Sokak hayvanlarının daimi dostu HAYTAP

Bir ömrü sivil topluma adamak nasıl bir şeydir. Bu özel insanlar beni her zaman etkiliyor. Ahmet Şenpolat’da onlardan biri👏👏HAYTAP’ın aynı zamanda avukat olan başkanı.

Zaten hayvanseverlikten sivil toplum gönüllüsü olmaya geçişi de ilk olarak İstanbul Barosu’nda Hayvan Hakları Komisyonu’nu kurarak başlıyor. Şimdi ise onlarca ile yayılmış büyük bir ekosistemi yönetiyor✨✨
.
HAYTAP olarak çalışmalarını, ‘Bir davanın peşinde koşmak’ olarak adlandırıyor Ahmet Şenpolat. Ve bu bitmeyen davanın daha çok neferi olması lazım diyor.
.
Gerçekten de öyle. HAYTAP olarak yangın bölgelerinde sahra çadırları kurup mobil hayvan hastanesi de oluşturuyorlar. Sınır kapılarında yakalanan evcil hayvanların açık artırmalarına girip fiyat yükselterek pet-shopların tekerine çomak da sokuyorlar👍💕
.
Anlayacağınız, hayvan hakları neredeyse HAYTAP da orada. Cheetos’la sokak hayvanlarının yuva bulmaları için proje başlatan HAYTAP Başkanı Ahmet Şenpolat’la insanların cins hayvanları parayla alma sebeplerini konuştuk. Ve tabii aslında merkezlerden sahiplenilen sevimli dostlarımızla bizi nasıl güzel bir hayatın beklediğini de🐶🐶

HAYTAP ÇATISI ALTINDA, GÖNÜLLÜLERLE BİRLİKTE, HAYVAN HAKLARI VE ÇEVRE İÇİN CANLA BAŞLA MÜCADELE EDİYORUZ

Sizi tanıyalım…
-Avukatım. Aynı zamanda HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanıyım. Hukuk bilgimi, ağırlıklı olarak hayvan haklarını ve çevreyi korumak için kullanıyorum. Önce İstanbul Barosu’nda “Hayvan Hakları Komisyonu”nu kurdum. Dört yıl başkanlığını yaptım. Sonra bu işin ancak masada kazanılabileceğine inandığım için federasyon fikrini ortaya attım. 2005’te kurduk ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. O günden beri, HAYTAP çatısı altında, gönüllülerle birlikte, hayvan hakları ve çevre için canla başla mücadele ediyoruz.

HAYTAP nasıl bir yapılanma?
-HAYTAP, bir federasyon. Türkiye’nin farklı yerlerinde görevli arkadaşlarımız var. Büyük bir çoğunluğu veteriner hekimlerden ve bu işe baş koymuş gönüllülerden oluşuyor. Biz, her hayvanseveri ya da evinde kedi, köpek besleyen herkesi hayvan haklarıyla ilgili mücadele edebilecek insanlar olarak görmüyoruz. Öncelikle bilgili olması lazım. İcracı olması lazım. İhbar yapmaktan öte, kendi bölgesindeki sorunları çözebilecek kabiliyette olması lazım. Biz öyle insanlar buluyoruz, onlarla güçlerimizi birleştiriyoruz.

HAYTAP’ın temel misyonu, sahipsiz sokak hayvanlarını kısırlaştırmak ve sahiplendirmek mi?
-Hayır. Bu, bizim yaptığımız çalışmalardan sadece bir tanesi. Adımız Hayvan Hakları Federasyonu. Bütün hayvanların haklarıyla ilgileniyoruz. Avcılığın yasaklanmasından yunus parklarının kapatılmasına kadar pek çok konuya temas etmeye çalışıyoruz. Örneğin; yaşadığımız büyük Akdeniz yangınında, kaplumbağadan sincaba kadar her türlü hayvanı tedavi edebilmek için sahra hastaneleri kurduk. Çiftlik hayvanlarının korunması ve kurtarılmaları da ilk kez bu yangında toplumumuzun dikkatini çekti. HAYTAP’ın asıl misyonunu, hayvan ve çevre hakları davası olarak tanımlayabilirim. “Dava”dan kastım, sadece mahkemelerde hak savunma değil, toplu bir mücadele… Yani bir mücadelenin sürdürülebilirlik niteliği kazanması.

BU KADAR SAHİPSİZ SOKAK HAYVANININ YAŞADIĞI VE PEK ÇOK HAYVAN BAKIMEVİNİN BULUNDUĞU BİR ÜLKEDE, HALA KALKIP DA CİNS HAYVAN PEŞİNDE KOŞMAK, SON DERECE SAÇMA VE LÜKS BİR ŞEY!

Parayla evcil hayvan sahiplenme konusunda birtakım olumlu adımlar atıldı. Sizin de bu konuda çok çabanız oldu. Özetleyebilir misiniz süreci?
-Parayla evcil hayvan sahiplenme konusu, aslında sona ermedi. Sadece dükkanlarda, kafes içindeki o küçük alanlardaki satış sona erdirildi. Ama internet, katalog ve broşür üzerinden ne yazık ki satışlar devam ediyor. Bununla ilgili olarak herhangi bir önlem gelmedi. Çünkü pet shop lobisi, açıkçası bizden çok daha güçlü! Binlerce pet shop, bu işten etkileneceği için sadece satış kanalını değiştirdiler. Bizim mücadelemiz, en azından önümüzdeki 10 yıl içinde tüm hayvan satışlarının özellikle kedi ve köpek satışlarının durdurulması yönünde. Bu kadar sahipsiz sokak hayvanının yaşadığı ve hayvan bakımevinin bulunduğu bir ülkede, hala kalkıp da yavru ya da cins hayvan peşinde koşmak, son derece saçma ve lüks bir şey!

Bir de yurtdışından kaçak olarak giren hayvan meselesi var…
-Evet. 4-5 yıl öncesine kadar kimsenin umurunda değildi. Bu hayvanlar yakalandığı zaman, açık artırmaya çıkıyordu. Ve o açık artırmalara girip alanlar yine pet shop sahipleri oluyordu. Biz de HAYTAP olarak, onların tekerine çomak sokmak için ilk zamanlarda satışı ve açık artırmaları engelleyemediğimizden, ihalelere girmeye başladık. Onların sunduğu teklifin, 3-4 katı üstünde teklifler sunup, o hayvanları biz sahiplendirmeye başladık. Bu şekilde pek çok Pet shop’u vazgeçirdik. Ama en radikal çözüm, uzun bir mücadele sonrasında Ticaret Bakanlığı’yla yapmış olduğumuz sözleşme ve protokol. Bu protokole göre, artık ihaleler olmuyor. Yurt dışından kaçak hayvanlar geldiği zaman, doğrudan o sınır bölgelerinde olan HAYTAP’ın gönüllü veteriner hekimlerine veriliyor. Bu hayvanlar için açık artırma söz konusu olmuyor. Biz de kısırlaştırma ve tedavi masraflarının ödenmesi koşuluyla uygun gördüğümüz ailelere, dostlarımızı sahiplendiriyoruz. Yani bunu duyanlar artık eskisi gibi çuvallarda, torbalarda, otobüslerde uçakların bagajlarında hayvan getirmemeye başladılar. Bu HAYTAP’ın başarmış olduğu en önemli şeylerden bir tanesi.

Peki ya sınırdan geçerken yakalanmayan evcil hayvanlar…
-Maalesef onlarla ilgili yapılacak bir şey yok. Moldovya, Rusya, Ermenistan, Romanya gibi yerlere gidenler, yanlarında 2 evcil hayvan getirebiliyor. Böyle bir hak var, bizce bunun bile olmaması lazım. Engellenmeli. İki tane getiren, zaten çoğunlukla ticari amaçla getiriyor. Sonradan da internette satış yapıyorlar. Kısacası çözülmesi gereken pek çok sorun var.

HAYVANLAR KARTVİZİT DEĞİLDİR. AMA BİZİM ÜLKEMİZDE HER ŞEY MARKALI OLMAK ZORUNDA. EVİNİZİN YERİ, ARABANIZIN MODELİ, KIYAFETLERİNİZ… BU MANTIKLA İNSANLAR HAYVANLARININ DA ÖZEL BİR CİNS OLMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR

Nedir bu toplumun, parayla evcil hayvan alma arzusu?
-Sormayın… Bir de cinsi olsun, yavru olsun… gibi talepleri var. Hayvanlar kartvizit değildir. Ama bizim ülkemizde her şey markalı olmak zorunda. Evinizin yeri, arabanızın modeli, kıyafetleriniz.. Bu mantıkla insanlar, hayvanlarının da özel bir cins olması gerektiğini düşünüyor. Eşe, dosta, komşuya markalı hayvanını göstermek zorunda hissediyor kendini. Böyle bir düşünceye sahip olmayanlar bile o kervana katılıyor ister istemez. Halbuki emin olun melez cinsler; daha sadık, daha oyuncu ve daha eğlenceli olabiliyor.

Sokak köpeklerini sahiplenmekten neden kaçınıyor insanlar?
-Ne yazık ki değersiz görüyorlar onları. Sağa sola hava atamayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki bir bakımevinden, sahipsiz bir hayvanı aldığınız zaman, iyi bir bakımla, o hayvanlar, cins hayvanlardan çok daha “havalı” olabilir. Sadece onlara 6 ay kadar süre vermek lazım, kendilerini ispat edebilmeleri için. Tabii ön yargıyı yıkmak çok zor! Biz de HAYTAP olarak insanlara, “Kimsesiz sokak hayvanını ” demenin de havalı bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. İnanın yabancılar, bizim kel, kör, topal, felçli dediğimiz, suratına bile bakmadığımız sokak hayvanlarımız için binlerce kilometre yol tepip, Türkiye’ye geliyor. Onları sahiplenip, ülkelerine dönüyorlar.

Cheetos’la yaptığınız proje nefis! Tebrik ediyorum. Pati haritasında, 37 ilde bulunan merkezlerdeki 500 patili dostumuzun resimleri ve bilgileri yer alıyor. Tam olarak hedefiniz nedir?
-Toplumumuza görmedikleri ama aslında orada var olan sokak hayvanlarını göstermeyi ve tanıtmayı amaçlıyoruz. Niyeti olup, harekete geçmeyenleri de bilgilendirmek istiyoruz. 500 hayvan bir sembol. Daha yüzlercesi, binlercesi bulunuyor sırada. Biz, “Satın Alma Sahiplen” kültürünü yerleştirmek istiyoruz.

Peki HAYTAP olarak bu sahiplenme konusunda nasıl kontrol mekanizmaları kurdunuz?
-Öncelikle, her başvurana sahiplendireceğiz gibi bir koşulumuz yok. Arkadaşlarımız, başvuru formlarını büyük bir dikkatle inceliyor. Daha önce hayvan besleyip beslemediklerine bakıyorlar. Biz önce, ödünç verme sözleşmesi imzalatıyoruz. Daha sonra kontrolünü sağlıyoruz. Arkadaşlarımız, sahiplendirdikleri aileyle sürekli temas halinde oluyor. Ola ki, o aileyle uyum sağlayamazsa, köpeği geri alıyoruz. Yeter ki terk etmesinler. Yani sahiplendirme yaparken, mülkiyeti tam olarak geçirmiyoruz. Ki yarın öbür gün bir sıkıntı olduğu zaman, geriye alabilmemiz kolay olsun. Bu sözleşmenin örneği HAYTAP ‘ın web sayfasında var. Diğer dernekler de benzeri bir şey yapmak istiyorlarsa, bundan faydalanabilirler.

SOKAK HAYVANLARI SORUNU YOK. SOKAK HAYVANLARININ SORUNU VAR

Sahipsiz sokak hayvanları bazı yerlerde çok yoğun, bazı yerlerde değil. Nasıl açıklıyorsunuz…
-Bazı yerel yönetimlerin, sokak hayvanlarını, gece yarıları, kendi sınırlarının dışarısına naklettiklerine şahit oluyoruz. Bugün gidin, Çatalca’nın köylerindeki muhtarlarla görüşün, bir zamanlar köylerinde 2-3 tane sahipsiz hayvan varken, şu anda 30, 40 tane olduğunu söylerler.. Bu hayvanlar nereden geliyor? Yerel yönetimlerin kısırlaştırmaya bütçe ayırması gerekiyor. Tek çözüm bu. İnsanların kafasında şöyle bir şey var; tamam bu hayvanlar, otobana ya da ormanlara da bırakılmasın ama hayvan bakımevlerinde tutulsun. Bu olabilecek bir şey değil. Hiçbir belediye bununla başa çıkamaz. Onlarla yaşamayı, insanımızın öğrenmesi gerekiyor! Tabii burada veteriner hekimler odasına ve veteriner hekimlere de çok büyük iş düşüyor. Onların da bu işte gönüllü çalışan STK’lara destek vermesi gerekiyor. “HAYTAP ve benzeri kuruluşlar, sahipsiz hayvanların sokaklarda sürüler halinde gezmelerini destekliyor” gibi saçma bir kanı var. Tam tersine, biz de sokaklarda hayvanların olmasını istemiyoruz. Onların sahiplenmesini istiyoruz. Ama bir taraftan da üretim devam ediyor. Üretim devam ettiği sürece, bu problem çözülemeyecek. Sokak hayvanları sorunu yok. Sokak hayvanlarının sorunu var. Konuya bu şekilde yaklaşmak lazım!

Yorum Bırak

18 − 1 =