Kitlesel fonlamayı, Türkiye’de de gençler arasında popüler yapmalıyız!

Nisan Ak… Mutlaka tanımanız gereken bir müzisyen! Şu anda Amerika’da, iki orkestranın müzik direktörlüğünü yapıyor, diğer iki orkestranın da yardımcı şefi. Aynı zamanda akademik hayatına devam ediyor, doktorasını tamamlıyor.

“Forbes Türkiye”nin 30 Altı 30 listesine girdi. Bu ülkenin çok az sayıdaki kadın orkestra şeflerinden biri. Bence müthiş bir kadın! Adı güzel, kendi güzel, hayalleri güzel. Onların peşinden gidiyor. Yetenekli, çalışkan, cesur. Kimsenin yürümediği yollarda yürüyor… Helal olsun ona!

Amerika’da orkestra şefliği eğitimi almak için önce Eczacıbaşı’nın bursunu kazanıyor ama dönemsel bir burs ve parası bitiyor. Çektiği bir videoyla “kitlesel fonlama” aracılıyla, yardım talebinde bulunuyor. 16 bin dolar para toplanıyor. Bu parayla kalan eğitiminin bir kısmını tamamlıyor. Nisan Ak, Doritos #bisecaret projesinin yüzlerinden biri. Onu tanıyın istedim…

Amerika’daki lisans eğitimini bu şekilde tamamlayan, kadın orkestra şefi Nisan Ak

İlk kez bir kadın orkestra şefiyle röportaj yapmanın gururunu yaşıyorum!
-Teşekkür ederim.

Yaptığın işin nesi büyülüyor seni…
– Notalardaki saklı bilgileri, şifreleri çözmek ve bunları bir orkestrayla gün yüzüne çıkarmak… Dünyanın en müthiş, büyüleyici şeyi!

Ne güzel anlattın… Orkestra şefliği neden erkek mesleği gibi algılanıyor? Tam tersine, orkestra yönetir gibi tüm bir hayatı yöneten kadınlar değil mi aslında?
-(Gülüyor) Kesinlikle! Ben de hep aynı şeyi söylüyorum. Orkestra şefliği, bence de tam bir kadın mesleği. Ama ne yazık ki, tüm liderlik konumlarında olduğu gibi, erkek egemen bir anlayış söz konusu. Ve geleneksel bir meslek. Birtakım anlayışlar yavaş yavaş değişiyor…

Peki bir orkestra şefinin, olmazsa olmazı nedir?
-Gerçekten derin bir müzik bilgisi olmalı. Doktora yaptığım için mutluyum. Akademik bilgiye nasıl erişeceğimi ve onu, mesleğimde nasıl kullanacağımı öğrendim, öğreniyorum. Ama tabii ki müziği, önümdeki, 80 kişinin toplamından daha iyi bilmek çok zor, hatta imkansız. Bu, gerekli de değil zaten. Benim işim, problem çözmek, organize etmek, organizasyon yapmak. Ben şefliği, biraz öyle görüyorum. Her şeyin, tam ortasındaki insan. Tüm o müzisyenlerin iletişim kurmasına yardımcı oluyor. Bir eksik ya da yanlış olursa onu çözüyor.
Şu an Amerika’da, 2 orkestranın müzik direktörü, diğer 2 orkestranın da yardımcı şefisin. Türkiye’nin çok az sayıdaki kadın orkestra şeflerinden birisin.

Maceralı bir eğitim hayatın olmuş. Amerika’da bu eğitimi alabilmek için önce Eczacıbaşı’nın bursunu kazanmışsın. Sonra n’aptın peki…
-Allah’tan zor zamanlar, geride kaldı. Evet, eğitim almaya New York’a gittim ama bir süre sonra param bitti! E-mailler ve mesajlar aracılığıyla fon bulmaya çalıştım, olmadı. “Eyvah n’apacağım ben!” derken, bir arkadaşım bana, “kitlesel fonlama”dan bahsetti. Ben de “Kaybedecek bir şeyim yok ki” diye başvurmaya karar verdim. “Bir Türk kadın olarak, orkestra şefi olmak istiyorum!” diye, kendimi, yeteneklerimi anlatan bir kampanya hazırladım.

Gerekli parayı toplanabileceğine inanıyor muydun?
-O kadar hızlı ve telaşlıydı bir süreçti ki, hiçbir kesinlik yoktu, bunları düşünecek vakit de yoktu. Ben para toplayıp toplayamayacağımı hayal etmekten çok, yapabileceğim en iyi kampanyayı yapmaya odaklandım. Ve bingo! Sonunda 16 bin dolar toplandı! İnsanlar sağ olsunlar, bana inandılar, destek oldular!

Neler hissettin peki? Havalara mı uçtun? Şaşırdın mı?
-Çok çok sevindim, acayip mutlu oldum. Ama en bariz duygu rahatlamaydı…
Rahatladım! Ailem de rahatladı, okul da rahatladı, herkes rahatladı…

Kalan eğitimini bu parayla mı tamamladın?
-Yok, hayır! Bu parayla, yüksek lisansı bitirebildim. Şu anda doktoramı bitirmek üzereyim. Yaklaşık 12 dönemdir Amerika’da okuyorum. Kitlesel fonlama üzerinden yalnızca bir dönemimi fonladım. Ama kitlesel fonlama, bana çok büyük kapılar açtı. Sanatseverlerle, burslarla, başka fonlarla tanıştım. Okuduğum okul The City University of New York, 200 bin kişinin arasından beni ve 2 kişiyi daha tanıtmak için seçti. Böylece bir sonraki sene, tam burs aldım. Doktora için de tam burs, aylık maaş ve sağlık sigortası aldım. Yani aslında, “Şu dönemi bir atlatalım, gerisine sonra bakarız” dediğim o kitlesel fonlama için hazırladığım kampanya hem yüksek lisans hem de doktoramı fonlamam için bana kapılar açtı. Üstelik harika insanlarla da tanışmamı sağladı.

Kimse büyük paralar vermiyor herkes biraz biraz veriyor. İmece usulu gibi bir şey

Seni hiç tanımayan insanların sana inanması ve seni desteklemesi, bir yük getiriyor mu?
-Hayır, ama ilk başta bir tedirginlik oluyor. Sonuçta, birebir tanımadığım insanlar benim geleceğime yatırım yapıyor. Bir süre sonra, o tedirginlik geçti. Ben yaptığım işleri yapmaya devam ettim. Kısacası disiplinli bir şekilde çalışmaya ve işimi tutkuyla yapmaya…

Peki bu parayı aldıktan sonra, sana destek olanlara ara ara gidişat hakkında bilgi verdin mi?
-Elbette! Vermez olur muyum? İletişimde kalmak çok önemli. Gelecekte iş birlikleri ortaya çıkabiliyor.

Kitlesel fonlama, Amerika’da yaygın bir mekanizma. Türkiye’de de böyle popülerleşmesi için neler yapılabilir?
-Aslında Türkiye’de niye henüz popülerleşmediğini ben çok anlayamıyorum. Amerika’da çoğu insan, birbirine, “charity” olarak yardım ediyor. Yerellik mahalli olmak böyle bir şey. Belki Türkiye’de “imece usulü” dediğimiz kavrama yakın. Yani kimse büyük paralar vermiyor ama herkes biraz biraz veriyor. Bu, hem insanların birbirine olan güvenini artırıyor hem de dayanışmayı… Daha yakın hissediyorlar birbirlerine böylece. Mesela 1 lira vererek hem desteğini gösteriyorsun, kampanyanın içine girmiş oluyorsun hem de o kişiden daha fazla haberdar oluyorsun. Doritos’un “bicesaret projesi”nde yer almamın sebebi de bu. “Kitlesel fonlamayı” gençlerin arasında popüler yapabilirsek, bir şeyleri değiştirebiliriz diye düşünüyorum.

İnsanın inandığı ve gerçekten yapmak istediği bir şey varsa, ihtiyacı olan tek şey cesaret. Sonrası bir şekilde geliyor… Suyun içine atlamak gerekiyor!

#bicesaret projesine, sanırım senden daha güzel bir ilham kaynağı seçilemezdi! Kendi hikayenin başkalarına cesaret vereceğine inanıyor musun?
-Umut ediyorum! İnşallah olur. Bu kampanyayı çok önemsiyorum. Çünkü kitlesel fonlama, hayallerini gerçekleştirmek isteyen gençler için gerçekten bir fırsat. Gençlerin sevdiği bir marka olan Doritos’un buna ön ayak olması da güzel. Ben de kendi hikayeme bi’ cesaret diyerek başladım. İnsanın inandığı ve gerçekten yapmak istediği bir şey varsa, ihtiyacı olan tek şey cesaret. Sonrası bir şekilde geliyor. Suyun içine atlamak gerekiyor!

#metoo hareketinden sonra kadın besteciler ve şefler el üstünde tutuluyor

Amerika’da bile, kadın orkestra şefi olmak hala garipseniyor mu? Hala bir erkek mesleği olarak mı algılanıyor?
-Maalesef, dünyanın her yerinde hala az ya da çok garipseniyor! Çünkü dediğim gibi çok geleneksel bir meslek. Ama Amerika’da özellikle #metoo hareketinden sonra, kadın besteciler ve şefler pek bir el üstünde tutulmaya başlandı. Hiç olmadığı kadar işe alınıyorlar filan. Fakat yine de şöyle bir şey var: Müzik seçmeleri, hep kapalı kapılar ardında yapılır ve süreç halka açıklanmaz. Yani eğer bir yerde, bir “cinsiyetçilik” varsa, legal olarak anlaması çok zor.

Yani hala engeller var, öyle mi?
-Var, var. Ama açıkçası erkeklere de var. Orkestra şefleri, işleri gereği, bol bol konuşmak, sunum yapmak, fotoğraf ve video çekimlerine katılmak zorunda. Orkestranın tanıtımında kullanılan, yüzü oluyorsun yani. O yüzden, o orkestranın kurulunun aklında nasıl bir figür varsa, onu seçiyorlar. Yetenek çoğu zaman ikinci planda kalıyor, özellikle orkestranın bütçesi yüksekse…

Orkestra şefliğinde, lafı gevelememek uzatmamak, hatta mümkünse
hiç konuşmamak gerekiyor!

Sana “Erkek gibi yönet!” dedikleri oldu mu?
-Yok, bu kadar direkt yolla olmuyor. Böyle bir cümle kullananı dava edebilirsiniz! Genellikle manipülasyon ve kapalı kapılar ardında verilen kararlar üzerinden doğan sonuçlarla uğraşıyor kadınlar.

Her biri sanatçı olan onlarca insana ne yapacaklarını söylemek nasıl bir duygu?
-Kimin ne yapacağını ben değil, müzik söylüyor. Benim görevim, provaların efektif geçmesini sağlamak ve konserde ilham vermek. Kimseye ne çalacağını söylemiyorum yani. Beste yapmadığım sürece…

Bir röportajında, “3 saat sürecek bir toplantıda moderatörsünüz ama konuşmanızın yasak olduğunu düşünün!’’ demişsin. Ben delirirdim galiba! Sen, buna nasıl dayanıyorsun?
-(Gülüyor) En ideal prova, hiç konuşulmadan bir şeyleri çözebildiğimiz prova! Ama tabii, bol bol duruyoruz ve sorun çözüyoruz. Bütün çalışanların hazır bulunduğu bir toplantı gibi. O yüzden moderatörün görevi çok önemli. Bizim işimiz zamanla çok iç içe. Hem müziğin içinde zaman var hem de belirli bir dakika sürecek müziği, belirli bir prova saati içinde çalışıp, konser verebilecek hale getirmemiz gerekiyor. Yani orkestrayı durdurup, ağzımızı her açtığımızda, zamandan yiyoruz. Lafı gevelememek, uzatmamak, hatta mümkünse hiç konuşmamak gerekiyor!

Peki senin, “Orayı yanlış çaldın güzel kardeşim!” demek için kendini tuttuğun olmuyor mu mesela…
-Şeflik eğitimini bu yüzden alıyoruz. Tekniği oturttuğumuz zaman “Yanlış çaldın güzel kardeşim” demek yerine, elimizle ya da batonla gösterebiliyoruz.

Çok gençsin, disiplini nasıl sağlıyorsun? Senden yaşça büyük olanlara, laf geçirmekte zorlandığın oluyor mu?
-Yok hayır. Disiplini sağlama gibi bir problemim olmuyor. Ama böyle bir şeye gerek de yok. Hepimiz, oraya müzik yapmaya geliyoruz. Kimse çocuk değil. Müzisyenler zaten tutkulu insanlar, müzik yapmayı seviyorlar. Absürt bir durum olmadığı sürece, disiplin sağlanacak bir durum olmuyor yani. Haa nadiren olursa da alınmak yerine, sorunu anlayıp, analitik düşünerek çözmeye çalışıyorum.

HAYAL KURMAK YERİNE PLAN YAPMAYI VE AKSİYON ALMAYI SEVİYORUM!

Orkestranda birlikte çalışmak istemediğini söylediğin insanlar oldu mu?
-Bazı insanlar çalışması daha zor. Ama orkestra, anti demokratik bir yer değil. Eğer işini iyi yapıyorsa, benim hiçbir söz söyleme hakkım yok.

Hayalinde hangi orkestrayı yönetmek var?
-Ben genelde hayal kurmak yerine, plan yapmayı ve aksiyon almayı seviyorum. Yani mesela, “20 sene sonra NY Philharmonic’i yöneteyim!” diye bir hayal kurmak bana biraz saçma geliyor. O zamana kadar, kim öle kim kala. Hayat çok hızlı ilerliyor. Önümüze sürekli yeni fırsatlar çıkıyor, ihtimaller değişiyor. Belki 20 sene sonra atıyorum, internet orkestrası kurulacak, böyle şeylerle uğraşacağız. Kim bilir! Benim şu an planım, Müzik Direktörü olduğum orkestraları daha iyi konumlara getirebilmek ve asistanı olduğum orkestraların içinde de pozisyonumu yükseltmek..

“Romantik bir ilişki yaşamayacaksak sana niye asistan şeflik teklif edeyim ki?” dedi

Kadın olduğun için maruz kaldığın olumsuzluklar neler? Sana asılan erkek şefler oldu mu mesela? Tacize uğradın mı?
-Bu konu özel bir hassasiyetim var. Bir erkek şeften, herhangi bir teklif geldiğinde, 25 kere değerlendiriyorum. Ve bu, beni kötü hissettiriyor. Mesela geçen sene, bir orkestradan çok iyi bir iş aldım. Aklımda hep, “Bu işi bana güvendiği için mi verdi yoksa derdi benimle yemeğe çıkmak mı?” sorusu vardı. Ama iş çok iyiydi, gittim yönettim. Meğer hiç öyle bir dert yokmuş. Gayet güzel zaman geçirdim, döndüm. Sonra ben kendimi kötü hissettim böyle düşündüğüm için.

Sen de durduk her yerde hassasiyet göstermezsin…
-Evet. Orkestra şefliğine başladığım zaman, bir orkestra şefi, Avrupa’daki bir şehir orkestrasına, beni asistan olarak davet etti. Müthiş bir teklifti, ben de o sıralar master’da yeniyim. Tabii ki teklifi kabul etmek istiyordum ama adamla, işi dışı herhangi bir münasebet istemiyordum. Kendisine kibarca, onunla romantik bir ilişki kurmak istemediğimi söyledim. O da bana, “O zaman seni neden davet edeyim ki? Senin benim öğrencilerimden ne farkın var? Sen, daha iyi değilsin!” dedi. Böyle bir şey, benim için ilkti. Ve bana ağır geldi. Saatlerce telefonda annemle konuştuğumu hatırlıyorum. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım daha önce. O günden beri bu konularda temkinliyim…

KLASİK MÜZİĞİ GENÇLERE SEVDİRMEK GİBİ BİR MİSYONUM VAR!

Klasik müziği, gençlere sevdirmek gibi bir misyonun var mı?
-Var! Ben mesela konserim olduğu zamanlarda, yaşıtlarımın, arkadaşlarımın, sırf “destek” için gelmelerini istemiyorum. Heyecanlı ve istekli oldukları için gelmelerini istiyorum. Çünkü ben klasik müzik dinlerken heyecanlanıyorum. Benzer bir heyecanı, az da olsa, müzisyen olmayan arkadaşlarımın da hissetmesini istiyorum. Bunu da YouTube üzerinden, Türkçe konuştuğum klasik müzik videolarıyla yapıyorum. Müzikleri, küçük parçalara ayırarak, dinleme yöntemleri anlatıyorum. Hem benim hoşuma gidiyor hem de dinleyicilerin…

Fon bulunamadığı için rafa kaldırılan projeler yeniden ortaya çıkaracak

*Doritos #bisecaret projesi harika fikir! Hem benim gibi yaptığı işe tutkulu insanların büyük kitlelerle buluşmasını sağlayacak hem de sırf fon bulunamadığı için rafa kaldırılan projeleri yeniden ortaya çıkaracak. Hiçbir marka çıkıp, “Ben reklam bütçemi gençlerin projelerini tanıtmaya harcayacağım!” demedi. Önemli bence bu.

Yorum Bırak

eight − 7 =