Türkiye’de genç olmak da zor…

Sizi, yine harika bir kadınla tanıştırmak istiyorum… Prof. Dr. Demet Lüküslü…

ÇEİS’in hayata geçirdiği toplumsal cinsiyet eşitliği projesi olan #BenimleGelecek’in danışma kurulu üyesi. Bir sosyoloji profesörü. Tam da alanına hitap eden konuların içerisinde Demet Lüküslü.

Sosyal fayda yaratan bu güzel projenin yol haritasını çıkarabilmek için gerçekleştirilen araştırmayı konuştuk.

Bana çok ilginç gelen, dünyada bile ilk kez yapılan bu araştırmayı anlattı.

“Toplumsal cinsiyet kalıplarının bilinç dışındaki yeri”ni, davranışın asıl kaynağı olan “bilinç dışı verileri” ölçerek nasıl ortaya çıkarıldığını açıkladı.

Biraz karmaşık değil mi? Optik beyin görüntüleme tekniği kullanılarak katılımcıların frontal kortekslerindeki kan oksijenlenme seviyeleri ölçülüyor ve bir dizi başka ölçümleme sonrasında da, o kişinin toplumsal cinsiyet eşitliğine dair tutumları tespit ediliyor.

İnsan vay beee diyor..

Araştırmanın en can alıcı verisi aslında bize gerçekleri gösteriyor; ‘Bir erkek, namus meselesi söz konusu olduğunda karısını dövebilir… Ama benim kızımı kimse dövemez!’

Bu da aslında kırılmaz sandığımız zihniyet kalıplarının aslında kırılabileceğinin bir kanıtı. Gerisini gelin Demet Lüküslü’den öğrenelim…

Sizi tanıyabilir miyiz…
-Sosyoloji profesörüyüm. Üsküdar Amerikan Lisesi ve Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi eğitimim sonrasında, Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde akademik hayatıma devam ettim. Ağırlıklı olarak “gençlik” konulu Avrupa Birliği projelerinde, proje yürütücülüğü yaptım. ‘’Türkiye’de Gençlik Miti: 1980 Sonrası Türkiye Gençliği’’ ve ‘’Türkiye’nin 68’i: Bir Kuşağın Sosyolojik Analizi’’ isimli iki kitabım var.

Günümüz Türkiye gençliğinin dinamiklerine baktığınızda neler görüyorsunuz?
– 21. yüzyılda genç olmak oldukça zorlu bir sınav halini almış durumda. Günümüz Türkiye’sinde gençler; hem pandeminin hem ekonomik krizin hem de siyasi kutuplaşmanın mağduru. Türkiye gençliği, geleceğe kaygı ile bakan, başta siyasi kurumlar olmak üzere çeşitli kurumlara karşı güveni zedelenmiş bir noktada. Hissettiklerini ve düşüncelerini yetkililere ulaştıramayan, sesi bir türlü duyulmayan, önemsenmeyen, özne olarak değil de nesne olarak görülen bir gençlikten söz ediyoruz diyebilirim.

Sizden, proje öncesi ThinkNeuro iş birliğinde gerçekleştirilen araştırma hakkında biraz bilgi alabilir miyiz? Neden böyle bir araştırma yaptırma gereği duyuldu?
-ÇEİS’in toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alan #BenimleGelecek projesini hayata geçirmeden önce, bir yol haritası çizmesi gerekiyordu. Bu araştırma o yüzden yapıldı. Toplumsal cinsiyet kalıplarına bakışın da, bilinç dışı veriler üzerinden ölçümlenmesi kararlaştırıldı.

Biraz anlatabilir misiniz araştırmayı? “Toplumsal cinsiyet kalıplarının bilinç dışındaki yeri”ni ölçmek ne demek?
-Kişilerin beyninde davranışların oluştuğu yer bilinç dışı. O davranışın nedenlerine dair açıklamaların oluştuğu yer ise bilinç. İkisi birbirinden çok farklı. Örneğin, bazı durumlarda sosyal ortamlardan dışlanmamak/tepki görmemek adına inanmadığımızı söylüyor ama yaşam pratiğimizde farklı davranıyoruz. ThinkNeuro, davranışın asıl kaynağı olan “bilinç dışı verileri”ni ölçerek, araştırmayı farklı bir düzleme taşıdı.

Peki bilinç dışı veriler nasıl ölçüldü?
-Ben de böyle bir şeye ilk kez tanık oluyorum. ThinkNeuro’dan öğrendiğime göre, Optik beyin görüntüleme tekniğiyle. fNIRS kullanılarak gerçekleştirilen ve hem Türkiye hem de dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan bu araştırmada, katılımcılar cinsiyet eşitliğine dair ölçeklere maruz bırakıldı. Bu ölçekler karşısında, katılımcıların, kızılötesi ışınlarla, frontal kortekslerindeki kan oksijenlenme seviyeleri ölçüldü. Bu ölçümlede, ifadelerle özdeşleşme skorları ortaya çıkarıldı. Elde edilen skor seviyelerine göre, katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliğine dair tutumları tespit edildi.

Sizce Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Kalıplarına Bakış Araştırması’nın en dikkat çekici sonucu nedir?
-Araştırmanın en dikkat çekici yanı, cinsiyet kalıplarını kırma konusunda yol gösterici olması. Kalıplar artık neredeyse ezberlenmiş kadın ve erkek tanımlamaları üzerinden sorulduğunda çok sorgulanmazken, kız veya oğlan çocuklar üzerinden sorulduğunda sorgulamalar karşımıza çıkıyor. Soyut kavramlar üzerinden değil de, konuları somutlayan, bireylerin hayatlarına dokunan örnekler üzerinden gitmenin, kalıpları kırmada nasıl önemli bir rol oynayabileceğini açıkça gösteriyor.

Araştırmaya katılanlar, toplumda kadının başına gelen bir olayı yorumlarken, bu kişi kendi kızı olduğunda yine aynı görüşte mi oluyor?
-Maalesef, hayır! Eşitlik gibi evrensel bir kavram söz konusu olduğunda bile cümlenin öznesi değiştiğinde, bakış açımız değişebiliyor. Örnek üzerinden gidelim. “Bir erkek, eşine, namus meselesinden ötürü dayak atabilir” ölçeğine katılımcıların bilinç dışı verisi nötr olurken, aynı ölçek, “Eşi, kızıma namus meselesinden ötürü dayak atabilir” şeklinde gösterildiğinde katılımcıların verisi özdeşleşmeme oldu. Yani kendi kızımızın şiddet mağduru olmasına bir anlamda yüreğimiz el vermedi. Ancak ifadenin öznesi kadın olduğunda şiddete karşı aynı güçlü tepkiyi veremedik.

KIRILMAZ SANDIĞIMIZ ZİHNİYET KALIPLARI HİÇ DE KIRILAMAZ OLMAYABİLİR

Bu araştırmada ortaya çıkan ve sizi en çok etkileyen ne oldu?
-Bir cümlede meydana gelen “özne farklılığının” bilinç dışımızda yarattığı değişim beni etkiledi. Tam da bu nedenle, kırılmaz sandığımız zihniyet kalıpları hiç de kırılamaz olmayabilirler. Yeter ki doğru sözcükleri ve doğru hikâyeleri seçelim…

Kadınlar da, pek çok konuda erkekler gibi kalıplaşmış toplumsal yargıların etkisinde cevap verdiğine göre, değişime dair umudumuz az mı?
-Yok hayır. Her şeye rağmen bugün Türkiye’nin en güçlü muhalif hareketlerinden bir tanesi hiç şüphesiz kadın hareketi. Kadın hareketi ve kadın-erkek eşitliğini savunan feminizmin kitleselleştiğini, popülerleştiğini söylemek mümkün. Her ne kadar istatistiklere baktığımızda eğitimde, çalışma hayatına katılım gibi konularda ciddi eşitsizlikler gözümüze, ister istemez çarpsa da, toplum bazında önemli bir dönüşümün yaşanmakta olduğunu düşünmek için sebeplerimiz var.

Bir sosyolog olarak bizim toplumumuzdan umudunuz var mı cinsiyet eşitliğinin geleceği konusunda?
– Elbette var. Var olan eşitsizlikleri kabul etmeden, bunu değiştirmek için bir şeyler yapmayı çok kıymetli buluyorum. Ancak bunu yaparken, eşitsizlikten muzdarip olanları suçlamak yerine, eğitimli eğitimsiz arasında keskin çizgiler, hiyerarşiler kurmak yerine beraberce eşitsizlikler üzerine düşünmek, beraberce neler yapılabileceğini düşünmek ve mücadele etmek önemli. ÇEİS’in #BenimleGelecek projesini bu anlamda kıymete değer buluyorum. Bu nedenle, umudu yeşertmek üzere çalışmalar gerçekleştikçe, “umut var” demek istiyorum.

EV GENÇLERİNİN ÖNEMLİ BİR KISMI KADINLARDAN OLUŞUYOR

Son zamanlarda “ev genci” olarak tanımlanan bir grup genç insan var. Ne istihdamda ne de eğitimde yer alıyorlar. Oldukça da büyük bir kitle. Araştırma raporuna yazdığınız önsözde onlardan da bahsediyorsunuz…
-Evet. ‘’Ev genci’’ olarak adlandırdığımız bu kategorinin çok önemli bir kısmı genç kadınlardan oluşuyor. “Ne istiyorlar, nasıl hayalleri var?” sorusu ise hiç kuşkusuz çok önemli bir soru. Biz bu gençleri sadece birer sayı olarak konuşuyoruz. Ancak bu soruları yanıtlayabilmek için nicel veriye değil nitel verilere ihtiyacımız var. Bu gençler, yetişkinliğe adım atmakta zorluk çeken gençler. Kadınlar bunu evlenerek yapmayı hedefliyor, erkekler ise evlenebilmek için, önlerinde iş bulma, kendi ayaklarının üzerinde durma engelini hissediyor. Yaşadıkları bu zorlu süreçte kendilerini tek başına hissediyorlar. Çok yalnızlar ve seslerinin duyulmayıp sorunlarının görülmediğini sık sık dile getiriyorlar. Eğitim ve istihdamda dezavantajlı olan bu bireyler için ise geleneksel kalıpları yeniden üretmek, çoğu zaman toplumdan saygı görmenin bir yolu olarak görülüyor. Toplumsal hiyerarşide biraz olsun yükselebilmek adına, ataerkiyle pazarlık yoluna gittiklerini sık sık gözlemliyoruz.

Yorum Bırak

one × 1 =