Zeynep Bastık: Şiddete karşı çıkmak hepimizin görevi


Anneannesi eski Türk halk müziği sanatçısı Kamuran Gurbet Atılgan. Dedesi, bağlama sanatçısı Erol Atılgan. Teyzesi Eylem Atılgan, Karadeniz Teknik Üniversitesi Konservatuarı’nda öğretim görevlisi.

Yani müzik onun DNA’sında…

O, Zeynep Bastık. 26 yaşında, genç jenerasyonun en sevilen müzisyenlerinden biri. Kırılma noktası, açtığı Youtube kanalı. 90’ların şarkılarını cover’ladı ve milyonları kendine “abone” etti. Gerçekten bir milyon 250 bin abonesi var.

Sosyal dayanışmaya inanıyor, Toplum Gönüllüleri Vakfı gibi sivil toplum örgütleriyle çalışıyor. Doğal, samimi, mütevazı. Ve inanılmaz güzel bir sesi var…

Zeynep, genç kuşağın en iyi seslerinden birisin. Samimi, otantik, alçak gönüllü ve duyarlısın. Dayanışmanın gücüne inanıyorsun. Sesini, yeteneklerini ve sosyal medyanı, iyilik için kullanıyorsun. Arkadaşlarınla birlikte konser vererek Emine Bulut’un kızının üniversite eğitim masraflarını karşılıyorsun. Youtube kanalında, genç yetenekleri programına konuk ediyorsun, onlara, kendilerini ifade etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı veriyorsun… Bunlar çok alışık olduğumuz şeyler değil. Hadi bize hikayeni anlat…

-İzmir’de büyüdüm. İzmir demek, “özgürlük” demek. Eve, istediğim saatte girdiğim ama ailemin iyi niyetini suiistimal etmediğim bir çocukluk yaşadım. Çok mutlu, püfür püfür bir çocukluk. Sokakta büyüyen son jenerasyondanım. 93 doğumluyum…

Anaerkil bir ailede büyümüşsün…
-Evet. Anneannem, annem, teyzem ve dedemdik. Ama ne yazık ki, dedemi ben 10 yaşındayken kaybettik. Ondan sonra anneannem, teyzem, annem ve ben kaldık.

O kadınlardan en çok ne öğrendin?
-Hepsinden farklı şeyler. Hepsi de kahramanım. Ortak özellikleri de güçlü ve dik duran kadınlar olmaları. Anneannem, eski toprak bir Arnavut kadını. Ondan, insanın önce kendine yetebilmesi gerektiğini öğrendim. Teyzemden, insanın yaptığı işe aşık olması gerektiğini öğrendim. İnanılmaz üretken ve çalışandı. Anneme gelince, annem, benim güç sembolüm. Mücadeleci ruhumu annemden aldım.

Müzik sizin aile için ne kadar vazgeçilmezdi?
-Anneannem, eski Türk halk müziği sanatçısı. Hala eline bağlamayı alır ve şarkı söyler. Rahmetli dedem, zaten çok iyi bir bağlama ustasıydı. Orhan Gencebaylar, Arif Sağlar döneminde birlikte çok çalışmışlıkları var. Teyzem, zaten hala Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Akademisyen müzisyen. Yani müzik, benim içine doğduğum şey, DNA’mda var.

Kardeş?
-Babamın ikinci evliliğinden bir tane erkek kardeşim var. Rus. O kadar benziyoruz ki! Aynen benim Rus halim. Çok tatlı. 15 yaşında. Adı Timur. Kırım’da yaşıyor.

Baba nerede?
-Babam gemici.

Anne- baba ayrılığı, seni nasıl etkiledi?
-Anne- baba çekişmesi yaşamadım. Çünkü babam, annemden ayrıldıktan sonra, birkaç sene bizimle görüşmedi. Ben sadece annemleydim. Ama daha sonra tekrar hayatıma girdi. Şu anda, iyi bir ilişkimiz var.

Peki senin baba figürün kimdi? Deden mi?
-Evet. Çok yumuşak, naif ve şeker biriydi, Allah rahmet eylesin…

Sen, her aklına koyduğunu yapan cesur biriydin?
-Valla, yapmaya çalıştığım her şeyde, ailemden destek gördüm. Ama “Aklıma koyduğum her şeyi yaptım!” gibi bir duyguyla yaşamadım hayatı. İstediklerimi destek görerek ve çok akışında gerçekleştirdim.

Hani bazı kızlar vardır, çok hırslıdır, iddialıdır…
-Ben onlardan değilim! Benim hayatımda hep, zamanı gelince, bir şeyler oldu…

18 yaşında Jackpot diye bir müzik grubunuz var. İzmir’de estiriyorsunuz. Sonra İstanbul dönemleri başlıyor… İstanbul’a kapağı atmadan olmuyor mu bu işler?
-Benim hiç öyle, “Kapağı İstanbul’a atayım, gideyim ünlü olayım, acayip paralar kazanayım!” gibi hayallerim olmadı. Ben kendi yağımda kavrulmayı istedim. Hala da öyle bir hayat yaşıyorum. Evet, İzmir’de Jackpot diye bir grubumuz vardı. R&B, pop, funk rock söylüyorduk. Çok güzel zamanlardı…

Ve o sana yetiyordu… öyle mi?
-Evet. Çok küçük bir bar olmasına rağmen Cuma- Cumartesi sirkülasyonu acayipti. İnanılmaz mutluydum. Sonra Murat Dalkılıç’ın vokalisti olmamla hayatım biraz değişti.

O nasıl oldu?
-Onun orkestrasının basçısı, benim arkadaşımdı. Murat’ın vokalist aradığını duyunca, “Zeynep’le bir görüşün” demiş. Ben de o zaman, böyle saçlarım 6-7 numara platin sarısı, ayakta zıplayan, rock söyleyen bir tipim. Alakam yok pop dünyasıyla. Daha rocker’ım, daha dark side bir tarafta yaşıyorum müziği de hayatı da…

Sen, Murat Dalkılıç dinliyor musun o zaman?
-Hayır ama Murat Dalkılıç’a özel bir şey değil. Pop müzik dinlemiyordum. Kişisel bir şey değil yani. Sonra tanıştık. Sesimi beğendiler, “Biz seninle çalışmak isteriz!” dediler. Ben de “Tamam” dedim. Bir süre Jackpot’u da devam ettirdim ama Murat, “Artık tüm ekibi İstanbul’a istiyorum!” deyince, mecbur taşındım. “İstanbul, ben geliyorum!” gibi bir şey olmadı yani. Meşhur olmak için İstanbul’a gelmiş değilim yani…

Onunla yaptığın, “Lüzumsuz Savaş” düeti senin için ne ifade ediyor?
-Oooo çok şey! Benim için her şeyin başlangıcı aslında. Geniş kitlelerle tanışmamı sağlayan o düet… 21 yaşındayım… İlk defa klibim çekiliyor, ilk defa kendimi bir şeyin içinde izliyorum… Çok acayip bir deneyimdi… Murat’ın en ünlü olduğu zamanlardı, istediği herkesle düet yapabilirdi, vokalistiyle böyle bir şey yapmış olması, beni tercih etmesi tabii ki çok gururumu okşadı. Çok mutlu oldum. Ne mutlu bana ki, bana destek olan müzisyenlerle çalıştım…

Mustafa Sandal?
-O da onlardan biri işte! Üstelik benim çocukluk aşkım.

Bu da acayipmiş! Çocukluk aşkınla düet yapıyorsun…
-Evet ya! Birlikte çalışmak, sohbet etmek, şarkı söylemek rüya gibiydi… Bir de adam hep aynı… Benjamin Button gibi gittikçe gençleşiyor. Zaman makinesine girmiş gibiydim, sanki ben geriye gittim… Yıllar geçmiş, ben büyümüşüm ama aynı Mustafa Sandal karşımda duruyor. Müthişti!

Biz seni, “90’ların müziklerini cover’lıyan kız” olarak tanıdık… Ve sayende genç kuşak da anne babalarıyla o şarkıları söyler oldu. Peki, Youtubu’da akustik cover işleri ne zaman, nasıl başladı?
-Ben aslında teknoloji konusunda çok bilgili biri değilim. Bir sürü Youtuber arkadaşım var. Ortam olarak bu işlerin içindeyim ama yine de çok entegre olabilmiş biri değilim. Hala öğreniyorum.

Yani dijitalle filan alakan yoktu…
-Yoktu!

Aşık oldu… Dijitalleştin öyle mi?
-Aynen öyle! Tolga’nın fikriydi Youtube. Onun zaten işi bu. Youtube ve dijital dünya. En iyi bildiği şey hayatta. Biz sevgili olduktan sonra dedi ki, “Zeyno ya, gel bizim evde bu koltukta, videolar çekelim akustik!” Benim de 90’ların müziğine zaafım ve ilgim var çünkü o yıllarda yapılanları sahici ve kaliteli buluyorum, “Hadi o zaman 90’ların şarkıları söyleyeyim!” dedim. Ve öyle başladık. Youtube kırılma noktam oldu…

O koltuğun sizin için özel bir önemi mi var?
-Başta yoktu! Ama duygusal bağ oluştu aramızda. Artık bizim evin bir ferdi. Ben dedim ki Tolga’ya, “Çekeceğiz de ne olacak?” “Youtube’a koyacağız!” dedi. “E ne olacak peki?” “İzlenecek. Gel bir deneyelim. Beğenmezsen, sileriz!” dedi. Biz şarkıları seçtik, 20’ye yakın stok video çektik ve yayınladık. İzleyenlerden inanılmaz güzel tepkiler geldi. Benim de hoşuma gitti. Çünkü ben de kendi sesimi duymayı özlemiştim. Az enstrümanla, sakince, oturarak şarkı söylemenin tadı bambaşka…

Peki, “Açık koltuk” fikri? Tanınmamış genç müzisyenleri konuk etmek nereden aklına geldi?
-Abonem hızla artmaya başlayınca ve kanala rağbet olunca, dedim ki, “Bu gücü, iyi bir şeye kullanalım! Burada Türkiye’nin çeşitli yerlerinden genç yetenekli müzisyenleri ağırlayalım!” Biraz da genç insanlara şans vermekti niyetimiz, seslerini duyurmaya yardımcı olmaktı. Gerçekten de Türkiye’nin dört bir yanından bir sürü genç yetenek Açık Koltuk hashtag’iyle videolar çekip, yolladılar. Sonra da bizim eve gelip, bize konuk oldular…

Sevdiğim adamla bir ömür benim için bir geyik değil, hayaldi

Tolga’ya ne kadardır birliktesiniz?
-2 sene olacak. Nişanlıyız zaten.

Gençlerin bir kısmı, “Ne evliliği ya, birlikte yaşıyoruz işte!” diyor. Siz ise gün bile almışsınız, Haziran’da evleniyorsunuz…
-Ben geleneksel bir tipim. Yengeç burcuyum. Aile, çoluk çocuk, sevdiğim adamla bir ömür, benim için bir geyik değil, hayaldi. O yüzden zaten 2 senedir neredeyse birlikte yaşıyoruz. Bizim için bir şey değişmeyeceğini düşündüğümüz için evlenme kararı aldık. Gelinlik bakmaya başladım bile. İstanbul’da bir çiftlikte olacak düğünümüz. Kır düğünü…

Tolga neden benzersiz?
-Hayatıma girmiş ve beni tam anlamış tek erkek. O yüzden. O geldi ve her şey olması gerektiği gibi oldu, anlamını buldu.

HİÇBİR ZAMAN AŞIRI SÜSLÜ BİRİ OLMADIM

Dayatılan bir güzellik anlayışı var ya, sen onun dışında duruyorsun, saçınla, halinle, tavrınla, kılığınla kıyafetinle…
-Herkes kendini en iyi hissettiği şekilde görünebilir. Ergenlikte bazı yollardan geçtim, rocker da oldum, emo da oraları saymıyorum. Ama onun dışında ben hiçbir zaman aşırı süslü biri olmadım. Bakımlı olmayı önemsiyorum ama kadınsı özelliklerimin ya da herhangi bir özelliğimin altını çizmeye de gerek duymadım.

Emine Bulut’un kızı Bilge, parayı 18 yaşından sonra kullanabilecek

Sosyal dayanışmaya inanan, gücünü ve mecralarını bunun için kullanan birisin. Bu nereden çıktı? Nasıl karar verdin?
– Karar vermek gibi değil de kendiliğinden oldu. Ben, kapıların birbirimize açık olduğu, sokakta top oynadığımız, susadığımızda komşudan su içtiğimiz salçalı ekmek yediğimiz, yani insanların hayatı paylaştığı bir yerden, gerçekten toplumsal dayanışmanın içinden geliyorum. O yüzden zaten başka türlüsü nasıl bilmiyorum. “Sende olan şeyi paylaşmalısın sakınmamalısın!” O yüzden karar verdim gibi bir şey yok. Toplumsal dayanışmanın en dibinden geliyorum zaten.

Emine Bulut’un kızı Bilge için organize ettiğiniz konser amacına ulaştı mı? Eğitimi için bir kaynak oluşturulabildi mi?
-Evet. Devletin yönetiminde bir banka hesabı var. Para, orada duruyor. Devlet, zaten 18 yaşına kadar bütün eğitimini karşılıyor Bilge’nin. 18 yaşına geldikten sonra; o para, kendi kontrolü doğrultusunda, kendi ihtiyaçları için kullanılacak.

Bu ülkede, kadına uygulanan şiddetle ilgili, sanatçıların üzerine düşen görev hakkında ne düşünüyorsun?
-Ben bunu kadınlara şiddet diye kısıtlamak istemiyorum. Şiddetin pek çok türü var. Hayvana da şiddet var, siber şiddet de var, işyerinde mobbing de var. Bunların hepsi şiddet. Ve sadece sanatçıların değil, herkesin görevi buna karşı çıkmak… Bence insan olarak görevimiz, bu şiddeti ne kadar azaltabiliyorsak, karşısında ne kadar durabiliyorsak durmak…

İLK AVRUPA TURNEMDİ

Yurtdışı konserlerinde beklediğin ilgiyi buldun mu?
-Acayipti! İlk defa çıktım bir Avrupa turnesine. İnanılmaz kalabalıktı. İzleyicilerin hepsi Türk’tü, müthiş coşkulu geçti. Daha sık gitmek istiyorum artık.

SEZEN’İN STÜDYOSUNDA KAYIT YAPTIK

Minik Serçe’ye benzetilmek seni ne kadar gururlandırıyor?
-Çooook! Birine benzetilmek bence hiç kimsenin hoşuna gidecek bir şey değil ama söz konusu Sezen Aksu olduğu için tabii ki bayılıyorum.

Onun stüdyosunda ve onun kanepesinde oturarak program yapmak nasıl bir duyguydu?
-İnanılmaz. Bir de onun kostümünü giydim, eşsiz bir deneyimdi, çok mutlu oldum.

DOĞRU ZAMAN ŞU AN

17 yaşından beri profesyonel olarak şarkı söylüyorum. Tabii ki zorlu yollardan hepimiz geçtik, ben de geçtim. Şu an olduysa birtakım şeyler, doğru zamandır. Her şeyi, sindire sindire yaşamak istiyorum, hiçbir şeyin acelesi yok hayatımda.

UMARIM DOĞRU ÖRNEK OLABİLİRİM

Maceranın ilham verici olduğunu düşünüyor musun?
-“Evet” demek biraz iddialı geliyor, haddini aşmak gibi geliyor. 26 yaşındayım henüz. Daha yaşayacak ve deneyimleyecek çok şeyim var. Farklı yaşlardaki insanlarca takip edildiğimi biliyorum. Bunu bilerek yaşıyorum ve bazı şeylere dikkat ediyorum.

AYNANIN KARŞISINDA UZUN SAATLER GEÇİREN BİRİ DEĞİLİM

Saçın ne kadar önemli senin için?
-İnanılmaz önemli! Konserlerde genellikle saçlarım açık oluyor. Şarkı söylerken saçımdan güç alıyorum, dans ederken onları savurmaya bayılıyorum. Aynanın karşısında çok uzun saatler geçiren bir tip değilim. Çoğu zaman makyajımı, saçımı kendim yapıyorum konserlerde.

Elidor’un marka elçisi oldun bu arada, senin için ne ifade ediyor?
-Çok mutluyum, benim hayatımın zaten parçası olan bir marka ve Türkiye’nin de en sevilen saç bakım markası. Değerlerimiz ve hayallerimiz ortak. Sadece saçla ilgili bir amaç değil yani. Aynı zamanda genç kadınların hayallerini gerçekleştirebilmelerine yardımcı olmak, onların önüne ışık olmak, onların kendilerine güvenen kadın olmaları için çabalıyor olmak… Böyle bir misyon söz konusu. Bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçireceğiz. Genç kadınların hayatında pozitif etki yaratmak konusunda eğitim, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir konu. Onlara üniversite eğitimlerinde destek bursu sağlamak ve bunun yanı sıra genç kadınların bireysel gelişimlerine katkı sağlayacak ve ufuklarını genişletecek özel fırsatlar yaratmak için de çalışıyoruz. Detaylarını yakın zamanda paylaşacağız. Bir de reklam filmi çektik.

Ne diyor bu reklam filmi?
– “Her kadının kendi hikayesi var” diyor. “Her kadının kendine has özellikleri var” diyor. “Her kadının kendi içinde bir zenginliği bir çeşitliliği var” diyor. Ve “her kadın, kendi hikayesinin kahramanı” diyor.

Sen kendini neden bir rol model olarak görmüyorsun?
-Çünkü ben kendimi öyle tanımlamıyorum. Milyonların sevgilisiyim filan demiyorum. Ben işimi severek ve en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Takdir eden de oluyor, etmeyen de oluyor. Seven de oluyor, sevmeyen de oluyor. Sanki her şeyi başarmış gibi bir yerden konuşmak doğru olmaz benim için. Daha yolum var. Hayallerim var. Başarmak istediğim şeyler var.

YOUTUBE’DAN YAKIN ZAMANA KADAR PARA KAZANMADIM

Yotube’da, şu anda 1 milyon 250 bin abonen var. Buna rağmen Youtube’dan para kazanamadığın doğru mu?
-Çok kısa süre öncesine kadar hiç para kazanmadım. Çünkü şarkıların telifleri, hak sahiplerine gitti. Ama şimdi birçok sanatçı ve hak sahipleriyle anlaşmamız var. Artık küçük de olsa bir yüzde alıyorum.

 

Yorum Bırak

two − one =