Ekrem İmamoğlu: Saldırılar beni motive ediyor

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla sohbetimizin üçüncü bölümüyle tekrar karşınızdayım. Kendisine samimi yanıtları için teşekkür ederim. Şu tespit gerçekten doğruymuş: Sıfır kompleks!

1 MİLYARA YAKIN BİR PARA USULSÜZ ŞEKİLDE KAYIRMACILIKLA DAĞITILDI

Siz, İstanbul Belediyesi’ni devraldığınızda nasıl bir gerçekle karşılaştınız?
-Seçimi aldıktan bir gün sonra tümüyle hakim olduk diyemeyiz. Ama ikinci seçimden itibaren öyle ya da böyle herkes bir durdu, durmak zorunda kaldı…

Peki ya iki seçim arasında?
-İşte o arada çok şey oldu maalesef. Bakıyoruz, inceliyoruz. Çok fiili bir durum var, o da şu: Devletin, belediyelere verdiği yardım parası, her ayın son günü yatması gerekirken, bu defa seçimden önce yatmış. 13 ya da 14 Haziran’da. Oysa bu para, asla 28’inde bile yatmaz, ayın son günü yatar. Hazineden gelen paydan bahsediyorum. İşte o arada dağıtıldı. Ya seçimi kaybedeceklerini anladılar ya da ne olur olmaz diye erken davranalım dediler. O arada 1 milyara yakın bir para, usulsüz bir şekilde, kayırmacılıkla dağıtıldı! Bizim baktığımız pencere şu: Şimdi mevcut duruma hakimiz. Fakat bu kadar büyük bir bütçeyi, 85 binin üzerinde çalışanı, tümüyle denetimli bir mekanizmaya oturtmak ve bunu kamuoyuna bütün şeffaflığıyla aktarabilmek için henüz hazır değiliz. Bu süreci başlattık. Fakat zaman alacak. Böyle bir takvim için 1 yılı hedeflemek lazım. Biz ancak 1 yıl sonra verileri, çok daha şeffaf vatandaşına aktarabilen bir konuma geleceğiz. Şu bir gerçek: Son 5 yıl, Büyükşehir Belediye tarihinin yatırım ve finansman konusunda en çok düzensizliğin ve denetimsizliğin yaşandığı 5 yıl…

Hala önünüzde engeller var mı?
– Var ama biz, kabiliyetli insanlarız. Engelleri aşıyoruz. Bir de sabırlıyız. 25 yıl yönettikleri bir mekanizmayı ellerinden aldık. Bu, tabii karşı tarafta bir depresyon yarattı. Yine de biz, işimize bakıyoruz. Pratik metotlarla yol ve çözüm buluyoruz.

CUMHURBAŞKANI’NIN BANA CEVAP VERMESİNİ TUHAF BULUYORUM

Olmayacağını düşündüğünüz, aklınıza bile gelmeyen neler oldu…
– Pek çok şey oluyor. Devletin bir bakanının ya da Cumhurbaşkanı’nın bir mitingde İmamoğlu’na cevap vermesini mesela tuhaf buluyorum. Geçenlerde bir Bakan konuşmuş, yeri yanlış olduğu düşünülen bir arıtma tesisiyle ilgili. “Biz yapacağız!” diyor. Dingo’nun ahırı mı burası? Nereye yapıyorsun? Kimsin sen? Böyle bir hakkın var mı? Bu arazi kimin? O arazideki süreci kim yönetiyor? Oradaki yeşil alan kimin? Yani bir Bakan’ın böyle bir açıklama yapması kadar densiz bir tavır olamaz! Bakan şunu yapsa saygıyla karşılarım, “İmamoğlu, niçin karşısınız? Gelin bize brifing verin!” Hay hay, atlar giderim. Niçin karşı olduğumuzu anlatırım. Devlet geleneğinde olması gereken bu. Ama gazete üzerinden bize mesaj veriyor atanmış Bakan. Diyor ki, ”Siz yapmadınız, biz yapacağız!” Siz kimsiniz, biz kimiz? Ben devletin Büyükşehir Belediye Başkanıyım, sen de devletin atanmış bakanısın. Beni şaşırtan bu… Ülkem adına üzülüyorum ama bu saldırılar beni motive ediyor.

HERKES HADDİNİ BİLECEK!

Sizin, İstanbul’u yönetmekten öteye, iktidara gelmek gibi bir planınız, stratejiniz var mı?
-Kişisel bir plan olamaz. Ama kurumsal planımız var. Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Türkiye’nin değişimini istiyorum. Kurumsal planın içindeyim. Zaten şu an, en üst seviyede hizmet edenlerden biriyim. Çünkü Türkiye’nin 5 kişisinden birinin yaşadığı bir şehri yönetiyorum. Bu kurumsal plan içerisinde hem insan kaynağını hem de projeleri hazırlama noktasında, en öndeki insanlardan biriyim. Ama bu, kişisel bir plan asla olmamalı. Bu artık toplumsal bir plan. Toplum artık değişimi öngördü. Ve o talep, kar topu gibi yuvarlanarak büyümeye başladı. Hani vardır ya, ”herkes haddini bilecek!” Evet, bilecek. Çünkü halk var…

Sizi eleştirenler arasında sadece siyasi karşıtlarınız yok. Partidaşlarınız da var. ”Haber alamıyoruz, makam odası kapısında bekletiliyoruz, sıkıntılarımızı anlatacak kimse bulamıyoruz” gibi laflar ediyorlar… Çok mu meşgulsünüz?
-Bunlara alışığım. Çünkü zaten 5 yıl belediye başkanlığı yaptım. Bunlar olur. Zamanla geçer. Çok şikayet edenler, bilin ki çok yakınımızda duranlardır. Bazısı küser, samimi küsenler zamanla geri döner. Ben bütün bu refleksleri biliyorum. Tek yapmaları ve bakmaları gereken şey, İmamoğlu işini yapıyor mu? Yapmıyor mu? Başarılı mı? Değil mi? Birine yakın olmanın, görüşmenin, buluşmanın hiçbir önemi yok.

SOSYAL MEDYADAKİ ELEŞTİRİLERİ CİDDİYE ALMIYORUM

Kime ve neye olursa olsun muhalefet etmek artık bir “meslek” haline mi geldi? Bazıları, “muhalefet ediyorum” adı altında varlığını sürdürmeye çalışıyor. Youtube kanallarında ahkam kesmeler, tweet atmalar… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Sosyal medyadaki bu süreç, bir deneme. Geriye dönüp baktığınızda, neticede bunlar son 10 yılın refleksleri. Üzerine çok yorum yapmak ya da bunu kalıcı bir refleks olarak değerlendirmek doğru değil. Sosyal medyadaki eleştirileri çok ciddiye almıyorum, zaten alırsam işimi yapamam.

CHP’yle ilgili eleştirilerin bir kısmı MAKUL bir kısmını HAKSIZ buluyorum

CHP’nin yeteri kadar etkili muhalefet yapmadığı, değişimi gerçekleştirmek üzere yeteri kadar gayretli çalışmadığına dair bitmek bilmeyen söylenmeler de var, muhalif kesim arasında. “Bu CHP’den bir halt olmaz!” diyenler… Sizce neden yükseliyor bu itirazlar? Bütün o insanlar art niyetli mi?
-Eleştirilerinde haklı oldukları yanlar var. Bugün bir siyasal iktidar varsa ve biz ana muhalefet partisi isek elbette burada önce Cumhuriyet Halk Partisi aynaya bakacak, kendini sorgulayacak. Demek ki bu partinin, iktidar olduğu dönemlerden bu yana bir takım yanlışlar yapmışız ki insanlarda böyle bir izlenim oluşmuş. Eleştirilerin bir kısmı doğru. Ama şu açıdan da bakmak ve değerli bulmak lazım: Cumhuriyet Halk Partisi, özellikle son dönem siyasi süreç yönetiminde çok başarılı olmuştur. Tarihe geçecek bazı hamleler yapmıştır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bence yerel yönetim ve yerel yönetim adayı tayin etme konusunda üst düzey organik tavırlar ortaya koymuştur. Bu tabi bize İstanbul’u kazandırdı. Antalya’yı, Ankara’yı, Adana’yı… Cumhuriyet Halk Partisi, işini iyi yapmaktadır ama hali hazırda “Çok da iyi yapıyor! Helal olsun!” deme zamanı değildir. Ancak mevut siyasal iktidar değiştikten sonra o yorum yapılabilir. Bu nedenle, eleştirilerin bir kısmını makul ama bir kısmını da haksız buluyorum.

AK Parti’nin Barış Pınarı Operasyonu’yla Oylarını arttırdığına inanmıyorum

Bu son Barış Pınarı Operasyonu’nda, AK Parti’in oylarını 5 puan arttırdığı yazılıp çiziliyor. Ne diyeceksiniz?
-Ben, doğru bir tahmin olarak değerlendirmiyorum. Barış Pınarı Harekatı sürecinin değerlendirilmesiyle ilgili çok şey söyleyebilirim. Şu bir gerçek: Türkiye, o bölgede güvenliğini sağlamak zorunda. Elbette ki güney sınırındaki bütün terör örgütleriyle ilgili kendisini güvence altına almak zorunda. Benim sadece bu sürece odaklanarak değil, başlangıçtan beri en yoğun biçimde, iki ülkenin stratejileriyle oluşan bir süreci yönlendirilen memleket olmak hoşuma gitmiyor. Bir tarafta ABD, bir tarafta Rusya. Ve onların stratejilerine göre konumlanan Türkiye. Hayır! Ben başından beri Türkiye’nin o bölgenin “yediemin”i gibi konumlanması gerektiğine inanıyorum. Başından beri de bunu söyledim. Kaygı duyduğumu söyledim. Hala duyuyorum. Çünkü Türkiye’nin, Suriye’yle ilgili gerekçesi ve stratejisi kuvvetli orta ve uzun vadeli bir yol haritası yok!

İMAMOĞLU, CHP’İN PROPAGANDA MAKİNESİ LAFINA ALINMIYORUM

Siz, CHP’nin propaganda makinesiymişsiniz. Öyle diyorlar… Doğru mu? Bu lafa sinir oluyor musunuz?
– CHP’nin temsili noktasında, eğer vazifemi, iyi yerine getiriyorsam, bu da toplumda karşılık buluyorsa ve ben bir propaganda sürecinin değerli simgelerinden birisi olabiliyorsam ne mutlu bana… Alınmıyorum. Niye alınganlık göstereyim!

Ömür boyu süt dağıtan belediye başkanı olmak için süt dağıtmıyorum!

Süt, işleri nasıl gidiyor? Düşündüğünüz herkese süt ulaştırabiliyor musunuz?
-Gayet iyi. Denetimleri muazzam. Karşılığı çok güzel. Ama bakın ben, ömür boyu süt dağıtan Belediye Başkanı olmak için süt dağıtmıyorum! Bu sadece bir başlangıç. Zaman içinde İstanbul’u, tek bir süt bile alma ihtiyacı olmayan çocuğun yaşadığı bir kente dönüştürmek istiyorum. Yoksulun olmadığı bir şehir. O yüzden de kent yoksulluğunu giderme politikaları içerisinde bu kampanyayı çok değerli buluyorum.

İSTANBUL’DA HAYAT DEĞİŞTİ!

Siz, belediye başkanı olduktan bu yana İstanbul’da ne değişti?
-Hayat değişti! İnsanlar mutlu, insanlar keyifli. Konuşabiliyorlar, sorgulayabiliyorlar ve insanlar o kadar üretken bir tavırla bizimle fikirlerini paylaşabiliyorlar ki… İnanılmaz! Her şeyden önce idari bir dönem değişimi yaşıyoruz. Tasarruf yapılan, israfı engelleyen, şeffaf, katılımcılığı destekleyen… Yönetimin içinde de İstanbul halkı var…

HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLDU DEMEM

”Her şeyin çok güzel” olması, şu anda yakın bir ihtimal mi yoksa henüz biraz daha uzak mı? Bu sloganını bu kadar çok tutağını biliyor muydunuz?
-2013’te Beylikdüzü Belediye Başkan aday adaylığı dönemimde, böyle bir tweet atmışım. Arkadaşlar arşivden buldu: “Her şey Çok Güzel Olacak” yazmışım. Demek ki ruhumda olan bir şeyin, dile gelişini, 14- 15 yaşında pırıl pırıl bir genç yaptı. Evet, çok büyük bir karşılık buldu. Demek ki herkesin yüreğindeki beklentiymiş. Ben, herkesin her sabah ”her şey çok güzel olacak” diye uyanmasını isterim. Eğer her şey güzel oldu derse, hayatta işleri bitmiş anlamına gelir. Ama her sabah, her şey çok güzel olacak diye uyanan bir insanın, başarılarla dolu bir hayatı olur. Türkiye için de aynı şey geçerli.

Birine, “Hakkımda kitap yazma!” demem özgürlüklere aykırı…
AMA BİLLBOARD’LARDA KENDİMİ GÖRMEK BENİ RAHATSIZ ETTİ

Bir de meşhur kitap meselesi var. Kampanya danışmanınız Necati Özkan, “Bir Kahramanın Yolu: Yeni Nesil Siyasetin Zaferi” diye bir kitap yazdı. Canan Kaftancıoğlu dahil, pek çok insandan sert eleştiriler aldı. CHP örgütünün ve gençlerinin başarısının küçümsendiğini söylediler. Biri kere siz, kendinizi bir kahraman olarak görüyor musunuz? İkincisi, danışmanınızın böyle bir kitap yazması etik mi?
-Ben kahraman değilim, önce onda anlaşalım. Gerçek kahraman olarak halkımızı görüyorum. Çünkü halkımız bir demokrasi mücadelesi verdi ve buna örnek bir tercihte bulundu. Danışmanımın bu kitabı, aynı zamanda bir kampanya uzmanı ve reklam sektöründen biri olmasının verdiği profesyonellikle yazmış olabileceğini düşünüyorum. Çünkü ben kimseye ”Bunu yazamazsın” diyemem. Herkes yazabilir. Yarın Murat (Ongun) da yazabilir, bir başkası da yazabilir. Eleştirilerimi yapabilirim ama o kadar. Bu arada henüz kitabı okumadım, onu söyleyeyim. Ama fazla reklam vermesini eleştirdim. “Bu doğru değil!” dedim. Bilboardlarda kendimi görmek, beni rahatsız etti. Ama yine de benim haddim değil ki parasını ödemiş, ilan vermiş. Kendi profosyonelliğiyle kampanyayı anlatmış olabilir. Partiden birisi de fikrini yazabilir, siz tamamen dışarıdan bir gazeteci gözüyle süreci yazıp eleştirebilirsiniz. Bir yazıya, bir kitaba benim set koymam tamamıyla özgürlüklere aykırı!

Yorum

  1. HAYRANLIKLA OKUDUM EKREM İMAMOĞLU RÖPORTAJINIZI VE TABİ AYRICA TÜM YAZILARINIZI TAKİP EDEN BİRİ OLARAK SİZİ KUTLUYORUM SAYIN AYŞE ARMAN .. ÇOK YALIN MUAZZAM BİR YAZI OLMUŞ. EKREM İMAMOĞLU HAYRANLIĞIM DAHA DA ARTTI UMARIM GELECEK YILLARDA CUMHURBAŞKANI OLARAK GÖRÜRÜZ KENDİSİNİ. HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLSUN CANIM TÜRKİYE’M BUNU HAK EDİYOR.
    SAYGILAR.

Yorum Bırak

9 − 2 =