Bazı insanlar vardır… İyi iş yapar. Bazıları vardır… Hayat değiştirir. Şef Ebru Baybara Demir ikinci türden. Ona bayılıyorum. Çünkü sadece yemek yapmıyor, yemek üzerinden hayatlara dokunuyo. Yıllardır Mardin’de, kadınlara meslek kazandırıyor. Onlara para kazanmayı, ayakta durmayı, “Ben de yapabilirim!” demeyi öğretiyor. Sonra 6 Şubat oldu. Hepimiz donduk kaldık. Ne yapacağımızı bilemedik. O ise yine mutfağa girdi. Ve o mutfakta, sadece yemek pişmedi… Umut pişti. Dayanışma pişti. İnsanlık pişti. Gönül Mutfağı işte öyle doğdu. 400 bin gönüllü… Günde 90 bin kap yemek… Sonra çocuklar için kahvaltılar… Şimdi de her gün, 5000 çocuğa yemek. Şimdi de, Coca-Cola Türkiye desteğiyle yürüyen “Bir Mutfaktan Bin Sofraya” projesi var. Hataylı kadınlar, 3 ay eğitim alıyor. Kazan yemeği yapmayı öğreniyor. Ramazan boyunca, onların yaptığı 300 bin kap yemek ihtiyaç sahiplerine ulaştı. Ama asıl önemlisi şu:
O kadınlar artık sadece yemek yapmıyor. Bir meslek sahibi oluyor. Kendi paralarını kazanıyor. Kendi ayaklarının üstünde duruyor. Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’nda, Atatürk Parkı’nda da stand kurmuşlardı. Kazanlar kaynıyordu. İnsanlar kuyruktaydı. Ve o kuyruk boşuna değildi. Ben en çok teşt pilavına bayıldım. Hâlâ tadı damağımda. Günde 4 kez farklı yemek çıkardılar. Teşt pilavı, müceddere, kuzu etli bademli iç pilav… Her biri şahaneydi. Ama mesele sadece lezzet değil… Çünkü birkaç ay önce evinde yemek yapan kadınlar, bugün binlerce kişiye yemek çıkarıyor. İşte ben en çok buna hayranım. Röportaj boyunca Ebru’num en çok şu cümlesi beni etkiledi: “Bir kadının yapabileceği en büyük değişim, başka bir kadının değişimine destek vermesidir.” Evet. Tam da bu. Tebrik ediyorum Ebru Baybara Demir’i… Ve onunla birlikte, eğitim alıp meslek sahibi olan o müthiş Hataylı kadınları. Kadınları destekleyen, güçlendiren, birbirine omuz veren böyle projelerin çoğalması dileğiyle… @ebrubaybarademir @cocacola_tr #işbirliği #

6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE 4000 GÖNÜLLÜYLE GÜNDE 90 BİN KAP SICAK YEMEK DAĞITTIK

Bütün Türkiye seni, 6 Şubat depremlerinden sonra yarattığın o muhteşem dayanışma örneği “Gönül Mutfağı”yla tanıdı. Bilmeyenlere anlatır mısın “Gönül Mutfağı” nedir? Nasıl doğdu?
Tamamen gönüllü bir inisiyatif olarak doğdu. İlk kuruluş amacı, sıcak yemek hazırlamaktı. 4000’den fazla gönüllü ile, günde 90 bin kap sıcak yemek dağıtımı yaptığımız bir sistem kurduk. Altında yatan felsefe şuydu: “Bir yerde ocak yanıyorsa, orada umut bitmez!” İlk önce İskenderun’da bakanlığı’nın desteğiyle, Bir yurdu büyük bir aşevine dönüştürdük. Topraktan Tabağa Kooperatifi aracılığıyla, gıda listeleri yayınladık. Kimi yönetmen, kimi cerrah, kimi CEO, unvanlar fark etmeksizin, pek çok insan bu mutfakta gönüllü oldu. O kazanların etrafında yemekler pişerken, o yemekler dağıtıma çıkarken, herkes birbirine kenetlendi. O kazanlarda sadece yemek değil, umut pişti. İlk dönem ana ihtiyaç, sıcak yemekti. Sonra yavaş yavaş erzak, hijyenik malzeme… 1000’den fazla bireysel, kurumsal gönüllü destek oldu. “Gönül Mutfağı” faaliyetlerine halen devam ediyor. Son 3 senedir de Ramazan’da iftar dağıtımı gerçekleştiriyoruz.
YEMEĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Sen aslında yemeğin iyileştirici gücünü insanlara anlatmaya çalışıyorsun…
Aynen öyle! Ben bir sosyal gastronomi şefiyim. Benim için sofraya gelen bir tabak yemeğin, dokunduğu, iyileştirdiği hayatlar, o tabağın lezzeti kadar önemli. 6 Şubat’a gelinceye kadar da 20 yılı aşkın süre hep bu misyonla çalıştım. O gün, adını bu aşevine gönlünü koyanlardan alan “Gönül Mutfağı”nda kurulan ve halen bugüne kadar devam eden sistem, bir yandan da bu birikimin sonucu. Bölgenin, bölge insanlarının halen iyileşmeye ihtiyacı var. İyileşmek zorundayız bunun için çalışmaya, destek olmaya, umut vermeye devam etmeliyiz. İlk gün sıcak yemek için yola çıkan “Gönül Mutfağı”nın İskenderun’da halen var olmasının nedeni bu.
KADINLAR, KAZAN YEMEĞİ YAPMAYI ÖĞRENDİLER KENDİ GELİRLERİNİ KAZANABİLECEK BİR MESLEK EDİNDİLER

“Bir Mutfaktan Bin Sofraya” nedir peki? “Gönül Mutfağı”nın bir tür devamı mı?
“Gönül Mutfağı”nın bugüne kadar sahip olduğu misyonu güçlendiren, sosyal gastronomi şefi olarak yıllardır üzerinde çalıştığım, kadınların en iyi bildikleri işten; yemek yapmaktan ekonomi yaratmalarını sağlayan ve geleneksel lezzetlerin yaşatılmasını hedefleyen bir proje. Coca-Cola Türkiye’nin kadınların ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesini desteklemek için yürüttüğü “Kız Kardeşim Projesi”ne başvuran ve İskenderun’da yaşayan 10 kadın, bizden üç ay boyunca kapsamlı bir aşçılık eğitimi aldı. Kazan yemeği yapmayı öğrendiler. Kendi gelirlerini kazanabilecek bir meslek edindiler. Bunun çok önemli olduğunu biliyoruz: Çünkü bir kadın değişirse, önce aile, sonra toplum değişir. Diğer yandan, proje kapsamında, insanların paylaştığı tariflerle ortaya çıkan arşiv, geleceğin geleneğini yaratmak konusunda bugünden kaydetmemiz gereken kadim reçeteleri bizlere sundu. Ve kadınların emeği, tariflerin lezzeti, Ramazan boyunca onbinlerce kişiye ulaştı.
KAZAN YEMEKLERİMİZİ İYİLİK İÇİN PORTAKAL ÇİÇEĞİ KARNAVALI’NDA ADNALILARLA BULUŞTURDUK

Ve Hatay’da başlayan bu hikâye, Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’nda da devam etti…
Evet. Afet zamanında büyük sayılar için, kazan yemeği yapmak çok önemliydi. O dönem, kazan yemeği acil bir ihtiyaçtı. Bugün ise kazan yemeklerimizi, iyilik için Portakal Çiçeği Karnavalı’nda Adanalılarla buluşturduk. Coca-Cola ile birlikte yaptığımız bu çalışmanın daha çok insanla buluşması, geleneksel lezzetlerin ve kazan yemeği anlayışının daha çok insana ulaşmasını sağlıyor.
Adana’da kurulan bu alanda insanlar tam olarak ne gördü, ne yaşadı?
Bundan 4-5 ay önce evinde yemek pişiren kadınların, bugün profesyonel olarak mutfağa girip yemek yaptıklarını gördü. Kadın şeflerimiz, bu süreçte öğrendiklerini burada profesyonel olarak sergilediler. Binlerce insana yemek yapabildiklerini görmek, onlara cesaret verdi. Portakal Çiçeği katılımcılarına da, bu projenin imza lezzetlerinden; teşt pilavı, müceddere ve kuzu etli bademli iç pilavı tattırmış olduk.
KADIN EMEĞİNİ GÖRÜNÜR KILARKEN DAYANIŞMA KÜLTÜRÜNÜ DE BÜYÜTEN SOSYAL GASTRONOMİ PROJESİ

Bu projede asıl amaç, sadece yemek dağıtmak mı?
Değil tabii. Bu proje, kadın emeğini görünür kılarken, dayanışma kültürünü de büyüten bir sosyal gastronomi projesi. Eğitim, istihdam ve çok paydaşlı iş birlikleri ile gelişen bu proje kadınların ekonomik hayattaki rolünü güçlendirmeyi amaçlıyor. Karnavaldaki katılımımız ile, zengin bir mutfağa sahip Adana’da, hep beraber, birbirimizin farklılıklarını anlayarak, Atatürk’ün “Yüce Türk Milleti” ile ifade ettiği birlikteliği ve dayanışmanın gücünü gösterebildiysek ne mutlu bize…
Sence bu projeyi gerçekten etkili ve sürdürülebilir yapan şey ne?
Türkiye’nin dört bir yanından bize ulaşan tariflerin zenginliğini bir çatı altında toplamak ve bunu arşive dönüştürebilmek bence çok değerli. Tabii ki Ramazan süresince iftar için on binlerce kişiye dağıtılan sıcak yemek, toplumsal dayanışmamızın önemli bir örneği. Ancak proje kapsamında kadınlarımızın mesleki eğitim alması, bence projenin etkisi ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Dediğim gibi,
kadın güçlenirse ve değişirse önce aile, ardından toplum değişir.
BİNLERCE KİŞİ, GELENEKSEL TARİFLERİNİ BAĞIŞLADI PROJEDE YER ALAN KADINLAR GELEN TARİFLER İÇERİSİNDE BELİRLEDİĞİMİZ 7 TARİFİN ANA PİŞİRİCİLERİ OLDULAR

Yerel tarifleri yaşatmak da, bu projenin önemli bir parçası. Çünkü tarif dediğimiz şey sadece yemek değil, hafıza. Sence projede yer alan kadınlar, yemekle birlikte bir kültürü de mi yaşatıyor?
Kesinlikle evet! Bu kadınlar eğitimlerinde sadece mutfak ekipmanı kullanmayı veya gastronomik teknikleri öğrenmedi. Onlar, aynı zamanda bu geleneksel lezzetlerin püf noktalarını, unutulmaya yüz tutmuş baharatların bir tarifi nasıl değiştirebileceğini de öğrendi. Coca-Cola ile oluşturduğumuz bu projede, binlerce kişi geleneksel tariflerini bağışladı. Gelen tarifler içerisinde belirlediğimiz 7 tarifin ana pişiricileri de oldular.
BİR KADININ YAPABİLECEĞİ EN BÜYÜK DEĞİŞİM BAŞKA BİR KADININ DEĞİŞİMİNE DESTEK VERMEKTİR
Bir Mutfaktan Bin Sofraya”yı tek bir cümleyle anlatman gerekse… Ne dersin?
Bir sofranın, bir ailenin geleneksel mutfak mirasını yaşatan tarifi, kadınlara güç vermek için bir araca dönüştüren ve bunu tüm Türkiye’ye açarak sahiplendiği değerlerle ve dayanışmayla yaratılan bir sosyal gastronomi projesi.
Ve son olarak… Bu röportajı okuyan, kendini sıkışmış, görünmez ya da çaresiz hisseden bir kadına ne söylemek istersin?
Katıldığım bir toplantıda bir kadın, “Yaşadığım coğrafyada, kadın olmak da bir girişimdir” demişti. Bir kadının yapabileceği en büyük değişim başka bir kadının değişimine destek vermektir. #işbirliği #






