Refik Anadol: Travmasız hayallere sahipsem ailem sayesinde

Refik Anadol röportajı devam ediyor. Bu bölümde Anadol’un çocukluğunu, hayallerini gerçekleştirmesine imkan tanıyan ailesini, ve hep destek eşi Efun’u konuştuk. Şöyle anlatıyor şahane eşini,  “Hem beyin hem iş hem de hayat ortağım. Ve ilham kaynağım! Eğer o, bana destek olmasaydı, bugünlere asla gelemezdik.”

Nasıl bir ailede büyüdün?
-Mutlu bir ailede. Minnettarım onlara… Travmasız hayallere sahipsem, onlar sayesinde! Çıktığım yola karşı olmayan, aksine sonuna kadar bana destek olan bir ailem vardı.

Anne-baba neci?
-İkisi de matematikle, sayılarla ilgilenen insanlar. Babam, bir banka yöneticisiydi, annem defterdarlıkta memurdu. Aslında 9-5 çalışan bir aile. Matematik gücümü babamdan aldığımı düşünüyorum. Babam, ne yazık ki ben 15 yaşındayken kalp krizinden vefat etti.

Matematikle arası hep iyi olan bir çocuk muydun?
-Evet. Kadıköy Anadolu Lisesi mezunuyum. O kadar değerli bir matematik hocamız vardı ki, Demet Kır, matematiği, dünyanın en basit şeyi olarak anlatırdı. Bayılırdım onun derslerine. Ona da buradan kocaman bir teşekkür. Eşsiz bir öğretmendi. Matematik ve geometri, beyin nöronlarıma masaj gibi gelirdi. Mutluluk içinde girerdim derslerine.

Refik kimin ismiymiş?
-Dedemin. Ağır ceza hakimiymiş. Ben evde üç kuralla büyüdüm. Yalan söylenmez, şahit olunmaz, borç alınmaz.

‘Yalan söylenmez’i anladım da, şahit olunmaz ne demek?
-Olma diyor. Her şeyde hata çıkabilir. Kendine de çok güvenme. Ya yanlış hatırlıyorsan ya eksik bir şey varsa…

Hayal gücünün bu kadar uçsuz bucaksız olmasını neye borçlusun?
-Annem son derece özgür zihinli biri. Kaygıları olan ama o kaygılarını yansıtmamayı bilen biri. Ve müthiş analitik bir kafası var. Analitik tarafım annemden. Çok değerlidir benim için annem…

Baban vefat ettikten sonra sizinki bir anne-oğul hikayesi yani…

-Bir de halam var. Halamla birlikte büyüdüm. 17 yaşında görme yetisi azalıyor. Bence, sabırla ilişkimde, halamın çok etkisi var. Halam sürekli, “Bu ne?” “Ne oluyor şu anda televizyonda?” “Ne görüyorsun?” diye sorardı. Asla üşenmez tek tek anlatırdım.

Kadınlar Cumhuriyeti’nde yetiştin yani…
-Öyle de denebilir. Kadınlara hayranlığım ve saygım sonsuz. Bir de amcam var, o da Profesör Doktor Erdal Anadol. Türkiye’ye böbrek naklini getiren insan. Ailemizin kahramanı.

Kahraman sensin artık…
-Teşekkür ederim ama benim kahramanım o! Bayramlarda hatırlıyorum, hep birileri ona raporlarını gösterirdi. O da en tatlı, en anlayışlı haliyle, hiç acele etmeden, kim ne sorarsa, sakince bilgi verir, uzun uzun raporları yorumlardı. Aslında insanlara umut verirdi. İnsanlığa faydalı olabilme arzusu vardı onda. O kadar müthiş bir şey ki. O yüzden kahramanım. O kadar çok insanın hayatına dokundu ki. Eve gelen telefonlar, o mutluluk anları hiç gitmez zihnimden… Bir insanın hayatına dokunabilme duygusu, onun sayesinde benim hayatımda da var. Onun kadar faydalı olamasam da, elimden geleni yapıyorum.

İnek bir tip miydin çocukken?
-Evet.

Sosyal zekası yüksek olmayan, az arkadaşı olan…
-Yok, aksine çok arkadaşım vardı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nin en güzel yanı budur. İkisi de bir arada olabiliyor. 8 yıl boyunca dünyanın en iyi dostluklarını edindim. Sonra Bilgi Üniversitesi’nde okudum. Dostluklarım uzun sürer benim. Şu anda da en yakın iki dostumla birlikte çalışıyoruz Los Angeles’ta.

İki Türk var yani ekipte?
-Hatta üç! Eşim ve iki çok yakın iki arkadaşım.

Eşin de mi Kadıköy Anadolu’dan?
-Yok Efsun’la Bilgi Üniversitesi’nde tanıştık. 13 yıldır beraberiz. Hem beyin hem iş hem de hayat ortağım. Ve ilham kaynağım! Eğer o, bana destek olmasaydı, bugünlere asla gelemezdik. Çünkü bu çılgın ve yoğun tempo, ancak anlayış ve beraber çalışmayla altından kalkılabilecek bir şey.

O kadar gençsin ki… Nasıl bu kadar çok şeyi sığdırdın hayatına? Sadece çalıştın mı?
-(Gülüyor) Günler 48 saat olsun istiyorum. Günde 19 saate yakın çalışıyorum. Ama zamanı iyi kullanmayı öğrendim. Ve düzenliyim. O zaman pek çok şeyi bir arada yapabiliyorsunuz.
En çok ilham ne zaman geliyor?
-Film izlerken, müzik dinlerken ve seyahat ederken. Uçaklar acayip! Çok seviyorum uçmayı… Dünya, sizden kopuyor. Bir de kimse arayamıyor, soramıyor ya… Size ait bir zaman ve mekan var. Bazen 12 saatten fazla uçuyorum.,

Dünyaya neyi göstermek istiyorsun?
-Hayal kurmanın gücünü… Dünyanın yeteri kadar problemi var. Güç savaşları, iktidar hırsı, hastalıklar, doğanın katledilmesi, açlık, fakirlik, pandemi… Başımıza ne gelecekse yeteri kadar gelmiş zaten. Ama yine de enseyi karartmamak lazım. Umut hep var… ‘’Bu dünyaya iyi bir şeyler sunmalıyız’’ diye düşünenlerdenim ben. Bazen bana “Yaptıklarınız arasında, aktivist bir şey göremiyoruz?” diyenler oluyor. Oysa aktivizim bu: Dinozor akılların değişmesi için çabalamak…

Bence sen devrimcisin! Bu yaptıkların devrim!
-Belki de mesele bunu görebilmek. Ama sanılmasın ki, her şey pırıltılı, ışıltılı, mutlu, huzurlu… Bu yapılan işler, büyük emeklerin sonucu. Arkasında büyük bir uğraş var, savaş var… Birtakım kalıpları kırmak kolay olmuyor. Hala dinozorlar var. ‘’Yapay zekadan sanat olur mu?’’ diyenler… Benim hayalim, hakikaten özgürce düşünebilmek. Herkesin, sanatın dönüştürücü ve birleştirici gücünü hissedebilmesi. Ama epey yol aldık. Pes etmek yok, yola devam…

REFİK ANADOL RÖPORTAJININ İLK BÖLÜMÜ 👇🏻👇🏻

Yorum Bırak

nineteen − thirteen =