Ve huzurlarınızda meşhur Bayram Usta: Hayatta hangi işi yaparsan yap iyi yap

Bayram Usta, benim Londra’daki şanslarımdan biri oldu. Nerdeyse bu evi birlikte yaptık. Birkaç kere de fotoğrafını paylaştım. Sonra herkes benden numarasını istemeye başladı. Hatta, aracı olmam için ricacılar bile çıktı! Benim için ”Londra İnsanları”ndan biri de Bayram Elmas, biraz daha yakından tanımanızı istedim…



Bayram Usta, seni tanıyalım. Nerelisin?
-1976 Isparta doğumluyum. Çocukluğumun bir kısmı Antalya’da, bir kısmı da Isparta’nın güzel bir köyü olan İncesu’da, dedemin yanında geçti. Dedem çok önemli benim hayatımda…

Rol modelin mi?
-Evet, öyle de denebilir. Hayat felsefemi şekillendiren birçok şeyi ondan öğrendim. Rahmetli, çiftçilik ve hayvancılık yapardı. Aynı zamanda, çok iyi bir taş duvar ustasıydı. Ben de ona işlerinde yardım ederdim. Dedemin çırağıydım yani. Yaptığı işe ve kendisine saygısı olan biriydi. Asla iş şişirmezdi, iş ayırmazdı, “Hayatta hangi işi yapıyorsan yap, o işi iyi yap! Kalbinle yap! İşin hakkını ver oğlum!” derdi.

Eğitimin ne?
-Ortaokul mezunuyum. Şartlar gereği, eğitimime devam edememiş olsam da meraklı kişiliğim sayesinde devamlı kendimi geliştirdim.

Seni, hangi rüzgar İngiltere’ye attı?
-Aslında İngiltere, aklımın ucundan bile geçmiyordu! Çocukluğumda elime geçen dergilerden gördüğüm kadarıyla aklım, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yaşamaktaydı. Farklı dil ve kültürlerden insanlarla bir arada olma fikri beni heyecanlandırıyordu. Lakin çocuk yaşlarda çalışmaya başladım. Bir de imkanlar kısıtlı tabii. Nerde bizde Avustralya’ya gidecek para? Bol bol belgesel izleyerek ve internette oralardaki yaşamları araştırarak kendimi oyalamaya çalışıyordum. Taa ki Antalya’da ki komşum aynı zamanda yakın dostum ve ağabeyim Dursun, “Bayram, Ankara Anlaşması diye bir şey varmış. Bu yolla, insanlar İngiltere vizesi alıyorlarmış!” diyene kadar. Birden zihnimde bir şimşek çaktı. Başladım deli gibi araştırmaya ve en nihayetinde başvurumu yapıp, vizemi aldım.

Geleceğe güvenle bakamayan insanlar topluluğuna dönüştü canım ülkem

Peki, zorun neydi? Türkiye’de iş mi kalmamıştı buraya geldin…
-Yok, iş kalmadı dersek yalan olur. Ama ne yazık ki ekonomik şartlar gereği, işler geriledi. Çalışan kesim, hak ettiği kazancı alamıyor. İş verenler, işçinin hak ettiği ücreti vermekte zorlanıyor. Artan genç nüfusa, yeterli istihdam açılamadığından; eğitimli, işsiz ve geleceğe güvenle bakamayan insanlar topluluğuna dönüştü canım ülkem. Ben, esas olarak iki çocuğum için İngiltere’ye geldim. Ben eğitim alamadım, onlar alsınlar istedim. Kendilerine daha iyi bir hayat kursunlar diye, bu fırsatı duyunca, adeta koparıp aldım İngiltere vizemi!

En çok ne konuda zorlandın…
-Her konuda! Ne kolay ki hayatta. Bir sürü şeyi sattım, üst üste koydum. Oldukça zorlayıcı bir süreç oldu ama engelleri, sabırla ve azimle, tek tek aştım. Sonunda şirketimi de kurdum. İnşaat sektörünün pek çok dalında ustayım ben. Elimden iş gelir. Çalışkanım da. Şimdi burada, Londra’da hizmet veriyorum.

Nasıl bu kadar kolay uyum sağladın?
-Bilmem, kendime güveniyorum. Galiba bir de cesurum. Ve iyi bir insanım be abla! Kimseye zararım yok. Kimsenin malında, mülkünde gözüm yok. İşimi iyi yapayım, hak ettiğimi kazanayım. İngilizce’yi henüz tam çözmüş sayılmam ama burada çok iyi kurslar buldum. Sonsuz imkanlar var İngiltere’de. Gerçekten bir şeyi öğrenmek istiyorsan, sistem sana yardımcı oluyor. Gerçi, iş güç o kadar yoğun ki, kurslara düzenli gidemiyorum ama konuşulanı anlayıp, ufak ufak kendimi ifade edebiliyorum. Uyum sağlamakta zorlanmadım çünkü hep iyi insanlarla karşılaştım. Bu da çok yardımcı oldu.

Bazen “ressam”, bazen “mühendis”
Bazen “mimar”, bazen de “psikolog” oluyorum

Sen bir “survivor” mısın?
-Evet. Ama yalnız değilim. Bence zor şartlarda var olmaya çalışan, herkes survivor. Ve Londra’da bizden çok var…

Senin yaptığın işin bir tanımı var mı? Herkesin, her işine koşuyorsun…
-Yaptığım işi, kısaca inşaat ustalığı deyip geçmek isterdim ama ne yazık ki, o kadar kolay tanımlayamıyorum. Bir çocuk odası boyarken bazen ressam, teknik ekipmanlarla yapılamayan bir işi, kendi geliştirdiğim basit materyallerle yaparken bazen mühendis, tadilatını yaptığımız yerlerde ihtiyaca göre çizimler yaparken de bazen mimar oluyorum. Hatta, canı bir şeylere sıkılmış müşterilerimi; işi gücü bırakıp, teskin etmeye çalışırken, bir psikolog gibi davrandığım bile oluyor! Aslında, kimin neye ihtiyacı varsa, anlıyorsam ve elimden geliyorsa, yapmaya gayret ediyorum. İşim, insanların hayatını kolaylaştırmaya çalışmak.

En çok ne tür talepler geliyor?
-Hemen hemen her türlü talep var. Boya, parke inşaat işleri, bilumum marangozluk işleri, evinde elektronik eşyası bozulan, perde yaptırmak ya da koltuk döşemesini değiştirmek isteyen… O kadar farklı taleplerle ulaşan insan var ki. Kendi yaptığım işlerle ilgiliyse ya da fikir sahibi olduğum bir konuysa, ben yardımcı oluyorum ama benim alanlarımın dışındaysa, tanıdığım ve işini bildiğim kişilere yönlendirerek yardımcı olmaya çalışıyorum.

Londra’da insanlar, usta bulmakta zorlanıyor mu?
-Hem de nasıl. İşine hak ettiği özeni gösteren ve işi iyi yapan ustaları bulmak kolay değil. İnsanlar da yaşadıkları acı tecrübeler yüzünden her önlerine çıkana güvenemiyorlar. Haklılar da…

Türkiye’de ustaların kıymeti bilinmiyor

İngiltere’de “el işçiliği” çok pahalı… Burada, insanlar, saat başına inanılmaz paralar alıyorlar. Bu, sende nasıl bir his uyandırıyor? Türkiye’de biz, kıymetini mi bilmiyoruz ustaların? Haklarını mı yiyoruz? Yoksa burada, insanları kazıklıyorlar mı?
-Her ikisi de doğru aslında! Türkiye’de ustaların ve zanaatkarların kıymeti bilinmiyor. Yaptıkları iş, hafife alınıyor. O ustanın, bir saatte yaptığı işi öğrenmek ve profesyonel seviyeye gelmek için kaç yılını harcadığını hesaba katmayı unutuyor insanlar. Diğer tarafta Londra’da, bir işi, 10 farklı usta, 10 farklı fiyata yapıyor. Bunların içinde, işinde profesyonel olanı da var, ilgilendiği hobisini ek gelir kaynağı olarak değerlendirmeye çalışan da… Hatta, kendisini profesyonel gibi göstermeye çalışıp insanların hem parasını hem de kıymetli zamanlarını boşa harcayanlar da. Bu noktada, insanların mesleğinde profesyonel olanları tercih etmelerini tavsiye ederim. Çünkü bir işi hobi ya da ek iş olarak yapan biri 4 saatte yapıyorsa, profesyonel çalışan biri 2 saatte yapar. Üstelik yapılan işte, karşılaşılması öngörülmeyen bir olumsuzluk durumunda, amatör çaresiz kalırken; usta olan çözüm üretip, olumsuzluğu ortadan kaldırır. Bu tür durumlarla çok karşılaşıyoruz.

Londra’da D VİTAMİNİ almayı ihmal etmemek lazım

İngiltere’de var olmaya çalışırken en çok hangi konuda zorlandın?
-Resmi kurumlarda yaşadığım dil problemi beni zorladı. Ama onu da güzel dostlarımın yardımıyla kolayca hallettik. Bir de Antalya gibi bir şehirden gelip, doğru düzgün güneş görememek fena. Bu şehirde D vitamini almayı ihmal etmemek lazım. Onun dışında hayatımdan memnunum, bir de eşim ve çocuklarım gelirse her şey daha güzel olacak.

BURADA HERKES EŞİT
Alt komşunuz bir siyasetçi, üst komşunuz belediyede işçi olabiliyor

Londra’da iş ve insan ayrımı pek yok. Herkes eşit. Ne diyeceksin bu konuda?
-Beni en cezbeden şeylerden biri bu oldu. İnsanların komplekslerini bir kenara bırakıp, iç içe yaşayabilmesi. Mesela İstanbul’da havalı bir semtte oturan bir simitçi ya da kenar mahallelerde oturan bir bürokrat göremezsiniz. Ama burada farklı. Alt komşunuz bir siyasetçi, üst komşunuz belediyede işçi olabiliyor. Başbakanı ya da önemli bir siyasetçiyi, metroda yanınızda seyahat ederken görebilirsiniz. Bu durum insanın özgüvenini artırdığı gibi daha çok özgür hissetmesine neden oluyor.

Kaç para kira ödüyorsun?
-Şimdilik aylık 1000 Sterlin.

Çocuklarımın DÜNYA VATANDAŞI olarak yetişmesini istiyorum

Amacın, tüm aileni buraya getirip, çocuklarını buranın kültürü ve eğitimiyle mi yetiştirmek…
-Hem buranın kültürü hem de bizim kültürümüzle. Çocuklarımın dünya vatandaşı olarak yetişmesini istiyorum. Geleceğe güvenle bakacakları bir yerde, özgürce yaşamalarını istiyorum. Ama güzel ülkemden de kopmaya asla niyetim yok!

Yorum Bırak

six + 1 =