Ebru Şallı: Mezar taşında, 10 yaşındaki oğlumun adını gördüğümde inanamıyorum… 10 yaş nedir ki? Küçücüktü daha…

‘Anneler Günü’ için tek isim vardı kalbimde. Geçtiğimiz günlerde, 10 yaşındaki oğlunu, Ponçik’ini toprağa veren Ebru Şallı..

Metanetli ve güçlü durmaya çalışan müthiş bi anne o. Ama yaşadığı acının tarifi yok, karşılıklı çok ağladık. Allah böyle bi acıyı kimseye yaşatmasın.

Başın sağ olsun Ebru’cum. Evlat acısı, yeryüzündeki en büyük acılardan biri. Sen, bu büyük acıyla nasıl başa çıkıyorsun?
-Çıkıyor muyum bilmiyorum ki. Böyle bir şey mümkün mü, onu da bilmiyorum. Hayatta hep güçlü durmaya çalıştım, küçüklüğümden beri güçlü bir yapım var. Ama bu, başka bir şeymiş… Hiçbir acıya benzemiyormuş! Bitiyorsun! Üstelik daha çok başındayım her şeyin. Bugün 22. gün. Hayatta olmadığını, nefes almadığını, bana, “Güzel annem” diyemeyeceğini, o tatlı gözleriyle derin derin bakamayacağını kabul edemiyorum. Ben Ponçik’le yaşıyorum hala…

Hala hastanede gibi mi geliyor?
-Evet. Biz iki yıl çektik bu hastalığı, hastanede yaşıyor gibiydik. Son üç ayımız kötüydü. Ama hastane sürecinde çok güzel günlerimiz de oldu. Şimdi de sanki hala orada, sanki gidip görebilirim… Oysa Ponçik, Zekeriyaköy’de bir mezarlıkta… Toprağın altında… Mezar taşında, 10 yaşındaki oğlumun adını gördüğümde inanamıyorum… 10 yaş nedir ki?! Küçücüktü daha… Daha önünde yaşayacağı bir hayat vardı… Doyamadım oğluma… Hiçbirimiz doyamadık… (Ağlıyor) Sık sık gidiyorum yanına. Sohbet ediyorum. Sanki beni duyuyor gibi geliyor. Allah’tan yemyeşil bir yer, kuşlar ötüyor filan, mezarlığın güzeli olmaz ama burası, küçük bir çocuğu korkutmayacak bir yer. Ponçik’imin enerjisi çok güzeldi, mezarlığının enerjisi de öyle. İşte orada dua ederken, “Evet ya, gitti!” diyorum. Artık hastanede ve hayatta olmadığını ancak mezarlıktayken idrak edebiliyorum… Ama normal di mi? Çok yeni daha. Kafam gidip geliyor. Durup dururken ağlamaya başlıyorum mesela. Kabullenme sürecindeyim belki de. Gerçi 2 yıldır acı çekiyordum. Yansıtmamaya çalışsam da gerçek bu…

İKİ YIL MÜCADELE ETTİK… AMA ELİMİZDEN KAYDI GİTTİNeden yansıtmamaya çalışıyordun?
-Öyle işte. Çünkü bana ihtiyacı olanlar vardı. Benim iki oğlum var. Beren’in de bana ihtiyacı vardı. Ama en çok Poncik’in. O, çok zor bir hastalıkla mücadele ederken, ben aşırı duygusal anne olamazdım. Bu süreçte öyle paylaşımlar da yapmadım. Acımı, korkumu, endişemi, duygularımı kendime sakladım. Bir de tabii iyileşeceğine o kadar inanmıştım ki, geriye dönüp bu yıllara baktığında, üzülsün istemedim. Biz anne- oğul aşacaktık. Sürekli kendimden bahsediyor gibi olmayayım, iki yıl bütün aile birlikte mücadele ettik biz. Ama olmadı. Elimizden kaydı gitti…

İÇİMDE BİR ATEŞ TOPU, ORADAN ORAYA ÇAPIYOR, BENİ YAKIYOR! ÖMÜR BOYU DA YAKACAK

Antidepresan alıyor musun?
-Hayır. Oysa neler neler yaşadık bu iki yılda. İlik nakli oldu, benden ilik alındı. Doktorlar, “Bu durumlarda anneye, babaya, hatta çocuğa da antidepresan veriyoruz!” dediler. Ama Pars da kullanmadı, Harun da. Ben de almadım. Fakat ben birtakım rahatsızlıklar geçirdim.

Ne gibi?
-Geceleri dişlerimi sıkıyormuşum, dişlerim çatladı. Gözümün üstünde kist çıktı, ameliyat oldum. Bastırıyorsun, bastırıyorsun. Ama bir yerden patlak veriyor. Şu anda, annemin verdiği bir ilaç var, bitkisel, ufak ufak onu kullanmaya başladım. Ama ilacın çok bir faydası olduğunu düşünmüyorum. İçimdeki o ateş topu devam…

Nasıl yani?
-Hissettiğim acı, işte o ateş topu… Birileri, içime atmış gibi. Üzerinde alevler olan bir top. Oradan oraya çarpıyor içimde. Dönüyor dönüyor, tüm vücudumu sarıyor. Sonra kora dönüyor, o koru da hissediyorum. “Bitti mi yoksa?” derken, yangın tekrar başlıyor. İlacın ya da herhangi bir şeyin fayda edeceğini düşünmüyorum. Belki mental olarak bir süre edecektir. Ama sürekli ilaçla da yaşanmaz. Yapacak bir şey yok, ateş düştüğü yeri yakıyor. Ömür boyu da yakacak.

N’OLUR OĞLUMU RÜYALARIMDA GÖREBİLEYİM…

Sabahları uyandığında…
-Uyuyamıyorum ki! Biraz dalmışsam, dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluyor… Birkaç saniyeliğine… Çünkü Ponçik, hayatta gibi geliyor… Sonra, onu son gördüğüm an beliriyor zihnimde. (Ağlıyor)… Cansız bedenine son sarılışım. O melek yüzüyle huzur içinde uyurken ki hali, hiç gitmiyor gözümden önünden… Ben artık uyuyamıyorum, beynim uyumayı reddediyor. Vücudum yorgunluktan iflas edip uyumak istese de beyin direniyor, uyumuyor. İlaçla uyuyabilmek istiyorum ve dua ediyorum “N’olur oğlumu rüyamda görebileyim” diye.

DÜŞÜNMEDEN EDEMİYORUM: “KORKUYOR MU? ÜŞÜYOR MU? KARANLIKTA MI? AYDINLIKTA MI? NEREDE?”

Nasıl bir çocuktu?
-Çok başka bir ruhtu. Bilge bir çocuktu. Herkese bir şeyler öğretti, ailede. Bana çok düşkündü, ben de ona. Beren’le olduğu gibi onunla da özel bir bağ vardı aramızda. Ponçik, galiba benim en yakın arkadaşımdı. O yüzden “yarım” hissediyorum şu anda kendimi. Birbirimizin yansıması gibiydik biz. Tabii ki herkes düşkündür çocuklarıana ama amansız bir hastalıkla mücadele ederken, 7/24 yanında oluyorsunuz. İkimiz ortak oda kullanıyorduk. Çünkü gece bakımı vardı. Alması gereken ilaçlar vardı. Hem annesi hem hemşiresi hem sırdaşı hem arkadaşıydım. Bana ilişkimle ilgili tüyo bile veriyordu, “Şöyle yap, böyle yap!” diyordu. Matrak, hayat dolu, dünya tatlısı bir çocuktu. Şefkatli, sevecen. Bir gün bile bana sormadı, “Ben ne zaman iyileşeceğim? Ne zaman diğer çocukları gibi okula gideceğim?” diye. “Ben neden bu hastalığa yakalandım?” diye isyan etmedi. Çünkü üzmek istemedi, kimseyi. Hele beni… Asla! Gözümün içine bakardı bir mutsuzluğum var mı diye. Ben de onu üzmek istemezdim. Hastanede aşağı iner, tuvalette ağlayıp ağlayıp, sonra yüzümü toparlayıp, öyle çıkardım odasına ve gücümü toplayıp, “Hadi şimdi Monopoly oynayalım!” derdim. Ama hisleri kuvvetli bir çocuktu. Biz, birbirimizin içini okurduk. Şu anda da saçma belki ama “Üşüyor mu, aç mı?” diye düşünüyorum. Tabii ki makul bir açıklaması yok ama, “Beni çok özler, o bensiz ne yapar ki?” diyorum. Ben ilaçlarını filan verirken, gözlerimin içine bakardı, o kadar güvenirdi bana. Şimdi tabi düşünmeden edemiyorum: “Korkuyor mu? Üşüyor mu? Karanlıkta mı? Aydınlıkta mı? Nerede?” O yüzden, “Ponçik benimlesin!” yazdım o gün. “Nerede olduğunun hiçbir önemi yok. Annen seni bırakmayacak, hep yanında…”

ALLAH’A YALVARIYORDUM “O AĞRILARIN AYNISI BEN DE HİSSEDEYİM” DİYE İNANIR MISIN, BİR SÜRE SONRA BEN DE HİSSETMEYE BAŞLADIM

Nasıl başladı bu hastalık hikayesi?
-İki yıl önce. Ponçik o zaman 8 yaşındaydı. O kadar çok şey yaşadık ki bu iki yıl içinde. Ama ben ne duygularımızı paylaştım ne de fotoğraf. Tek tüktür. İçimden gelmedi. 5 kere saç döktü, 5 kere saç çıkardı, 5 kere kirpik döktü, kaş döktü. Dünya kadar kemoterapi aldı. Ben hep iyileşeceğine, bu dönemin gececiğine inandım. Belki ergen olduğunda, “Neden paylaştın benim hastalığımı, fotoğraflarımı?” der diye düşündüm. İki abisi var. Biri İspanya’da, biri Londra’da. Aile büyüklerimiz var. Onları da düşündüm. Yani hem çocuğumu hem bizi korumak istedim. İki yıl boyunca oğlumun hayatını kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım ama hepsini kendi içimde yaşadım. 20 cc’lik şırıngayla su içiriyordum. Günde tam üç litre su. 8 yaşında bir çocuğa üç litre su içirmek zordur. Bunu başarıyordum. Güle oynaya kemoterapinin etkilerini atmaya çalışıyorduk. Sürekli idrara çıkıyordu. Detoks çayları ürettim onun için. Daha neler neler… Ve hep pozitiftim. Ben öyle olduğum için, Ponçik de öyleydi. Bana sonsuz bir güveni vardı. Ama kötü hücreler, bedenini ele geçirdiğinde çok ağrısı oluyordu. Allah’a yalvarıyordum, o ağrıların aynısını ben de hissedeyim diye. İnanır mısın, bir süre sonra ben de hissetmeye başladım…

HER ŞEY BİR LONDRA SEYAHATİNDE BAŞLADI.. “ANNE, BOYNUM AĞRIYOR!” DEDİ

Nasıl anladınız hasta olduğunu?
-Londra’da seyahatteydik. “Anne, boynum ağrıyor” dedi. İki kardeş otel odasında yatakta zıplıyorlardı, dedim ki “Herhalde zıplarken boynunu incitti!” Neyse uçağa bindik, uçakta, “Bacağım da ağrımaya başladı!” dedi. Ertesi gün, okula göndermedim, direkt hastaneye götürdüm. “Kas ağrısı olabilir!” dediler. Basketbol oynuyordu çünkü. Röntgen, ultrason. Hiçbir şey çıkmadı. Kana da bakıldı, kan da temiz. Biz bir 10 gün, biyopsi yapılana kadar nesi olduğunu öğrenemedik.

Sonuç ne çıktı? Pars Lösemi miydi?
-Hayır, lenfomaydı! Lösemi olunca, kanda tak diye çıkıyor, direkt lökositlerde kendini gösteriyor. Lenfoma, çok daha sinsi bir hastalık. Biz zaten “Şu mu, bu mu, o mu?” endişesiyle 10 gün mahvolduk, Harun’la. Çocuğun bacağında kist gibi bir şey var, ama ne olduğunu anlaşılamıyor. “Biyopsi olmadan net anlayamayız!” dediler. Öyle nazlı, mız mız bir çocuk da değildir. Ama inanılmaz ağrıdan duramıyordu, ağlıyordu, yürüyemez hale gelmişti. Geceleri ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra tam vücut MR çekildi. Bizim yıkım günümüz o gündür! MR’ın başındaki doktor, “Sadece bacağında değil, vücudunun her yerinde, en az 22 noktada var!” dedi. Dizimin bağları çözüldü, yere düşecek gibi oldum. Harun’la anladık ki, çocuğumuz bütün bedenini sarmış! Yıkıldık! Ponçik’in ağrılarını durdurmak için morfin verilmeye başlandı. O ara da biyopsi sonuçları geldi, bir kere daha yıkıldık! 8 yaşındaki Ponçik’imizin Lenfoma olduğunu öğrendik!

KEMOTERAPİ İYİ YANIT VERDİ ÖNCE UMUTLANDIK

Pars’a ne söylediniz peki?
-“Pars’cığım ağrıların sebebi vücudundaki mikrop. Bu mikropların temizlenmesi için tedaviye başlayacağız. Her şey iyi olacak, ağrıların geçecek” dedim. Gerçekten de hiç vakit kaybetmeden kemoterapiye başlandı. İnanılmaz olumlu cevap verdi! Ve hızlıca bütün o kötü hücreler yok oldu. Bir mucize gibi! Biz havalara uçtuk. Bir sonraki MR ve BT’de neredeyse hiçbir şey yok gibiydi. Ağrıları da hızla azaldı. “Hadi ne oynuyoruz, hoplayayım zıplayayım!” durumuna geldik…

Kemoterapi sırasında hiç kötü şey yaşamadınız mı yani?
-Olmaz mı? Yan etkileri de vardı. Çünkü iyi hücreleri de öldürüyordu. İlk seferinde, ağzında berbat yaralar oldu mesela. Çocuk ne konuşabildi ne yiyebildi ne içebildi. 36 saatlik, 72 saatlik kemoterapiler. Yüksek risk tedavisi 10 gün kadar. El kadar çocuk, 8 yaşında. İçin parçalanıyor tabii. Ama birlikte acayip direndik. Arkadaşlar da edindik hastanede. Pilatesler yapıyoruz, nefesler çalışıyoruz. Yürüyüşler yapıyoruz koridorda. Hastaneyi ve hastalığı sevimli hale getirdik. Odamızda hep güzel müzik çalıyordu. Oyunlar oynuyoruz, birlikte elişi yapıyoruz. Evet, hastalık var ama biz de hayatımızı ayakta tutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hastanede kendimize bir dünya yarattık. Her şeyimi hastaneye odakladım. Toplantılarımı da orada yapıyordum. Çok gerekliyse, yarım saat aşağı inip, geri yukarı çıkıyorum. Bir yandan da hastalıkla mücadele ediyoruz. Ama iyiye giden bir tablo var, mutluyuz da. Tabii bunun narkozu var, kateteri var, kateterin biri çıkıyor, biri giriyor. Ameliyatlar var bu arada…

“TAM BİTTİ, SIFIRLADIK, KURTULDUK!” DERKEN TEKRAR NÜKSETTİ

Ponçik ne yapıyor bu arada?
-Hastanenin maskotu oldu. Her şeye uyum sağlıyor. Gülüyor, güldürüyor. İçinden resmen iyilik fışkırıyor. Hastanede babasının, babaannesinin verdiği paraları biriktirdi düşün, bu biriktirdiği paralarla, -o biliyor sürekli Omurilik Felçlileri Derneği’ne gidip pilates dersi verdiğimi- küçük bir çocuğa tekerlekli sandalye aldı. Görüntülü konuştular, mesajlaştılar, arkadaş oldular. İyiydi morali. İnsan, bu kadar kortizon almaya, bilmem kaç kere kemoterapiye girmeye itiraz etmez mi? Bağırmaz mı? Yapmadı. Herkese kibar davrandı, iltifatlar etti, şakalar yaptı. Yaşına göre inanılmaz olgundu.

Sence nasıl oluyor?
-Hiçbir fikrim yok. Biz de bilemedik, Harun’la çok düşündük, nasıl böyle olabiliyor diye. Ama öyleydi Ponçik. 10 yaşındaydı ama olgun bir ruh taşıyordu. Ondan çok şey öğrendik. Tedavinin ilk yılında, 2-3 gün eve gittiğimiz günler de oluyordu. Sonra tekrar hastanede kemoterapilerimizi alıyorduk. Eve minik hastane gibi bir şey kurmuştum. Hastanedeki sistemi evde de devam ediyorduk yani. Çok çok iyi olduk, yine sıfırladık…

BU SEFER DE LÖSEMİYE ÇEVİRDİ!

Nasıl yani “sıfırladık”?
-MRD denilen değeri, sıfıra düşürdük ve doktorumuz bizi, “idameye” getirdi. Yani kemoterapi haplarıyla evden tedavi. “Artık sizi eve çıkartıyorum, haftada bir, kan testine geleceksiniz!” dedi. Şahane gidiyorduk yani. Ama sonra korkunç bir şey oldu… Ne yazık ki tekrar nüksetti! Tam da Barselona’ya abisi Bero’nun doğum gününe gidecektim. Beren orada okuyor. Birdenbire bacağındaki ağrı tekrar başladı Ponçik’in. Tabii hemen hastaneye koştuk, MR çekildi. Kan değerlerine bakıldı, “Lösemi!” dendi. Bu sefer, lösemi şeklinde karşımıza çıktı hastalık. Tekrar başa döndük, Ponçik tekrar saçlarını dökecekti. Daha önce iki kere saçları dökülmüştü. Bu üçüncüsü olacaktı. Bu saç olayına çok takıldı. Saçlarının, kaşlarının, kirpiklerinin dökülmesi onu üzüyordu. Öyle illet bir rahatsızlık ki ne kirpik ne kaş ne saç hiçbir şey kalmıyor. Bütün çocuklar birbirine benziyor. Kortizondan yanaklar şişiyor. Doktorumuz, “Tekrar yüksek risk tedavi protokolünü uygulamamız gerekiyor. Sonra da ilik nakline sokmamız lazım!” dedi. Tabii biz yıkıldık. Bu arada benim Barselona’ya gitmem gerekiyordu.

Beren’e mi?
-Evet. O da benim gözümün nuru. Doğum günü ve orada tek başına. O uçağa nasıl bindiğimi, ben bilirim, ağlaya ağlaya. Ama Beren’e de mutlu gözükmem lazım. Çünkü Pars’ın ona hazırlamış olduğu hediye var. Ona, Pars’ın, babasının ve babaannesinin hediyelerini götürüyorum. 2 gün onunla olup, hastaneye geri döneceğim ve hemen yüksek risk tedavisi başlayacak. 72 saatlik kemoterapiler…

PARS’A UYGUN İLİK BULUNAMADI. DOKTOR, “SİZİN İLİĞİNİZİN DE TUTMA İHTİMALİ DÜŞÜK AMA SİZDEN ALALIM!” DEDİ.

Kemoterapiler ne kadar zorladı?
-İç organlarını çok yoruyordu. Yetişkinlerin asla dayanamayacağı bir tedavi. Zehir alıyor aslında ama ben o zehri alması için yalvarıyordum neredeyse. Çünkü iyi geliyordu Ponçik’e. Ama bir yandan da saçları dökülüyordu. Bazı dökülmeyen yerlerini ben kesmek zorunda kaldım. Saçlarını keserken boncuk boncuk yaşlar akıyordu yanaklarından aşağıya. Bu saç meselesi onu çok üzdü. Geri kalan her şeye tahammül etti. Bu sözünü ettiğim yüksek risk tedavisi, bu işin son noktası. Ona bile dayandı yavrum, o kadar güçlü bir çocuktu.

Bu sözünü ettiğin hangi tarihler?
-Geçen sene Mart- Nisan- Mayıs. O 3 ayı, yüksek risk tedavisiyle geçirdik. Çünkü direkt ilik nakli yapılamıyor. 3 doktorla görüştük ilik naklini nereye yaptıracağız diye. Anne-baba olarak bunun kararını vermek de kolay değil çünkü riskleri büyük. Sonunda kararımızı verdik, ilik ve kök hücre araştırmaya başladık.

Doğum yaparken saklanan göbek bağı…
-Ona da bakıldı. Hiçbir işe yaramadı. Beren’e bakıldı, bana bakıldı, diğer abiye bakıldı, Harun’a bakıldı… Dünyadaki donörlere bakıldı. Ama Pars’a uygun ilik bulunamadı! Dışarıdan aldığımızda, onda on tutması gerekiyor. Yoksa büyük yan etkiler var. “O yan etkilerden çocuğu kaybedebiliriz!” dediler. Ama anneden-babadan olunca, onda dokuz olabiliyor. Ben onda 6-6.5 gibi bir şey çıktım. Harun 7 çıktı. Bero, bayağı düşük çıktı. Diğer abi de… Fakat bende bir doku grubu çıktı, literatürde olmayan bir doku grubu. Hatta, tekrar tekrar bakıldı bana. Bu doku grubu ailede sadece bende ve Pars’ta çıktı. Doktorumuz dedi ki, “Sizin iliğinizin de tutma ihtimali düşük ama bu dokunun bir sebebi olmalı, sizden alalım!” dedi. Haziran ayının ilk haftası, bizim yüksek risk tedavisi bitti. Direkt hastanenin tecrit odasına transfer olduk. “Tecrit odası” demek, hiç kimseyi bir daha görmemek. O odadan, koridora bile çıkamamak. Yemeğini koridordan dahi alamıyorsun, adım atamıyorsun dışarı…

O TECRİT ODASINDA “SEN ANNELERİN EN GÜZELİSİN… HİÇ YAŞLANMA!” DEDİ

“Tecrit”e birlikte girdiniz yani…
-Evet. “-9 diye” bir şey var. -9, ilik nakli yapılması için hazırlıkların yapıldığı gün sayısı demek. 9-10 günü geçirdik o odada birlikte. Ponçik’im de iç organların yorgunluğu vardı. Çünkü 2 yıla yakın kemoterapi almıştı. Güllük gülistanlık değildi yani tablo. Ama biz o odada ne komiklikler yaptık, 10 gün boyunca. Müzikler, eğlence. Videolar çektik. 6 adımlık bir odaydı. 6 adım atıyoruz, sonra “hop” geriye. O yürüyüş iyi geldi. Camı var odanın ama kesinlikle açılmıyor. Yürürken camdan gördüğümüz ağaçların güzelliğini birbirimize anlatıyoruz. Pilates yaptık sürekli. Diğer çocuklar gibi bacakları, kolları incelmedi. Biz hiç baston kullanmadık. Tekerlekli sandalye geçmedik. Bir ara, “Hadi bana hayatında olmasını istediğin en önemli iki şeyi söyle!” dedi. “Tamam” dedim. “Eğleniyoruz- meğleniyoruz ama ben artık bu hastalığının geçmesini istiyorum. Okulun, arkadaşların seni özlüyor! Normal hayatımıza dönsek? Senin sağlığın dışında başka isteğim bir şey yok!” dedim. “Amaan anne!” dedi, “Allah aşkına, sen onu oldu say. Sen bana ilik vereceksin. Bu iş bitecek!” diye karşılık verdi. Güldük. “Sen söyle” dedim. ”Ben” dedi, “Sen anneler en güzelisin. Hep böyle kal. Asla yaşlanma!” dedi. Ekledi: “Yaşlanırsan da Gülay gibi yaşlan!”

PONÇİK BENİM KORUYUCU MELEĞİM HEP DE ÖYLE OLACAK…

Gülay kim?
-Babaannesi! Torunlarıyla diyaloğu hep öyle, bizim babaannenin. Babaanne değil de ismiyle hitap etmelerini istiyor. “İkinci dileğini söyle” dedim. “Görünmez olup, hep senin yanında kalabileyim. Böyle bir süper gücüm olsun! Sen beni görme ama hisset! beni!” “Ayyy harika bir dileklermiş! Tamam” dedim. “Söz hiç yaşlanmayacağım. Ve oğlumun, görünmez olmak gibi yetenekleri olduğunu bileceğim!” Aslında o gün Ponçik, kendince bana mesaj vermeye çalışmış. “Benden sonra kendini üzme. Kendi bırakma!” demeye çalışmış, “Ve ne olursa olsun, görünmez de olsam, ben hep senin yanında olmaya devam edeceğim!” Gerçekten de şu an hep benimle. O, benim koruyucu meleğim. Hayat boyu da olacak!

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Ebru Şallı Akkuş 💎 (@ebrusalli)’in paylaştığı bir gönderi ()

BENDEN İLİK ALIP PONÇİK’E NAKLETTİLER

Senden ilik alıp Pars’a nakledildi…
-Evet. Geçtiğimiz Temmuz sonuydu. İlik naklinin başarılı olacağını umut ediyorduk. Mutluydu Pars, gülerek, yürüyerek taburcu olduk. Ama tabii, önlükler, boneler, eldivenler, maskelerimiz vardı. İlik nakli öncesi ve sonrası iki farklı hayat. Nakil sonrası bağışıklık sistemi sıfırlanıyor. Bir bebekten farksız oluyorsunuz. Ama biz, hazırlıklarımızı yapmıştık. Eve, minik bir hastane gibi bir şey kurduk. Bundan sonraki süreç şuydu: Haftanın 2 günü hastaneye gidip, kanına baktırmak. Ya da mümkünse, evden kan alıp, göndermek. İlik nakli olanlar 1,5 yıl evden çıkamıyor. Sosyalleşmek de yok. Aşıları olmadığı için, her şeye açıklar. Dolayısıyla nötropenik bir hayat bekliyordu bizi. Yani her şey kaynatılıyor. Kaynatılmış sular içiliyor. Ev yoğurdu yaparım mesela ben. O bile yasak çünkü onun içindeki probiyotikler onu mantar yapabilir. Tüm kurallara uyduk.

UĞUR DA HARUN GİBİ PONÇİK’İN HASTALIĞI BOYUNCA EN BÜYÜK DESTEKÇİMİZDİ

Sizin evdesiniz… Eşin Uğur da var?
-Elbette. Tıpkı Harun gibi, o da hep yanımdaydı. Ponçik’in hastalığı boyunca en büyük destekçimizdi.

Herkes birbiriyle uyumlu hiçbir sorun yok…
-Aynen. Hiçbir sorun yok. O kadar hayati ve büyük bir problemle uğraşıyoruz ki, böyle dertlerimiz yok. Hepimiz, Ponçik’e odaklanmış durumdayız. Bu hastalık çıktığında, ben Uğur’la tanışalı henüz 10 ay olmuştu. Ona çok dürüst davrandım. “Benim önceliğim oğlum. Sen, benden çok şey bekleme. İstersen görüşemeyebiliriz de. Çünkü ben sana ne verebilirim bilemiyorum!” dedim. Buna rağmen, 3 ay sonra, “Hayatımda senin gibi birini tanımadım. Karım olmanı istiyorum” dedi. Evlenme teklifini de neredeyse hastanede etti. Ama biz o sırada ilik nakliyle uğraşıyorduk.

“İLİK, YÜZDE 100 TUTTU!” DEDİLER… HAVALARA UÇTUK!

Peki, ne oldu sonra? İlik tuttu mu?
-Koruyucu hücreler çoğalmaya başladı. Lökositler yükseldi. Demek ki bir şeyler iyiye gidiyordu. Ama tam olarak ilik ne kadar tuttu bilmiyorduk. Sonuç Ağustos ayında geldi. Yüzde 100 tuttu diye! Yüzde 99 değil, yüzde 100! Biz, havalara uçtuk tabii. Muhteşem bir ilik nakli gerçekleşmiş. Hiçbir yan etki de yok. Hafif bir yüz kızarıklığı, cilt kızarıklığı falan, onun dışında her şey güzel.
Siz aslında Ağustos ayında dediniz ki, “Kurtulduk, bitti bu iş!”
-Evet. Büyük bir kutlama yaptık. Pars’a sarılıp öpemiyoruz ama kokluyoruz. Şu anda Corona’da giyilen kıyafetler evimizde mevcut bizim. Onları giyip, anneannesi, dedesi geliyordu. Nasıl coşkulu, nasıl bir kutlama anlatamam. Çocuğun saçları çıkmaya başladı, kirpikleri uzamaya, yüzü incelmeye başladı. Çünkü kortizon ve kemoterapi bambaşka bir şey yapıyor. Ama tabii ilik nakli sonrası bakım o kadar zor ki. İlk 6 ay kritik, ondan sonra yırttık diyebileceğiz. Biz 5. aydaydık. Kasımı da çıkaracaktık, bitecekti bu iş…

5 AY SONRA HÜSRAN… LÖSEMİ, LENFOMA OLARAK DÖNDÜ!

O arada sen Uğur’la evlendin…
-Evet. Eylül’ün sonunda zaten mutlu güzel haberi aldıktan sonra, aile arasında küçük bir nikah yaptık. Biz, Ponçik iyileşiyor diye düşünüyoruz. Kasım’ın 20’sinde “Bacağımda ağrım var!” dedi. Ah bittim ben! N’olur geri gelmiş olmasın. N’olur başa dönmeyelim. Bacağına masaj yapıyorum, refleksoloji filan öğrendim. Nefesler, olumlamalar, dua ritüelleri, aklına ne geliyorsa. MR çekildi, “Tekrar biyopsi!” dendi. Ve birkaç gün sonra kötü haber geldi: Hani Lösemi’ye çevirmişti ya, şimdi Lenfoma olarak dönmüş! Hastaneye yattık tekrar…

YOĞUN BAKIMDA KENDİNE GELDİĞİNDE İLK SÖYLEDİĞİ ŞEY: ANNECİM, SENİ SEVİYORE!

Yine mi kemoterapi?
-Evet. İnanılmaz ağrıları vardı. Öyle çaresiz bir durum ki, ufacık çocuk… Ağrılar içinde yatıyor orada ve sen ona yardımcı olamıyorsun! Üstüne zatürre oldu. Zatürreyle birlikte yoğun bakıma girdi. Zatürre, akciğerleri çok zorladığı için birkaç gün entübe yaşadı. Herkes tedirgindi, ben yine de pozitiftim. Yoğun bakımda günlerce yanında oturdum. Konuştum, konuştum. “Duymuyor!” dediler, “Olsun!” dedim. Sonra şahane bir şey oldu. Uyandırdılar. Yavaş yavaş kendine geldi. İlk söylediği şey: “Annecim seni seviyore!” oldu. Birbirimize öyle diyorduk. Ah Ponçik’imin sesini duyunca ne kadar mutlu oldum. Aralık’ın son günleriydi, yılbaşında evde olalım istedi. Ama çok da iyi bir durumda değildi. Ama artık kemoterapi değil, başka bir şeylerin yapılması gerekiyordu. Bu arada Amerika’yla konuşuyoruz, başka doktorlarla konuşuyoruz, mailleşmeler yazışmalar… Amcası, Uğur, Harun hep birlikte, “Başka ne yapabiliriz?” diye çareler düşünüyoruz. Yılbaşını evde geçirmemize izin verdiler. Fakat sabaha karşı Pars’ın ağrısı oldu. Bu sefer, ellerinde, kollarında ve bileklerinde. “Eyvah, yayılıyor!” dedim. 2 Ocak’ta tekrar hastaneye yattık. Ondan sonra hastaneden bir daha hiç çıkamadı, Ponçik.

ZATÜRREDEN SONRA, MENENJİT OLDU… NÖBET GEÇİRDİ KOLLARIMDA, SOLUNUMU DURDU

Ne oldu peki?
-Önce menenjit oldu. Nöbet geçirdi kollarımda… Solunumu durdu. Allah’tan hemen geri hemen geldi. Yoğun bakıma alındı. Beyin enfeksiyonunu da atlattı. Kemoterapi evet, kötü hücreleri öldürüyor ama iyi hücreleri de öldürdüğü için, hastalık olarak ona geri geliyordu. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Bir de zor kan buluyorduk… Kanı benim kanıma, B negatife dönmüştü. Sonra iç organlarında bir şeyler olmaya başladı. Karaciğeri şişti. İki yıl boyunca full kemoterapi almıştı, sonunda iç organlar da hasar görüyor.

Başka tedaviler denendi mi?
-Evet. Kemoterapi gibi yan etkileri olmayan ama beyni yoran bir tedavi denendi. Bu arada Osman Hoca’yla konuşuyorum, karaciğerini temizlemek için Glutatyonlar, C vitaminleri takviyesi yapılıyor. Ama ne yaparsak yapalım o yeni tedavide Ponçik’in karnı şişmeye devam etti. 11. gün tedaviyi durdurmak zorunda kaldık. O karın şişliği, iç organların iflası demekmiş…

HANGİ ANNE KENDİNİ ÇOCUĞUNUN GİDİŞİNE HAZIRLAYABİLİR Kİ?

Sen nasıl bir ruh halindesin?
-Çabalıyorum, oradan oraya koşturuyorum. Evden ilikli çorba yapıp getiriyorum, “Akşamüstü pekmezini içireyim!” diyorum. “Bu çocuğun karnını nasıl indireceğiz?” diyorum. “Detoks çayı mı içirirsem?” diyorum. İyi değildim tabii! Bu arada İspanya’daki Bero’yla konuşuyorum, kardeşiyle ilgili bilgi veriyorum, onu rahatlatmaya çalışıyorum. Aile büyüklerimize olan biteni anlatıyorum. Tek düşündüğüm: “Ayakta durmam gerekiyor. Çocuğumu yaşatmam gerekiyor. Yaşayacak o, ne olursu olsun…” Harun bana, “Tersini hiç mi düşünmedin?” dedi. İnanır mısın düşünmedim. Hangi anne düşünebilir ki, hangi anne kendini çocuğunun gidişine hazırlayabilir ki?

HER ŞEYİ DENEDİK ARTIK BU ÇOCUĞU YORMAYALIM… KALBİNDEN KORKUYORUM

Sonra peki?
– Yeni bir tedavi peşindeydik. Amerika’dan cevap geldi: “Bu çocuk, bu değerlerle, bu tedaviyi kaldırmaz!” “Akıllı ilaçlar varmış, onları denesek” dedik. Belçika’dan ilaç geldi. Tedavi başladı. Ama ikinci haftaya gelmeden, Ponçik’imin karnı tekrar şişmeye başladı. Doktorumuz, ilacı kesme kararı aldı. “Kaldırmayacak!” dedi. “Hocam, kemoterapi versek tekrar” dedim. Sonra hoca benim duymak istemediğim şeyler söylemeye başladı…

Ne dedi…
-“Ebru Hanım, her şeyi yaptık, her şeyi denedik. Artık bu çocuğu yormayalım!” dedi. Ekledi: “Kalbinden korkuyorum!” Küçücük Ponçik’im inanılmaz güçlü çıkmış, tam iki yıl boyunca müthiş bir mücadele vermişti. Ama doktoru, “Artık duralım!” diyordu. Doktorlar, karın şiştiği zaman, iç organların iflas ettiğini bilirmiş… Bu arada yine Beren’in doğum günü geldi, ben iki günlüğünü İspanya’ya gittim. O da orada yalnız, gitmek zorundaydım. Ponçik, Beren’e sevdiği baklavalardan yolladı. Döndüğümde, beni ti’ye alan bir Ponçik vardı karşımda: “Ah ah, annesizlik çok kötü bir şey! Allah hiçbir çocuğu annesiz bırakmasın!” dedi. Böyle de muzip bir çocuk. Ben de “Ah Pars’sızlık da çok kötü!” dedim, “Senin kokunu alamadan yaşam devam etmez!” dedim. Gerçekten de çok güzel bir kokusu vardı, bebekliğinden beri hiç gitmeyen bir koku. Hatta öğretmenleri bana “Ne sürüyorsunuz? Bu çocuk sınıfa girdiği an, bütün sınıf güzel kokuyor!” diyordu.

BU DÜNYADAN CENNET KOKULU TATLI BİR PONÇİK GEÇTİ

Ve Ebru Şallı röportajının son bölümü… Biliyorum, herkes ağladı… Ben de… İçim dışıma çıktı… Böğüre böğre ağladım… Ebru da anlatırken ağladı… Siz de okurken… Ama galiba anlatması gerekiyordu… Ponçik’ini anlatmak, acısını bizimle paylaşmak ona iyi geldi… Acılar, paylaştıkça azalır… Ebru’nun, Harun’un ve tüm ailenin acısının biraz olsun hafiflemesi dileğiyle…

Bu dünyadan tatlı bir Ponçik geçti… 10 yıllık ömrüne pek çok şey sığdırdı. Kahramanlar gibi iki yıl savaştı, direndi ama olmadı…

Onunla birlikte bütün ailesi de savaştı… Bu sadece bir acı öyküsü değil, aynı zamanda bir mücadele öyküsü ve tek kişilik bir mücadele değil, el ele vermek gerekiyor. Bütün aile de öyle yaptı. Ama işte, bazen olmayınca olmuyor…

Cennet kokulu, güzel Ponçik… Işıklar için de uyu… Yıldızlar üstüne yağsın…

DOKTORLAR, “NEFES ALIP VERİRKEN ZORLANIYOR
ENTÜBE DÜŞÜNÜYORUZ!” DEDİ

Son’a yaklaşırken neler oldu?
-Gözünde kayma ve baş dönmesi başladı. Biz hala normal odadayız. “Anne, canım pizza istedi!” dedi. Babaannesi ona ev pizzası yaptı. Yoğun bakıma indirmeden biraz yedirdim. Bir daha orda yiyemez diye. Zaten bir iki lokma yiyebildi. O da son yemeği oldu…

Sonra Yoğun bakım mı?
-Evet. 5 gün kadar beraber Yoğun bakımda kaldık. Şırıngayla çorba içirmeye çalışıyorum, ayakta tutmaya çalışıyorum. Çünkü çok ilaç alıyordu hem ağızdan hem damardan. Sonra doktor geldi, orada yoğun bakım doktoruna teslim oluyorsunuz, onların borusu ötüyor. Dedi ki, “Pars, nefes alıp verirken çok zorlanıyor. Entübe düşünüyoruz!” Bütün doktorları aynı fikirde olunca, ben de olumlu baktım. Geçen sefer iyi gelmişti entübe, 3 gün sonra normal odamıza çıkmıştık. “Olur” dedim ama “Babasına da bir soralım” diye ekledim. Bütün bu süreçte Harun hep vardı. Ama Corona muhabbeti başladığı için artık değiş tokuş yapamıyorduk, hep ben kalıyordum. Harun da “Tamam” dedi, imzayı attım. Bana, doktor şöyle dedi. “Siz içeriye girin, çocuğunuzla vedalaşın!” dedi. Bir tuhaf hissettim. O konuşmaya devam etti, “Corona yüzünden, entübasyon sırasında yanında kimseyi tutmayı düşünmüyoruz!” Ben de “Uyanacak zaten. Acaba hiç eve gitmesem de hastanede başka bir odaya mı geçsem…” dedim. “Hayır, evinize gidin, biz sizi gelişmelerden haberdar ederiz” dedi.

“PARS’CIM, SENİ UYUTMAYI DÜŞÜNÜYORLAR. KARNININ ŞİŞLİĞİNİ İNDİRECEKLER. SONRA YENİDEN UYANDIRACAKLAR”

Pars kendinde miydi o sırada?
-Evet. “Pars’ım seni bir süre uyutacaklar” dedim, “Karnının şişliğini indirecekler, biraz daha rahat nefes almanı sağlayacaklar, iç organlarını dinlendirecekler. Ondan sonra yine uyandıracaklar, tamam mı?” dedim. “Tamam annecim” dedi. Zaten dünya meleği bir şeydi. “Benim oyun koltuğum var ya, hani sipariş ettik, eve gelirse o sırada, Can ve Bero açmasın. Ben eve gelinceye kadar onu balkona sakla. İlk ben açmak istiyorum!” dedi muzipçe. “Tamam tatlım. Ben kimseye onu açtırmam. O senin koltuğun!” dedim. Neşesi yerine geldi. “Bir de doktorlar söyler misin bana o güldüren ilaçtan versinler, olur mu?” dedi. Sedasyon için verdikleri bir ilaç vardı, ondan söz ediyordu. “Tamam” dedim. Kendine eğlence yaptı, çocuk. Ben de onun, o neşeli halini çektim… Ve entübe edildi. Her şeyi teklif ettim, kabul etmediler. “İçeride kimseyi tutmak istemiyoruz. Çok riskli. Sadece onunla ilgilenecek hemşire olacak” dediler. Ben de mecbur eve gittim. Ama uzun uzun bilgi verdiler, neler yapılacağını anlattılar. Bu arada, 3 aydır ayağa kalkamıyordu Ponçik. Ben hep yatakta çalıştırıyordum, bacaklarını. Basit jimnastik, fizyoterapi her şeyi yaptırmaya çalışıyordum ama kalkamıyordu. Yine de olumluydum, Hep “İyi olacak, iyi olacak, bunlar geçecek!” diyordum.

SON BİR KEZ KOKLADIM, ÖPTÜM, SARILDIM. ÇIKTIM…

Bir şey istedi mi senden giderken…
-Şifa taşları vardı, onları çok seviyordu. Son iki sene, herkese, “Bana oyuncak almayın, taş alın!” diyordu. Birkaç taşını istedi benden. “Ama izin vermiyorlar” dedim. “3 tanesini ver anne, içime saklayayım!” dedi. Ama tabii Yoğun Bakım’da çırılçıplak soyuyorlar. Taşları eline verdim. Entübeden sonra, taşın da mikroplu olabileceğinden korktukları için izin vermediler. Bir de duamız vardı hep yanımızda. Ona da izin vermediler. Ben, onları da aldım. Son bir kez kokladım, öptüm, sarıldım. Çıktım. (Ağlıyor)

PONÇİK’İN KALBİ DURMUŞ! 35 DAKİKA KALP MASAJI YAPMIŞLAR… NAFİLE! YAVRUMUZU GERİ GETİREMEDİLER

Sonra…
– Sonra üzerinden 6 gün geçti. Sürekli hastaneye gidiyorum ama içeri giremiyorum, kapıdan konuşup, geliyorum. Zaten “Gelmeyin, Corona var, risk almayın!” diyorlar, “Biz, sizi sürekli haberdar edeceğiz!” Ve sonra o son gün… Nasıl bir huzursuzluk içimde… Tarifi olmayan bir duygu… Kalbim sıkışıyor. Yoğun bakımı arıyorum, arıyorum, açmıyorlar… İçimde bir alev yanmaya başladı. “Yoğun bakım açmıyorsa, birine bir şey oldu… Demek ki müdahale var ki, açamıyorlar!” diye düşünüyorum. (Ağlıyor) 8 kere aradıktan sonra bir hemşire açtı telefonu, hemen doktora verdi, “Biz de sizi arayacaktı. Lütfen hastaneye gelin. Pars’a kalp masajı yapıyoruz. Bunlar olabiliyor, biliyorsunuz… Gelebilirsiniz, hemen gelin!” dedi. Ben birden ağlamaya başladım. Korkunç bir şekilde. Sarsıla sarsıla. Uğur’la birlikte uçarak hastaneye gittik. Harun da geldi. Orada öğendim acı haberi… Ponçik’imiz, bizim minik kahramanımız iki yıl mücadele etti, gerçekten bu hastalığa direndi… Her şeyi yaptı, sonuna kadar savaştı… Ama olmadı… Sonunda kalbi dayanamamış! Durmuş! 35 dakika kalp masajı yapmışlar… Nafile! Yavrumuzu geri getiremediler… (Ağlıyor)

ÇOCUĞUMUN BEDENİ BİR MELEK GİBİ HUZURLA UYUYORDU ORADA… SARILDIM, SARILDIM, ÖPTÜM

Girdin mi içeri onu son kez görmeye…
-Evet. Melek gibi uyuyordu orada. Böyle bir güzellik olamaz. 5 gün görmemiştim, 5 günde o kirpikler, saçlar, kaşlar uzamıştı sanki. O güzel yüzü pespembeydi, o kadar güzeldi ki… Bir melek gibi, inanılmaz huzurlu uyuyordu orda… Elleri gamzeliydi oğlumun, çok tatlıydı ellerindeki gamzeler… Ellerinden öptüm onu… Sıkı sıkı sarıldım, kokladım… Harun, giremedi. Uğur girdi, benimle birlikte… Sonra o da duramadı, çıktı… Ben kaldım. Sarıldım, sarıldım, öptüm… Uyanacak gibiydi. Hayatımda ilk kez cansız bir beden görüyordum. Ve çocuğumdu o benim, dünya güzeli oğlum… (Ağlıyor) Sonra beni çıkardılar yanından… Defin işi hızlıca halloldu, şansımıza, çok güzel bir mezarlığa gömüldü. Sürekli gidiyorum yanına. Kuşlar ayrılmıyor, yemyeşil bir yer. Ben kalpler koydum mezarına, onun sevdiği şeyler. Ha bir de taşlarının hepsini gömdüm. Çünkü taşlarını istemişti ya, benden en son. Bol bol konuşuyorum onunla. Orada, onun yanında kendimi çok iyi hissediyorum. Dünya tatlısı bir çocuktu Ponçik, “Bebeğim” diyordu bana, “Seni, çevrimiçi gördüm! O yüzden sana kalp- kalp- kalp yolladım!” Okuldan gelirken, “Dur Azmi Abi, anneme çiçek alalım!” diyen bir çocuk… Her Anneler Günü’nde şiirler, mektuplar…. Gece ilacını vermek için uyandırdığımda, daha gözünü açar açmaz, “Seni seviyore” diyen bir çocuk. Sevgi dolu. Hayat dolu… Bu çocuk ölemez! İçimde yaşar. O hep benimle… Acısı da bitmez! Benim kalbim attığı müddetçe Ponçik diye atar…

Yorum

  1. Çok çok üzgünüm. Annesine sabır diliyorum.

  2. Tv’de Pars’ın hasta olduğunu öğrendiğimde aniden içimde bir yer acımıştı, üzülmüştüm. Çocuk olduğu için atlatır diye geçirmiştim içimden ve dua etmiştim. Tedavi sürecinin zorluğunu aklıma ve gözümün önüne getirmemeye çalışmıştım. Sağlıkçı bir anne olarak belki de insan olarak çocukların hastalığına karşı çok hassasım. Keşke elimden bir şey gelseydi. Acısını paylaşıyorum. Sabır diliyorum.

  3. Allah sabır versin çok üzüldüm her bir satır yürek parçalıyor sağolun Ayşe Hanım anneler gününü içtenlikle kutlar selam eder sağlık dilerim

  4. Okudum, her bir kelimesi paramparça etti. Çok güçlü bir kadın, çok özel bir çocuk. Çaresizlik, elinden hiç bir şey gelmemesi, insanı yakan yürek yangını, dayanılacak acı değil. Allah dayanma gücü versin, melek Pars huzur içinde uyusun.

  5. Ben okurken ağlıyorum. Kalbim paramparça. Size sonsuz sabırlar diliyorum. Pars; huzur içinde uyu…

    • Ne yazacağımı bilemedim .Acısını yüreğimde hissetim .sabır diliyorum ..

  6. Allah sabır versin, çok ama çok üzüldüm. Ates düştüğü yeri yakıyor… Ömrüm yettiği sürece dua edeceğim, güzel yürekli yavrum benim

  7. Tarifi yok şuan ağlıyorum ama için için Allah sabır versin..bu acı bitermi hic

  8. Hangi anne kendini çocuğunun gidişine hazırlayabilir ki?

  9. Aman Allahim okurkem elimi ayagimı sıkarak okudum cok büyük bir sınav Allahım büyük sabirlar versin. Ama ne denebilir ki taktidri ilahi. Allah cennetin de bulustursun ebru hanim. Anneler gününüz kutlu olsun.

  10. Rabbim dayanma gücü versin inşallah benimde 3 yaşında evladimi verdim toprağa benimde kollarımda nöbet geçirdi solunumu durdu ne acıdır bilirim çok zor evlat acısı

    • Allah size de sabir versin. Nur icinde uyusun yavrunuz.

  11. Ebru hanım’a umarım içini dökmek iyi gelmiştir. Sonsuz sabırlar diliyorum. Ve inanıyorum ki ponçiğindeki o koku cennet kokusuydu:(

  12. Allahım sabır versin. Nasıl yaşanır bilinmez. Dağlara vermiş allahım kaldıramam bu acıyı demiş. Aşlah size ve evladınıza uzun ömür versin Ebru hanım. Acınızı ne kadar derinden hissetmekte olsakta nafile biliyoruz. Sadece ponciğe dua edelim.

  13. Aglayarak okudum yaziyi.dunya icin aci ama cennete gidecegi kesin,ahirette annesi icin şefaat edecek ve sadece dunyada cocgu ölenlerin cennette cocuklari olacak.aslinda sonrası için ne kadar buyuk bir şans.Ebru hanim lutfen bunlari düşünüp teselli olun

  14. Allahım nasıl bir acı anne değilim ama anne yüreği taşıdığıma inanıyorum. Çok acı yaşanılanlar. Küçücük bir bedenin bu kadar acı çekmesi insanın yüreğini yakıyor. Allah sabırlar versin Allah yardımcıları olsun çok zor çok. Pars melek oldu Allah yerinde dinlendirsin. Allah kimseye böyle ağır acılar yaşatmasın. Ebru Hanımada bir daha böyle büyük bir acı yaşatmasın. Minik Pars nurlar içinde uyu yavrum…

  15. Bu acının tarifi yok!
    Allah annesine babasına sabır versin…
    Melek yüzlü cennet kokulu parsın mekanı cennet olsun 🙁

  16. Allah’ım sabirlarin en büyüğünü versin. Okurken mahvoldum, Allah’ım bunu unutturacak başka dert vermesin inşallah. Rabbim yardımcısı olsun

  17. Boğazım düğümlendi her bir satırı okurken 🙁 Rabbim sabır versin Ebru Hanıma Güzeller güzeli melek ponçigin kabri nurlarla dolsun..

  18. Çok acı çok Allah’ım sabırların en büyüğünü versin.

  19. Allahım sabır versin Ebru hanıma
    bizde kaybetik bu ilet kanserden 2 yıl önce Emir’imizi
    Pars’la aynı acıları tekrar yaşadık kalp yangını asla dinmiyor Ebru hanım yalnız degilsiniz ALLAHIM hiç bir Anne ve Babaya evlat acısı vermesin yaşıyanlarada çok büyük sabır versin çoook zor Onlar bizim melegimiz artık

  20. İçim parçalandı çok büyük bir acı olsa gerek ailesine büyük sabırlar diliyorum hani demişya Ebru hanım üşüyormu korkuyormu dıye Ebru hanım Ponçiğiniz, zaten melekti melek olarak bu dunyadan göçüp gitti yüce Rabbım onu cennetinin en guzel yerinde tutuyordur emin olun sevgiler

  21. Ebru Hanım o bir melekti zaten,şu an da da melek,acıları dindi,tek hüznü annesinden uzak kalmaktır inanın…Allah’a sığının,siz böyle bir cennet kokulu yavruyla onurlandırmış.. Demek ki sizinde kalbiniz çok güzel ki böyle bir imtihanınız oldu,2 çocuk annesi bir kadın olarak acınızı taaaa yüreğimde hissediyorum. Allah sabrınızı artırsın,evladınıza cennette kavuştursun,o küçük meleği de size şefaatçi kılsın…Demek ki kalbinizin güzelliğinin yansımayısmış o güzel yüzünüz…
    Dışarıdan görüp geçerken suizan ettiysem de kendi adıma affola..
    O güzel yüzünüz solmasın,genç kalın,Ponçik için… Allah’a emanet olun…

  22. Sen nasil guzel bor cocuksun adini koymus annen zaten canli melek… herkesi üzdün Poncik ,hepimizi aglattin ama eminim çok güzel yerlerdesin annecigini babacigini bekliyorsun..
    Allah onlara güç versin ,çok acı!!

  23. Allah gerçekten gani gani rahmet eylesin. İçim paramparça oldu. Tüm aileye sabırlar kelimelerin bittiği nokta.

  24. Allah Sabır versin rabbim cennetinde kavuştursun sizi, allah Gani Gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun melek yavrunuzun. Ayşe Hanım sizin de elinize yüreğinize sağlık. Nasıl güçlü bir annesiniz nasıl örnek oldunuz bilemezsiniz.

  25. Bizim kalbimiz bu kadar yandıysa bir annenin kalbini düşünemiyorum,mahvoluyorum..Kelimeler yetersiz,kifayetsiz..Huzurla uyu melek ponçik..

  26. Ebru hanımın uzun süredir takipçisiyim.. Hep ponçikle aralarındaki ilişkiye bayılırdım.. Kalbim dayanmadı okurken.. Ebru hanıma Allah dayanma gücü versin.. Çok üzüldüm çokkkk..

  27. Rabbim sabırlar versin o kadar etkilendim ki içim paramparça oldu okuyamadım defalarca elim ayağım boşaldı nefesim kesildi bu nasıl bir acı,nasıl dayanır bir anne ,çok çekmiş kuzucuk o küçücük bedeniyle ,mis kokulu cennet kokulu ponçik bir gün annene kavusacaksin annende sana..

  28. Allahım çok zor bu yaşanılanları düşünmek bile zorken bir de yaşamak … ilk duyduğumdaki üzüntülü halim bu okuduklarimdan sonra … kimse kimsenin içini bilmez derler ya bu öyle işte … Allah sabır versin ebru hanım ve harun beye

  29. Okurken hicriklara boğuldum Allah sabırlar versin evlat evlat dünyadaki en büyük varlıklarımız Ebru hanım ne kadar şanslısınız ki pars gibi bir evlada sahip olmuşsunuz.Rabbim size guc kuvvet versin bundan sonra .Ebru hanım poncik hep sizinle

  30. Ne acı. Tarifi yok. Cok ağladık. Melek poncik annesini hic bırakmayacak. Hep yanında olacak. Işıklar icinde uyusun

  31. Allahım allahım ne olur şu lanet hastalığın tedavisi bulunsun anaların kuzuları bu kadar acı çekmesin ve hiçbir çocuk annesiz hiçbir anne yavrumuz kalmasın içim yandı ağlayarak gelse keşke 365 gün ağlamaya razıyım

  32. Rabbim bol bol sabırlar versin tatlı Pars’ın güzel annesine. Görünmez olup annesinin etrafında dönecek Pars. Küçücükken bu kadar olgun bir çocuk cennette şimdi. Eminim ki acısının tarifi yoktur. Ama Rabbim sabrını verecek. Pars her daim Anneciğinin yanında hissettirecek kendini.

  33. üç çocuğum var iki kızım bir oğlum en küçükleri oplum birgün çocuğumun vücudunda beyaz lekeler olduğunu gördüm hemen doktora gittik kan ve idrar testi yaptılar bir anda saçları dökülmüş leğenlerin içinde oturan çocukların katında buldum kendimi…oğlumun parmağından kan alınıyordu ve ben artık anlamıştım başımızdaki sorunun ne olduğunu..normalde kanının 15 olması gereken çocuğumun kanı 6 ya düşmüştü…doktor lösemi olabilir dedi ve üç ay çabaladık en sonunda doktor kanını kendi imkanşarınızla ve bizim verdiğimiz ilaçlarla 10 a yükseltirseniz lösemi değil dedi…bol bol kırmızı et dedi..köyden pekmez getirttim köfteler yaptım tavuk ciğeri aldım…çocuğumun boğazından ağlıyarak köfteleri parmakla itiyorsum..hatta bir ara boğazımdan kan geldi öyle zorlmışımki..bir ay sonra kan testine girdik oğlumun kanı 12 olmuştu..doktor yüzme gülerek ne yaptın deiğinde yığıldım ama ben sevinçten yığıldım…benim yaşadığım acının milyonlarca kat fazlasını ebru hanım çekti..onı tanımadığım halde hergün hergece onun için ağladım…acısına nasıl katlandığını düşündüm hep..yanında olmak teselli etmek istedim..ona sarılmak onunla ağlamak istedim…onun ponçiğini ben gördüm rüyamda okadar tatlı okadar huzurluyduki bana kuzuları doyurmam için ekmek vermişti…üstü bembeyazdı…güzel yetdeydi denizin üstünde…biliyormusun ben yüzmeyi çok severim burdada hep yüzüyorum dedi…ben birşeyden çok etkilenince onu yüyamda çok görürüm…ebru hanım oğlunuz emin ellerde …o bir melek günahsız sorgusuz bir melek …ve siz birçok annenin erişemiyeceği şansa eriştiniz…oğlunuz siz cennete girmeden girmeyecek…annemsiz girmem diyecek…ebru hanım ben ufacık bir ihtimale dayanamadım siz o ilk gün mezardan dönerken o nasıl orda annesi kalacak korkarmı üşürmü dedim…yerde uyuya kalmış oğlumu yatağına getirdiğimde üstüne baddaniye koymaya ağladım…benim o üşürmü diye düşünmeye hakkım yoktu çünkü siz baddaniye değil toprakla örtmüştünüz oğlunuzu…ömrümün sonuna dek hep size sabır dişeyeceğim ALLAHtan…o size emanetti ve uerine gitti…ALLAH yar ve yardımcınız olsun sizi seviyorum ponçi kokluyorum❤️❤️❤️

  34. Nurlarda uyusun melek sabırlar diliyorum

  35. 16 Nisanda vefat haberini aldığımdan beri çok üzgünüm Pars la ilgili her gördüğüm paylaşım da sabaha kadar ağladığım zamanlar oldu. Röportajı okudugum da da aynı şekilde , gun saydım bir hafta gectiginde artık etkilenmem okadar uzulmem dedim her aklıma geldiğin de gözyaşlarımı tutamadım insan hiç tanımadığı birinin ölümüne 1 ay üzülür mü ? Bu kadar acının, mucadelenin sonun da yaşamalıydı diyorsun ama sonuçta Allahın taktiri bu acının tesellisi yok Ebru Hanıma sabır küçük melek Pars a Allahtan Rahmet diliyorum

  36. Cennette bir meleğiniz sizi bekleyecek ebru hanım. Şu an yanınızda değil ama huzurla uyuyor mekanında. Rabbinin yanında güvende ponçiginiz. Bunları düşünerek biraz olsun teselli olun lütfen. Hepimiz faniyiz. Ona kavuşuncaya kadar sabır versin Allah sizlere….Allah diyorki ;Bir çocuk ölünce, Allahü teâlâ, bildiği halde, meleklerine sorar:
    – Kulumun çocuğunu aldınız, kalbinin meyvesini kopardınız. Peki kulum buna ne dedi?
    – Ya Rabbi, hamd edip teslimiyet gösterdi.
    – O kuluma Cennette bir ev yapıp, adını da, “Hamd evi” koyun!) [Tirmizi]

  37. Çook üzüldüm çok. Sabır diliyorum annesine babasına kardeşlerine ve tüm ailesine

  38. Ponçik şimdi melek bir anne olarak 2 çocuğumun babasını kaybetmiş olsn bir Nne okarak geri de kalan o güçlü anneye sabır ve gönül ferahlığı şifası inşirahı diliyorum Rabbim yar ve yardımcıları olsun

  39. Ahh yavrum benim annene çok zor çok acı ki tarifi yok ama sen şu an o kadar güzel bir yerdesinki bunu bilmek beni rahatlatıyor. Rabbim annenle babanla kardeşlerinle bu dünyada yaşayamadığın güzellikleri Cennette yaşatsın sana. Kabrin nur dolsun mekanın Cennet olsun.

  40. Cocuklarim doğduğu günden beri onlara her bakışımda hep düşünürüm ya bisey olursa olmazlarsa diye ve içime ateş düşer. Şimdi Ebru hanımı düşünüyorum Parsı düşünüyorum içimdeki yangın dahada büyüyor. 10 yıl anne desin sonra anne diyen çocuğun yok ve bir daha gelmeyecek. Insan delirir. Rabbim sabırlar versin. Parsda ışıklar içinde uyusun. Peygamber efendimize komşu olur inşallah.

  41. bir masum çocuğun, yanında ağlayan ve masum bir kardeşinin vefatı için vaveylâ eden diğer bir çocuğa: “Ağlama, şükreyle.. senin kardeşin meleklerle beraber Cennet’e gitti; orada gezer, bizden daha iyi keyfedecek, melekler gibi uçacak, heryeri seyredebilir.” deyip, feryad edenin ağlamasını tebessüme ve sevince çevirmesidir.
    Asa-yı Musa – 79
    “Bu kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennet’in bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyfeder, gezer. Ve vâlidem öldü, fakat rahmet-i İlahiyeye gitti, yine beni Cennet’te kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim.” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.
    Asa-yı Musa – 42

  42. Mekani cennet olsun kucuk parsin ebru hanimada sabir diliyorum benimde oglum lenfomanin baska bir sekliyle mucadele etti bobregini kaybetti o da cok ozel bir cocuktu ayni duygulari yasadik hic isyan etmedik dort yil once kaybettim cok aci allah kimseye yasatmasin hikaye ayni ama herkesin acisi kendine

  43. kelimeler yetersiz üzüntümü ifade etmeye konu cocuklar olunca insan daha hasas oluyor içim sızladı. işte böyle durumlarda keşke diyorsun!
    Allahtan sabırlar diliyorum

  44. Okurken çok ağladım. Size Allahtan sabır diliyorum Ebru hanım. acınızı taaaa kalnbimde hissettim.Ama bundan eminim ki Pars şimdi cennetin en güzel yerindedir.Rabbim sizi cennetinde buluştursun

  45. Başınız sağolsun Rabbim sabır versin inşallah okurken bile kendimi tutamadım benim oğlumda kas hastası gerçekten ne olacağını bile düşünmek istemiyorum bir annenin acısını anca anne olan anlar sunaniçinin nasıl yandığını ve paran parça olduğu biliyorum Rabbim sana sabır versin inşallah yavrumuz cennet oldu

  46. Allah sabırlar versin. Biliyoruz ki bu geçici ayrılık. Sonra yeniden kavuşacaksınız hiç ayrılmamacasına. Hiçbir öğüdün anlamı kalıcı değil ama o kavuşma gerçekleşecek inşallah biraz sabır diliyorum amaca giden yolda yükü atmamak yola yatmamak istikrarla yürümektir önemli olan. Ve siz bunu yaptınız. Allah bize şu mesajı verir Muhakkak ki biz siz mal, ürün, sağlık ve can eksikliğiyle deneyeceğiz sabredenleri müjdele. Allah’a dayanın ve ona güvenin. Allah küçük meleğinizle tekrar karşılaşıncaya kadar yar ve yardımcınız olsun. Sevgiler

  47. Sabır Sabır Ya sabır… Geride kalanlara sağlıklı uzun ömürler versin Allah.

  48. Çok üzüldüm Allah sabir versin çok kötü oldum Alalh hiç bir anneye evlat acisi yaşatmasin Yarabbim

  49. Ponçik artık hz İbrahim e emanet ebru hn çok acı ama ona gelir misin dünyaya deseler istemez o kadar güzel bir yere gittik sizi orada bekleyecek

  50. Çok üzüldüm Rabbim kimseyi evlat acısı ile sınamasın ne kadar zor ağlamaktan içim çıktı biz dışarıdaki insan olarak böyleysek Rabbim ailesine sabır dayanma gücü versin küçük meleğide cennette annesini beklesin inşallah…

  51. Allahtan sabır diliyorum, Acılarını hafifletsin, evet yaşanılanları gözyaşlarıyla okudu, Ebru Hanım a başsağlığı diliyorum, melekmiş yavrunuz, Allahım emanetini yanına almış, ben çok bambaşka yandım Pars’a, duyduğum andan beri çok üzüldüm, Mekanı cennet olsun Ponçik

  52. Mahvettin bizi şuan içinde dolaşan ateş topu düştü içime acısını öyle derinden hissediyorum ki anlatamam Allah sabırlar versin ve cennetinde kavuştursun sizi

  53. Ahh nasıl ağladım içimi çeke çeke nasıl yandı sözlerine yüreğim, bizi böyle ağlatan bu acı ona neler yaptı bilmiyorum düşündükçe de aklım almıyor… İnsanın evladı ile sınanması ne kadar acı. Rabbim sabır sabır sabır versin başka hiçbirşeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum Ebru Şallının. Evlat bu hiçbirşeye benzemez anne olmadım ama öyle içten hissettim ki acısını inşallah ponçik varmış gibi içinde yaşatır ve bu onu daha çok yıpratmaz

  54. Icim Gitti
    Aglayarak okudum
    Sabir sabir sabir dili yorum
    Sozun bitti yer isiklar icinde uyu melek poncik

  55. ÇOK ACI ALLAH SABIRLAR VERSİN BEN BİLE HİÇ GÖRMEDEN TANIMADAN BU KADAR ACI ÇEKTİM RABBİM ANNECİĞİNE PEYGAMBER SABRI VERSİN

  56. Baştan sona okudum. Çok ama çok acı bir süreç tedavi, Allahım kimseyi evlat acısıyla imtihan etmesin. Zor çok zor bir durum ama elden gelen bir şey yok. verende rabbim alanda, Ebru hanıma ve ailesine sabır, rahmetli ponçiğinde Mekanı cennet olsun….

  57. Okurken her cümlesini içimde hissettim ve çok ağladım eminim ki evlat acısı daha fenadır ama ben de annemin hastalık sürecinde aynı süreci yaşadım hep Ebru hanım gibi iyileşecek sandım aksini hiç aklıma dahi getirmedim. Öyle bir acı ki gözünüzün önünde eriyen biri var ve siz çaresizsiniz. Allah büyük sabırlar versin Ebru hanım eminim ki o sizi görüyor ve sizinle birlikte

  58. Ahhhh!

  59. Ayşe Hanım

    Ebru Hanım çok içten anlatmış, siz çok güzel kaleme almışsınız. Allah böyle bir acıyı hiç bir anneye yaşatmasın. Gözyaşlarım sel oldu. İçine ateş düşmek böyle bir şey. Ebru Hanım’a sabırlar diliyorum.

  60. Hiç bir çocuk annesinden babasından önce ölmemeli. Çok çok üzücü. Allah sabrını versin. Işıklar içinde uyusun.

  61. Allah Sabırlar versin.EbruHanıma röportaji okurken yüreğimparamparça oldu içim acıdı Rabbim kimseye Evlat acısı yaşatmasin….

  62. Her satırında içim parçalandı. Allah dayanma gücü versin

  63. buraya ne yazilir ki tarifi yok anlatacak söz yok ..Allah sabirlar versin dayanma gücü versin ve Rabbim kimseyi evladiyla sağlığıyla imtihan etmesin

  64. O kadar çok ağladım ki okurken iliklerime kadar hissettim acini 2 cocuk annesiyim bende Allahim düşmanıma yasatmasin dedigim bir olay Allahim cok cok sabir versin sana mubarek gunlerde..

  65. Çok acı bi kayıp İçimde tarifsiz bi huzursuzluk oluştu. Çok üzüldüm Allah sabır versin. Kelimelerin tükendiğini an bu an:(((

  66. Sesımle agladım ne söylenırki sözun bittiği yersabır diliyorum

  67. Allahim sabir versin gozyaslari ile okudum

  68. BEn Tanımadığım bir anne için bu kadar üzülürken o anne ne yapsın acının tarifi yok bu aci birde evlatsa
    Allahım sabır ver büyük sabır versin hemde
    Poncik cennete ama anne aah anne
    Anne kadar kimse üzülmez
    Rabbim geride kalan evladına hayırlı uzun ömürler versin dualarım la yanındayım ebru kızım sayın arman sizede çok teşekkür ederiz emeğiniz için

  69. O şu an emin ellerde.Dünya hayatı bitmiş olabilir.Aci büyük,imtihan büyük.Biraz ayrılıktan sonra tekrar kavusacaklari güne kadar sabır versin Allah’ım.

  70. Okurken hıçkıra hıçkıra ağladım. Acısının tarifi yok.Allah sabırlar versin.

  71. GÜNLERDİR AÇIPAÇIP KAPATTIM YAZINIZI OKUMAYA CESARET EDEMEDİM.KÜÇÜCUK BIR MELEĞİN BU DUNYADAN GÇÖÜP GİTMESİ ALLAHIM ÇOK ACI ALLAH KIMSEYI EVLADIYLA SINAMASIN BASINIZ SAĞOLSUN ALLAH SIZE SABIR VERSİN

  72. Hepimizin kalbini kanattın.
    Anne olmayan ben bile ağlıyorsam annelerin halini,hele ki EBRU ŞALLININ halini düşünemiyorum.
    RABBİM ONA DA BU ACIYI YAŞAYAN AİLELERE DE BU ACIYLA BAŞEDEBİLMEYİ NASİP ETSİN.
    PARS CENNETTEDİR VE TÜM SEVENLERİNE SABIR DİLİYORUM

  73. Ağlamaktan okuyamadım. İçim dağlandı çünkü evlat acısının nasıl olduğunu. O soğuk bedeni kucagıma verdikleri anı asla unutmam. Melek kokusu hala burnumda. Allahım kimseyi evladıyla sınamasın. Evlat acısı göstermesin kimseye. Melekler hep yanımızda ebru hanım

  74. Allahim dayanma gucu versin diger evladini esirgesin

  75. Acını en derinden hissediyor ve paylaşıyoruz Ebru Şallı. Rabbim kolaylıklar versin dualarımız seninle yalnız değilsin. O senin cennete uzanan bir elin olsun inşallah

  76. Okumaya başladım,ağlayarak tamamladım.Allah sabırlar versin. Ebru Hanım başınız sağolsun. Rabbim cennette buluştursun inşallah.

  77. Okurken fenalik geldi Bende gencecik yavrumu topraga verdim bilirim hastane koridorlarinda caresiz dolasmak nedir bilirim yavrunun cansiz bedenine sarilmak nedir Nurlar icinde yatsinlar cennet bahcelerinde kossun oynasinlar

  78. Allahım nasıl bir acı.. sen yardım et allahım annesine sen acısını biraz olsun hafiflet allahım.. cok uzgunum agliyarak yaziyorum.. sanırım anne olanlar daha iyi anlar sizi.. evladının kolu carpsa insanin ici cız ediyor.. rabbim sabır versin.. melek pars cennet kokulu pars..

  79. Ne yaşadığınızı nelerle mucadele ettiğini okurken bile damla damla aktı gözümden, bunları sen yaşadın guzel çocuk … bize cok büyük ders verdin…hayat oldukca kısa sen mücadele erken bile gulumsedin annecigin üzülmesin diye!! Ben henuz anne bile olmamışken dislerim sızladı …

  80. Tarifi yok bu acının…

  81. Bu öyle bir illet bir hastalık ki bizde kaybettik bir yakınımızı eşimin kuzeniydi 18 yaşında vefat etti ve maalesef bu zor günlerde oldu Ebru Hanım şanslı şu yönden şanslı ki çocuğunu defnederken yanında oldu sürekli mezarına gidebiliyor maalesef amcam ve yengem yurt dışında yaşadıkları için ne defnedilirken olabildiler nede ziyaret edebiliyorlar çok zor bir durum 2 sene çekti aynı acıları aynı süreçleri gördüler Rabbim sabır versin evlat bu hiç bir şeye benzemez

  82. Kelimeler ile tarifi yok bu acının,Allah sabır versin

  83. Allah ım hiçbir anneye evlat acısı yaşatma bizleri de içinde eyle … 🙁 çok acı içim parçalandı ve evladım direkt gözümün önüne geldi çok ama çok zor Rabbim sabrını bol çok eylesin evet o bir melek seni görüyor üzülmeni istemez 🙁 ateş düştüğü yeri yakar cümlesini yaşıyor tarifi bu olsa gerek 🙁 Rabbim bizleri evlatlarımızı kalanları koru hayır eyle … başın sağolsun ponçik hep seninle ….

  84. Rabbim kimseye böyle bir acı vermesin. Ponçiğin mekanı cennet olsun. Melek oldu. Peygamberimize komşu olsun. Ebru hn a sabırlar diliyorum. Acısını içiimde yaşadıım. Hüngür hüngür ağladım. Gerçekten çok zor . Rabbim yar ve yardımcısı olsun

  85. Parçalandım okurken hıçkırıklara boğuldum.Allah sabır versin Ebru Hanim’a…içinin ateşine dinginlik versin.Güzel huylu ,miss kokulu Pars rengarenk kal cennetinde.

Yorum Bırak