Tam 20 yıl çalıştı, çabaladı. Karadelik’in fotoğrafını çekti

Olağanüstü bir kadın. Enerjisini hissetmemek, onu fark etmemek, görmemek mümkün değil.
Bulunduğu yere ışık saçıyor. Gerçekten acayip bir şey. Tanımasanız bile, “Bu kim ya?!” diye bakıyorsunuz. O, Profesör Feryal Özel. Bu ülkenin yetiştirdiği en müthiş kadınlardan biri. Bir astrofizikçi. Öyle bir eğitimi var ki, insan, “Yok artık!” diyor. Ve hep onur talebesi olmuş. Aynı anda üç branş filan okumuş. Üsküdar Amerikan Lisesi, Columbia, Harvard, Princeton, NASA, Cern, Arizona Üniversitesi… Daha ne olsun?

NASA’nın ”Büyük Fikirler Listesi”nde yer alan 20 bilim insanından biri. Aynı listede Einstein da var, oradan hesap edin. Kendisi gibi bir bilim insanıyla evli, iki kızı var, 27 yıldır Amerika’da yaşıyor. İnanılmaz alçakgönüllü. Meraklı. Herkese yardımcı olmaya çalışan, ışık saçan bir kadın. Ve tabii ki yüksek iq’lu, tutkulu, sonsuz bir keşif ruhu ve çalışma disiplini olan biri.

Hayatta rekabet ettiği tek kişi de kendisi! Çok da sıkı sporcu. Triatloncu. Maratoncu. Şahane bir fiziği var. Bacak kaslarına bayıldım. Acayip fit. Bedeninden çok, ruh sağlığı için spor yaptığını söylüyor. Ondan öğrenecek çok şey var.

Brandweek’te tanıştık. İkimiz de aynı sahnede ödül aldık. Benim kolyeleri de beğendi, boynuna taktı. Mest oldum. Evet artık Hürriyet’e röportaj yapmıyorum ama benim merakım da bitmiyor. Ertesi gün yine gittim Feryal Özel’in karşısına dikildim. Bir çocuk gibi kara delikler ve bilimle ilgili merak ettiğim her şeyi sordum…


İşte bir Cumhuriyet kadını daha: Astrofizik profesörü Feryal Özel…

Karşımda, Türkiye’nin medarı iftiharlardan biri duruyor…
-Teşekkür ederim.

Türkiye’nin bilim dünyasında adını duyuran bir bilim insanısınız. Sizi, kara delikle tanıdık. Bugüne kadar sadece teorik olarak var olduğu bilinen kara deliğin fotoğrafını çekmeyi başaran bilim ekibinin bir parçasıydınız. Bu, ne kadar büyük bir başarı?
-Fizik için çok önemli bir başarı. Çünkü karadelikler evrenin yarattığı en garip cisimlerden biri. Einstein’ın “genel görecelilik teorisi” bunu öngörüyor ama gerçekten var mı, yok mu? Özellikleri gerçekten öyle mi? İşte biz, bu çalışmayla, bunları kanıtlamış olduk… Sonsuz bir enerjiden bahsediyoruz kara deliğin merkezinde. Sonsuz bir yoğunluktan. Ama fizikçiler, sonsuzluğu pek sevmez, “Her halde biz, bir şeyleri doğru anlamadık!” diye yaklaşır. ‘Karadeliğin gerçekten geri dönüşü olmayan bir noktası var mı? Gerçekten ışığı yutuyor mu? Tam bizim anladığımız şey mi?’ gibi sorulara, bu çektiğimiz fotoğraf ve ortasındaki o kara yoklukla -ki biz karadeliğin gölgesi diyoruz ona- yanıt bulmuş olduk. Karadeliğin gerçekten var olduğunu görmek fizikçiler için çok ilginç oldu.

Peki bunun, insanlığa faydası ne?
-Şöyle, biz bu çalışmayla, gerçekten kara deliğin fotoğrafını çektik. Bir sürü gelişmeden geçti bu proje. Fotoğrafı çekmek kolay değil, çünkü bu karadelik, bizden çok uzak olduğu için de aşırı küçük bir cisim aslında…

Bir tek kara delik mi var?
-Olur mu? Pek çok karadelik var. Önce, hangisine odaklanacağımıza karar vermemiz gerekti. Hangisinde en başarılı oluruz? En başarılı olacağımızı düşündüğümüz karadelikte bile, bütün dünyayı bir teleskop olarak kullanmamız gerekti.

Nasıl yani?
-Yani, “Bir tane çanak inşa edelim, onu çevirip bakalım!” yetmedi. Biz, ayrıntı görmek istedik, bunun için de çözünürlüğü çok yüksek bir teleskop gerekti. Biz de, dünya büyüklüğünde bir teleskop yaptık. Çeşitli teleskopları birleştirerek, onların birbirleriyle iletişimlerini sağlayarak…

Kaç yıllık bir çalışma bu?
-20!

Şaka?
-Hayır. Sonunda da başlangıç olarak bu ilk fotoğraf çıktı. Gerisi de gelecek. Çünkü başka kara delikler var. Çünkü başka sorularımız da var. Bilimde soru ve merak bitmez. 2000 yılında ilk çalışmamı yaptım bu konuda. Teorik çalışmalar benimle başladı. O zaman 3-4 kişiydik, şimdi 20’den fazla ülkede 200’ü aşkın insanız.

Duygusal olarak ne ifade ediyor?
-Karadelik, benim için emek demek! Adanmış bir çalışma demek.

Yıllarca onunla mı yattınız kalktınız?
-E öyle tabii. Pek çok şey vardı kafamda: Gerçekten benim teorik çalışmalarım doğru mu? İnsanları doğru yönlendiriyor muyum? Bu kadar insan, bu kadar kaynak, dünyanın her tarafındaki teleskoplar bu projeye katıldı… Sonuç çıkacak mı? Sonuç çıktıktan sonra da: Acaba atladığımız bir şey var mı?

Cehaletimi hoş görün, sizi yakalamışken sormadan edemiyorum… Karadelik tam olarak nedir?
-Yıldızlar, yaşamlarını bitirdikten sonra kara deliklere dönüşüyor. Ama kütlesi çok büyük yıldızlardan söz ediyorum. Bizim güneşimiz mesela bir kara delik olmayacak.

Neden? Bizimki küçük ve sıradan mı kalıyor? Üzüldüm ben şimdi Güneş’imize…
-(Gülüyor) Evet, bizim için çok önemli olmasına rağmen, küçük ve sıradan bir yıldız. Ondan çok daha büyük yıldızlar var. İşte bu büyük yıldızlar, yaşamlarını parlayarak, içlerindeki enerjileri kullanarak sürdürüyorlar. Ama bir gün geliyor, enerjileri bitiyor.

Neden?
-Çünkü yakıt bitiyor! Arabamızın yakıtının bitmesi gibi. Cep telefonumuzun şarjının bitmesi gibi. Yıldızların içinde de belirli miktarda bir yakıt var. O da kendi kütlelerine bağlı. O yakıt bittiğinde de artık ışıyamıyor. Işımadığı zaman da kütle çekimine karşı durabilecek gücü olmuyor. Dolayısıyla içine çökmeye başlıyor. İçine çöküyor, çöküyor, çöküyor… Böyle minicik bir şey hale geliyor. Bütün o kütleyi alıp, ufacık bir yere topladığınızda -kütle çekimi de aşırı kuvvetli- ışığı ve her şeyi içine çeken garip bir elektrik süpürgesi gibi bir şey oluyor. Karadelik bu. Bütün madde onunla birlikte içine gömülüyor…

Bunlardan kaç tane vardır uzayda?
-Çok var. Ve çeşitli boyları var. Bizim güneşimizin on katı kitlesinde ama minicik bir hale gelmiş.

Ne kadar minicik?
-Etki alanı 30 km kadar. Ama kendisi sonsuz küçük.

Toplu iğne başı kadar mı mesela…
-Sorun da bu… Sonu yok bu küçüklüğün! Toplu iğne başında dursa iyi… Hayır! Küçülüyor, küçülüyor… Bizi şaşırtan gerçekten bu küçülmenin bir sonunun olmaması! Etki alanı büyük, etrafındakileri çekebiliyor ama kendisi minicik. Peki o kadar madde nereye gidiyor, ne oluyor?

Bunların cevabı yok mu? Bilim, henüz cevap veremiyor mu?
-Hayır! Düzgün bir cevabı yok. “Big bang”i de tam olarak açıklayamadığımız gibi. Onun da sebebini tam olarak bilemiyoruz.

Peki size tuhaf gelmiyor mu? Bilim insanları olarak bu kadar çok kafa yoruyorsunuz. Ama hala pek çok şeyin cevabı yok…
-Doğru ama bir taraftan da bu, motivasyon sağlıyor. “Hangi soruyu sorarsam, hangi deneyi yaparsam, bunun cevabını bulurum?” diye devamlı üretiyoruz…

BİZ, YILDIZ TOZUYUZ!

“Biz hepimiz, yıldız tozu yutmuşuz!” denir ya, palavra mı, doğru mu?
-Aslında doğru! Bir yıldızda olan her şey, insanda da var. Daha doğrusu, o maddelerin hepsi, bir yıldızda oluşup sonradan tekrar geri dönüşüme uğramış.

Anlamadım…
-Şu anda, bizde olan bütün her şey, bir yıldızdan gelmiş. Biz, yıldız tozuyuz. Vücudumuzdaki her şey, bir noktada bir yıldızın içinden geçip bu hale gelmiş. Çünkü evrende karbon, oksijen, kalsiyum, hiçbiri yokmuş. Yıldızlar bunu üretiyor. Ürettikten sonra çevrelerine püskürtüyorlar. Sonra bir sonraki jenerasyonda, dünya, bu tozlardan oluşuyor; biz de dünyanın içinden oluşuyoruz. Yani biz gerçekten yıldız tozuyuz! Bir yıldızın içinden geçmiş vücudumuzdaki her şey!

HER ŞEYİN ESASI MERAK

Birçok insan, bütün bu anlattıklarınızı bilmeden yaşıyor ve ölüp gidiyor… Bu, ne kadar büyük bir kayıp?
-Bence büyük kayıp. Ve üzücü. Çünkü insan, meraklı bir varlık. Bizim keşif ruhumuz var. Dini merak ediyoruz, geleceği merak ediyoruz, nereden geldiğimizi merak ediyoruz. Bilim, bu sorulara cevap bulmaya çalışıyor. Bu merakı gidermeden yaşamak üzücü tabi…

EINSTEIN’LA AYNI LİSTEDE ADI GEÇEN TÜRK

NASA’nın “Büyük Fikirler Listesi”nde geçti adınız. Böyle bir sıfata sahip olmak, insanı ne kadar zorluyor? Sürekli bir şeyler keşfetmek zorunda hissediyor musunuz kendinizi?
-Hissediyorsunuz. Ama bunun sonu yok! İnsan, kendini durdurmazsa ya da hayatta başka şeylerden zevk almazsa fena… Ben işimi büyük bir tutkuyla yapıyorum. Ama sadece bilim yok hayatımda. Aynı zamanda anneyim, iki kızım var, mutlu bir evliliğim var. Benim gibi bilim insanı olan bir eşim var. Onunla rakı içip bambaşka şeylerden söz edip eğleniyoruz da. İnsanın kendini ciddi bir tartıdan geçirmesi gerekiyor. Yoksa Pavlov’un köpekleri gibi, bir sonraki ödülün peşinde koşarak hayatı geçer. Tabii ki verdiğiniz emeğin ödüllendirilmesi güzel ama sırf ona koşullanıp, onun peşinde koşmak da üzücü.

Siz bütün bunları niye yapıyorsunuz? Buradaki ana motif ne?
-Kalıcı bir şeyler bırakmak! Akademik işlerle uğraşan insanlar, “Yaptıklarım, ben öldükten sonra da kalsın!” isterler. İnsanlığa bir faydam olmuş olsun. Yoksa para mara değil, mezara götürmüyorsunuz sonuçta…

Siz, yaptığınız işi bir çocuğa anlatsanız nasıl anlatırsınız?
-Ben hayatım boyunca, insanlığın toplam bilgisine katkıda bulunmaya çalıştım derim. Ya da “Ben meraklı bir kız çocuğuydum. Hep merakımın peşinden gittim: “Bu evren nasıl işliyor? Nerede ne var? Peki ama neden öyle?” Gerçekten de bitmez tükenmez bir merakım var.

İnançlı bilim insanları var mı?
-Çoğunluğu ateist ama inançlı olanlar da var. Onlar, bu inanç meselesini kafalarında ayırıyorlar. Çünkü inanç, bir taraftan da insanın, günlük yaşama olan bakış açısını etkiliyor. Yaratıcı bir tanrıya inanmamak da olabilir sözünü ettiğim. Budizmde mesela yaratıcı bir tanrı yok. “Ol” demiş de evren olmuş, “Ol” demiş de, evren kurulmuş gibi bir tanrıya inanmayabilir insanlar. Ama hayatımızdaki sevgi bağına, bizden sonra kalacak şeylere inananlar da oluyor.

KEŞKE 200 YIL SONRAYI BİR ANLIĞINA GÖREBİLSEM

“Büyük neden”in cevabı bulunabiliyor mu? Evren neden var? Yeryüzü neden var? Biz neden varız? Neden bütün bunlar…
-Sadece şunu diyebilirim: Enerji varsa… Olabilecek olan her şey oluyor! Sonsuz zamandan bahsettiğimiz zaman, enerji her şeyi yaratıyor. Ama “Neden bir enerji var?” bunu bilmiyoruz. Onun bir cevabı yok. Onu, sorabileceğimiz bir soru haline bile getiremiyoruz.

Siz mesela çok zeki bir insansınız ya… Zaman zaman, sizin bile, “Benim kapasitem yetmiyor bunun gerisini anlamaya?” dediğiniz oluyor mu?
-Olmaz mı? Kesinlikle! Nerelerde tıkandığımızı da görüyoruz… Ama henüz bilim seviyemiz ve teknolojimiz yeterli değil bazı şeylere… Arada, “Keşke 200 yıl sonrayı bir anlığına görebilsem!” diyorum. Tıpta ne gelişmeler kaydedilmiş, astrofizikte neler olmuş… Şu an düşündüklerimizin ne kadarı bu şekilde kalacak…

NEDEN UZAYDA HAYAT OLMASIN? BÜYÜK İHTİMALLE VAR

Sizce bizim dışımızda bir hayat var mı?
-Büyük ihtimalle var! Neden olmasın? Baktığımız her yerde, gezegen buluyoruz. Bizimki gibi gezegenler, Jüpiter gibi gezegenler… Binlerce gezegen var… Biz, daha komşularımızı ancak tanıyoruz. Bunun ötesinde bir sürü yıldız var ve onların gezegenleri de var. Yaşamın tam nasıl oluştuğunu biliyoruz diyemeyeceğim. Ama şu kadarını biliyoruz, dünya üzerinde yaşamın oluşması için belirli koşullar sağlanmış. O koşullar başka yerlerde de sağlanmış olabilir. Ki büyük ihtimalle öyle.

Başka galaksilerin canlılarıyla bir gün tanışma imkanımız var mı?
-Olabilir! Belki bizim galaksinin içinde de yaşam vardır.

Bizim galaksinin dışında kaç galaksi var?
-Milyarlarca.

Şaka!
-Hayır. Bizim galaksinin içinde de milyarlarca yıldız var. Ama aslında küçük bir galaksi Samanyolu. Onun dışında da milyarlarca galaksi var. Biz, daha güneş sistemi içinde seyahat edemediğimiz için, yan komşuya gidememekten bahsediyoruz. Ondan sonra, “Başka bir binaya gidebilir miyiz?”den bahsedeceğiz. Ondan sonra da ”Kadıköy’den kalkıp, Sarıyer’e gidebilecek miyiz”e gelecek iş. Ama tabii zaman alacak.

Uzaya gitmek ister miydiniz?
-Çok isterdim. Giderdim de. Astronot eğitimi kolay bir eğitim değil, ama elimden geleni yapardım. Ne yazık ki benim fiziki şartlarım uygun değil. Bir roket fırlatıldığında hissedilen ivmelere uygun değil bedenim, araç tutuyor beni! (Gülüyor).

Bir gün, bilim kurgu filmlerinde gördüklerimiz gerçek olacak mı? Mars’a gidebilecek miyiz?
-Büyük ihtimalle gideceğiz. Dünyadaki uygarlığı başka şekillerde mahvetmezsek tabii… İnsanlık olarak hep bu şekilde ileri doğru devam ederse, evet herhalde kolonilerde de kurarız…

Peki ya “ışınlanma”? Bir gün gerçek olacak mı?
-O daha zor! Çünkü maddeyi parçalarına ayırmak kolay, ama o parçaları tekrar bir araya getirmek zor. Bu, bir fizik kanunu. Yumurtayı kırarsınız ama tekrar aynı hale getiremezsiniz. Tek tek yapıştırırsanız belki bir yumurta olur ama doğa, genelde daha karmaşığa gidiyor, daha düzenliye gitmiyor… Tamamen bir şeyi parçalara ayırıp, bir başka yere transport edip, orada tekrar birleştirmek çok büyük çabalar sonucu gerçek olabilir.

Ama siz, daha çok “olabilirci”siniz… Di mi? Enerji varsa olabilir…
-Evet.

Ölünce size soracaklar, “Hayat boyu en çok ne yaptın?” diye… Ne diyeceksiniz?

-En çok yaptığım şey çalışmak oldu diyeceğim. Ama ben sevdiklerimle de vakit geçirdim. Çocuk sahibi de oldum. Kendimi bir yere kilitleyip yaşamadım yani. Ama evet, kafam çoğunlukla bilimle meşguldü.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLERİN PEŞİNDEN KOŞTUM

Kendinizi meraklı bir insan olarak tanımlıyorsunuz. Mütevazılıktan mı, yoksa bilimin esası bu mu?
-Bilimin esası bu. Hatta hayatın esası bu. Ben hep merak ettiğim şeylerin peşinde koşan biri oldum. Bu açıdan şanslıydım.

Annenizin- babanızın doktor olması sizi ne kadar motive etti?
-Tabii ki çok. İkisi de mesleğini çok seven insanlar. Aneztesi doktoru ikisi de. Öyle tanışmışlar. Beni de ablamı da seçimlerimizde özgür bıraktılar. Her konuda destek oldular. “Onu yapamazsın, bunu yapamazsın asla!” demediler. Hayallerimizin peşinden koşmamıza izin verdiler.

ASTROLOJİ DENİLEN ŞEY TAMAMEN HURAFE!

Astrolojinin bilim olmadığını söylüyorsunuz, astrologları niye üzüyorsunuz!
-Çünkü astroloji denilen şey tamamen hurafe…

Valla mı? Ama insan, dolunayda bile bir tuhaf oluyor. E ayın, çekim gücünden etkileniyorsak, gezegenlerinkinden de etkilenebiliriz…
-Öyle bir şey yok. Her şeyin evrimsel olarak sebepleri var. Dolunay bizim için neden önemli? Çünkü insanlar; gece, ay olmadığı zaman etrafı göremiyordu. Gece gördüğünde de, evrimden kaynaklanan bizi etkileyen şeyler oluyordu. Gezegenlerin, yıldızların çekimine gelince; benim sizin şöyle omuzunuza dokunmam bile, o yıldızların sözde etkisinden milyon kat etkili.

Siz ne burcusunuz?
-İkizler.

E belli, çok meraklısınız, enerjiksiniz, yeniliklere açıksınız, algılarınız açık…
-Belki de ilkbahar çocuğu olduğum için öyleyimdir! Burç değil burada söz konusu olan, iklim! İlkbahar bebekleri, yaz bebeleri, kış bebeklerinden farklı. Hemen doğup çıkıyorlar. Eğer bir ortada bir etki varsa iklim yani, yıldızlar değil…

Üsküdar Amerikan’da öğrendiğim en önemli şey: Her şey olabilirsin, her şeyi yapabilirsin!

Columbia, Harvard, Princeton, NASA, Cern ve Arizona Üniversitesi… El insaf yani… Hayatta yapmak istediğiniz başka bir şey kaldı mı?
-Elbette, yapmak istediğim daha çok şey var!

Hep onur öğrenci olmuşsunuz… Bu başarı nasıl açıklanabilir?
-Çok kararlıydım ben. Yapmak istediklerimi biliyordum. Severek yapıyordum. İlgim ve yeteneğim de vardı. Ve çok çalıştım.

Neden astrofizik? Özel bir sebebi var mı?
-Merak.

İlkokul üçüncü sınıfta alınan Bilim Ansiklopedisi sizi bu kadar etkilemiş olabilir mi?
-(Gülüyor) Satır satır okuduğumu çok net hatırlıyorum. Bilimin her alanına çok ilgi duyuyordum. Biyoloji de çok ilgimi çekiyordu. İnsan yapısı nedir, DNA’sı nedir… Ama bir noktada seçim yapmam gerekiyordu, yaptım, astro fiziği seçtim.

Sizden “Nobel adayı” diye bahsediyorlar, bir gün Nobel alma ihtimaliniz var mı?
-Biliyorum, ben ödül peşinde değilim.

Üsküdar Amerikan sizi hayatınızda ne kadar önemli?
-Çok. Benim okuduğum dönemde bir kız okuluydu. Ve bize, her şey olabileceğimiz ve her şeyi yapabileceğimiz öğretildi. Matematik takımı sırf kızdı. Bilim kulübü sırf kızdı. Spor, tiyatro, müzik… Kişiliğimizin çok etkilendiği o dönemde, her şeyi olabilirsin, her şeyi yapabilirsin denmesi çok önemli ve değerli.

EVREN, SANA İSTEDİĞİNİ VERİR AMA ÇOK ÇALIŞIRSAN VE HEDEFİNİ KAYBETMEZSEN!

“Çok istersen olur, evren sana her istediğini verir…” Verir mi gerçekten?
-Bu laftan, çok istemeyi, hedefini ve odağını kaybetmemeyi anlıyorum ben. “Çok iste ama koltuğunda otur, hayallerin başına düşer!” değil. “Tökezlediğinde de, o çok istediğin şeyi, o hedefi kendine hatırlat… Vazgeçme!”

HER GÜNKÜ BENDEN DAHA İYİ OLMAYA ÇALIŞIYORUM

Sormazsam çatlarım… Siz, nasıl bu kadar güzelsiniz… Bedeninizi salmamanızın özel bir sebebi var mı? Bunca çalışma arasında, bu kadar fit olmak zor değil mi?
-(Gülüyor) Atatürk’ün “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” lafına yürekten inanıyorum. Biliyorsunuz, depresyon tedavisinde bile spor yapmak pek çok şeyden etkili. Her şeyden önce, insanın kafa yapısını pozitif tutuyor. Ruh sağlıma spor çok iyi geliyor.

Her gün koşuyor musunuz?
-Bazı günler koşuyorum, bazı günler yüzüyorum, bisiklete biniyorum. Triatlonlara katıldım, maratonlara katıldım. Şu aralar “power yoga” yapıyorum. Yogayı bile rekabetçi bir spora dönüştüren bir ben varımdır! Kendimle rekabet ediyorum. İki elle mi amuda kalkılıyor, ben tek elle deniyorum. Hep kendi sınırlarımı zorluyorum. Her günkü benden daha iyi olmaya çalışıyorum.

BİLİMDE DE KADINLAR ARKALARA İTİLİYOR

Bilim kadını olmak, bilim erkeği olmaktan daha mı zor?
-Bence öyle. Gerçi ben şanslıyım. Benim eşim de bilim insanı. Biz, onunla her şeyi paylaşıyoruz. Gerçekten bana çok destek. Ama çevremde gördüğüm pek çok erkek bilim insanın arkasını toplayan bir kadın var. Onlar hiçbir şeyi düşünmeden, istedikleri zaman, istedikleri şeye konsantre olabiliyorlar. Benim öyle bir lüksüm yok.

Bilimde, kadınlar arkalara iteleniyor mu?
-Evet ne yazık ki öyle oluyor. Ne kadar yukarı tırmanırsanız, o kadar agresifleşiyor işler. Zor yani.

İki bilim insanın aşkı, bilimsel mi oluyor?
-(Gülüyor) Hayır! Çok güzel bir ilişkimiz var. Çok iyi anlaşıyoruz. Doktora döneminde tanıştık. Eşim, Selanik kökenli. Dünyayı gezmeyi seviyoruz, rakı içmeyi seviyoruz. Beyaz peynir-rakı sohbetlerimiz meşhurdur! Bilimi seviyoruz. Kızlarımıza ölüyoruz.

Çocuklarınıza en çok ne öğretmek istiyorsunuz?
-Kendilerine yetebilmeyi! İstediklerinin peşinden disiplinli bir şekilde gidebilmeyi. Ne istediklerinin, neyi seçeceklerinin hiçbir önemi yok. Tamamen kendilerine kalmış…


Fark Yaratan Kadınlar: Facebook Türkiye Pazarlama Direktörü Aslıhan Ulutaş, Arizona University, Astronomi ve Astrofizik Bölümü Profesörü Prof. Dr. Feryal Özel,  Fotoğraf Sanatçısı Dilan Bozyel, Insider CEO & Kurucu Ortak Hande Çilingir, BSH Türkiye, Pazarlama Direktörü Hilal Eksel Merter, Wavemaker CEO Neslihan Olcay, TBWA Design Community Direktörü Özge Güven, P&G Global Pazarlama ve Marka İnşasından Sorumlu Başkan Yardımcısı Sırma Umur, Arçelik A.Ş. CMO Zeynep Yalım Uzun

Yorum

  1. Sanırım ışın aslı kararlı olmakta

  2. Her hafta pazar gunleri sizin röportajlarınızı okumak icin açardım Hurriyet’i. Simdi instagrami dört gözle takip etmeye basladim. Alışkanlığımızi değiştirdiniz. Iyi ki de öyle oldu. Hürriyetteki temponun benzerini bekliyorum yine sizden. Pazartesi ve cumartesi yazı yok salidan sonra tekrar devam şeklinde.. hep desteyiz size, iyi ki varsiniz ❤

  3. Çok güzel bir röportaj olmuş.İyi ki varsın Ayşe Arman.Feryal hanım işiyle ayrı kadınlar adına da ayrı gurur kaynağı.Büyük kızı babanın küçük kızı da kendisinin kopyası

  4. İkinizi de tebrik ediyorum, sebebi belli! 7 yaşında kara delikle yatıp kalkan bir oğlum var, lütfen lütfen lütfen çocuklara yönelik birkaç video çekip yayınlasın, belki siz de vesile olursunuz? Sevgiler.

  5. Ellerinize sağlık teşekkürler

  6. Çok güzel ropörtaj olmuş. Teşekkürler.

  7. Bazı röportajlar o malum kuruma fazlaydı zaten, çok iyi olmuş böylesi, size yakışan da bu. Açık söyleyeyim bazı röportajlarınızı sırf instagram sayfanızdan takip ediyordum, şimdi hepsini satır satır okuyabilirim nihayet.

  8. Bu harika röportaj için ellerinize sağlık

  9. Feryal Özel i çok merak ediyordum
    Çok güzel bir röportaj olmuş
    Gönlünüze öngörünüze sağlık.
    Tüm Türkiye nin böyle bir kadının varlığından haberi olması gerekir sayenizde bir nebze de olsa gerçekleşmiştir. Kızıma da okuttum oda bilim insanı olmak istiyor.Hedefin azmin disiplinli çalışmanın sonucu başarı ❤️

  10. Ayşe Arman ruhunuzun samimiyeti ruhumuza işliyor, sizi çok iyi bir arkadaşım, çok yakından tanıdigim biri gibi seviyorum. Röportajlariniz konularınız ve konuklarıniz bize çok şey katıyor sağolun birçok nedenle İyi ki varsınız sözü size çok yakışıyor.
    sevgilerimle
    Emine Sema Avşar

Yorum Bırak

4 × 4 =