Şah Yaycı, yaşadığı deneyimi bakın nasıl anlatıyor… 50 yaşında bana gelen hediye: 4.5 santimlik beyin tümörüm!

 O farklı biri. Ultra dürüst, “dan” diye söyler düşündüğü her şeyi. Yamuğu, yalanı yok. Pratik, zeki, samimi, algıları açık ve estetik duyguları çok gelişmiş biri.

Aldığı eğitim itibarıyla sağlıkçı, iki hastanenin kurulmasında emeği geçti, televizyon kanallarında çalıştı, kitap yazdı. Hayatın pek çok farklı alanında var olan bir kanaat önderi. Şu anda şirketlere projeler üreten, konsept fikirler geliştiren bir şirketi var. Ve kendisi de çok etkili bir influencer sosyal medyada. Evet, bildiniz: Şah Yaycı. Geçtiğimiz günlerde beyninde bir tümör olduğu ortaya çıktı ve iki gün içerisinde acilen ameliyata alındı. Çok şükür, tümör beyninden tamamen temizlendi. Şimdi tedavi sürecinde. Radyoterapi ve ağızdan kemoterapi uygulanıyor. Yaşadığı bu deneyimi ona sordum.
Anlattı. Doktoru Profesör İlhan Elmacı’yla bir vakıf kurma hazırlığında olduğunu da anlattı: “Erken teşhis ve tedavi çok önemli. Özellikle de çocuklarda. Çocukların beyin gelişimi çok hızlı olduğu için tümör de çok hızlı büyüyor. Maddi imkânı olmayan ve ameliyat sırasında kaybedilen pek çok can var.

Bu yüzden kuruyoruz bu vakfı. Vakfımız, beyin tümörü olan, sosyoekonomik açıdan ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının tedavisi için kaynak geliştirecek, ailelerin ve çocukların ekonomik ve sosyal pek çok ihtiyacıyla ilgilenecek…”

– Öncelikle çok çok geçmiş olsun Şah… Yaşadığın nedir?
Sabır, tevekkül, samimiyet, ihlas, vefa, sevgi… Ben böyle değerlendiriyorum. Kafamın sol temporal bölgesinde -yani şakağımın biraz arkasında- 4.5 cm çapında bir beyin tümörü ortaya çıktı. 50 yaşında bana gelen hediye. Ameliyat oldum. Şimdi de tedavi sürecindeyim.

– Vay be, beyin tümörünü bu kadar olumlu mu değerlendiriyorsun?
Elbette! Ama bir de zehirlerden kurtulma anlamına geliyor. Ki bu da olumlu bir şey…

– Nasıl yani?
İnsanların ruhları zehirlenir, gıda zehirlenmesi gibi! “Bayat ruhlar” vardır bilir misin? Felaket ruhlardır. Bu ruhlarla temaslar birikir, birikir, insanı zehirler. Bana olan da bu. Bizler inançlarımızla da temizleniriz. Bu da süreçtir. Süreç de bizim kaderimizdir. Kader de irademiz. Ben irademle ruhumdayım. Şu an daha diriyim. Hastalığa şükredilir mi? Ben şükürdeyim!

– Herhangi bir rahatsızlığın, şikâyetin var mıydı?
Hayır, hiç. Sıfır… Son derece aktif bir şekilde hayatıma devam ediyordum. Hayatımdaki tek farklılık son 6 aydır şuydu: Kanun çalıyorum ama öyle eğlence amaçlı değil. Klasik Türk sanat müziği deşifrasyonu gibi düşün. İçinde 6-7 makam geçen ağır eserlerin deşifrasyonunu yapıyorum. Benim için bir meditasyon şekli. Son 5-6 aydır, şiir ve beste amaçlı hisler, tam çözemediğim sözler geliyordu aklıma, 10-15 saniye sürüyordu. Sözleri ve besteyi yakalamaya çalışıyordum ama gidiyordu. Benim tümörün olduğu bölge sol temporal alan bu hissi yaratırmış…

– Ne oldu peki? Kafanda birdenbire bir ağrı mı hissettin? Yere mi düştün? Ne hatırlıyorsun o andan?
Eşim ve oğlumla akşam yemeğine çıkacaktık. “Maç özetini seyredip çıkalım mı?” dediler, “Tabii” dedim. Sakince koltuğumda kahvemi yudumluyordum. Yine o beste hali geldi, ikisine de bir şeyler mırıldanarak, “Bunu biliyor musunuz, böyle bir eser var mı?” dedim. Oğlum da piyano çaldığı için konuya hâkimdir, “Yok” dedi. Sonrasını hatırlamıyorum, olduğum yere yığılıp kalmışım. Bayılmışım. Oğlum ambulansı aramış hemen. Kendime geldiğimde ambulans görevlilerini hatırlıyorum. “Ne oldu?” diye sordum, bayıldığımı söylediler. Hastaneye gittik.

– Sorun “Geliyorum” demiş, sen mi anlamamışsın yoğunluktan, koşturmaktan?
Yok, tam tersine, o yoğunluk ve koşuşturma olmasa, kendimi o kadar yormasam, 3 gün uykusuz kalmasam bayılmayı tetiklemeyecekti. Ve tümör daha da büyüyüp konuşma merkezine dayanınca fark edecektim! Şimdi diyorum ki iyi ki uykusuz kalmışım da bayılmışım, bu sayede tümör ortaya çıktı. İşleyen demir ışıldar!

– Peki doktorun Prof. İlhan Elmacı, “Beyninde tümör var!” dediğinde aklından geçen ilk şey ne oldu?
Can kulağıyla onu dinledim. Eşim ve oğlum da yanımdaydı. “An”da kalıp, hiçbir detayı kaçırmamak istedim. Doktorum, benim yıllardır tanıdığım, kişiliğine ve kariyerine hayranlık duyduğum biri. Soğukkanlılığı, nezaketi ve güler yüzüyle beni rahatlattı. Tümörü hemen almak istediğini, 2 gün sonraya ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Tabii ki beyin ameliyatının riskinin farkındaydım, ama teknoloji çok ilerledi, bunun da bilincindeyim. Yine de işin gerçeğini istiyorsan, ben inançlı bir insanım. O an Allah ile konuştum. Dedim ki “Şükürler olsun ki oğlumu büyüttüm. Bu hayatta da pek çok güzel şey yaşadım…” Yani teslimiyet haline girdim.

– İnsan ne kadar korkuyor?
Korkuyorsun tabii. Hayat bütün anlarıyla, bütün halleriyle güzel… Ama korku da bir hal. İradeyi güçlendiren bir hal. Ben o iradenin peşindeyim. Sağlıkçı olarak daha çok detay biliriz biz, “İlk süreç operasyon, onu atlatalım… Eğer başarılı atlatırsak süper! Ardından patoloji sonucunu görelim, duruma o zaman bakarız” dedim.

Beyin tümörleri yüzde 70 artmış!

– Sahi neden olurmuş bu tümörler?
Bir kere yüzde 70 oranında artmış! Beyin tümörlerinin oluşumunda, vücudun korunma mekanizmalarının bir çeşit yetersizliği söz konusuymuş. Bedenimizin tüm hücrelerinde olduğu gibi, beynin destek hücrelerinin de kendini yenileme kapasitesi varmış. Bu destek hücrelerinden diyelim ki 10 tanesi ölürken, 10 tane yenisi yapılmaktaymış. Bu denge, koruyucu, çöpçü hücreler tarafından sağlanmaktaymış. İşte onlar iyi çalışmadığında, bu “10’a 10 dengesi” bozulduğunda, tümör oluşmaya başlarmış.

– Peki bu dengeyi bozan neymiş?
Stres, cep telefonu -yani elektromanyetik alan- kötü ya da yetersiz beslenme alışkanlıkları buna zemin oluşturabilirmiş. Cep telefonlarının odanın en uzak köşesinde tutulması, konuşurken kablolu kulaklık ya da veya hoparlörle konuşulması gerekirmiş.

– Desene yandık! Ben bunları yapmıyorum… Hep ihmal ediyorum…
İşte yapma! Teknolojik gelişmelerin getirdiği özellikle şehirlerde çevremizde devamlı mevcut olan elektromanyetik alan, hava kirliliği, gürültü, yakın insan ilişkilerinin oluşturmuş olduğu stres, hatta koşuşturma içerisinde hızlı yeme alışkanlıkları bir şekilde genetiğimizi bozarak, beyin tümörü oluşmasını kolaylaştırıyormuş.

– Cep telefonlarını uyurken mutlaka odadan dışarı çıkarmak gerekiyor mu?
Kesinlikle!

– Teşhisten ameliyata kadar olan o sürede neler düşündün?
En çok takıldığım konu, ameliyat bittiğinde tümörün konuşma merkezine ne kadar yakın olduğu, hareketlerimi ne kadar etkileyeceği idi. “Konuşma merkezini riske atacak bir durum olursa seni uyandıracağız ve ameliyatını uyanık yapacağız!” dediler. Allahtan öyle bir şey olmadı.

DOKTORUMLA VAKIF KURUYORUZ

– Senin şirketlere projeler üreten, konsept fikirler tasarlayan bir şirketin var. Aynı zamanda herkesin sevdiği, güvendiği, çok etkin bir influencer’sın. Çok mu işe kaptırdın kendini, çok mu çalıştın, yoruldun?
Hayatım boyunca hep üretken bir insan oldum. Hep çok çalıştım. Farklı fikirler üretmeyi severim. Özgün olmayı severim. Hayatımda tek arakladığım şey, Amerika’da keşfettiğim medikal estetikti. Bi de o zaman hiçbir şey yoktu. Türkiye’de estetiğe dair ilk kuruluşu kurdum. Kafam hep çok çalışır evet, ama sevdiklerimi, ailemi ihmal etmeden. Son dönemde yine çok çalışmıştım. Üst üste pek çok markaya proje tasarladım. Ama tümörün nedeni bu değil. Yaşadığım çok acı ve üzüntü var. Kaybettiğim, sonsuz yolculuğa uğurladığım çok sevdiğim insanlar var…

– Başına gelen bu olay, sana hayatı sorgulattı mı?
Sorgulatmaz olur mu? Böyle dönemler, insana, çevresinde bulunan kalabalık içinde kimin gerçek seven, gerçek dost, kimin ise kuru kalabalık olduğunu öğretiyor. Ne kadar çok sevenim olduğunu fark ettim. Bazı insanlar da şaşırttı tabii beni, bu olay gerçek yüzlerini görmeme vesile oldu. Bu nedenle böyle bir tecrübe yaşadığım için şanslıyım. Ben hep samimi ilişkilere inanan bir insan oldum, dobrayımdır, yapmacıklığa tahammül etmem. Bu anlamda bu tümör bana hayatımın ikinci yarısına, daha gerçek ilişkilerle devam etme şansı tanıdı. Kafam açıldı, beynim havalandı…

– Peki, “Bu deneyimden benim almam gereken bir mesaj var!” dedin mi?
En çok bunu düşündüm! “Bunun benim başıma gelmesinin bir nedeni olmalı!” dedim. Yaşadıklarımdan çıkardığım mesaj şuydu: Erken teşhis ve tedavi çok önemli. Özellikle de çocuklarda. Çocukların beyin gelişimi çok hızlı olduğu için, tümör de çok hızlı büyüyor. Maddi imkânı olmayan ve ameliyat sırasında kaybedilen pek çok can var. Bu yüzden sevgili doktorum Prof. Dr. İlhan Elmacı’yla bir vakıf kuruyoruz. Vakfımız, beyin tümörü olan, sosyo-ekonomik açıdan ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının tedavisi için kaynak geliştirecek, ailelerin ve çocukların ekonomik ve sosyal pek çok ihtiyacıyla ilgilenecek.

– Harika bir şey bu, tebrik ederim…
Teşekkür ederim. Kolları sıvadık, hızla organizasyonumuzu kurmak için çalışıyoruz. Sırayla önceliğimiz çocuklar, gençler ve yetişkinler…

Hastalar deneyim paylaşacak

“Tümör öcü değildir! ‘Beyin tümörüm var!’ demekten korkmayın. En büyük hastalık, beynimizin içinde bizi yiyip bitiren negatif düşünceler. Hayat, başımıza gelen her kötü ve iyi şeyle güzel. Beyin tümörü olan yüzlerce takipçimden mesajlar alıyorum. Hepsine moral vermeye çalışıyorum. ‘Beyin ameliyatı oldum!’ demekten korkmasınlar, çekinmesinler, o kadar yaygın bir durum ki… Üstelik gördüğünüz gibi hayat devam ediyor. ‘Derdi çeken bilir’ hesabı, aynı sorunlarla haşır neşir olanların birbirini anlaması, deneyimlerini anlatması çok önemli. Hasta yakınlarının deneyim paylaşması çok önemli. Bu bakımdan kuracağımız vakıfta da bu tür organizasyonlar yapacağız. Çünkü böyle bir boşluk var. Hayalimiz, vakfımızın beyin tümörü araştırmalarına da destek olması. Tüm bunları güçlü bir duruşla toparlama, canlı örneğini oluşturma ve ileri taşıma gibi bir misyon edineceğim.”

Herkes ilaçlı beyin MR’ı çektirmeli

– Sen en son ne zaman check up yaptırmıştın?
Ameliyattan bir hafta önce. Gayet de iyi çıktı sonuçlarım. Ama beyin tümörü farklı bir şey, ilaçlı MR çektirmeden maalesef tanı konamıyor.

– Herkesin beyin MR’ı çektirmesi mi gerekiyor?
Bence evet, hem de ilaçlısı.

– Sen şu anda aynı insan mısın?
İnsan yaptığı seyahatten sonra bile aynı insan olmuyor bence. Öğreniyor, başkalaşıyor. Ben de elbette ki aynı insan değilim. Kendime yaptığım bu en derin seyahatten sonra farklılaştığımı hissediyorum. 50 yaşıma geldim. Ve yeni yaşımda bunu yaşadım, şimdi hayatımın ikinci evresi başlıyor. Bu evrede çok daha fazla insana dokunmak, bir fayda sağlamak istiyorum. Artık daha fazla anlamaya, algılamaya ve insanlık için var olmaya çalışacağım…

Yorum Bırak

4 × one =