Devlet korumasındaki bir çocuğu evlat edinen ilk bekar erkek


Veeeeeee huzurlarınızda Serkan ile Okan’ın hikayesi… Serkan, 46 yaşında bi mühendis. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Devlet korumasındaki bir çocuğu evlat edinen ilk bekar erkek oldu. Şimdi 4 yaşında dünyalar tatlısı bi oğlu var.

İki yıldır birlikteler, şahane bi düzen kurmuşlar kendilerine. Ben çok etkilendim. ‘İşte bu!’ dedim.

Bu örneklerin artmasını diliyorum. Devlet korumasında, bi aileye kavuşmayı bekleyen 11 bin çocuk daha var. Serkan’ın bu röportajı verme sebebi de bu aslında: Böyle bi niyeti olanları evlat edinmeye, koruyucu aile olmaya teşvik etmek.

Baba oğulun macerasını röportajda okuyabilirsiniz.

OĞLUMLA BENİM GİBİ ÖRNEKLERİN ÇOĞALMASINI DİLERİM

Vayyy şahanesiniz! Sizi tebrik ediyorum! Türkiye’de Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan evlat edinen ilk bekar erkeksiniz. Sizi de kurumu da kutluyorum…
-Teşekkür ederim.

Bu arada, ben, “Çocuk Esirgeme Kurumu” dedim ama artık öyle denmiyor, di mi?
-Evet. Devlet korumasındaki çocukların kaldıkları yerlere, “Sevgi Evi”, “Sevgi Yuvası” gibi isimler verildi. Amaç, çocukların psikolojisini, mümkün olduğunca, her alanda korumak. Ben iki buçuk yıl bekledim. Şimdi bizden mutlusu yok. Oğlumla benim gibi örneklerin çoğalmasını dilerim. Süreç esnasında epey araştırdım, “Acaba baba olan benim gibi başka bekar erkekler var mı?” diye. Bir araya gelmek, sohbet etmek istedim. Ancak yokmuş. Gerçekten de ilkmişim.

46 YAŞINDA YILDIZ TEKNİK MAKİNE MEZUNU BİR MÜHENDİSİM

Sizi tanıyalım…
-Ben Serkan. 46 yaşındayım. Şişli Terakki ve Yıldız Teknik Makine mezunuyum. Sonra yine aynı bölümde yüksek lisans. Halen mühendis olarak çalışıyorum. Doğma büyüme İstanbulluyum. Ama ailem Ordulu. Karadeniz’le bağımızı hiç koparmadık. Orada da evimiz, akrabalarımız var. Birbirine bağlı, büyük bir aileyiz.

HAYALLER KURAN KURDUĞU HAYALLERİN GERÇEKLEŞECEĞİNE İNANAN MUTLU BİR ÇOCUKTUM

Hadi bu Karadenizli aileyi anlatın bize…
-Kalabalık, gürültülü, eğlenceli bir aile… Eğitime önem veren, evlatları okusun diye elinden gelen her türlü fedakarlığı yapan bir anne-baba… 4 erkek kardeşiz, en küçüğü benim. Mutlu, özgür ve saf bir çocukluk… Bahçemiz vardı, tavuklarımız vardı, ağaçlarımız vardı. Yazları, pazar kahvaltılarını bahçede yapardık. En büyük abim, ben çocukken, sokağımızdaki çocuklara, kendi eliyle yaptığı Karagöz-Hacivat figürleriyle gölge oyunu oynatırdı. Annemler 6, babamlarsa 5 kardeş… Ne mutlu ki, amcalar, dayılar, teyzeler bol bizde… Ben eski Türkiye’ye aitim galiba. Komşuluk ilişkilerimiz çok iyiydi. Hani “Yalancı Yarim” filminde, kamyonun arkasına doluşup Kilyos’a, denize-pikniğe gidiyorlardı ya, biz onu gerçekte de yaşıyorduk. Kamyonu olan komşumuz vardı. Doluşurduk arkasına, arabası olanlar da kendileri gelirdi, hep beraber denize giderdik. Bu arada, konumuzla alakası yok ama Emel Sayın’ın hayranlıktan öte aşığıyım! Belki okur, görür… Hayaller kuran, kurduğu hayallerin gerçekleşeceğine inanan mutlu bir çocuktum yani…

4 YAŞINDAKİ OĞLUM OKAN’LA İKİ KİŞİLİK KOCAMAN BİR AİLEYİZ!

Kendi ailenizi kurma hayalini ne zaman kurmaya başladınız peki?
-40’lardan sonra… 40’a kadar çalış, gez, toz, eğlen istediğim gibi güzel ve özgürce yaşadım. Sonra insan, bir durulmak istiyor. Ya da ben öyle istedim. Hayatta her şey, tadında güzel. Ben size çıktığım aileyim anlattım, ama aile, benim için, sizi her şart altında koşulsuz seven insanlar demek. Aile olmak için, ille de kan bağı gerekmiyor. Yakın arkadaşlarınız, dostlarınız da pekala aileniz olabilir. Ama tabii insanın evladının olması bambaşka bir şeymiş. Evlat edinmek, hayatım boyunca verdiğim en doğru karar. Ebeveyn olmak için, kadınsanız doğurmanız, erkekseniz de onun biyolojik babası olmanız gerekmiyor. 4 yaşındaki oğlum Okan’la, biz iki kişilik kocaman bir aileyiz! Benim büyük Karadenizli ailem de Okan’a bayılıyor.

İLLE DE EVLENEYİM GİBİ BİR TALEBİM OLMADI. BİRAZ DA KISMET BU İŞLER…

Evlenmeyi hiç düşünmediniz mi?
-Bugüne kadar iki ciddi ilişkim oldu ama sonra ayrıldık. Üzgün müyüm? Hayır. Evlilik, sürdürebileceğim bir şey gibi gelmedi. Zaten 30’lara kadar hep bir koşuşturma içindeydim. Üniversite bitti, peşinden yüksek lisans. Yüksek lisans yaparken çalıştım, o bitince, askerlik. Dönünce iş bulma telaşı. Sonra hop, ayrı eve taşınma heyecanı. Yıllar içinde iki uzun ilişkim oldu. Ama ille de evleneyim gibi bir talebim olmadı. Biraz da kısmet bu işler…

MÜTHİŞ BİR OĞLUM VAR. ÇOK GURUR DUYUYORUM ONUNLA. HAYATIMIN ANLAMI O. EVİMLE İŞİM ÇOK YAKIN, İŞ 6’DA BİTİYOR, 6:15’DE EVDE OĞLUMLAYIM…

Evlat edinme fikri nasıl düştü kalbinize?
– Nasıl izah edeyim bilmiyorum, öyle bir an geldi ki, her türlü sorumluluğunu alacağım, yetiştireceğim, “Benim oğlum” diyeceğim ve kendimden çok seveceğim bir varlık olsun istedim hayatımda. Sordum soruşturdum, yasal olarak mümkün olduğunu öğrendim ama bugüne kadar, bekar bir erkek kalkışmamış. “Denemeye değer, ne kaybederim ki?” dedim. Bazen bana Okan’ın hayatını kurtardığımı söylüyorlar. Valla, orası karışık. Ben mi onun hayatını kurtardım, o mu benim hayatımı kurtardı, gerçekten bilmiyorum. Ama ikimiz de birbirimize inanılmaz iyi geldik. Müthiş bir oğlum var. Çok gurur duyuyorum onunla. Hayatımın anlamı o. Evimle işim çok yakın, iş 6’da bitiyor, 6:15’de evde oğlumlayım…

Süreç nasıl gelişti? Kolay mı oldu?
-Tabii ki kolay olmadı. Hayatta ne kolay ki? Baştan biliyordum beni meşakkatli bir sürecin beklediğini. Ama bozmadım moralimi. Sosyal danışmanım da beni tanıdıktan sonra, baba olabileceğime, bu sorumluluğu alabileceğime inandı. Aslında tüm kurum inandı bana. Müthiş yüce gönüllü insanlar çalışıyor, o kurumlarda. Buradan Leyla Hanım’a, Deniz Hanım’a ve diğer tüm kurum çalışanlarına sevgilerimi iletiyorum. Kalben Derneği’ne de. Okan’a kavuşmamda onların da payı çok büyük.

Kalben Derneği’yle yollarınız nasıl keşişti?
– Kalben, devlet korumasındaki çocuklar için çalışan bir sivil toplum örgütü. Hatta, siz de röportaj yaptınız, gittim tanıştım o insanlarla. O kadar müthiş işler yapıyorlardı ki, aralarına katıldım, derneğin genel kurul üyesi oldum. Böylelikle yuvalardaki çocuklarla temas başladı, birlikte projeler yaptık. Onlarla bir bağ kurunca ve o sevgiyi hissedince, “Başvurumun onaylanması için elimden gelen her şeyi yapacağım. Hatta kabul edilmezse, itiraz hakkımı kullanacağım” dedim.

2002’DE BEKAR KADINLAR VE ERKEKLER EVLAT EDİNMEK İÇİN BAŞVURU HAKKINA SAHİP OLDU AMA PEK ÇOK KİŞİ BUNDAN HABERSİZ…

Bekar bir erkeğin evlat edindiğini hiç duymamıştım. Yeni bir hak mı?
-Hayır. 2002’de değişen Medeni Kanun’la, 30 yaşını doldurmuş, en az ilkokul mezunu, bekar kadınlar ve erkekler, evlat edinmek için başvuru hakkına sahip oldu. Ama pek çok kişi bundan habersiz. Belki o yüzden, “Bekar erkeklerin evlat edinme hakkı yoktur!” diye düşünüyorlar. Oysa var. Ama evet, uzun bir prosedür. Gerçi evli bir çift olsanız da uzun sürüyor. Benim de oğluma kavuşmam 2,5 yıl aldı. Çünkü çok ince eleyip sık dokuyorlar. Pek çok görüşme oluyor. Bu sebeple süreç uzayabiliyor. Ama sonuçta mümkün…

KURUM DA MAHKEME SONUCUNU DÖRT GÖZLE BEKLEDİ… KARARA DA EN AZ BENİM KADAR SEVİNDİ!

Bekar bir erkek olarak başvurduğunuzda, talebiniz nasıl karşılandı?
-İlk sorulan soru doğal olarak, “Evli misiniz?” oldu. “Hayır” dediğimde, beni bir odaya davet ettiler, “Yahu nasıl bakacaksın? Bekar erkeksin! İşin gücün olacak, eve yorgun-argın geleceksin, çocuk anne ister…” Tonla bu tür olumsuz şey sıraladılar. Ama sonradan fark ettim ki bunlar, biraz yokuşa sürünce, kararımdan vazgeçip geçmediğini anlamak içindi. Süreç devam ederken, fark ettim ki kurumdaki herkes inanılmaz destekti. Mahkeme sonucunu dört gözle beklediler. Sonuca da en az benim kadar sevindiler!

BAŞVURU FORMUNDA “EVET”LERİNİZİN ÇOK OLMASI SIRALAMADA HIZLI İLERLEMENİZİ SAĞLIYOR…

Kız ya da erkek çocuk gibi bir tercih belirttiniz mi?
-Hayır. Başvuru formunda pek çok soru soruluyor. “Evet”lerinizin çok olması, sıralamada hızlı ilerlemenizi sağlıyor. Kız çocuk da erkek çocuk da kabulümdü. Ama gönlümden geçen erkek çocuktu. Rol model olma anlamında daha rahat olur diye düşünüyordum. Başvurum onaylanınca, “Sizi erkek çocuk sırasına kaydediyoruz” dediler. Gönlümden geçen oldu. Yaş da belirtmedim. Sosyal danışmanlar, çocuğun yaşına sizin yaşınıza, sağlığınıza ve durumunuza bakıp karar veriyor. Eskiden, “Maksimum 40 yaş fark olmalı” diye bir şart vardı ama artık o da kalktı. Okan 2 yaşındaydı, ben onu evlat edindiğimde, şimdi 4 yaşında…

BİR ŞEYİ ÇOK İSTİYORSANIZ KENDİNİZDEN DE EMİNSENİZ KORKMUYORSUNUZ

“Çok büyük sorumluluk, ya altından kalkamazsam?” demediniz mi? Korkmadınız mı?
-Tabii ki büyük bir sorumluluk ama korkmadım. O kadar çok istiyordum ki… Bir de her ne kadar evde yalnız olsak da tek başımıza değiliz ki… Ailem ve arkadaşlarım var. İhtiyaç duyduğum anda destek alabileceğimi biliyorum. Bu da güç veriyor insana. Şu ana kadar da ekstra bir desteğe ihtiyaç duymadım. Hayatım boyunca, her şeye, çabalayarak, emek sarf ederek ulaştım ben. Hiçbir şey, altın tepside sunulmadı bana. Ve her şeyi, tek başıma başardım. Bu sebeple, bunun da üstesinden geleceğimi biliyordum. Bir şeyi çok istiyorsanız, bedellerini ödemeye hazırsanız, kendinizden de eminseniz, korkmuyorsunuz…

KALBİM, SEVİNÇTEN DURACAK GİBİYDİ. HERKESİN, “YOK MÜMKÜN DEĞİL, OLMAZ!” DEDİĞİ ŞEYİ BAŞARMIŞTIM…

Süreçte neler yaşandı?
– Gerekli evrakları tamamladım. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden, topluma zararlı düşüncelerim ve cinsel sapkınlığım olmadığına dair rapor aldım. 500 soruluk psikolojik teste girdim. Psikologlarla görüştüm. Heyet karşısına çıktım. Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmadığıma dair rapor da aldım. Ki bunun için 6 hafta boyunca idrar ve kan örneği verdim. Sosyal danışmanım, ev ziyareti yaptı. Bekar erkek olduğum için, ilave olarak anneme de ev ziyareti yaptılar. Ailem, cidden bana destek mi bunu kontrol ettiler. Kurumun bu anlamda, işi çok ciddiye aldığını ve özenle çalıştığını söylemeliyim. Bu süreç, 8 ay kadar sürdü. Sonra başvurum onaylandı. Daha sonra sıraya alındığım haberi geldi. Kalbim, sevinçten duracak gibiydi. Herkesin, “Yok mümkün değil, olmaz!” dediği şeyi başarmıştım. Sonra iki buçuk yıl bekledim ve oğluma kavuştum. Şu anda kanunen benim oğlum, benim soyadımı taşıyor.

ANNEMİ GÖRSENİZ, BAŞTA İTİRAZ EDEN O DEĞİLDİ SANKİ. OKAN’I BİR HAFTA GÖRMESE DELİRİYOR. TORUNUNU İNANILMAZ ÇOK SEVİYOR…

Aileniz peki? Onlar nasıl karşıladı?
– Abilerim ve yengelerim yüzde 100 destek verdi. Annem, önce bir tereddüt etti, “Evlen. Kendi çocuğun bir olsun, sonra yine evlat edinirsin!” dedi. 2-3 gün kadar beni vazgeçirmeye çalıştı ama baktı ki çok kararlıyım, o da destek oldu. Şu anda görseniz başta itiraz eden o değildi sanki. Okan’ı bir hafta görmese deliriyor. İnanılmaz çok seviyor.

DAHA İLK SANİYEDE, ONUN BENİM OĞLUM OLACAĞINI HİSSETTİM…

Önceden fotoğrafını filan görüyor musunuz?
-Hayır. Çocuğu görmeden, danışmanınız size dosyasından hikayesini okuyor. Ama kesinlikle fotoğraf yok dosyada. Siz görüp görmemeye karar veriyorsunuz. Ve bir bağlanma programına giriyorsunuz. Dosyadan, istediğiniz sayıda çocuk için olumsuz cevap verebilirsiniz, ancak çocuğu görüp bağlanma programına girdiğinizde, olumsuz olarak sadece 3 hakkınız var. 3’ten sonra başvurunuz iptal oluyor ve her şey baştan başlıyor. Bağlanma programına gidip, çocuğu gördükten sonra nasıl vazgeçilir, bunu benim aklım almıyor. Yapanlar varmış ama…

Sizin Okan’la ilk karşılaşmanız nasıl oldu?
-Dosyasını okuduğumda, karamı vermiştim zaten. “Tanışmaya hazırım” dedim. Ertesi gün bağlanma programına katılmak üzere yuvaya gittim. O bir haftada, çocukla oyunlar oynayıp size alışmasını sağlıyorsunuz ki eve geldiğinde “Bir yabancıyla yaşamaya başlıyorum” gibi hissetmesin. O gün yuvaya gittiğimde inanılmaz heyecanlıydım. Müdürün odasında beklememi, bir görevlinin çocuğu getireceğini söylediler. 10 dakika sonra, ürkek kedi yavrusu gibi, alttan alttan bakan, koca gözlü, muhteşem bir çocuk geldi. Çok duygusal birisi değilim ama gözlerimin dolmasını engelleyemedim. Öyle müthiş bir andı ki, birbirimize baktığımız o ilk an. Ben daha ilk saniyede, onun benim oğlum olacağını hissettim. Kendimi tanıttım, elimi uzattım, adını sordum, ürkmesin diye biraz mesafeli davrandım. Daha en başından, içimden sıkıca sarılmak ve şapır şupur öpmek geçtiyse de yapmadım…

Sonra?
-Karşımda iki yaşında, minicik bir çocuk duruyordu. Ona bakarken, aynı evde yaşadığımızı, bana “Baba” dediğini, büyüdüğünü, koca adam olduğunu filan geçirdim zihnimden. Hayalimde, üniversiteyi bile bitirmişti! O ise biraz şaşkındı. Muhtemelen çok fazla erkek görmüyorlar yuvada. Sadece gülümsedi, konuşmadı çok fazla. Elinden tuttum oyun odasına geçtik, orada biraz daha açıldı…

ARKADAŞLARIM HEM ANNELER GÜNÜ’MÜ HEM DE BABALAR GÜNÜ’MÜ KUTLUYOR

Arkadaşlarım bana “An-ba” diyor. Hem anne hem baba yani. Zaten hem Anneler Günü’mü hem de Babalar Günü’mü kutluyorlar. Bir erkek de bir çocuğun bakımını üstelenebilir, sevebilir, büyütebilir. Erkeklerin çocuk bakmakla ilgili, hatta kendilerine bakmakla ilgili hiçbir beceresi, yetisi yokmuş gibi düşünülüyor. Önyargı bu! Gayet güzel oluyor işte…

İLK GÜNLER BANA “ANNE” DİYORDU

Sizinle ilk kez eve geldiğinde neler oldu?
-Arkadaşlarım pasta, mum ve hediyeler alıp, bizden önce eve gitmişti. Bir parti havasında eve girsin istedim. Kucağımda eve ilk adımı attığımızda, “Burası artık ikimizin evi. Beraber yaşayacağız!” dedim. Konuşmadan öylece, evin her tarafını iyice süzdü gözleriyle. Yavaş yavaş alıştı, üzerindeki o yabancılık hissini attı. Bense sanki bir rüyadaydım, hayatım boyunca hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum.

Size nasıl hitap etti?
-O komik işte! İlk günler bana “Anne” dedi. Çünkü yuvada, onunla ilgilenen, yemek veren, oynayan herkes onun için “anne.” Bu şekilde hitap ediyorlar görevli kadınlara. “Hayır, ben babayım!” diye hep düzelttim. Derken 3-4 gün “Anne- baba” dedi. Sonra gün geldi, tamamen “Baba” demeye başladı. 10 günde çözdük olayı!

HAYATIMIZDA HER ŞEY DÜZENLİ

İki yıldır birliktesiniz. Nasıl bir düzeniniz var?
-Sabah 7 gibi uyanıyoruz, muhakkak benimle kahvaltı yapmak istiyor. 7:30 gibi kahvaltımızı yapıyoruz. Saat 08:15 civarı, her çalışan ebeveyn gibi, ben de işe gidiyorum. Evde bakıcı ablamız var. Akşam 18:15 gibi eve geliyorum. Hava güzelse, parka gidiyoruz, değilse evde oyunlar oynuyoruz. 19:30 gibi yemek yiyoruz, 21:00 gibi yatma hazırlıkları. Kendi odasında, kendi yatağında yatıyor. Ben mutlaka kitap okuyorum ona. Ya da bir masal anlatıyorum, şarkı söylüyorum. En geç 21:30 gibi uyumuş oluyor. Her şey çok düzenli ve güzel gidiyor. Hafta sonları hep birlikteyiz. Mutlaka babaanneye kahvaltıya gidiyoruz. 2 abim de zaten aynı apartmandalar. Maaile kahvaltı yapıyoruz…

BAZI AKŞAMLAR, UYKU ÖNCESİ KENDİ HİKAYEMİZİ ANLATIYORUM ONA…

Bilinçaltına bazı şeyler yerleşsin istiyorum. “Seni gördüm, aman Allah’ım bu nasıl güzel bir çocuk! Bu, benim oğlum dedim. Ve sonra birlikte eve geldik. O günden beri de hiç ayrılmadık!” diyorum. Müthiş coşkulu duygularla, seslerle, mimiklerle anlatıyorum ki, hoşuna gitsin. Acayip mutlu oluyor. Bazen kendisi, “Baba, hani ben önceden burada yaşamıyordum ya, sen gelip beni aldın. Onu anlatsana!” diyor.

BİRLİKTE GEÇİRDİĞİMİZ BU İKİ YILA BAKTIĞIMDA

*Dürüstçe söyleyebilirim ki, zorlandığım pek bir şey olmadı. Cümle kuramasa da kendini ifade edebiliyordu. Yemek ve uyku düzeni vardı. Biraz yardımımla, kendi yemeğini yiyordu. Ben alışmış olduğu düzeni bozmadım.

*Sadece bazılarına sert gelebilecek ama ileride ikimizin de hayatını kolaylaştıracak adımlar attım. Mesela, ilk geldiğinde kesinlikle beraber uyumadık. Belki bazıları, özellikle de anneler, “Ya işte sıcaklık ister şefkat ister, ana-baba koynunda uyumak ister” falan diye düşünebilir. Ama “Çocuk nasıl alışırsa, öyle gider” diye düşündüm. Bağımsız bir birey olması adına, kendi odasında uyumasını teşvik ettim.

* “Yemek bitince hadi babaya yardım et, sofrayı birlikte toplayalım!” dedim. Ev düzenimize onu da kattım. İyi de oldu. Yapabildiğimiz kadar beraber yapıyoruz her şeyi. Şimdilik her şey tıkır tıkır, güzel gidiyor.

*Ama ilk bir ay, geceleri çok sık uyandı. Yeni evine, yatağına, hayatına adapte olmaya çalışıyordu. O ilk ay, işime uykusuz ve yorgun gittim. Epey kilo da verdim. Ama bu beklenen bir şeydi, zorluk olarak görmedim. Sonra zaten tamamen alıştı yeni hayatına…

SADECE İYİ BİR İNSAN OLMASI İÇİN UĞRAŞIYORUM

Onun geleceği için neler planlıyorsunuz?
-Spesifik, “Şu olsun, bu olsun!” gibi planlarım yok. Sadece iyi bir insan olması için uğraşıyorum. Hayvanlardan çok korkuyordu, şimdi sokak hayvanlarının bile dibinden ayrılmıyor. İnsana, hayvana, doğaya saygılı biri olsun istiyorum. Bir de elindekinin kıymetini bilsin. Bunlar olursa, zaten her alanda başarılı olur diye düşünüyorum. Keşke o da benim gibi Şişli Terakki’de okuyabilse. Onun için böyle bir hayal kuruyorum. Bakalım…

Birlikte yapmaktan en çok hoşlandığınız şeyler neler?
-Evdeysek, Lego’larıyla oynuyoruz. Bayılıyor. Dışarıdaysak, atlama, koşma ve özellikle tırmanma. Ha bir de kumla oynamayı çok seviyor. Bunlar onun sevdikleri. Benim en sevdiğim şey, onunla sohbet etmek. Çünkü her gün kelime dağarcığı gelişiyor, şaşırıyorum kullandığı kelimelere. Bazı kelimeleri de bazen yanlış söylüyor. Çok hoşuma gidiyor.

OĞLUM HAYATIMDA BAŞIMA GELEN EN İYİ ŞEY!

Okan öncesi ve sonrasını nasıl tanımlarsınız?
-Şimdi burada, “Okan öncesi kahroluyordum, çok mutsuzdum!” gibi şeyler söylemeyeceğim. Okan öncesi de mutluydum. Hayata pozitif bakan bir insanım. Her şeyin, iyi yönlerini görmeye çalışırım. “Karma” diyorlar ya, inanıyorum. İyi düşünürseniz, iyi şeyler olur. Ama onunla tabii ki değiştim. Zenginleştim. Oğlum, hayatımda başıma gelen en iyi şey! Okan sonrası, kat be kat mutluyum. Hayat enerjisi, yaşam sevinci getirdi ruhuma, benliğime… Artık hayatımı iki kişilik yaşıyorum. Adımlarım hep iki kişilik. Açıkçası yediğime, içtiğime, sağlığıma da daha dikkat eder oldum. Bazen Okan uyuduktan sonra, koltukta televizyon izlerken, “Bu bir rüya mı?” derken buluyorum kendimi…

EVLAT EDİNDİĞİNİZ ZAMAN YAŞAYABİLECEĞİNİZ RİSKLER, BİYOLOJİK ÇOCUĞUNUZLA YAŞAYABİLECEĞİNİZ RİSKLERDEN ÇOK DA FARKLI DEĞİL. BÖYLE BİR NİYETİ OLANLAR, GEÇ OLMADAN BAŞVURSUN…

Kafasından evlat edinmeyi geçirenlere ne önerirsiniz?
– Yaşayabileceğiniz riskler, biyolojik çocuğunuzla yaşayabileceğiniz risklerden çok da farklı değil. Böyle bir niyeti olanlar geç olmadan başvursun… Korkmayın! Endişelenmeyin! Evlat edinin, koruyucu aile olun… 11 bin çocuğa yuva olun, aile olun… Bu arada oğlumla yaşadıklarımızı merak edenler “kalptenbaba” kullanıcı adıyla Instagram’da ve YouTube’da bizi takip edebilirler. Diledikleri soruları da sorabilirler. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

Yorum Bırak

17 − 1 =