Şahika’nın şahane Antartika çıkarması


‘Rol model’ kelimesinin tam karşılığı… Tutkulu, çalışkan, disiplinli, azimli, hayal kuran, kafaya takan, gerçekleştiren, özgür, bağımsız, cesur, güzel… Ve yaşadığımız gezegenin geleceğini düşünen… Çocukların işte bu genç kadını örnek almaları gerekiyor: Şahika Ercümen. Yanlış anlaşılmasın, kimsenin serbest dalışçı olması gerekmiyor, dünya rekoru kırması gerekmiyor; Şahika bize başka mesajlar veriyor. Kendinden müthiş bir şey yarattı o. Evden çıkamayan, alerjik bünyeli bir astım hastasıyken, dünya şampiyonu bir dalışçı oldu. Bunları da sadece fiziksel kondisyonuyla yapmadı; zihniyle, beyniyle başardı. Bir ay boyunca Antarktika’daydı. Bir orası kalmıştı dalmadığı, orada da daldı, üstelik Türkiye’yi temsilen. Bakın neler anlattı…

Antarktika deyince aklına gelen ilk şey?
– Soğuk… Dondurucu bir soğuk! Bakir, vahşi… Ama müthiş bir yer Antarktika. Bugüne kadar gördüğüm hiçbir yere benzemiyor. Orada şunu fark ediyorsun: Sen aslında acizsin. Şehirdeki apoletlerin palavra! Hiçbir şeye aslında sen karar vermiyorsun. Doğa veriyor. Sen sadece doğaya itaat ediyorsun! Feci bir fırtına çıktı biz oradayken. Bir hafta dışarı çıkamadık. Balıkçı teknesine benzeyen bir araştırma gemisindeydik, güverteye dahi adım atamadık.

Of çok fena… Fırtınada bir teknede olmak korkunç değil mi? Ceviz kabuğu gibi sallanmıyor mu?
– Hem de nasıl…

ŞİİRSEL BİR BEYAZLIK VE TATLI PENGUENLER GELMESİN AKLINA

E niye karaya çıkmadınız?
– Çıkacak yer yok ki! ‘Kara’ dediğin buz… Buzun üstüne mi çıkacağız? Antarktika deyince şiirsel bir beyazlık ve tatlı penguenler gelmesin aklına, aynı zamanda hiçbir insanın yaşamadığı, hiçbir hava tahmininin yapılmadığı, dünyanın en uç noktası. Kendini koruyabileceğin bir yer de yok.

Peki ölmeden mutlaka görülmesi gereken yerlerden mi?
– Valla ne diyeyim, benim gibi ekstrem sporları, zor doğa koşullarını seven biri için bile zorlayıcı. “Seyahat maksadıyla dünyanın değişik bir yerine gideyim” diyen, hapı yutar orada! Zaten sadece üç ay gidilebiliyor. Biz yaz mevsiminde gittik. Eksi 15 derece ve rüzgârlıydı. Ama eksi 30 gibi hissediliyordu. Delip geçen bir rüzgâr. Dünyanın en rüzgârlı kıtası.

BİLİMLE İLGİLİ PEK ÇOK ŞEYİN CEVABI BU KITADA

Seni en çok nesi çarptı?
– Biz insanlar, kendimizi gereğinden fazla ciddiye alıyoruz. Mesela bir balina orada yaşamını nasıl sürdüreceğini biliyor ama sen orada suya düşsen bir saat içinde ölürsün. Hipotermiden… Yani vücut sıcaklığın düşer ve hayati fonksiyonların riske girer, sonunda da durur. Hastane filan da hak getire, söylememe gerek yok herhalde.

Yanınızda doktor yok muydu?
– Bir tür ilkyardım uzmanı vardı. Helikopterimiz de vardı ama tabii sisli bir havada ne kadar uçabilecek? Uçsa da nereye gideceksin? İnsan yok ki orada.

Vay canına… Oraya nasıl ulaştınız peki?
– Beş uçakla. Önce Brezilya. Sonra Şili, Santiago. Santiago’dan dünyanın en güney şehri olan Porto Williams. Oradan da Antarktika’nın başlangıç adası olan King George Adası’na uçtuk.

King George’da yaşayan var mı?
– Sadece bilim üstleri var. Antarktika’nın özelliği, bilim kıtası olması. Orada yaşama izni yok, çünkü insanın yaşamasına uygun koşullar yok. Sadece bilim çalışmalarına izin var.

Ne tür çalışmalar yapılıyor?
– Mesela doğayı ne kadar kirlettiğimiz oradaki araştırmalarda ortaya çıkıyor. Gezegeni nasıl mahvetmişsek, insanın yaşamadığı bir kıta olan Antarktika bile etkilenmiş! Buzun içindeki hava kabarcıkları, bilim insanlarına binlerce yıl öncesiyle ilgili bilgi veriyor. Atmosferle, havayla ilgili bilgiler… O zamanlar havada ne vardı? Nasıl bakteriler yaşıyordu? Bunlar nasıl canlı kalabildi? Hem geçmişle ilgili bilgiler hem de geleceğin öngörüsünü yapabilmelerini sağlayacak bilgiler… Ve her şeyden önemlisi, o mikroorganizmalar nasıl bu kadar dayanıklı kalabilmiş? Ne geliştirmişler de hâlâ orada kalabilmişler? Bilimle ilgili pek çok şeyin cevabı Antarktika’da aslında. Ülkeler bunları araştırıyor.

ELİMİ, AYAĞIMI, AĞZIMI HİSSETMİYORDUM

 Kaç ülkenin üssü var?
– 29. Biz de 30’uncu ülke olabilmek için gittik oraya. Cumhurbaşkanlığı gözetiminde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak… Orada uzun süreli üs kurma hakkı kazanabilmek için önce geçici bir üs kurmak gerekiyor. Antarktika Antlaşmalar Sistemi’ne göre böyle…

Peki uzun süreli üs kurma kararını veren kim?
– Antarktika Antlaşmalar Sistemi’ne dahil olan danışman ülkeler bizim için karar verecek. Biz de bu basamaklardan birini gerçekleştirmiş olduk oraya giderek.

Kampınız toplam kaç gün sürdü?
– Gemiye binip indiğimiz andan itibaren 30 gün.

Peki senin hiç üşüdüğün olmaz mı? Antarktika’larda dalıyorsun, biyonik kadın mısın nesin?
– Üşümek ne kelime, dondum! Ama “Hava patlar da üç-beş gün yine gemiden çıkamayız!” diye her dalış fırsatını bulduğum anda üşümeyi falan bir kenara bırakıp suya atladım. Zihnimden ‘soğuk’ kelimesini çıkardım ve suda kalabildiğim kadar kaldım. En son bir saatten fazla kalmışım. Ama elimi, ayağımı, ağzımı, hiçbir yerimi hissetmiyordum. Konuşamıyordum bile. Felç geçirecek kadar üşüdüm.

Hangi şartlarda dalış yaptın? Üzerinde ne vardı?
– Valla, Türkiye’de 15 derece sularda giydiğim bir dalış elbisem vardı. Daha kalın bir elbise giysem, dalmam zorlaşacaktı. Bir de bir-iki ay önce netleşti gidişim. Yeterli ekipmanı, koordinasyonu falan oluşturamadım. “Ben yaparım, ne olacak, ne soğuk sularda daldım” dedim ama Antarktika başkaymış! Okyanusun ortasındasın, dalıyorsun, sonra 15-20 dakika botla gemiye geri dönüyorsun… Islak ıslak… Soğuğu tarifsiz! Üzerine tanımam!

Peki nasıl beslendin?
– Bak o ilginç. Özellikle birkaç kilo aldım. Yağlı beslendim. Bedenimi yağlandırmaya uğraştım. Fokları ve balinaları da koruyan yağ tabakaları. Ben de biraz olsun korunabilmek için yağlandım. Bol bol kuruyemiş, zeytinyağı, avokado, balıkyağı yedim. Yağ oranımı sağlıklı bir şekilde artırdım. Şimdi tekrar normale dönüyorum.

ANTARKTİKA’DA DALIŞ YAPAN İLK TÜRK KADINI

Sana eşlik eden Yeni Zelandalı bir serbest dalgıç da varmış…
– Evet. Hiçbir zaman yalnız dalınmıyor. Hem güvenliğimi sağladı hem de o da yetenekli bir dalgıç. Onun da dünya çapında dereceleri var. Sualtında görüntüleme yaptı.

Bu muhteşem fotoğrafları o mu çekti?
– Evet. Videolar da var. Bundan bir dokümantasyon hazırlamak istiyoruz. Çünkü Antarktika’da serbest dalış yapmış çok az insan var dünyada.

Türkiye’den de dalış yapan ilk kadınım. Oraları, yaşananları anlatmak istiyorum. ◊ Kimse kusmuyor mu ayıptır sorması? O fırtınada, kimseye bir şey olmuyor mu?
– (Gülüyor) Kimi bulantı haplarıyla ayakta duruyordu, kimisine bir şey olmuyordu. Benim de midemde çalkantılar oldu. Bir ara çok kötü oldum. Ama yapacak bir şey yok. Mide sakinleştirici ilaç alıp 24 saat uykuya gömüldük. O çalkantılar günlerce sürdü ama dayanılıyor bir şekilde.

BAŞARISIZ OLMA CESARETİ KAZANDIM

Bir zamanlar “İyi yüzme bilmeyen bir sevgili istemem” demiştin…
– Zaman içinde insan değişiyor tabii. Şu anda benim için en önemlisi bir tutkusunun olması ve o tutkunun peşinden koşması. Öyle de biriyle ne mutlu bana ki beraberim zaten.

Herkesin bildiği biri mi?
– Yok, bilinen biri değil. Bir mühendis, bir şirketin yöneticisi, ama aynı zamanda çok iyi bir sporcu.

O endişelenmedi mi senin için, “Gitti Antarktika’lara bir başına” filan demedi mi?
– Alıştı artık. Gerçi ben de giderken kendime, “Yine iş çıkardın başına” dedim. Ama sonra düşündüm, “Evde otursam daha mı iyi olacak?” Hayır! Evde oturunca aşağı yukarı nelerle karşılaşacağımı biliyorum. Bir kitap okuyacağım, filme gideceğim, bir davete gideceğim, arkadaşlarımla görüşeceğim, toplantılar olacak yani rutin hayat… Ama orada neler yaşayacaksın bilmiyorsun, karşına neler çıkacak bilmiyorsun. Güzel olan, yaşadığını hissettiren de bu: Yeni maceralar… Ben konfor alanından çıktıkça öğreniyorum. Tokatlandıkça, düştükçe öğreniyorum. O yüzden artık başarısızlıktan da korkmuyorum. Birkaç sene önce bir rekorda başarısız oldum. O kadar güzel ders oldu ki bana. Artık kimin ne düşündüğü umurumda değil. Başarısız olma cesaretini başarısızlıktan sonra kazandım!

EŞSİZ BİR DENEYİMDİ

İnsan neden bu kadar büyük bir zorluğa katlanır?
– Çünkü çok sıradışı bir şey. Çünkü eşsiz bir deneyim. Bir insan kaç kere hayatında Antarktika’da dalış yapabilir ki? Bir dalgıç için bulunmaz fırsat. Bir de ülkeyi temsilen oraya davet edildim. “Bilim çalışmalarımızı duyurmak istiyoruz. Önemli şeyler yapılıyor ama kimsenin haberi yok” dendi. Ülkem adına böyle bir teklif gelince memnuniyetle kabul ettim. Evet, herhangi bir iletişim yok. Evet, dünyanın en uç noktasındasın. Tokat gibi bir tecrübe. İnsanı sarsıyor. Ama çok güzel şeyler de öğretiyor.
Bir kere sabrı öğretiyor…

TÜRKİYE’NİN HEDEFİ DANIŞMAN ÜLKE OLMAK

Ekibimiz, 17 Türk ve 7 yabancı araştırmacıdan oluşuyordu. İklim değişikliği, biyoloji, jeoloji gibi pek çok alanda çalışmalar yaptılar. Mesela bilim üssümüzün kurulduğu Horseshoe Adası’nın derinlik haritası çıkarıldı ve meteoroloji istasyonu kuruldu.

Antarktika’da araştırmacılar genel olarak buzun metrelerce altından örnekler alıyor ve binlerce yıl önce orada olan biyolojik yaşamı araştırıyorlar.

Biz bu kıtada gözetmen ülkeyiz. Türkiye’nin hedefi danışman ülke olmak. Şu anda 29 danışman ülke var. Danışman ülke olma koşullarından biri de orada geçici bilim
kampı kurmak.
Dikkat… Dikkat…
Aldığımız nefesi, ormanlardan daha çok filtreleyen denizler. Denizleri bu hızla kirletmeye devam edersek soluyacak havamız kalmayacak!

ASTIM HASTASINDAN DÜNYA ŞAMPİYONUNA



İyi de sen dünya şampiyonu olmuş birisin. Hâlâ kendine neyi kanıtlamaya çalışıyorsun?
– Ben astım hastasıydım biliyorsun. Aşırı alerjik bünyesi olan, evden dışarı bile çıkamayan çocuktum. Spora başlayınca bambaşka bir Şahika oldum. Bu değişimi yaşayan biri olarak sanki bir misyonum varmış gibi hissediyorum: Hayatta en heyecan duyduğum şey, başka insanların da yaşamlarının; tıpkı benim gibi sporla, sanatla, bilimle ya da neyse tutkuları, o tutkularıyla değişebilmesi. Bunu onlara anlatabilmem… Mesela ilham verdiğim bir kız çocuğunun yüzmeye başlaması beni çok mutlu ediyor. Ben aslında sıradışı dalış yaparak hem çevreme mesaj verebiliyorum hem de çocuklara rol model olabiliyorum. İlle de dalgıç olmaları gerekmiyor. Deniz canlıları da benim için çok önemli. Su da öyle… Suya minnet duyuyorum. Ama içilebilir su kaynaklarımız gittikçe azalıyor, denizler kirleniyor. Antarktika gibi insan yaşamayan bir yerde bile yabancı araştırmacılar kirlilik bulduysa, dünya nereye gidiyor? Bunları düşünmemiz lazım. Şu an soluduğumuz hava belki de 20 sene sonra kalmayacak. Bunun en büyük sebebi de şimdi yarattığımız kirlilik. Bugün değişmezse bunlar, artık önlem alınamayacak hale gelecek. Bir de ben bizzat tanık oluyorum…
Ben hep kendimin en iyisini yaratmaya çalıştım! Son nefesime kadar bunun için uğraşacağım.

Bu, beni yormuyor. Çünkü gerçekten inandığım ve tutku duyduğum bir şeyi yapıyorum.

BALİNALARLA YÜZMEK ŞAHANEYDİ!

34 yaşındasın… Çocuk düşünüyor musun?
– Bu tempoyla çok zor. Ama çocukları çok seviyorum. Hatta Antarktika’da bir çocuk hikâye kitabı yazdım. Yıllardır kafamda olan bir şeydi. Sonunda yaptım. Çocuklara sualtını tanıtıp oradaki canlıların korunmasını gerektiğini anlatıyorum. Didaktik olmasın diye de bunu bir hikâye üzerinden yapıyorum. Yunusların kapatılmamasıyla ilgili… Antarktika da çok uygundu deniz canlılarıyla ilgili hikâye yazmaya. Çünkü dışarı çıkıyordum, balina görüyordum, penguen görüyordum, fok görüyordum. Onları gördükçe daha da ilham geliyordu. Dolayısıyla kitap bitti. İki ay içinde hazır.

En çok hangi su hayvanından etkilendin?
– Hepsi şahane ama balina efsane! TIR büyüklüğünde falan. Ağzı bile bir araba kadar. Gerçekten devasa. Hele bir balinayla yüzmek dünyanın en güzel şeyi! Antarktika bana dijital detoks da oldu; telefon, sosyal medya, iletişim filan yoktu ya, ben yeniden rüya görmeye başladım. Ayrılmadan önceki akşam bütün gece rüyamda balinalarla yüzdüm. Sonra sabah çok erken kalktık, dalışa gittim. Daldığım yerin beş-on metre önünde üç-dört balina su püskürtmeye başladı. Sonra yanımda yüzmeye başladılar. Birlikte o kadar güzeldik ki… Müthişti, müthiş!

Ben biraz daha yaklaşsam onlar benden kaçardı

Korkmuyor musun “O koca ağzıyla beni yerse” diye ya da “Bir tarafıma filan yanlışlıkla çarparsa” diye…
– Hiç korkmadım! Onlar zaten etobur değil. Ben ona biraz daha yaklaşsam, o benden ürker, kaçardı. Bu köpekbalıkları için de geçerli. Her yıl insanlar tarafından yüzlerce, binlerce köpekbalığı katlediliyor. İnsanlarsa yılda belki bir-iki köpekbalığı saldırısına uğruyor ve büyük tantana kopuyor. Ben mesela hiç balina saldırısı duymadım. Seaworld gibi kapatıldıkları havuzlardan dolayı işkenceye maruz kalanlar dışında… Yani onlarla yüzerken içim gayet rahattı.

Yorum Bırak

19 − 18 =