Hem Hatay’ın geleneksel cimem sanatını geleceğe taşıyoruz hem de depremzede kadınlara ekonomik kaynak yaratıyoruz

Yeni nesil tasarımcımızdan Aslı Filinta ile huzurlarınızdayım. Filinta arkadaşım. Bugüne kadar pek çok ödül aldı. Dünya devi markaların katıldığı önemli organizasyonlara davet edildi. Sergiler, defileler yaptı, yapmaya devam ediyor. Yüzü batıya dönük ama ilhamını, yaratıcılığını Anadolu’nun köklü kültüründen alıyor. Kadın gücüne ve yerel üretime önem veriyor. Sürdürülebilirliğe inanıyor. Kurduğu markanın kalbinde de sosyal sorumluluk bilinci yatıyor. Bir de Adanalı
.
.
İşte bu şahane kadın, yine amlamlı bir proje hayata geçirdi. SkinCeuticals ve Hazek Kadın Kooperatifi iş birliğiyle Hatay’ın unutulmaya yüz tutmuş cimem sanatı geleneğini, yeniden canlandırıyorlar. Bunu yaparken de geleneksel el sanatına modern dokunuşlar yapıyorlar. Ayrıca, Hataylı depremzede kadınlara da ekonomik kaynak yaratıyorlar.

.

Bu geleneğin detaylarını, babaannelerinden ve anneannelerinden dinleyen kadınlar, Hazek Kadın Kooperatifi çatısı altında birbirinden şık ve el emeği göz nuru çantalar üretiyorlar. Renkleri, desenleri müthiş.
.

“Değer Katmak Elimizden Gelir” projesiyle, geleneksel el sanatlarını sadece hatırlatmakla kalmayıp, aynı zamanda kadın gücünü ve dönüşümünü vurgulamayı amaçlıyorlar. Kutluyorum…
.
Birleşmek, el ele vermek, birlikte üretmek ve paylaşmak felsefesiyle büyüyen proje, sadece çantayla sınırlı kalmayacak. Hataylı kadınlara umut olan, güç veren bu cimem sanatı, modern dokunuşlarla farklı aksesuarlara da dönüşecek…

KADIN EL EMEĞİNİN BİR DEĞERİ VARDI ESKİDEN ŞİMDİLERDE NE YAZIK Kİ AZALDI BİZ İŞTE BU DEĞERİ, YENİDEN CANLI KILMAYA ÇALIŞIYORUZ


Aslı’cım, “Değer Katmak Elimizden Gelir” projesiyle SkinCeuticals ile birlikte hem Hatay’ın geleneksel cimem sanatını geleceğe taşıyorsunuz hem de Hataylı depremzede kadınlara ekonomik kaynak yaratıyorsunuz. Hazek Kadın Kooperatifi kadınları, bu proje sayende, birbirinden yaratıcı çantalar üretiyor. Hem çok şıklar hem el emeği göz nuru. Çok kıymetli bir şey yapıyorsunuz…
-Çok teşekkürler. Yaptığımızın esas kıymetini, el emeğiyle cimem çantaları üreten kadınları dinlerken anladık. Babaannelerinin, anneannelerinin cimen geleneğiyle ürettiği şeyleri anlattılar, gösterdiler. Eskiden kadın el emeğinin bir değeri vardı. Şimdilerde ne yazık ki azaldı. Biz işte bu değeri, yeniden canlı kılmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda sürdürülebilir bir fayda sağlıyoruz. Hatay’ın Altınözü ilçesinde yaşayan pek çok kadına istihdam sağlamış durumdayız. Hazek Kadın Kooperatifi yönetiminde pek çok kadın çanta yapıyor. Maşallah o kadar aktifler ki… Fuarlar, iş birlikleri ve üretimlerle deli gibi çalışıyorlar. Projemizin görünen kurgusu; geleneksel bir el sanatını yeniden hatırlatmak iken; asıl hedefimiz tabii ki kadın gücünü ve dönüşümü anımsatmak. Birleşmek, el ele vermek, birlikte üretmek, birlikte tasarlamak ve paylaşmak… Amacımıza ulaştığımızı ve günden güne büyüdüğümüzü söyleyebilirim. Daha da büyüyecek bu proje. Hayalini kurmak bile kalbimin hızlı atmasına sebep oluyor!

Gelelim cimem geleneğine… Nedir tam olarak bu?
-Buğdayın hasadından sonra kalan sapıyla örülen bir gelenek. Aslında Türklere, Japonlardan geçmiş bir el sanatı. Kültürler arası iletişime de şahit oluyoruz böylece. “Bizim” diyoruz ya geleneklerimiz için “bizim” dediğimiz de iç içe geçmiş bir dünya. Antakyalı bir arkadaşımın aile büyüklerinden öğrendim bu geleneği, detaylarını da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Devlet Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü’ne bağlı, değerlerimizi hatırlatan @anadoludakiler adlı hesaptan keşfettim. Eski zamanlarda gelinlere çeyiz olarak, elde örülen sepetler yapılırmış. Sonra onların üzerinde içli köfte kuruturlarmış. Geleneksel el sanatları, genelde sabrı, zarafeti ve sevgiyi ifade ediyor. Benim de müthiş ilgimi çekiyor. Çünkü bizi ve değerlerimizi yansıtıyor.

Sen, değerlerimizi, yeni dünya düzenine uygulamak için de değişime direnmemek gerektiğine inanıyorsun…
-Aynen öyle! “Her şey, her an hareket halindedir” gerçeğini cebimize koyarak ilerlemeliyiz. Bir keresinde bir Antep yemeni ustası; farklı bir model yapmak istediğimde, beni birazcık terslemişti. Ben de tatlı tatlı, “Hiç kullanılmayacağına, özünü aynı tutarak, modeli azıcık dönüştürelim de kullanmaya devam edelim, ne dersiniz?” demiştim. Ona da mantıklı geldi sonra bu söylediğim. Geleneklerimizin geleceğe tutunabilmesi için günlük yaşamımızdaki kullanım şartlarına uygun yeni kullanım şekilleri ve formlar bulmalıyız. Tabii özünü, hikayesini değiştirmeden. Bizim çantalarımızın özünde de bu var.

Yapımında kullanılan tüm malzemeler doğal mı?
-Elbette. Eskiden her şey doğal malzemelerle üretiliyormuş. Yani toprağın severek geri kabul edeceği bir şekilde. Köklerimizde, her şey daha sürdürülebilir. O yüzden ben diyorum ki geleneklerimizin yaşadığı dönemde, dünya daha güzeldi. Zeytinin çekirdeği çöpe değil, toprağa gidiyordu. Kıyafetlere yamalar yapılıyordu. Fakat sonra n’oldu? Ayakkabılarımızın tabanına plastik koyduk, toprakla bağımız kesildi, toprağa basmayı da bıraktık, doğayla iletişimimiz sınırlandı ve sonrası malum…

SkinCeuticals ve Hazek Kadın Kooperatifi’yle yolun nasıl kesişti?
– Değer yargılarımızın ortak olması bizi buluşturdu. Değer yaratmayı en büyük önceliği yapmış markalardan biri. Çok genç bir ekipleri var. Enerjikler. Global bir markanın gücünü, kendi lokal topraklarında kullanma konusunda heyecanlılar. Böyle bir ekiple çalışmak büyük şans. Hazek Kadın Kooperatifi’ne gelince, becerileri ve hızları takdire şayan. O kadar çok rol üstlenmiş durumdalar ki: Kadın üretim ekibini oluşturmak, buğday saplarının ayıklanması, boyanması, üretimin kalitesini kontrol etmek… Arı gibi çalışıyorlar. Ortaya çıkan çantaların hepsi birbirinden güzel.

Sen de Hatay’a gittin ve Altınözülü kadınlarla bir araya geldin…
-Elbette! Hem ön araştırma hem destek hem de proje belgeselinin çekimi için gittim. Müthiş anılar biriktirdim. “Seni çok seviyom kız, sen hep kadınların yanındasın” dedi bana bir teyze. Çok duygulandım. “Bu çantalarla kendimize tutunacak bir dal bulduk” dediler. O kadar acıyı yaşamalarına rağmen; ‘Bu proje ile neşelendik’ demeleri bizi çok mutlu etti.

Geleneğin nesilden nesile aktarıldığı bir çalışma ortamı mı hazırladınız?
-Evet! Düşün, en kıdemli cimem örücümüz, 96 yaşındaki Elmas Nine. Müthiş bir kadın! Elmas Nine, projemiz için bu geleneği, tam 16 genç kadına öğretti. Sanıyorum en genç olan üyemiz de annesi el emeğiyle üretim yaparken, bırakacak kimsesi olmadığı için aramıza pusetiyle katılan daha 1 yaşını doldurmamış Fatma Zehra bebekti:)

Peki kadınlar teklifinizi duyunca n’aptılar? Hem aile bütçesine katkı sağlama hem de Hatay’a özgü bir geleneği yeninden canlandırma fikri nasıl geldi onlara…

-Kadınların duygusal tepkilerini mi anlatayım, mutluluk göz yaşlarını mı… Yoksa çantaların üzerindeki desenlerin tasarımlarını ve renklerini seçmelerinin haklı gururunu mu?
Kendi annelerinin ve aile büyüklerinin cimem ördüğü yılları anlattılar bize. ‘Sabredin, işin sonu sevgi’ der gibi işlenmiş bence bugüne kadar bütün el sanatları!

Çantadan sonra farklı şeyler de gelir mi?

-Çanta işin bahanesi, elimizden geldiğince ve kendi dünyamızı değiştirecek kadar değer yaratmaya devam edebiliriz umarım.

Peki biz bu çantalara nereden ulaşabiliyoruz?
-SkinCeuticals ürünlerinin bulunduğu eczane ve kliniklerde, yakında da aslifilinta.com ve Aslı Filinta Rüyalarda’da.

ÇOCUKKEN RENKLERE OLAN İLGİMDEN DOLAYI MANAV OLMAK İSTİYORDUM! BENİM İÇİN KIYAFET, AKSESUAR, PERFORMANS, PROJE VEYA MEKAN FARK ETMİYOR, YARATICILIKLA HİZMET ETTİĞİM SÜRECE PROBLEM YOK

Sen, Anadolu kültüründen ilham alan tasarımlarınla dünyada adından söz ettiren yeni kuşak tasarımcılarımızdansın. Bugüne kadar pek çok ödül aldın. Dünya devi markaların katıldığı önemli organizasyonlara davet edildin. Sergiler, defileler yaptın. Ama sen aslında, Bilkent’te ekonomi okudun. Ne oldu da sonra tasarıma kaydın?
-Çocukken renklere olan ilgimden dolayı manav, ilkokulda yaratıcı fikirlere olan merakımdan da reklamcı olmak istiyordum. Lisede de sadece matematik dersini dinlediğim için 40 soruluk matematikten 38 netle Bilkent ekonomiyi kazandım. Pişman değilim. Ekonomi okumak, bana dünyayı daha geniş bir açıdan gözlemleyebilme öğretisini kazandırdı. Şimdi renkleri, Anadolu hikayelerini ve kültürel mirasımızı keşfetmek üzerine olan merakımla, ‘Yaratıcı Ekonomik Modeller’ üzerine çalışmalar yapıyorum. Benim için kıyafet, aksesuar, performans, proje veya mekan fark etmiyor, yaratıcılıkla hizmet ettiğim sürece problem yok.


Tasarım yolculuğundaki kırılma noktaları neydi?
-Japonya’ya ihracat yaparak başladı yolculuğum. İlk 10 senesi ağırlıklı uluslararası fuarlarda, Anadolu’da yaşamış yaratıcı dehaların hikayelerinin koleksiyonlarını tasarlayarak ve tanıtarak geçirdik. Sonra oğlum Tola doğduğunda, anne olmanın verdiği daha iyi bir insan olma güdüsüyle sürdürülebilirliğin doğasını keşfettim. Pandemi sürecinde sağlık çalışanlarına üniformalar dikerek, kolektif faydanın ne güçlü bir kavram olduğunu öğrendim. Bu yaşadıklarımla markamın algısı ve vizyonu gelişti. Başımıza gelen her yeni durumda; kendi yaratıcı ekonomik modelimizi inşa edebilmek için doğru soruları sormaya çalışıyorum: Üretimde sadece kadın kooperatifleri ile ilerleyebilir miyiz? Unutulmaya yüz tutmuş el sanatı geleneklerimizi nasıl yeni dünyaya aktarabiliriz? Yerel kumaşları ne kadar kısa sürede dokutturabiliriz? Rize bezi ile ne dikebiliriz? Yabancı marka mücevher alan kadınlara, Adana burması taktırabilir miyiz?

Bir de ‘Aslı Filinta Rüyalarda’ diye bir alan yarattın…
-Evet. Çeşme Marina’da, kendimize, yeni formüllerimizi denemek için yarattığımız bir alan orası. Hedefimiz, Anadolu hikayelerini ve geleneklerini tasarımın gücüyle ileri dönüştürerek; günümüz dünyasına aktarmak. Bunu yaparken önceliklendirdiğimiz bazı değerlerimiz var: Kadın kooperatifleriyle yerel üretimler yapmak ve sürdürülebilir materyaller kullanmak. Kadın kooperatifleriyle ürettiğimiz buğday sapından çantalar, muz lifinden sandaletlerimiz var, cezaevinde tığ ile işlenen boncuk çantalarımız var. Öyle Americano, Espresso filan da servis etmiyoruz. Dibek kahvesi, Menengiç kahvesi, Hemşin Kadın Kooperatifleri’yle Hemşin’in dağlarından toplattığımız beyaz çay ikram ediyoruz. Cuma akşamları Anadolu enstrümanlarını yeni jenerasyona tanıtmak adına canlı performanslarımız oluyor. Bir Anadolu enstrümanı, bir elektronik altyapı ve bir kadın vokal veya performans sanatçısının olduğu etkinlikler düzenliyoruz.

Harikasın! Bizler nasıl destek olabiliriz…
-Birlikte yaratma cesaretini göstererek… Kadın kooperatifleriyle iş birliği yapabiliriz. Alışveriş tercihlerimizi lokal ve yerel markalardan yana kullanabiliriz. Hiçbir şey yapamıyorsak; bu değerleri önemseyen ya da üretimde ve tasarımda değer yaratan yerel markaları tercih edebiliriz.

Sen neyi farklı yaptın da markan dünya devlerinin boy gösterdiği arenalara davet alıyorsun?
-Anadolu topraklarını keşfetmeden diğer diyarlara bakmadım ben. Bir vapura binerek gezebileceğim Mimar Sinan eserleri varken, Konya’daki Karatay Medresesi dururken, İznik Çini Vakfı’nda çalışmalar yapabilecekken, uzun yollardan gitmedim. İşe kendi köklerimden başladım. Bu da benim en büyük şansım. Markamı ilk kurduğum yıllardan itibaren, Anadolu kültürüne ve bu topraklardaki dehaların yaratıcılıklarına duyduğum heyecanla çalıştım. Mimar Sinan’ın koleksiyonunu yaptığım zaman Monocle Dergisi’nden arayıp bir makale yazmamı istemişlerdi, sene 2013’te. ‘Estağfurullah, ben nasıl anlatırım Mimar Sinan’ı, bizim çok önemli sanat tarihçilerimiz var; onlar yazsa daha uygun olur’ dediğimde; ‘Biz senin dönüştürdüğün yaratıcılığınla okumak istiyoruz’ demişlerdi. Bir astrolog bana ‘Kültürünü temsil etmeye gelmişsin’ demişti. Belki de doğrudur.

Dünya modada nereye gidiyor?
-Moda nereye gidiyor bilmiyorum. Ama bilinçli bir şekilde değer yaratmaya uğraşmayan markalar da ilişkiler de yokuş aşağıya gitmeye mahkum oluyor. Bunu hep birlikte görüyoruz.

Yorum Bırak

3 + fourteen =