Diyarbakır annesi Saliha Edizer: 14 yaşındaydı oğlum… El kadar çocuk! Karnesini almasına bir hafta kala ortadan kayboldu

Bugün Diyarbakır annelerinden Saliha Edizer huzurlarınızda.

Ben sadece, üçünün hikâyesini paylaşabildim ama orada daha 35 anne var. İstanbul’da 5 yıl önce HDP Kağıthane binasına gittikten sonra, dağa kaçırıldığı ileri sürülen Yakup Edizer’in annesi Saliha Edizer, 9 Eylül günü, Diyarbakır’daki eylemde yerini aldı. Hâlâ orada. Çok acı hikâyeler, elbette ki çok boyutu var ama ben size, evlatlarına kavuşmak isteyen annelerin çok acılı olduğunu söyleyebilirim. Bütün görüştüğüm anneler hüngür hüngür ağlıyordu. Bu ıstırabın bir gün bitmesi dileğiyle…

– Siz de Yakup Edizer’in annesisiniz, sizin de evladınıza kavuşmanızı dilerim…
İnşallah, bütün umudumuz o…

– Bütün anneler çocuklarına kavuşmak isteyen anneleri anlıyor ve acısını paylaşıyor…
Sağ olun var olun (ağlıyor). Başına gelmeyen anlamaz, yok böyle bir acı… Henüz 14 yaşındaydı… 14 nedir ki, el kadar çocuk… Yakup, lise 2. sınıf öğrencisiydi. Karnesini almasına bir hafta kala çocuk ortadan kayboldu.

– Bu acı olay ne zaman, nasıl başınıza geldi?
9 Haziran 2015’te. HDP bürosuna gidip geliyordu, seçim zamanı yardımda bulunuyordu, broşürlerini mi ne dağıtmış… Sonra gidiş o gidiş, kayboldu, bir daha haber alamadık, dağa gönderdiler çocuğumu… Etrafımızdakilerden biri etkiledi Yakup’u…

– Nasıl yani?
Komşunun çocuğu kandırdı onu! Onu gitmeye ikna eden o… O yol açtı bütün bunlara. Birlikte çalışma yaptılar, sonra çocuğumu gönderdi… Ve oğlum ortadan kayboldu.

– Siz sonra gidip o komşularınızla yüzleştiniz mi?
Elbette! “Sizin oğlunuz yüzünden!” dedim. “Alakası yok!” dediler. Oysa onun oğluyla geziyorlardı dışarıda.

– Onun oğlu nerede?
Şu anda cezaevinde. Benimki ise kim bilir nerede, 2015’den beri hasretim oğluma.

– Siz çocuğunuzu kurtarmak için kimlerle konuştunuz?
Herkesle. Karakol, adliye, çocuk bürosu, siyasiler, HDP’lilerle de konuştuk. “Bilmiyoruz!” dediler. Ama 5 ay sonra videosu çıktı, halay çektiriyorlardı çocuğuma. Zorla yaptırdıklarını düşünüyorum. Ondan sonra hiç haber alamadık. Görüntü de yok. Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum. Yaşıyorsa da onlar salarsa gelir, salmazlarsa gelemez… Ama Allah’tan ümit kesilmez!

– Sizin sağlığınız ne âlemde?
Kendimi düşündüğüm yok ki. Ben kanserle mücadele ediyorum, incebağırsağımda var. Her yerime sıçradı. Tedavime bile gitmiyorum. Kalınbağırsağım zaten yok, alındı. Boğazımda da kitle var, rahimde de var. Ama aklım fikrim oğlumda…

KANSER HASTASIYIM… BARİ ÖLMEDEN BİR KERE DAHA GÖREYİM OĞLUMU…

– Beklentiniz ne? Hacire Ana gibi siz de çocuğunuza kavuşabilir misiniz, ümidiniz var mı?
Barış yaparsalar olabilir. Yapmazlarsa, ümidim pek yok. Daha pek çok ana ağlar. Bir yol bulunsun, bitsin artık bu acı!

– Bu eylem bir işe yarar gibi hissediyor musunuz?
Umutlanmasaydık gelmezdik buraya, İstanbul’dan kalktık geldik.

– Nerede kalıyorsunuz?
Bize bir yer gösterdiler, orada.

– Benzer acıları yaşayan bir sürü anne bir arada olunca daha mı güçlü hissediyor insan?
Evet. Herkes, evladı için direniyor burada.

– Oğlunuza ne mesaj vermek istersiniz?
Yalvarırım bıraksınlar, oğlum da artık gelsin. Benim yaşayıp yaşamayacağım belli değil. Bari ölmeden bir kere daha göreyim oğlumu…

– Daha 46 yaşındasınız, çok gençsiniz. Tedavi olun, oğlunuz için yaşayın…
Yok. Ben çocuğunu göreyim, onu görmek, benim tedavimden daha önemli. Bugün çıksın gelsin, yarın öleyim, ona bile razıyım!

ÇOCUKLARIMIZI GÖNDERSİNLER KIYMASINLAR BİZE!

– Onu orada tutanlara ne mesaj vermek istersiniz?
Onların çocukları yok mu? Ailelere neden acı çektiriyorlar? Çocuklarımızı göndersinler. Bütün annelerin içi yanıyor, ciğeri parçalanıyor. Yeter artık, kıymasınlar bize daha fazla!

Yorum Bırak

11 + 13 =