Yenilikçi, cesur, risk alan fark yaratan ve saksıyı farklı çalıştıran kadınlar

 AŞAĞI yukarı bir senedir, cuma günleri bu köşede kadın girişimcileri yazıyorum. Kendi alanında fark yaratan, yenilikçi, cesur, risk alan ve saksıyı farklı çalıştıran kadınları.

Pek çok değerli kadınla tanıştım bu süre zarfında.

İlham aldığım ve size de ilham vereceğini düşündüğüm kadınların hikâyelerini paylaştım.

Bana varlıkları çok iyi geldi. Umut verdi. Devam etme gücü verdi. Onlar benim için “yürünmeyen yollarda yürüyen kadınlar”.

Ve o kadar çoklar ki Türkiye’de!

Amacımız onların artmasını sağlamak ve sesini duyurmak…

Bir kısmının varlığından ‘Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği’, yani KAGİDER sayesinde haberdar oldum.

Bu vesileyle KAGİDER Başkanı Sanem Oktar’a, tüm ekibine, özellikle de Aylin Dinler’e teşekkür ederim.

Ne zaman kurduğu işle, geliştirdiği projesiyle, aldığı ödülle heyecan verici bir kadın girişimci karşılarına çıktı, sağ olsunlar benimle paylaştılar.

Önümüzdeki dönemde de kadın girişimcileri yazmaya devam edeceğim. Çok büyük işler, milyon dolarlık cirolar yönetmeleri gerekmiyor. Yeter ki cesaretleriyle, dirayetleriyle, pes etmeyişleriyle bizleri ilham olsunlar, kendi alanlarında fark yaratsınlar. Bugün de özel bir kadını paylaşacağım sizlerle.

Sizlerin de önereceği kadın girişimciler olabilir.

Lütfen yazın bana…

THE SNACK HAUS’UN YARATICISI HAZEL TOPÇU, TAYLAND TATİLİNE GİTTİ, PEYNİRSİZ KALDILAR, ARKADAŞI ONA ŞÖYLE DEDİ:

‘SEN GENETİKÇİ DEĞİL MİSİN? BOZULMAYAN PEYNİR YAPSANA.’
VE HAZEL YAPTI

HİKÂYEYE bayıldım. Bu güzel ve parlak kadının adı Hazel Topçu. O bir genetikçi. Peynir hastası bir genetikçi. Bir arkadaşıyla Tayland’a tatile gidiyor. O da ne! Süt ve süt ürünleri yok. Böyle bir gelenek yok ülkede. Var olan ürünler de çok pahalı. Bunlar 10-15 gün peynir yiyemeyince kahvaltıda, sinir oluyorlar. “Keşke yanımızda getirseydik” diyorlar. “Ama bozulurdu” diye konuşuyorlar. Aslında arkadaşı, “Genetikçi değil misin sen, bozulmayan peynir üretsene!” diye söylenirken, Hazel Topçu’ya harika bir fikir veriyor. O da saksıyı çalıştırıyor. Hatta gidiyor TÜBİTAK Genç Girişimciler Bursu alıyor ve kendi markası olan ‘The Snack HAUS’u kuruyor. Bravo ona!

Nereden çıktı bu ‘The Snack HAUS’?

Tayland tatilimden! Bir tatile gittim, hayatım değişti. O tatil, şirketimin kuruluş nedeni oldu!

Nasıl yani?

Gitmeden bilmiyordum. Meğer Tayland’da süt ve süt ürünleri “Bulunmuyor” denecek kadar azmış. Var olan da çok pahalı. Sütün, peyniri, yoğurdun olmaması, ayrıca ülkede ekmek de tüketilmemesi, 10 günden sonra kahvaltı açısından bizim için ciddi sorun olmaya başladı! “Keşke yanımıza peynir, yoğurt falan alsaydık” diye konuşmaya başladık arkadaşımla…

Ama alsanız da hava çok sıcak değil mi?

Evet. 40 derece sıcaklıktaki bir ülkede süt ürünlerinin uzun süre dayanmayacağını da biliyorduk. Peynir, yoğurt hayali kurarken, arkadaşım “Keşke bozulmayan, yanımızda sürekli taşıyabileceğimiz hafif peynirler olsa!” dedi. Hatta söylendi. Sonra bana dönüp, “Sen genetikçi değil misin, bozulmayan peynir yapsana!” dedi.

Siz ne cevap verdiniz?

“Bozulmayan peynir olur mu hiç, saçmalama!” dedim başta ama kafamın bir kenarında da “Olur mu acaba? Nasıl olur?” diye düşünmeye başladım. Sonra aklıma, üniversite laboratuvarımızda ilaç üretiminde kullandığımız liyofilizasyon cihazımız geldi.

Ne işe yarıyor o cihaz?

Maddenin neminin yüzde 90’dan fazlasını uzaklaştırabiliyorsunuz. Ve yıllarca o maddeyi hiç değerini kaybetmeden saklayabiliyorsunuz. Birden, kişisel ihtiyaçtan yola çıkarak düşündüğümüz şeyin aslında gıda israfı, sağlıksız beslenmenin yol açtığı kanser ve obezite gibi çok büyük problemlerin çözümü olabileceğinin farkına vardım. Türkiye’ye döner dönmez üzerine araştırmaya başladım ve ilaç ve DNA/RNA saklamada kullandığımız makinelerin gıdaya uyumlu halleriyle ilgili Ar-Ge yapmaya başladım.

Bu noktada finans mı devreye giriyor?

Aynen öyle! Teoride her şeyimiz hazırdı. Fakat pratiğe dökmek için paraya ihtiyacımız vardı. Bu yüzden işi projelendirdim. 2017’de TÜBİTAK Genç Girişimci Desteği’ni alıp çalıştığım firmadan istifa ettim ve kendi firmamı kurdum.

Şahaneymiş! Çok kutlarım…

Teşekkür ederim. Yaklaşık 3 aydır, yüzde yüz doğal, sağlıklı, katkısız, taze gıdanın rengini, hacmini, kokusunu ve tadını değiştirmeden, taze gıdayla aynı besin değerlerinde, 30 yıl raf ömründe -ki kızartma olmaksızın- kıtır sağlıklı atıştırmalıklar üretiyorum. Meyvelerden sebzelere, et ve süt ürünlerinden pişmiş yemeklere kadar her türlü gıdayla çalışabiliyorum.

Birçok hazır gıdanın içinde katkı maddeleri, koruyucular ve renklendiriciler var…

İyi bir noktaya değindiniz. Bizimkilerde kesinlikle yok. Çok sağlıklı ve katkısız oldukları için anneler cipse alternatif olarak çocuklarına güvenle yedirebilecekler. Spor yapıyorsanız, 30 gramında 16 gram protein bulunan ve spor salonlarında ya da her yerde çok rahat yanınızda taşıyabileceğiniz kıtır peynirler, kalori ve yüksek şeker içeren barlara harika bir alternatif. Vejetaryen ve vegan dostu olan ürünlerimiz ayrıca çok hafif olmasından dolayı kamp yapanlar ve dağcılıkla uğraşanlar için çok ideal. Mutluyuz, gururluyuz, çalışmaya devam ediyoruz ve sonuna kadar kadın gücüne, kadın yaratıcılığına inanıyoruz…

Yorum Bırak

ten − five =