Corona Günleri’nde Didem ile Can evlendi

Oleeeeey! Can’la biraz evvel birbirinize “evet” dediniz, Corona günlerinde evlendinizzzz… Çok kutluyorum. Neler hissediyorsun?
-Sorma Ayşe! Çok acayip şeyler hissediyorum. Mutluyum, içim içime sığmıyor, sevinçliyim, heyecanlıyım, ama aynı zamanda şaşkınım da. Bir sürü duyguyu bir arada yaşıyorum. Ben kendimi, “gelinlikli, evli, mutlu, çocuklu” hayal eden bir kadın olamadım hiç…

Neden?
-Etrafımdaki neredeyse herkes evli. Ama çoğu mutsuz, çoğu “Aman sakın evlenme!” diyor. Bekarlar, evlenme hevesinde; evliler ise bekarlığın özlemiyle yaşıyor. Ailem ve birkaç kişi dışında sanki mutlu yok. E hal böyle olunca, ben de bir türlü kendimi evli, mutlu, çocuklu hayal edemedim. Evlilik fikrine kendimi adapte edemedim. Tabii bir de ortada evlenecek adam yoktu.

Nasıl birini arıyordun?
-E tabii her şeyden önce aşk istiyordum! Hem aşık olacaksın hem karşılıklı olacak. Sohbet edebileceksin, sıkılmayacaksın hiç. Üstüne, ailen sevecek, arkadaşların iyi anlaşacak. İnce düşünceli, daha bakışlarından, gözlerinden ne dediğini anlayan biri olacak… Vazgeçmiştim yani! Umudum kalmamıştı! Ama Allah, yüzüme baktı. Aradığım her şeyi Can’da buldum. Demek ki, asla umutsuzluğa kapılmamak gerekiyormuş! Kapılmayın arkadaşlar…

Peki, aceleniz neydi ki bu Corona günlerinde evlendiniz…
-Ne acelesi ya, 36 yaşındayım. Geç bile kaldım!

AMA SONRA “MÜTEMMİM CÜZ’ÜMSÜN!”* DİYEN BİR ADAMLA TANIŞTIM
*: AYRILMAZ PARÇAM

Özel bir sebebi mi var bu kadar koştur koştur evlenmenizin?
-Bir yıl önce tanıştık, 7 aydır birlikteyiz. Sevgili olduğumuz ilk hafta, onun, evleneceğim adam olduğunu hissettim. Bana ilk söylediği şey, “Sen benim “mütemmim cüz’ümsün!” oldu. “Ayrılamaz parçamsın” yani. Çok hoşuma gitti. Yalan, eridim! Gerçekten de o günden beri biz hiç ayrılmadık. Mart’ta nişan yaptık, Haziran’da da düğünümüzü yapacaktık. Ama sonra Corona patladı, erteledik. Oynadığım “Kuruluş” dizisinin yönetmeni Metin Günay, “Ne yaptın düğünü?” diye sorunca, “Hocam, bu dönem zor. Kışa artık!” dedim. Kızdı bana. Ve şöyle bir şey söyledi: “Düğün nedir ki? Yeter ki gönüller bir olsun, at imzanı, kur yuvanı…” Düşündüm, haklıydı! Sahip olduğum yuva gibi, yuva kurabileceğim adamı bulmuşum. Ailesi, aynı benim ailem gibi. Düşünce yapımız, hayata bakışımız, ailelerimize verdiğimiz değer aynı. “Atalım imzalarımızı, kuralım hayatımızı, oturalım evimizde. Her şey eskisi gibi olunca, gider düğünümüzü de yaparız!” dedik. Ve bugün attık imzalarımızı!

Bravo size! İleride anlatacağınız güzel bir hikayeniz olmuş…
– Evet. Ablam sağ olsun, yine sihirli dokunuşunu yaptı! Nişanı da o organize etmişti. Ablam Özlem’i (Kunduracı) tanıyanlar bilir, müthiştir. Sevdikleri için kendini parçalar, hele benim için dağları yıkar! Anne yarım o benim. Arnavutköy’de bir mekan açtı. Ortağı var, kendi gibi tatlı ve yetenekli. İnanılmaz ekmekler, çörekler, tatlılar yapıyorlar. “Gel” dedi, “Burası evimiz gibi, burada at imzanı!” Sadece aileler davetliydi zaten. Çok güzel oldu, biz bizeydik…

Elbisen ve duvağın çok hoştu…
-Elbisem aslında dümdüz beyaz bir elbise. Ama duvağım, gerçekten gelinlik giysem de takacağım tarzda değerli ve özenli bir tasarım. Yakın arkadaşım Mücella Mert (Mucu) yaptı. Mucu, bütün dönem dizilerinin başlıklarını yapan tasarımcı. İnanılmaz yeteneklidir.
Maske takmanıza da bayıldım… Aferin size…. Örmek oldunuz…
-Tabii ki o da ablam fikri. Ben de Zeynep’i aradım. Hep bana kıyafetler diken arkadaşım Zeynep Bozkaya’nın annesi, elleriyle işledi o Mr. ve Mrs.’ları…

ŞAHİDİMİZ CELAL ÖZTÜRK, MEHMET MUTLU, MERT VE İDİL FIRAT OLDU

Şahitleriniz de yakın arkadaşlarınız…
-Evet. Arkadaştan öte, “ailemiz” dediğimiz insanlar. Mert Fırat, benim 20. yılımı doldurduğum dostum, abim, ortağım. Ama ben, biricik eşini şahidim yaptım. Çünkü sanki İdil’i 30 yıldır tanıyorum! O yüzden benim şahidim İdil’di! Mert de erkek tarafına geçti, Can’ın şahidi oldu. Bir de Çağatay Öztürk var. Psikoterapist olarak tanıştığım, 12 yıl geçtikten sonra her gün daha fazla sevdiğim, tanıdığım, ailemden saydığım biri. Zaten ne zaman evlilik konusu açılsa, “Gör bak, bir gün evleneceksin ben de şahidin olacağım” derdi. Oldu valla!

Zoom’dan sizi izleyen sevdikleriniz de vardı…
-Evet. TRT Ankara Radyosu Çocuk Saati’nden, 6 yaşından beri hayatımda olan, dostlarımın olduğu “Radyo Çocuk Saati” grubum var. Mesela Rojda Demirer, Mehpare Çelik’in kızları Zeynep ve Ayşe Pirim. Biz böyle kızlı- erkekli 10 kişi kadar kaldık, 30 senedir kopmadık. Düğün sabahı yanıma eve gelip, beni nikaha uğurladılar. Ağladım… Ağladık… Erkek tayfası da Zoom’un başına smokinleriyle geçti. Dostluk, sevilmek, değer görmek, değer vermek çok özel. Çok şanslıyım. Nikahta, toplam 15 kişiydik nikah memuruyla beraber. Zoom’da ise yakınımız olan 50-60 kişi vardı.

Sosyal mesafeyi nasıl korudunuz?
-Var ya… Bu 2 aylık süreç hepimize öğretmiş! Koruduk valla. Farkında olmadan herkes birbirine uzakta duruyor. Çok acı tabii öpüşme, tebrik, sarılma olmadan birine mutluluğunu gösterme çabası… Ama şart. Mecburen yaptık. Uzaktan uzağa sevgimizi yolladık birbirimize. Her yer dezenfekte edildi. Yüzümüzde maskeler. Yiyecek ikram edilmedi. Herkese Rustique Mutfak tarafından paket hazırlandı.

Davetlilerin hepsinin sağlık durumunu iyi olduğunu kontrol etmiş miydiniz?
-Elbette! Titiz, farkındalığı çok fazla olan bir grup zaten. Bir de gelenler 50 günü aşkın evde olan ailemiz. En başta onları korumaktı amaç. Özel izin aldık kaymakamlıktan, 3 saatliğine gelip, “Evet” dediğimizi duyup, gittiler.

“YALNIZ ÖLMEKTEN KORKMAYIN, YANLIŞ İNSANLA ÖLMEKTEN KORKUN!” DİYE BİR DEYİŞ VAR… O KADAR DOĞRU Kİ…

Sen kadar heyecanlıydın?
-Çoook. Her şey hayal, rüya gibiydi… Beraber yaşlanmak istediğim kişiyi buldum, ötesi var mı? Serkan Karaismailoglu’nun bir sözü var: “Yalnız ölmekten korkmayın, yanlış insanla ölmekten korkun!” diye. O kadar doğru ki… Ben hep yanlış insanla ölmekten korktum. O yüzden yalnız olmayı seçtim. Bana daha mantıklı ve güvenli geldi. Taa ki Can’la tanışana kadar. Can kendimi daha çok sevmemi sağlıyor, en güzel kısmı bu. Ben doğru insanı buldum. Şükürler olsun. Darısı, isteyen herkesin başına!

ONA 100 KERE “EVET” DEMEK İSTEDİM

“Evet” derken ne kadar duygulandın?
-Yüreğim titredi… Derecesini bilemem ama yüz kere “Evet” demek istedim!

Aşk mı bu?
-Kesinlikle evet! Hep kafamıza sokmuşlar: “Aşk, acı çekmektir. Aşk, kavuşamamaktır. Aşk, ulaşamamaktır…” Can’dan sonra ben, “Aşk, mutlu edendir” olduğunu öğrendim. Diğer o klişe tanımlar, sanat yapmak, yazmak, okumak ya da kendini tanımak için önüne açılan yol… Bir tek bunlara etkisi olabilir acı çektiren sevme duygusunun. Ama aşk böyle harcanamaz!

ZEKA… SAYGI… VİCDAN

Hemen çocuk istiyor musunuz?
-Allah kısmet ederse, evet. Biz Can’la ortak bir parçamız olsun istiyoruz. Bu sebepten olursa hemen çok mutlu oluruz ama olmazsa da zamanı gelince…

Bir erkekte olmazsa olmaz dediğin üç şey?
– Zeka. Saygı. Vicdan.

Bir erkekten koşarak uzaklaşmanı sağlayan üç şey?
-Sürekli kendini anlatması, çok konuşması yani. Ya da hiç konuşmaması. Bakımsız olması.

Nasıl ortak bir gelecek hayal ediyorsunuz?
-Beraber olduğumuz her gelecek bizim için kabul aslında. Baş başayken kimseye ihtiyacımız yok. Dertleri de paylaşırız, sevinçleri de. Sevdiklerimiz iyi olsun, sağlığımız, olsun bir de ortak parçamız bir çocuğumuz olsun yeter. Gerisi güzel olur zaten.

Evlenme teklifi nasıl geldi? Dizlerinin üzerine çöktü mü?
– Çok özel bir andı. Sevgililer Günü’ydü. Çok güzel ve ikimize ait çok özel bir andı. O yüzden ikimize kalmasını isterim. Ama diz çökme kısmını söylemek isterim. Evet, çöktü!

Sen aşık olunca nasıl bir kadına dönüyorsun?
– Ahhhh! Işıl ışıl… Parlak bir yıldız gibi. Hiperaktif ve bu sebepten sakar ama eğlenceli oluyorum. Bu arada sadece aşık olunca değil, ben küçük bir şeyden çok mutlu olunca da böyle oluyorum.

DİRİLİŞ ERTUĞRUL’UN SELCAN HATUNU

Dizi nasıl gidiyor ve Selcan Hatun…
-Valla çok iyi. “Diriliş Ertuğrul” dizisi 6 yıl önce başladı. Ben 2 sezon oynadım sonra 1 sezon yoktum. Aynı karakterin yaş almış haliyle, son sezon tekrar girdim. Şimdi “Kuruluş Osman” dizisinde yine aynı karakterle, biraz daha yaş almış halimle devam ediyorum. Bu yaşımda 60’lı yaşlarında bir karakteri oynuyorum. Benim için çok değerli bir deneyim. Çalışmaktan çok mutlu olduğum yapımcı Mehmet Bozdağ, yönetmenlerim… Senelerdir aynı olan ekip, benim için evimde olmak gibi… Dizinin reytingleri hep ilk sırada. Sevilen bir karakter oynuyorum.

Çekimler devam mı?
-3 hafta ara verdik. Şimdi aşırı önlemler alınarak yeniden sete çıkıyoruz. Zaten biz şehrin içinde değiliz. Büyük bir platoda çekim yapıyoruz. Tüm kontrolleri yapılan ekibimiz, sosyalleşmemek için otelde kalıyor. Dezenfekte ediliyor her yer. Sosyal mesafeyi çekim esnasında bile koruyoruz. Seyirci de fark ediyordur kesin. Hep dış çekim. İç sahne yazılmıyor.

DİZİYİ, “PARA İÇİN YAPIYORUZ!” DİYENLER OLUYOR AMA MUTLU OLAMADIĞIM ŞEYİ YAPAMAM!

Oyunculuk ne ifade ediyor senin için?
-Beni ifade eden şey oyunculuk! Uzun süre vitaminsiz kalan vücuda, C vitamini yüklemesi yapmak gibi. Bazen de vitamin eksikliğinden halsiz kalıp kemiklerinin ağrıması gibi… İnişli çıkışlı ama sürekli aktif. Hep tetikte olmayı, hep gözü açık olmayı gerektiren; tembelliğe, üretmemeye düşman bir meslek oyunculuk. Günümüzde de herkesin düşünmeden yeltenebileceği, herkesin bir yerden, “Ben de yaparım!” duygusuna kapılabileceği bir meslek. Eskiden çok kızar, hırslanırdım. Şimdi o konuda eğittim kendimi. Çünkü öğrendim ki, oyunculuk kendinle çıktığın bir yol. Başkalarının bu mesleğe girmesini, yetenekleri yokken bu mesleği kirletmesini düşünürken, kendimden gidiyor. Zamanımdan, ruhumdan… Vazgeçtim! Herkes olsun oyuncu. Daha doğrusu, herkes, “Oyuncuyum!” desin, sıkıntı yok. Bizim Ayşe var, yardıma geliyor eve. O bana yorum yapıyor mesela. “Şu dizide, şu, şöyle kötü oynuyor. Buna, böyle inanmadık!” diyor. “Ama bak sen, çok gerçek oynadın, helal olsun!” diyor. Bana yeter bu! Alacağımı alıyorum ben… Rahmetli Levent Kırca’yı herkes tanırdı 7’den 70’e. Derdi ki: “Gelip geçici herkes, oyuncu olur. Senin yüreğinde Tanrı var. Sen, sen ol, pazar çamaşırına gitme!” Yani her rolü oynama demeye çalışırdı. Haklıydı! Yıllar sonra hala hatırlanırsa oynadığım roller, o zaman anlayacağım oyuncu olduğumu.

Bir dizide rol almak oyuncu olduğun anlamına gelir mi?
-Tabii ki gelmez! O yüzden insanlar, etrafta açılan oyunculuk kurslarına gidip, paralarını heba etmesinler! Umut satıyorlar, o insanlara. Çok üzülüyorum. Doğru yerde, doğru bilginin hakkını verilmeli. Bilgi ve yöntem öğretilebilir. Ama kimse yeteneği parayla satamaz!

Canlandırdığın karakterin ruhuna bürünmek ne kadar zorlayıcı?
– Rolüne göre değişiyor. Mesela şu an oynadığım Selcan Hatun, her sahnesi sınav gibi olan bir karakter. Çalışmadan sete gitmek imkansız. Ben böyle roller seviyorum. O zaman daha çok keyfine varıyorum mesleğimin.

Tiyatro mu dizi mi tercihin?
– Hiç yapamadım böyle bir tercih. Diziyi, “Para için yapıyoruz!” diyenler de oluyor. Ama ben, para için, mutlu olamadığım şeyi yapamam. Bir yerden tatmin etmesi gerekiyor ruhumu. Senaryo ve rol güzelse, dizide oynamak tadından yenmez. Her bölüm, ayrı tiyatro oyunu gibi… Tiyatronun ise en sevdiğim tarafı seyirci. Nefeslerini, gülüşlerini seyretmek, hissetmek çok güzel ve özel. O sebepten dolayı biraz daha önde benim için. Bilen bilir ben oynarken seyirciyi hiç bırakmam, bir gözüm bir kulağım orada olur. Oynarken 30 gözüm 30 kulağım olduğu için!

TİYATRO YAŞADIĞIMI HİSSETTİĞİM KALBİMİ TİTRETEN ŞEY

Tiyatro; mutluluğumu, hüznümü, duygularımı başka insanlarla paylaşabildiğim, yaşadığımı hissettiğim, her anında kalbimi titreten bir şey… Heyecanla ilk sahneyi açacağımız günü bekliyorum. Dizi ise mesleğimin keyifli dönem ödevi gibi. Bir proje için ekip olmanın keyfi, her bölüm yeni bir çaba… Tek sıkıntı, bu süreler… Her hafta bir sinema filmi çekiyoruz resmen. Kısa olsa süreler tadından yenmez!

DİKKAT… DİKKAT… YARIN FESTTOGETHER BAŞLIYOOOO

Mert Fırat’la birlikte Corona günleri için ne tür güzellikler planlıyorsunuz?
– Mert’in güzellikleri bitmez! Yarın, yani 9 Mayıs’ta Festtogether başlıyor. Geçen seneki festivalin ikincisi. Online olacak, konserler, paneller vs… Yarın tüm gün herkes izleyebilir. Geliri birçok yere gidecek. Ben de sunuculardan biriyim. “İhtiyaç Haritası” da bu dönemde çok önemli bir konuma geldi. İhtiyaç sahiplerinin artması kadar ihtiyaç karşılamak isteyenler de arttı bu dönem. Farkındalığımız arttı. Yeni dünya düzeninde, yardım, daha ön planda olacak. Bencillik geri plana gidecek. Neyse bunlar Mert’in güzelliklerinden birkaçı. Ben destek veriyorum. “Das Das” açılınca oyunlarımızla tekrar seyirciyle buluşacağımız günü hayal ediyoruz. “Joseph K”, ikimizin birlikte rol aldığı oyunumuz. Ve 3. yılında hala kapalı gişe. Gözbebeğimiz Joseph K. Bu yüzden hemen tekrar buluşalım istiyoruz seyirciyle. Mert’in diğer rol aldığı “West End” çok güzel başladı. Şener Hocam, “Zengin Mutfağı” oyunuyla hala inletiyor tabii ki “Das Das”ı. “Vahşet Tanrısı”, mükemmel kadrosuyla inanılmaz tatlı bir oyun oldu. Seyirci bayıldı. Bir de benim yeni oyunum “Ben Varım”, 24 Ocak’ta başladı. Maalesef tadı damağımızda kaldı. Biz de “Das Das” olarak oyunlarımızın nasıl devam edeceğini ve yeni projeleri konuşup duruyoruz. Bu aralar online neler yapılabileceğini de konuşuyoruz. 23 Nisan’da online tüm gün aktiviteler yaptık. Şimdi sırada Festtogether’da. Ne proje yaparsak yapalım, bir yerlerde, birilerine faydası dokunsun istiyoruz.

ANNEM BİZİ, “GÜZELLİĞİNE GÜVENME BİR SİVİLCE YETER! MALINA MÜLKÜNE GÜVENME BİR KIVILCIM YETER!” DİYEREK BÜYÜTTÜ…

Annen, bir dönemin Türkiye güzeliydi… Hala çok güzel ve bakımlı… Güzellik senin için ne ifade ediyor?
-Bizim evde, pek konuşulmazdı annemin tescili. Ondan belki, benim için de güzellik hep geri plandadır. Önce sağlık, kariyer, başarı; sonra güzellik gelir. Dış güzellik geçicidir. Mühim olan içiniz güzel olsun, o yüzünüze de yansır. Annem hala çok güzel bir kadın. Evet, bakımlıdır. En önemlisi annem kendine değer verir, özgüveni yüksektir. O sebepten, tescilli güzelliğinden önce kalbinin güzelliğinden bahseder herkes. Bir de annem bizi, “Güzelliğine güvenme bir sivilce yeter! Malına mülküne güvenme bir kıvılcım yeter!” diye büyüttü. Sadece aklımıza güvenerek büyüdük!

Ailede rol modelin kimdi? Annenden mi, babandan mı daha çok etkilendin?
-Annem, ruhumun diğer yarısı. Özellikle mesleğimi yaparken duygularımda en çok yardımcım olan. Onda her duygu var. Gözümün nuru annem. Adı gibi. Gözümü her kapattığımda ve her ihtiyacım olduğunda orada. Babam ise gurur duyduğum, kariyerimde, çoğu yönünü rol model aldığım kişi. Şimdi emekli ama babam kadar otoriter disiplinli, planlı, işine saygı duyan birini göremezsin.7 yaşında sınavı kazandım ve “Ankara Radyosu Çocuk Saati”ndeydim. Babam, TRT Ankara Radyosu spikeri o sırada. Her cuma 17:00’de radyoda programda oluyordum. Tabii veliler bekliyordu. Babam da bekliyordu. Ejder Akışık ve Sungun Babacan yönetmenimizdi. Bir gün, küçük aklımla babama jest yapayım dedim. Gidip hocalarımızdan, “Hastayım” diye izin aldım ve erken çıktım. Heyecanla babamın yanına gittim, “Eve erken gidiyoruz babacım!” dedim. Babam birden durumu anladı ve bana şöyle dedi. “Ben senin geleceğin için buradayım! Ama geleceğini kuracak olan sensin. Seçim senin yani…” dedi. O gün sondur. Mesleğimde aşırı disiplinliyim. Ablam ise rol modelim. Olmak istediğim, gurur duyduğum insan. Risk almaya bayılır. Korkusuzdur. Her şeyi gitsin hep yeniden başlayacak gücü vardır. Oysa ben risk almayı çok sevmem, garanticiyimdir. Ne mutlu bize ki çok birbirine bağlı bir aileyiz…

Yorum Bırak