Kadın oyuncuların maruz kaldığı güzellik baskısı son bulsun!

Farah Zeynep Abdullah röportajıyla karşınızdayım…

Gerçekten müthiş bi kadın!!! Mutlaka okuyun.

DOĞAL VE SAHİCİ OYUNCULUĞUYLA ŞAHANE BİR PERFORMANS SERGİLEYEN ENERJİSİ MÜTHİŞ KADIN!

1000 kere kutluyorum! Tüm ekip olağanüstü bir iş çıkarıyorsunuz. İleride bir gün, “Corona” denince, “Masumlar” diyeceğim. Bu pandemiyi sayenizde geçirdik, geçiriyoruz. Ben, Masumlar manyağıyım. Salı günü ekrana kilitleniyorum. Masumlar’ın İnci’sini şahane canlandırıyorsun. Aşırı doğal ve sahicisin… Neredeyse, rol yapmıyor gibi duruyorsun. Çok zor bi şey, bu kadar, o canlandırdığın insan olabilmek. Alkış, alkış, alkış! Farkında mısın ne kadar iyi bir oyunculuk çıkardığının?
-Çoook teşekkür ederim. Bütün çabam, hikâyeye katkı sağlamak. Böyle yansıyorsa, ne mutlu bana. Mesleğimi iyi yapmak için elimden ne geliyorsa yapıyorum.

MÜTEVAZI OLMAK KENDİ DEĞERİNİ BİLMEMEK DEĞİL

Bazen bu kadar mütevazı olanlar, kendi değerlerinin farkında olmaz. Sende de öyle bir durum var mı?
-Yok hayır. Gereğinden fazla alçak gönüllü olduğumu düşünmüyorum. Sonuçta bir meslek icra ediyorum ve yaptığım işe saygı duyuyorum. Yani şu an, “iyi bir oyuncu” olarak görülmek, beni daha değerli kılmıyor. Hayatımın hiçbir alanında sıfatlara takılmıyorum. Bir de mütevazı olmanın da fazla abartıldığını ve yer yer yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Mütevazı olmak, kendi değerini bilmemek değil. Ya da tam tersine, mesleğine sahip çıkmak kibirli biri olmak değil. Sadece aradaki dengeyi iyi kurmak önemli.

İNCİ’YLE PEK BENZER YÖNÜMÜZ YOK, MAVİ SAÇLARIMIZ DIŞINDA

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

İnci karakteriyle benzerliklerin var mı?
-Sizin ne kadar varsa, benimki de o kadardır. Bir karaktere çalışırken, onu kendimden ayrı tutmaya çalışıyorum. Tabii ki kendimden de çevremden de bir şeyler katıyorumdur. Ama önce onu, yazıldığı gibi anlamam gerekiyor. İnci, bambaşka bir karakter. Galiba onunla pek benzer yönümüz yok, mavi saçlarımız dışında.

ROLÜ ÖNCE KABUL ETMEDİM… BAŞKA PLANLARIM VARDI AMA KADER AĞLARINI ÖRDÜ

Rolü kabul ettiğinde ne hissettin?
-Yeni bir yolculuğa çıkıyormuşum gibi…

Teklif ilk geldiğinde, önce kabul etmemişsin… Doğru mu? Başka planların varmış…
-Evet. Zeynep Günay Tan’la dijital bir platforma dizi çekecektik. Akabinde Çağan Irmak’la bir film projemiz vardı. Masumlar Apartmanı’nın başlangıç tarihlerine uymuyordu. Pandemi hepimizin planlarını değiştirdi. Her şey bana da sürpriz oldu. Uzun soluklu bir projenin içinde olmayı planlamıyordum. Zaten bir dizi ve bir film çektikten sonra çok yorulmuş olacaktım. Ve İngiltere’ye dönecektim. Ama olaylar bambaşka gelişti.

ONUR GÜVENATAM BANA “İNCİ SENİN KADERİN!” DEDİ

Sonra nasıl dahil oldun?
-Planlar değişince, tesadüfler gelişmeye başladı. Bir gün bilgisayarımı aldım, çalışmak için Bebek Otel terasına gittim. Orada Onur Güvenatam’la karşılaştık. Yemek de söyleyecektim, çok acıkmıştım, “Biz de yemek söyledik, gelsene” dedi. Oturdum. O sırada bana, “Bu, bir tesadüf olamaz. İnci senin kaderin Farah!” dedi. Meğer hâlâ İnci’sini bulamamış. Senaryonun da değiştiğini söyledi, ben de son hâlini okumaya karar verdim. Zaten bir ay sonrasında kendimi sette buldum. Anlayacağınız, o gün o kadar aç olmayıp, ‘’onlar zaten yemek siparişi vermiş daha hızlı olur’’ diye düşünerek masalarına oturmasaydım, her şey bambaşka olacaktı.

MAVİ SAÇ VE PIERCING’LER ÖNCEDEN VARDI BİR TEK DİLDEKİ PIERCING’İ ÇIKARTALIM DEDİK

Peki saçında o mavi tutamın var mıydı diziye başlarken?
-Vardı evet. Karantinadayken arkadaşım boya almıştı, benim hiç aklımda yokken “Hadi boyasana, çok güzel durur” dedi. Öyle boyadım bir anda. Aslında sağ tarafı da pembeye boyamıştım ama pembe, birkaç kez denize girmede hemen aktığı için bir daha boyamakla uğraşmadım. Mavi kaldı.

İnci’nin tarzını, kıyafetlerini kimi çok seviyor, kimi nefret ediyor…
-İnci, radyoda çalışan normal bir kız. Ee yıl da 2021. Mavi saçı da olur, piercing’i de. Bunlar artık özgürlük tanımının içinde bile yer alan şeyler değil. Ayrıca şöyle tatlı bir tesadüf de oldu. Yönetmenimiz Çağrı’yla tanıştığımızda, onun da saçında mavi tutamlar vardı. Sonra oturup, “İnci nasıl görünmeli?” diye düşündüğümüzde, hep beraber mavi saçın ve piercing’lerin kalmasına karar verdik. Bir tek dil piercing’imi çıkartalım dedik. Çünkü o belki küçük bir dikkat dağınıklığı yaratabilirdi.

ROL NE GEREKTİRİYORSA, ONU GİYER ÇIKARIM. GİYİNME HIZIMDA DA REKORUM VARDIR. 30 SANİYEDE HAZIRLANMIŞLIĞIM VAR!

Saçtaki, kılık kıyafetteki styling’e ne kadar karışabiliyorsun? Ben bunu giymem diyebiliyor musun?
-Ben ne gerekiyorsa onu giyer, çıkarım. Giyinme hızımda da rekorum vardır. 30 saniyede hazırlanmışlığım var. Çünkü zaten karakterin tarzını en başından belirlemişizdir. Elbette benim de ne hissettiğim önemli. Fiziksel olarak beni çok rahatsız eden veya çok aykırı olduğunu düşündüğüm bir şey varsa söylerim. Ama onun dışında hazırlık en sıkıldığım şeydir. Bir an önce çekime başlayalım ve oynayayım isterim.

İNCİ BAKIMSIZ MI? YOO, TAM DA BU OLMASI PLANLANDI! GÜNLÜK MAKYAJ YAPAN, RAHAT GİYİNEN, KOLAY HAREKET EDEBİLECEĞİ KIYAFETLER SEÇEN, SOKAKTA GÖRSEK YADIRGAMAYACAĞIMIZ BİR KADIN…

İnci, daha önce canlandırdığın karakterler gibi aşırı bakımlı, şık, seksi bir kadın değil. Daha sokak modasını takip eden, daha bizden biri, doğalın Allah’ı…
– Daha önce oynadığım projelerin çoğu, belli bir dönemde geçiyordu ve ona uygun karakterler vardı. Hepsi de dönemine, yerine ve kişiliklerine uygun görünüyorlardı. Örneğin, Bi Küçük Eylül Meselesi’nde, neredeyse hiç makyaj yoktu yüzümde. Bütün film boyunca beyaz, sade bir elbiseyleydim. Unutursam Fısılda’da Ayperi’ye uygun makyaj yapıldı. İnci’nin de karakteri bu. Yani tam da bu olması planlandı. Günlük makyaj yapan, rahat giyinen, kolay hareket edebileceği kıyafetler seçen, sokakta görsek yadırgamayacağımız bir kadın. Aşırı bakımlı değil ama bakımsız olduğunu düşünmüyorum. Küpe seviyor, benim de çok beğendiğim, çok güzel küpeler takıyor.

BENİM FARAH OLARAK GÜZELLİĞİMİ GÖSTERECEĞİM YER DEĞİL BİR DİZİ! KADINLARA DAYATILAN BU BASKI SON BULSUN

Arada şöyle, “Ben Farah olarak güzelliğimi bir göstereyim!” demiyor musun?
-Hahahaha sağ olun beni güzel bulduğunuz için. Ama benim Farah olarak güzelliğimi göstereceğim yer orası değil ki! İnci nasıl görünmesi gerekiyorsa, öyle görünür. Artık özellikle kadın oyuncuların maruz kaldığı güzellik baskısı son bulsun. Oyunculuk, toplumsal olarak kabul gören güzellikle ilgili bir şey değil. Rol neyi gerektiriyorsa öyle görünmekle ilgili.

MASUMLAR APARTMANI KARİYERİMDE HEP “İYİ Kİ…” DİYE ANACAĞIM BİR YERİ ŞİMDİDEN İŞGAL ETTİ BİLE

Masumlar Apartmanı, sence kariyerinde nasıl bir yer işgal edecek?
-Bütün samimiyetimle söylüyorum, bu ekiple beraber olduğum için aşırı mutluyum. Oyuncular zaten harika, kamera arkası da bir o kadar şahane. Bunlar, belki alışık olduğumuz cümleler gibi durabilir ama inanın çok kalpten söylüyorum. Böyle uzun soluklu projelerde, bu arkadaşlık, her şeyden daha değerli. Herkesin tek tek adını vermeye kalksam çok uzun olur. Çünkü herkesi cümlelerce övebilirim… Yapım şirketimiz OGM, TRT 1, yönetmenlerimiz Çağrı Vila Lostuvalı ve Çiğdem Bozali, senaristlerimiz Deniz Madanoğlu, Rana Mamatlıoğlu, aynı sahneleri paylaşmaktan çok zevk aldığım, aynı zamanda hayran olduğum oyuncular, yani bütün ekip bu işe tam anlamıyla gönül veriyor. Kariyerimde de çok önemli, “Hep iyi ki…” diye anacağım bir yeri şimdiden işgal etti bile.

SENARYO MUHTEŞEM, YÖNETMENLERİMİZ DE BÜYÜLÜ BİR ŞEY YAPIYOR

Peki sence dizinin sırrı ne? Evet, hepiniz işinizi tutkuyla yapıyorsunuz ama onun ötesinde ne…
Bence muhteşem bir senaryonun, çok iyi bir şekilde ekrana yansıtılıyor olması. Yönetmenlerimiz Çağrı Vila Lostuvalı ve Çiğdem Bozali, benim de tam olarak ifade etmekte zorlandığım büyülü bir şey yapıyorlar. Masumlar Apartmanı sakinlerini -çevremizde gördüğümüz, ara sıra denk geldiğimiz insanlar olsalar da- hiç bu kadar yakından görmemiştik. Psikolojik olarak zor bir hikâye çektiğimizin farkındayız. Setteki herkes birbirine belki de bu yüzden aşırı hassas ve yumuşak davranıyor.

BEN KALBİMİN SESİNİ İNCİ’DEN DAHA ÇOK DİNLİYOR OLABİLİRİM. BİR ÇOCUK GİBİ SAF, APAÇIK VE ŞEFFAF YAŞAMAYA GAYRET EDİYORUM…

İnci, kalbinin sesini dinleyen bir kadın. Sen de öyle misin?
-Ben İnci’den daha çok dinliyor olabilirim kalbimin sesini.

Kalbinin sesi, abuk sabuk şeyler de yaptırırsa sana yapar mısın?
-Yaparım, yaptım da. Çünkü kalbimden geleni yapmadığımda fiziksel olarak da sorun yaşıyorum. İçimde ne varsa bunu dışarı yansıtmam gerekiyor. Benim için sağlıklı olan da bu. Bir çocuk gibi saf, apaçık ve şeffaf yaşamaya gayret ediyorum.

BEN HAN GİBİ BİRİYLE EVLENMEZDİM!

Dedektif gibi takip etti ve yüzleşti sonunda Han’la… Sen peki Farah olarak, bu yüzleşmeyi önceden mi yapardın?
-Ben Farah olarak bu hikâyenin içinde olsaydım, tamamen bambaşka bir şey olurdu. Bu soruya kadar gelemezdik muhtemelen. Çünkü ben Han gibi biriyle evlenmezdim. Ama yine de çok da büyük konuşmamak lazım.

Sen, İnci ve Han kadar büyük bir aşk yaşadın mı?
-Bence yaşadım ama bunu karşı tarafa da sormak lazım. Şaka bir yana Han ile İnci’nin aşkı neyle kıyaslanır bilmiyorum. Çünkü her aşkın kimyası farklı. Onların aşkının dinamikleri bambaşka. Ben de kendime göre büyük aşklar yaşadım.

Ben nasıl kendimi tanımlayayım? En yakın arkadaşıma, ‘’beni tanımlayan sıfatları saysana’’ dedim. Şöyle dedi:
HEYECANLI, DÜRÜST, FEVRİ, MERAKLI, DELİ DOLU, YARDIMSEVER VE DUYGUSAL

Kendi kişiliğini hangi sıfatlarla tanımlarsın?
-Kendini tanımlamak çok zor değil mi ya. Davranışların seni tanımlar çünkü. Dolayısıyla ben ne dersem diyeyim davrandığım kişiyimdir. Ben bu soruyu en yakın arkadaşıma sorayım, o diyor ki: Heyecanlı, dürüst, fevri, meraklı, deli dolu, yardımsever ve duygusal.

ANNEMLE BABAM DA İNCİ VE HAN’IN TANIŞMA HİKAYESİNE BENZER BİR HİKAYEYLE TANIŞMIŞLAR

Annen ve baban da İnci ve Han’ın tanışma hikayesine benzer bir olayla tanışmışlar…
-Ya evet, bu hikâye herkesin çok ilgisini çekiyor. Onlar da bir araba kazası sonucu tanışmışlar. Annem, 17 yaşında dedemin arabasını kaçırıyor, bir arabaya vuruyor, o arabanın sahibi de anneme iş teklif ediyor ve o şirkette babamla tanışıyorlar.

Hala aşıklar mı sence sizinkiler…
-Bencesi yok, basbayağı aşıklar hâlâ birbirlerine, maşallah!

İSTANBUL’DA ANNEANNEMLE YAŞIYORUM…. ANNEM, BABAM LONDRA’DA

Onlar Londra’da sen burada, anneannenlesin. Di mi? Nereye ait hissediyorsun kendini? Evin neresi senin? Anneannenin yanı mı? Londra mı, burası mı? Set mi?
-Evet, onlar Londra’nın dışında Maidenhead’de yaşıyor. Ben 10 yıldır, İngiltere’de yaşadığım zamanlar haricinde, burada anneannemle yaşıyorum. İlk kez pandemide evleri ayırmak zorunda kaldık. Kendimi açıkçası hiçbir yere ait hissetmiyorum. Nerede olursam olayım, orayı ev yaparım.

OYUNCULUK BENİM ÇOCUKLUK HAYALİM DEĞİLDİ

Neden oyunculuk yapıyorsun? Yapmasan ölür müsün mesela… Senin için ne kadar büyük bir tutku onu anlamaya çalışıyorum…
-Oyunculuk, benim çocukluk hayalim değildi. Öyle Bir Geçer Zaman Ki’yle başlayan bir yolculuk. Sonradan oyunculuk yapmaya net bir şekilde karar verdim. İngiltere’de lisede tiyatro dersleri aldım. Oyunculuk altyapım orada oluştu. Theresa May’den ödül almışlığım bile var. Sonrasında University of Kent’te Drama & Theatre Studies & French (Drama & Tiyatro Çalışmaları & Fransızca) bölümlerinde çift anadal okudum ama oyunculuk eğitimini almadım. Çünkü üniversiteden sonra oyunculuk yapmayı planlamıyordum. Seçtiğim dersler tamamen akademik çalışmalardı. Bunun üzerine okumak ve çalışmak istedim. Öyle de yaptım.

Peki neden hayatını oyuncu olarak devam ettirmeye karar verdin?
-İçinde yer aldığım projelerin izleyici üzerindeki etkisini gördüm. Ve bu mesleğe aşık oldum. Birilerinin hayatına bu yolla dokunabilmek, yoldaş olabilmek, kendilerini görmelerine sebep olabilmek kalbimin hızlı atmasına neden oluyor. Ama oyunculuk yapmasam ölmem. Çünkü benim tutkulu olduğum şey, insanların hayatına dokunabiliyor olmak. Bunu, şu an oyunculuk yaparak yapabiliyorum. Bu yüzden de proje seçerken en çok şuna dikkat ederim: “Bu hikâye insanların hayatına ne katacak?”

ÜNÜMLE YAŞAMIYORUM… ÜNÜ, İŞE YARAR BİR HÂLE GETİRİP İYİ AMAÇLAR İÇİN KULLANMAYA ÇABALIYORUM

Kendini hayallerini gerçekleştirmiş biri gibi hissediyor musun?
-Hayır ya, daha dur! Yolun başındayız. Muhtemelen yaşlanana kadar da bunun nasıl bir his olduğunu bilemeyeceğim.

Ünlü olmak ne kadar önemli senin için? Çok ipliyor gibi durmuyorsun?
-Bu, ünü, hayatınızda ve kişiliğinizde nerede konumlandırdığınıza bağlı biraz. Ben kişisel olarak ünümle yaşamıyorum ama ünümü işe yarar bir hâle getirip iyi amaçlar için kullanmaya çabalıyorum.

İSMİMİ BEN DE ÇOK SEVİYORUM

İsmin şahane! Casus ismi gibi, roman kahramanı gibi 🙂
-Hahahaha. Ben de seviyorum ismimi, hem de çok…

İran Şahı’nın eşi Prenses Farah Diba’dan esinlenerek vermişler ismini, doğru mu?
-Evet. Farah’ı babam, Zeynep’i annem koymuş. İran Şahı’nın eşi Farah Diba, güçlü, azimli, yardımsever ve asil bir kadınmış. Babam bu özelliklerini çok sevdiği için onun ismini vermiş.

NERELİ OLDUĞUM MESELESİ KARIŞIK KISACA İSTANBULLUYUM

Aile tam nereli? Baban, Irak Türkmenlerinden, annen Türk ve Boşnak kökenliymiş… Doğru mu?
-Nereli olduğum meselesi biraz karışık. Hemen doğrusunu anlatıyorum. Babamın babası, Erbil doğumlu. Babamın babaannesi ise Kerkük Türklerinden. Dedem Osman Abdullah, Irak Ordusu’nda albaymış. Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce ve Almanca konuşurmuş. Babam, 1972’de Irak’a gidip, Osmanlı tebaasından olduğumuzu gösteren zürriyet belgesini almış. Babamın, annesinin babası ise şimdi Karadağ’a bağlı olan Pljevlja (Taşlıca)’dan. Orası, dedemin köyüymüş. Mussolini’den kaçarak Türkiye’ye gelmişler. Anneannemin kökeni ise Saraybosna’ya dayanıyor. Onlar da küçükken Karamürsel’e gelmişler. Annemin baba tarafı ise 1939 Erzincan Depremi’nden sonra Erzincan’dan İstanbul’a gelmiş. Kafanız çok karıştı değil mi? Benim de yıllardır çok karışık! Daha da çok detay var ama anlatmayayım. Kısaca ben İstanbulluyum!

KARDEŞİM HARUN FİNANSLA UĞRAŞIYOR, İNGİLTERE’DE YAŞIYOR… ABİM KAAN BUDAPEŞTE’DE YAŞIYOR, RİSK ANALİSTİ VE OYUNCU… 3 KARDEŞ AYRI ÜLKELERDE YAŞIYORUZ!!!

Ailenin tek kızısın. İki erkek kardeşin var. Onlar n’apıyor?
-Kardeşim Harun 23 yaşında, University of Bath’da Business Management & Media Communications bölümünden daha yeni mezun oldu. Hala Bath’de finans ile uğraşıyor. Çok yaratıcıdır, kendi markasını kurmak gibi bir hayali var. Ben de heyecanla bekliyorum.

Abin?
-Kaan ise 35 yaşında, Budapeşte’de Transferwise’da risk analisti. Aynı zamanda oyunculuk da yapıyor, hatta en son Netflix dizisi The Spy’da minik bir rol almıştı. Şahane senaryoları var, yakında yönetmenlik de yapacak. Hepimiz ayrı ülkelerdeyiz anlayacağınız. Bu hem şanslı hem de şanssız bir durum. Çünkü bir yandan birbirimizi çok özlerken bir yandan da farklı kültürlerden anlatacak ve paylaşacak deneyimlerimiz birikiyor. Gün sonunda bir masanın etrafında toplandığımızda daha güçlü hissediyoruz.

BABAMIN SÖYLEDİĞİN GÖRE EVİN SERSERİSİYMİŞİM!

İki erkeğin arasında nasıl yıkılmadan ayakta durdun?
– Babamın dediğine göre ben evin serserisiymişim! Çok korumacı olduğumu biliyorum. Mesela çocukluk videolarımız, abime yaklaşan birilerini durduk yere kovaladığım komik videolarla dolu! Üç kardeş ilgi alanlarımız hep ortaktı. Çok iyi anlaştık hep. Babam daima feminist olduğunu söyler. Ne kadar şanslıyım ki öyle bir anlayışla, erkek-kız diye cinsiyet ayrımı görmeden büyütüldük.

EVET, DAHA ÖNCE DE SİNCABA BENZEDİĞİMİ SÖYLEYEN OLDU 🙂

Sincaba benzediğini daha önce söyleyen oldu mu?
-Hahahaha. Çok tatlısınız. Evet, daha önce de benzeten oldu. Galiba rengimiz de benziyor. Çok severim sincapları!

İstanbul’da doğuyorsun. Liseye, Saint Michel’de başlıyorsun. Sonra babanın işi nedeniyle gittiğin İngiltere’de bitiriyorsun, tüm eğitimini de orada tamamlıyorsun. İngiltere en çok ne öğretti sana?
-Gayet normal bir lise ve üniversite hayatı yaşadım. Çok eğlendiğim, gerçekten çılgınlıklar yaptığım, coştuğum, harika bir dönemdi. Bizimkiler hâlâ orada. Benim de orada bir evim var ama pandemiden dolayı bir senedir gidemiyorum.

PARİS ÜZERİNE EN ÇOK ÇALIŞTIĞIM VE OKUDUĞUM ŞEHİR

Paris mi, Londra mı daha sen?
-İngiltere’de ailem var, anılarım var, arkadaşlarım var, hayatımı değiştirmiş öğretmenlerim var, İngiltere tabii ki daha ben. Paris ise üzerine en çok çalıştığım ve okuduğum şehir. Üniversitede 19. ve 20. yüzyıl Paris’i derslerini seçmiştim. Şehrin tarihini, edebiyat, sinema, resim aracılığıyla detaylı incelemiştik. Dolayısıyla o bilgilerle Paris’e gidince hissettiklerim çok acayipti! Mesela üzerine sayfalarca araştırma yaptığım ve yazdığım Delacroix’nın La Liberté guidant le peuple tablosunu Louvre’da gördüğümde gözlerim dolmuştu. Benim için unutulmaz bir andı.

MÜZİSYEN OLMA HAYALİMDEN VAZGEÇMEDİM! ŞARKILARIN HEPSİNİ YAKIN BİR ZAMANDA DİNLEYECEKSİNİZ

18’ine kadar müzisyen olmak istemişsin. Acayip de güzel bir sesin var. Neden vazgeçtin?
-Vazgeçmedim ki! Şarkılarımın hepsi İngilizce. Buraya geldiğimde, müzik partnerim orada kaldığı için devam edememiştim. Fakat birkaç senedir harekete geçtim. O şarkıların hepsini yakın bir zamanda dinleyeceksiniz.

Çevirmen olmayı da istemişsin, o ne alaka?
-İngilizce benim ana dilim gibi. Fransızca’yı ise senelerce okudum. Üniversitede Fransız Edebiyatı dersi de almıştım. Bu yüzden çevirmenlik beni heyecanlandıran bir şeydi. Ama o yönde ilerlemedi hayatım.

HEM SEKSİ HEM MASUM BİR KIZ ARIYORLARMIŞ

Peki oyunculuk nereden çıktı?
– Bana anlatılan Zeynep Günay Tan, Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisi için hem seksi hem masum bir genç kız arıyormuş. O zamanlar Kanal D’de drama koordinatörlüğü yapan Lale Eren de benim fotoğrafımı göstermiş. Ben de Paskalya tatili için İstanbul’a gelmiştim. İngiltere’ye dönmeme iki gün kala, Lale Abla beni aradı, “Görüşebilir miyiz?” dedi. Görüşmeye gittim, rica ettikleri için bir sahne okudum, İngiltere’ye döndüm. Beni dizide görmek istedikleri haberi gelince, güzel bir deneyim olacağı düşüncesiyle okulun o senesini bitirip, sonraki sene için izin alıp Türkiye’ye geldim. Hatta o zamanlar diksiyonum biraz kötüydü. Okuma provalarında Zeynep Abla, “Buna çalışman lazım, yoksa dublaj yapmak zorunda kalabiliriz” deyince, hiç unutmuyorum, çok korktum. Ve çok çalıştım. İşte her şey böyle başladı.

AİLEM KENDİ YOLUMU SEÇME İSTEĞİME HEP SAYGI DUYDU

Küçük yaşlardan beri çeşitli işlerde çalışmışsın. Reklam müziği seslendirmişsin. Lise çağlarında, kasiyerlik, satış görevlisi gibi işlerde çalışmışsın. Liseyi bitirince, gündüz garsonluk, geceleri bir kulüpte barmaid’lik yapmışsın. Süper, süper, süper! Kim destekledi seni tüm bunlarla ilgili olarak…
-Evet. 11 yaşımda bir süt markası için jingle seslendirdim. 16 yaşımdan sonra da üniversite için para biriktirmek istedim. Kendi ayaklarım üzerinde durmak, kendi paramı kazanmak istiyordum. Doğru, saydıklarınız dahil, kasiyer, satış görevlisi gibi daha pek çok iş tecrübem oldu. Erken yaşlarda, farklı tecrübeler edinerek, hayatı öğrenmek istedim. Ailem de benim kendi yolumu seçme isteğime saygı duydu. Sağ olsunlar, hep destek oldular.

MÜZİĞİN İÇİNE DOĞDUM BEN

Müzik aşkın peki? O nasıl başladı?
-Müziğin içine doğdum ben! Evimizde, kendimi bildiğimden beri şahane müzikler çalar. İlk konserim The Rolling Stones konseriydi. 8 yaşındaydım. Annem de babam da iyi müzik sever, türün önemi yoktur çok. Mesela, futbol maçı izlerken, gümbür gümbür klasik müzik çalardı bizim evde. Pazar günleri, harika müziklerle uyanırdık. Küçüklük videolarımda, arka fonda, Frank Zappa, Led Zeppelin çalar. Aretha Franklin açıp, dans ederdi annem. Babam bana karışık kasetler, CD’ler yaptırırdı. Kendi hoparlörlerini yapar, kullanılmayan plakların üzerine rakamlar yapıştırıp, saate çevirirdik. Babam gerçek bir koleksiyonerdir. Plak Mecmuası’na röportaj vermişliği bile var. Mesela Tom Jones’un aynı plağından sekiz tane olduğunu biliyorum. Plak gördü mü dayanamaz! Annem de o da gerçek müzikseverler. Ritim duyguları da çok gelişmiştir. Şahane dans ederler! Hele babam, öyle çılgın dans hareketleri vardır ki…

Yorum Bırak