Engin Günaydın: 10 BİN ADIM Devin’le beraber kurguladığımız bir proje

Devin Özgür Çınar’dan sonra şimdi de sırada, usta oyuncu Engin Günaydın röportajı var.

Engin Günaydın, nevi şahsına münhasır oyuncularımızdan. 10 Bin Adım’da Devin Özgür Çınar’la birlikte rol alıyorlar… Projeyi de birlikte geliştirmişler…

Lafı fazla uzatmadan sizi onunla baş başa bırakıyorum…

O YÜRÜYORDU, PEŞİNE TAKILDIM YÜRÜYE YÜRÜYE BU FİKİR ÇIKTI!

Gain’deki yeni diziniz, “10 Bin Adım” müthiş. Acayip yaratıcı bir iş olmuş! Çok çok tebrikler.
-Çok teşekkürler.

Nerden çıktı bu proje?
-Devin, günde 10 bin adım atıyordu zaten. Ben de takıldım peşine, birlikte yürüyelim filan. İnsan yürürken pek çok şey konuşuyor. Biz de öyle yaptık. Konuşmadığımız şeyleri konuşmaya başladık. Vakit de vardı. Sonra birden bu fikir geldi aklımıza: Birlikte on bin adım atan iki kişinin hayatından küçük anlar. “Böyle bir proje mi yapsak?” diye düşündük. Yani Devin’le beraber kurguladığımız bir projeydi. Ama her zamanki gibi unuttuk, gitti. Sonra Nisan Ceren ve Faruk Özerten’le yemek yerken bu projeden bahsettik. Çok ilgilendiler. “Biz bunu yapalım!” dediler. Devin ilk bölümü yazdı, hepimiz beğendik. Sonra yazmaya devam etti. Gain’le konuşuldu. Ve proje birdenbire oldu. Aslında acayip hızlı gelişti. Devin’le bana kalsaydı, çoktan unutmuştuk bu projeyi.

OYUNCULUK, NORMAL HAYATA ÇOK BENZER. BİR NEVİ TAKLİDİDİR. NE KADAR İYİ TAKLİT EDEBİLİRSENİZ NORMAL HAYATI, O KADAR BAŞARILI OLURSUNUZ

Müthiş sahici oynuyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
-Oyunculuk, normal hayata çok benzer. Normal hayatın bir nevi taklididir. Ne kadar iyi taklit edebilirseniz normal hayatı, o kadar başarılı olursunuz. İnsanlar değiştikçe, oyunculuk da değişir. İnsanlar günümüzde daha esnek olmaya başladılar. Oyunculuk da, daha esnek hale geldi. Ben hayatın içinde yaşamayı tercih eden biriyim. Hayatın içinde olunca da, insanların neyi beğendiğini, neyle ilgilendiğini, ne hakkında konuştuğunu takip edebiliyorum, bu da oyunculuğuma yansıyor. O sahicilik dediğiniz şey bundan kaynaklanıyor olabilir.

YÜRÜMEK YARATICI KILIYOR BENİ AŞAĞI YUKARI BÜTÜN PARLAK PROJELERİM YÜRÜRKEN ÇIKTI

Her gün 10 bin adım attığımı söyleyemem. Ama elimden geldiğince yürüyorum. Her akşam, mutlaka o gün kaç adım attığıma bakıyorum. Bu, beni diri tutuyor. Yürümek çok sevdiğim bir eylem. Aşağı yukarı bütün parlak projelerim yürürken çıktı. Zihnim çok iyi çalışıyor yürürken. Bir dönem stand-up yapmıştım, bütün esprileri yürürken bulmuştum. Ben evin içinde de sürekli yürürüm. Yaratıcı kılıyor beni.

Var mı belli yürüyüş rotalarınız?
– Evim Kabataş’ta. Kabataş’tan Karaköy’e yürürüm. Bazen Eminönü’ne kadar uzanırım. Orda bir şeyler atıştırırım. Sokak yemeklerini özellikle severim. Sonra tekrar eve dönerim. Bazen de Taksim’den Nişantaşı’na, Nişantaşı’ndan Ihlamur’a inerim, oradan Beşiktaş’a. Sonra hop tekrar Kabataş’a geri yürürüm. Maçka Parkı da yeni keşiflerimden. Ama çok yokuş var, ben düz alanları tercih ediyorum. Annem Anadolu yakasında oturuyor. Orada yürümeyi de çok seviyorum. Bizim tarafa göre daha çok yürüme alanı var.

3 SAATLİK DİZİ İNSANİ DEĞİL İYİ PROJELERİN DİJİTALE KAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM

 

Yeni ve farklı bir şey yapıyorsunuz. Nasıl hissediyorsunuz? Bir tarafta 3 saatlik dizi yapanlar var, siz 10 dakikalık yapıyorsunuz… “Gelecek biziz!” mi diyorsunuz?
-3 saatlik dizi yapmak insani değil! Çalışanlara sabır diliyorum. Müthiş zor bir şey. İnsanlar sağlıklarını yitiriyor. Ben sırf sağlığımı düşündüğüm için uzun süredir dizi yapmıyorum. Dijital platformların süreleri çok daha insani. Çalışma şartları da öyle. İyi projelerin dijital ortama kayacağını düşünüyorum.

Peki hızlı tüketilen bir iş yapmak, bir oyuncuyu üzer mi?
-Her oyuncu tabii ki yaptığı işin, toplum hafızasında bir yeri olmasını ve uzun süre hatırlanmasını ister. “Avrupa Yakası” hala izleniyor. “Galip Derviş”in tekrarları da izleniyor. Benim çok şükür öyle sorunlarım olmadı. Tabii ki bir ay sonra hatırlanmayacak bir iş yapmak istemem.

SADECE BENİ HEYECANLANDIRAN İŞLERDE YER ALDIM… DÖNEM DÖNEM PARASIZ KALDIM. AMA YİNE DE SIRF PARA İÇİN ASLA BİR İŞ YAPMADIM

Komedi konusunda yakaladığınız başarı olağanüstü. Bunu nasıl başardınız? Bu devamlılığı nasıl sağladınız? Bunun için nasıl bir disiplin gerekiyor?
– Hayat mottom: Sadece beni heyecanlandıran projelerde oynadım. Konservatuardan mezun olduğumdan beri bu böyle. Dönem dönem parasız kaldım. Yine de içime sinmeyen işlerde yer almadım. Böyle bir prensibim var. Sırf para için asla bir iş yapmadım. Bunu gururla söyleyebilirim. Aşırı çalışmamaya da özen gösterdim. Çünkü o zaman, kendinizi şarj edemiyorsunuz. Çalışmadığım dönemlerde yapmak istediğim projeleri yazdım, yeni ve parlak işlerin peşine düştüm. O zamanları da böyle değerlendirdim.

Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?
-Bu mesleğimi sevdiğimi çok sonra anladım. İlk başlarda sevmiyordum, yazarlığı tercih ediyordum. Çünkü yazarken sorumluluklarım azdı. 100 kişilik bir ekip seni beklemiyor. “Bugün yazmak istemiyorum” dediğinde yazmıyorsun. Bu benim için müthiş bir konfordu. Ama yaşım ilerledikçe oyunculuğu daha çok sevmeye başladım.

EV İŞLERİ YAPMAYI SEVEN BİRİYİM ÜTÜ MESELA MEDİTASYON GİBİ BENİM İÇİN

Temizlik, beni sakinleştiriyor. Evle birlikte sanki ruhumu da temizliyormuşum gibi geliyor. Sonra ütü. Pek severim. İyidir de ütüm. Ütü, biraz daha meditasyon benim için. Sakinleştirici ilaç almaya benziyor. Evle ilgili her şey hoşuma gidiyor, çünkü aslında evde olmak hoşuma gidiyor.

10 BİN ADIM ŞEHİRDE İNSANLAR NE KONUŞUR, NEYLE İLGİLENİR, NEYDEN HOŞLANIR. BUNUNLA İLGİLİ SAMİMİ BİLGİLER VEREN BİR DİZİ SADE VE ETKİLEYİCİ

Bu diziyi çekmek sizin için neden cazipti?
-Çünkü fikir iyiydi. Ekip ikiydi. Çalışması çok zevkliydi. Sonra benim kafamdaki komedi anlayışına çok yakın. Şehirde insanlar ne konuşur, neyle ilgilenir, neyden hoşlanır. Bununla ilgili samimi bilgiler veren bir dizi. Sade ve etkileyici. İzlemeyenler izlesin, seveceklerini düşünüyorum.

Yorum Bırak