanlar çok samimi mesajlar gönderdiler, acımızı paylaştılar, başsağlığı dilediler. İşte o zaman anladım ki, sevgi sınır tanımıyormuş… İyilik de, yas da dünyanın neresinde olursanız olun aynı dilde konuşuyormuş.

GİDİŞİYLE HAYATIMIZDA TARİF EDİLEMEYECEK KADAR BÜYÜK BİR YOKLUK AÇILDI

“Yarım kalan değil, devam eden hikaye” fikri sizde nasıl doğdu?

Ferdi’nin gidişiyle hayatımızda fiziksel olarak tarif edilemez, çok büyük bir yokluk açıldı, bu doğru… Ama onun bize bıraktığı sevgi, öğrettikleri, bu şehirde ve insanların kalbinde bıraktığı o derin iz devam ediyor. Ferdi hep hayatın içinde duran, üreten ve insanların hayatına dokunan biriydi. İşte bu yüzden onun hikayesine ‘yarım kaldı’ demek, onun o dinamik ruhuna haksızlık gibi geldi bana. Onun sevgisini, değerlerini, insana dokunan o güzel tarafını kaldığı yerden alıp devam ettirmek istedim. Ferdi’nin hayatlara dokunan elleri artık biziz; o yüzden bu hikaye yarım kalmadı, vakıfla birlikte yaşamaya devam ediyor.

HAYATTAKİ EN KIYMETLİ ŞEY  RUH HUZURUYMUŞ ŞU AN HİSSETTİĞİM YEGANE İHTİYAÇ BU

Bundan sonra nasıl bir hayat kurmak istiyorsunuz?

Bir yanda Ferdi’nin o güzel değerlerini, vakfımızla yaşatmaya, insanların hayatlarına dokunmaya devam ederken diğer yanda bir anne olarak çocuklarımı bu fırtınanın ortasından sağlıkla çıkarıp onların mutlu, güçlü, ayakları yere basan , sevgi dolu bireyler olarak büyümesini sağlamak istiyorum.

Şu an en çok neye ihtiyacınız var?

İnsan böyle çok büyük bir kayıp yaşadığı zaman anlıyor ki hayattaki en kıymetli şey ruh huzuruymuş. Şu an hissettiğim yegane ihtiyaç bu. Çocuklarımla yan yana, omuz omuza olabilmek; onlarla birlikte sağlıklı, sakin, sevgiyle dolup taşan bir hayatı yaşayabilmeye devam etmek. Benim için şu an bundan daha kıymetli bir sığınak yok.

BENİ ASIL İNCİTEN, ÇOCUKLARIMLA OLAN O GÜLER YÜZLÜ PAYLAŞIMLARIMIZA GELEN BAZI YORUMLAR

İnsanların sizi yanlış anladığını düşündüğünüz bir konu var mı?

Bazen sosyal medyadaki o aktif halimiz, vakıfla ilgili yaptığımız işleri paylaşmamız ya da çocuklarımla olan güler yüzlü, neşeli anlarımız dışarıdan çok farklı yorumlanabiliyor. Öncelikli olarak şunu belirteyim: Bizim vakfımız arkasında büyük holdinglerin, fabrikaların olduğu, sınırsız bütçeli bir yapı değil. Biz tamamen gönüllülükle ve emekle ayakta duruyoruz. Haliyle, yaptığımız işleri görünür kılmak, daha fazla insana ulaşabilmek ve vakfı büyütebilmek için sosyal medya bizim adımıza çok önemli bir köprü. Ben orada şahsen gündem olmak ya da sadece ‘görünür’ olmak için aktif değilim; tek derdim daha fazla çocuğa, daha fazla ihtiyaç sahibi aileye ulaşabilmek. Yapılan işler görünür oldukça destekler artıyor. Ama beni asıl inciten, çocuklarımla olan o güler yüzlü paylaşımlarımıza gelen bazı yorumlar… Ben, babalarını kaybederek hayatlarına darbe almış üç tane kız çocuğunun annesiyim. Kimse bilmiyor ki, ben her gün o çocukların yüzünde küçücük bir tebessüm açtırabilmek için bir uğraş içindeyim. Bir anne olarak çocukları hayata tutundurma mücadelemin bazen dışarıdan hiç anlaşılmaması beni gerçekten çok derinden üzüyor…

HİÇBİR MAKAMIN, HİÇBİR UNVANIN PEŞİNDEN GİTMİYORUM BEN SADECE FERDİ’NİN YARIM KALAN HAYALLERİNİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMENİN PEŞİNDEYİM

Nurcan Zeyrek bugün neyin peşinden gidiyor?

Hiçbir makamın, hiçbir unvanın peşinden gitmiyorum, sadece insanların hayatına gerçekten dokunabilmenin, peşinden gidiyorum. O yüzden inanın Ayşe Hanım, gece gündüz demeden çalışıyorum. Hayattaki en büyük motivasyonum, Ferdi’nin insanlara dokunan kalbini vakfımız aracılığıyla çok daha fazla insana, çok daha fazla çocuğa ulaştırabilmek. Ben, Ferdi’nin yarım kalan hayallerini gerçeğe dönüştürmenin peşindeyim.

 

Yorum Bırak