Gençler gümbür gümbür geliyor… Sen çok yaşa SİMRUY!

Her geçen gün yeni nesilden biriyle tanışıp onların bakış açılarını öğrendikçe içim umut doluyor. Etrafımızda dönen tüm olumsuzluklara rağmen gençlerin farklı bakış açıları geleceğimizi koruyacak bunu biliyorum…

Gençler gümbür gümbür geliyor…

Simruy, Nippon Paint Asia Young Design Awards (AYDA) mimarlık kategorisi Türkiye birincisi. Tam bir yeni nesil genç modeli…

‘’Salla başı, al maaşı’’ tiplemesine uymayan, iddialı ama keyif aldığı şeyi yapmak konusunda da kararlı bir genç birey

Şu anda İtalya’da Erasmus programı kapsamında oradaki yaşıtlarıyla ve hocalarıyla onların bakış açılarını öğrenmeye çalışıyor.

Simruy, yarışmanın teması olan ‘Empati İçin Tasarla’ konusunda; empatiyi, insanlara değil arazilere doğru yapmış ve projesinin başrolünü arazilere vermiş.

‘Hayalet Şehirler’, onun ilgisini çeken en önemli ilham kaynakları. Uluslararası bir yarışmada, mimarlık kategorisinde, İtalya’daki bir hayalet şehire sunduğu çözümle mücadele edecek.

Böyle bir akla ve yaratıcılığa sahip gençleri ortaya çıkaracak her türlü projeyi destekliyor ve ayakta alkışlıyorum. Nippon Paint’in herhangi bir ürününü satmak için değil ekosistemin geleceği olan gençlerin deneyimlerini artırmak için gerçekleştirdiği yarışması olan AYDA’ya daha fazla genç mimar ve içmimar adayının başvuruyor olmasını da çok önemli buluyorum…

Yaşasın sorgulayan , kendi doğrularının peşinde koşan ve her şeyden önemlisi özgün fikirlerini sonuna kadar savunan gençler!!! İyi ki varsınız iyi ki geleceğimizsiniz….

50’DEN FAZLA ÜNİVERSİTEDEN GENÇ KATILDI. SİMRUY’UN PROJESİ MİMARLIK DALINDA BİRİNCİ SEÇİLDİ!!!

Tebrikleeeer. Türkiye’de 50’den fazla üniversiteden gençler katıldı Nippon Paint AYDA Yarışması’na. Ve sen, mimarlık kategorinde birinci seçildin. Neler hissediyorsun?
-Hem mutlu hem de gergin hissediyorum kendimi 🙂 Projeme güveniyordum ama her zaman önce önümdeki işe odaklanan bir yapıda olduğum için, yarışmanın Türkiye finalinden sonrasını pek düşünmemiştim. Uluslararası basamağının yükünü yeni idrak ediyorum. Elimden geleni yapıp, ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim.

Seni biraz tanıyabilir miyiz…
-Adım Şevval Simruy Baygül. 23 yaşındayım, Alanyalıyım. Annem, sanatla ilgileniyor, babam ise mühendis. Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 2020 yılında mezun oldum. Şu an ODTÜ’de Yapı Bilimleri Bölümü’nde lisansüstü eğitimime devam ediyorum. Şu an Erasmus programı kapsamında İtalya’dayım. Buradaki çevreyi ve akademisyenleri tanımanın, özellikle tez sürecinde benim için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

 

Mimar olmaya nasıl karar verdin?
-Ben Fen Lisesi mezunuyum. Tıp “kazanma”nın dayatıldığı bir ortamda, üniversite sınavlarına hazırlanırken, hazırlandığım şeyin sadece üniversite yıllarını değil, hayatımı şekillendirecek olmasını fark etmem geleceğe dair tüm bakış açımı değiştirdi. Ben hiçbir zaman salla başı al maaşı tiplemesine uyabileceğimi düşünmüyorum; keyif aldığım şeyi yapmam önemliydi, para ikinci planda geliyordu. Bu noktada hem tasarım odaklı hem de pozitif bilimleri esas alan bir meslek istediğimi anladım. Mimarlık bana kendimi özgür hissettiriyor.

NE KADAR GEZERSEM, TASARIMIMI ETKİLEYECEK BİR O KADAR VİZYON KAZANIYORUM

Bu mesleğin en çok nesi seni heyecanlandırıyor?
-Verdiği özgürlük hissi. Tasarım için kafamı, izahı için bilgisayarımı nereye götürürsem mesleğim orada gibi. Ne kadar gezersem, tasarımımı etkileyecek bir o kadar vizyon kazanıyorum. Haliyle, masa başı bir iş tanımı olmaması beni en çok heyecanlandıran yanı.

İŞİM, PROBLEM ÇÖZMEK

Yaptığın işi nasıl tanımlıyorsun peki?
-Yaptığım iş aslında, problem çözmekten ibaret. İnsanlar için değil, insanlar ve çevre için. Yokuşlu bir yolda, eğime ters yönde dizüstü oturmayı deneyin, oturamazsınız. Tam da bu yüzden tanımım, çevrenin farkında olmayı barındırıyor. İnsanın ve arazinin beklentilerini en pratik şekilde karşılamaya çalışmak. Çözüm odaklı baktığınızda, tasarım otomatik olarak problemi çözmek için seçilen yöntemin kendisi oluyor.

Gelecekte ne tür bir mimarlık yapmak istiyorsun?
– Tanımımla doğru orantılı olarak hümanist ve ekolojik işler yapmak isterim. Getirdiğim çözümlerin ekonomik açıdan karşılanabilir olması benim için çok önemli. İnovatif fikirler için kamusal projeler gibi büyük ölçeklerde sponsor bulmak kolay, küçük ölçekli projelerde ise maddi kısıtlamalar sebebiyle çoğu zaman bu fikirler hayata geçirilemiyor. Limitli bütçelerde konfor sağlayabilmek, hafriyat harcamasını minimize ederken, araziden maksimum verim alabilmek ve daha nice amaçlar uğruna küçük ölçekli projelerde kendimi sınamak gibi bir niyetim var.

Türkiye’de hayal ettiğin şey için bir gelecek görüyor musun?
-Güzel bir söyleyiş var son zamanlarda: Yeni nesil gümbür gümbür geliyor. Sadece kendi hayalim değil, hepimizin ekstra farkındalıkla düşüncelerde boğulduğu bu günlerde, bence ortak hayal yaşanılası bir ülke görmek. Herkesin yardımıyla neden olmasın? Kalkınmak grup işi.

Genelde insanlar için tasarım yapılır ama sen Nippon Paint AYDA’nın bu yılki teması olan “Empati İçin Tasarla” konusunda; sen, empati hakkını insanlardan değil, yapıların kurulduğu araziden yana kullanmışsın. Neden?
-Sorunun kendisi, cevabım hakkında ipucu içeriyor aslında. “Genelde” insanlarla empati yaparız. İnsanlarla bağ kurmaya alışığız. Son zamanlarda, çevremde olup bitenleri gözlemlediğimde bu mesleğin insanlar kadar önemli bir başrolü de araziyken, ona gereken değeri vermediğimizi hissediyorum. Günümüzde toprağa saygının göz ardı edildiğini fark ettikçe geçmişe yöneliyorum. Eski insanların elindeki kısıtlı imkanlarla neleri başardığını görmek, çok da gözleri olmadan ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yerleşimler kurması; yıllar sonra dönüp baktığınızda, araziyle bütünleşmiş görüntülere dönüşüyor. Bu eforsuz görünümü seviyorum.

Senin projen nerede geçiyor? Empati için ne tasarladın?
-Projemi, İtalya’nın hayalet şehirlerden biri olan Craco Kasabası için tasarladım. Antik bir Roma Krallığı’na ev sahipliği yapmış bu kasabanın geçmişini aklımda canlandırdım. O topraklarda, hala hayat varken, insanların günlük yaşantıları bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti desem abartmış olmam. Projenin başlangıç fikri de bu şekilde oluştu. Oradaki duvarları kendi haline bırakıp gitsek, yıkılmaları an meselesi. Yaşamı tekrar canlandırmak istedim. Araziyle empati yapmak çok kolay, sadece toprağa kulak vermeniz gerekiyor.

‘’Arazinin ne kadar karakteristik talepleri varsa, sunduğu deneyim de o kadar çok oluyor” diyorsun sunumunda. Bu nasıl oluyor, bize biraz anlatır mısın?
-Bir uçurum yamacında, ormanın ortasında, denizin içinde mi yaşamayı tercih ederdiniz, pencerenizden baktığınızda karşınızda gördüğünüz apartman dairesinde mi?

TÜRKİYE’DE PROJELENDİRECEK BİR HAYALET ŞEHİR SEÇECEK OLSAYDIM, MUHTEMELEN KAYAKÖY OLURDU

Senin projen İtalya’daki bir bölge özelinde tasarlanmış. Peki Türkiye’de bir yer seçseydin, araziye empati yaparak tasarlamak isteyeceğin yer neresi olurdu?
-Sırf Craco ile olan benzerliği sebebiyle Kayaköy diyeceğim. Ancak Türkiye, zaten konum olarak tüm tarihe tanıklık etmiş bir ülke. Her köşesi, gizli hazinelerle de dolu. Yarışma bazında bu kenarda kalmış güzellikleri araştırmak için yeterli vaktim olsaydı, zaten şu an Craco ya da Kayaköy değil, adını bile duymadığınız bir başka gizli arazi hakkında konuşuyor olurduk.

Uluslararası ayağı da olan Nippon Paint AYDA tarzı yarışmaların gençlere nasıl faydası olacağını düşünüyorsun?
-Ulusal veya uluslararası, yarışma konsepti, okulda karşılaştıklarımızdan çok farklı. Bir nevi kapalı jüri olarak da düşünülebilir. Ancak ya hep ya hiç gibi bir durum söz konusu. Teslim ettiğiniz üç-beş görselle, tüm derdinizi anlatmak zorundasınız. Bu yüzden bence yarışmaların en büyük faydası kendinizi kısa ve öz biçimde açıklama becerisi kazanmak. Tabii ki alanında uzman birçok insanla tanışmak, onların sizin projenizi dinlemek için bile vakit ayırması, sonunda profesyonel bir çevre kurmak da cabası.

NIPPON PAINT’E VE DEĞERLI JÜRİ ÜYELERİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM

Çok değerli jürilerle bir hayli zaman geçirmişsiniz yarışma boyunca. Senin deneyimlerinde neler var bu Nippon Paint AYDA maratonunda?
-Çok net bir şekilde söyleyebilirim ki, o jürilerin karşısında durduğum yer, sözel becerinin önemini kavradığım yer oldu. Kendimi çizimlerle ifade etmeye alışık olabilirim ama kelimelerle? Hayır. Bu deneyim sayesinde hayatımın geri kalanında kelimelerimi özenle seçmeye dikkat etme kararı aldım. Nippon Paint AYDA’nın yarışma konseptinde jüriyle süreç içerisinde birden çok kez temas ediyor olmamız inanılmaz değerliydi. Projeleri teslim edene kadar yeni öğretilerle evrilmesini sağladı. Bu anlamda Nippon Paint Ailesi’ne ve jürilere çok teşekkür ediyorum.

Şimdi sırada yarışmanın global ayağı var… Projen, ülke birincisi gençlerin projeleriyle yarışacak. Bu sana ne hissettiriyor?
-Tabii ki ayrıcalıklı hissettiriyor. Diğer birincilerin tasarımlarını görmek ve jüriler tarafından hepimize gelecek eleştirileri duymak için son derece merak içindeyim. Büyük ödülü kim istemez, ancak sadece sürece odaklanmak istiyorum. İyi olan kazansın.

Yorum Bırak

twelve + thirteen =