Kızımı tabutundan kan damlayarak defnettik

Ceren Damar’ı hatırlayacaksınız. Bir yıl önce vahşice katledildi. Üniversitedeki odasında kalleşçe öldürüldü. Aşağılık bir pislik tarafından. Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Pırıl pırıl genç bir kadın. İnanılmaz iyi eğitimli bir akademisyen. Üç ay önce evlenmişti. Öğrencilerin sınav dönemi olduğu için balayına bile gidememişti.

Allah kahretsin! İnsan suretindeki bir iblisi, Hasan İsmail Hikmet’i, sınavda kopya çekerken yakalıyor. Bu yaratık, hırsını alamıyor, eve gidiyor -annesi babası polis- babasının yarı otomatik silahını alıyor, okula dönüyor. Bekliyor. Cinayeti tasarlıyor. Uygun zamanı kolluyor. Ve 27 yaşındaki Ceren’i, odasında, arkası dönükken iki kere vuruyor. Bunu da iğrenç buluyorum, çünkü haince yapıyor. Yetmiyor! Yere düşen genç kadını, 17 kere bıçaklıyor. 12’si öldürücü darbe. Oda, kan gölüne dönüyor. Ertesi gün mezarlıkta, tabutundan kanı damlıyor Ceren’in! Düşünün, böyle bir vahşet, böyle bir canilik söz konusu…

Yarın, davası var. Seviyesizlik diz boyu. Bu pislik, ağırlaştırılmış müebbetten yırtmak için, “Ceren Hoca, beni zorla ilişkiye zorladı!” dedi. Yani akıllarınca davayı, meşru müdafaaya çevirmeye çalışıyorlar. Kimse yemiyor tabii! Onlarca tanık geldi, gitti. Aşağılık katilin arkadaşları bile, “İlişki-milişki asla yok!” dediler. Ama karşı tarafın avukatı hala bu yönde savunma yapıyor. Bugün Ceren’in babasıyla röportaj yaptım. Hüngür hüngür ağladım onu dinlerken. Yok böyle bir acı… Tarifi yok…

Yarın katil, muhtemelen ağırlaştırılmış müebbet alacak. Ama ben şahsen, 30 yıl yiyip, afla- mafla 24 yıl sonra bu cinayetten yırtmasına karşıyım! Bu pislikler hemen kurtulmasınlar. Bir delikte, ömür boyu çürüsünler. Ölüm de çare olmasın. Karanlıkta kalsınlar. Sosyalleşmesinler. Her aldıkları nefeste, ölmeyi dilesinler ama ölemesinler! Yavaş yavaş gebersinler. Yani Ceza İnfaz Yasası değişmeli.

Kanun ne diyorsa o uygulanmalı, demek istiyorum ki, “ağırlaştırılmış müebbet” hakkıyla uygulanmalı. Hiçbir şekilde çıkmamalı o hapisten. Sizi Ceren’in babası Mustafa Damar’la baş başa bırakıyorum.

Yarın, sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi tarafından öldürülen Ceren Damar’ın duruşması var. Baba Mustafa Damar anlatıyor…

Ne denir, nasıl denir bilmiyorum. Başınız sağ olsun. Kızınız Ceren Damar, Çankaya Üniversitesi’nde araştırma görevlisiydi. Üniversitedeki odasında, sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından otomatik silahla vurulduktan sonra 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü… Bir baba böylesine büyük bir acıyı yaşadığında ne hisseder?
-Nasıl anlatayım ki? Evlat, canınızın bir parçası. Gözünüzün nuru. Hayattaki her şeyiniz. Varınız, yoğunuz. Bizim kültürümüzde, aile yapımızda, ömrünüzü çocuklarınıza adarsınız… Biz de öyle yaptık. Ceren için her şeyimizi seferber ettik. Yetiştirdik. Eğittik. Bir noktaya getirdik, ama maalesef toplumda var olan cani ruhlu biri karşısına çıktı. Onu bizden ve bu hayattan koparttı! Tabii bunun tarifi mümkün değil. Bu acıyı anlatmak mümkün değil. Empatiyle falan da anlamak mümkün değil… Hayatınız felç oluyor! Sadece kızınızı kaybetmiyorsunuz, ondan sonra sizin hayatınız da yok oluyor. Düzelme şansı da yok! Telafisi de yok!

KIZIMIN ODASI KAN GÖLÜ OLMUŞ

Siz olayı nasıl öğrendiniz?
-Akşam saatleriydi. Damadım aradı. Ceren’e yönelik bir saldırı olduğunu söyledi. Üç ay önce evlenmişlerdi. Ceren’in üniversitedeki işlerinin yoğunluğu yüzünden daha balayına gidememişler. “Baba, okulda bir şey olmuş gidelim!” dedi.

Yol boyu insanın aklından neler geçiyor? Kondurabiliyor mu?
-Tabii ki hayır. İnsanın aklı almaz ki. Ama gittiğimizde gördük ki, terör eylemi gibi bir olay. Yarı otomatik silahla kızımı arkadan vuruyor, hıncını alamıyor, 17 kez de yere düşmüş kızımı bıçaklıyor, 12’si ölümcül darbe…

Korkunç bir olay… Vahşet!
-Evet, öyle. 2019’da bu ülkede 447 kadın öldürüldü. 2 günde, 3 kadın öldürülen bir coğrafyada yaşıyoruz. O kadar çok kadın kıyımı yaşanıyor ki. Üzülüyoruz ama sıradanlaşıyor. Oysa düşündüğünüz zaman, önü arkası olmayan bir olay. Her gün bir kadın daha, bir kadın daha… Ceren’imiz de arada gitti.

Katil, kopya hırsızı, yani bilgi hırsızı. Kızım, görevi yerine getiriyor. Yapması gerekeni yapıyor. Çalışanın hakkını koruyor. Hak etmeden sınıf geçmeye çalışan, hak etmeden bir şeyleri elde etmeye çalışan birine engel oluyor. Ve bunun karşılığında da nasıl bir ruh haliyse, katil, babasının silahını ve 28.5 santim uzunluğundaki bıçağı alıyor, okula geri geliyor. Üç saat bekliyor, keşif yapıyor, Ceren’imi nerede öldürebileceğini düşünüyor. Saat 17’de, kızımın son sınav gözetmenlik görevi var. O sınavdan çıkıp odasına geldiğinde, kalleşçe sırtından, iki el yarı otomatik silahla ateş ediyor. Yere yığılan silahsız, savunmasız kızıma bıçakla 17 darbe vuruyor. Öyle bir şey ki, tanıkların ifadesine göre kızımın odasının zemini, kan gölü olmuş. Akşam saati olduğu için de ışık yansıması olduğunu ifade ediyorlar. Bu nasıl canavarlıktır ki, bir insan bu şekilde eziyet çektirilerek öldürülür, katledilir. Ertesi gün kızımı, tabutundan kan damlayarak defnettik. Kefeni de zaten kandı. Mezarına ılgıt ılgıt kan akıyordu. Böyle bir canilik, böyle bir vahşet olabilir mi? Hiçbir cinayetin gerekçesi olamaz ama bu kişi, insan olabilir mi?

Aman Allah! Korkunç bunlar! Nasıl isyan etmiyorsunuz? Delirmiyorsunuz?
-İsyan etmez olur muyum? Ama faydası yok. Kızım yok, geri de gelmeyecek. Vahşi bir şekilde, acı çektirilerek öldürüldü. Ama tabii bir insan, katil olarak doğmuyor. Bir günde de o hale gelmiyor. Katiller yetiştiriliyor. Kimler yetiştiriyor? Aileleri yetiştiriyor, çevreleri yetiştiriyor. Bu şekilde bir katil olarak yetişmesinde, ben o ailenin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Katilin annesi de babası da polis.

Annesinin 2010’da bir gazeteye verdiği beyanatta, kullandığı ifade şu: “Biz çocuklarımızı, yarı polis gibi yetiştiriyoruz!” diyor. O yıllarda bu katil kaç yaşında olacak, 10-15 yaş arası bir şey. Bütün diğer polisleri tenzih ederek söylüyorum, demek ki silah eğitimi veriyorlardı, demek ki insan öldürmeye yönelik bilişsel davranışlar aşılıyorlardı. Evde de şiddet varsa, çocuklar görüyor, rol model alıyor. Sonunda da kızımın karşısına bir “katil” olarak çıktı! Sadece annenin babanın yetiştirmesi değil, maalesef bizim kurumlarımız da bu tür suç işlemeye meyilli insanların sırtını sıvazlıyor.

Daha önce de işlediği suçlar vardı Ama yasalar, onu hep bir şekilde korudu. Bugünlere gelindi. Sonunda da Ceren’i öldürdü…

Bu katilin daha önce işlediği başka suçlar da var mı?
-Var. O suçlarda ilgili, gereği yerine getirilseydi, caydırıcı cezalar verilseydi, belki bu cinayete cesaret edemezdi.

Ne suç işlemiş?
-Katil, 2015’de, Türkiye’de üniversiteyi kazanamıyor, Kıbrıs’ta üniversiteye başlıyor. Bir yıl orada öğrenim görüyor. Orada bir kız arkadaşı oluyor. Kız, bir süre sonra ayrılmak istiyor. İlişkisi olduğu dönemde, kız arkadaşına ait tüm bilgileri elde etmiş durumda, sosyal medya hesaplarına ait şifrelerini vs. Araları açıldıktan sonra, yeniden bir araya gelmeyi kabul etmezse, mahrem bilgilerini ve fotoğraflarını internete vermekle tehdit ediyor. Resmen şantaj yapıyor. Kız dayanamıyor, yargıya başvuruyor. Ama savcılık, takipsizlik kararı veriyor. Yine de kız ve ailesi pes etmiyor, şikayetlerine yargı yoluyla devam ediyorlar. 6 ay uzaklaştırma cezası alıyor. Bu cezayı da ihlal ediyor katil. 5 gün hapis cezası alıyor. Ancak farklı oyunlarla, bu ceza da itirazla, şununla bununla iptal ediliyor. Düşünün, 2015 yılından beri bu dava devam ediyor. Bizim ülkemizde bazı davalar bir türlü sonuçlanmıyor. Belki o zaman cezası verilseydi, işler bu hale gelmezdi. Ailenin kesinlikle payı var bu katilin yetişmesinden. Kurumlarımızın da payı var maalesef.

“Müebbet hapis aldı, daha ne olsun?” deniyor. Hayır efendim! Adı müebbet… Yatacağı toplamda 24 yıl bile değil, aflarla, indirimlerle…

Kalleşçe bir cinayet bu… Ve canavarca… Nasıl bir ceza alırsa, içiniz bir parça ferahlar?
-Biz, kızımızı kaybettik! Hiçbir kurum, hiçbir ceza bizim kızımızın geri gelmesini sağlamaz. Ve bizim kaybımızı telafi edemez. Bu açık ve net. Gelelim alınacak cezaya… Biz, adliyenin ve polis karakolunun yolunu bilmeyen bir aileydik. Ama bir yıldır, kızımdan kaynaklı olarak bu işlerin içerisine girdik. Gördüğüm şu, bizim yasalarımızda idam cezası yok. Olsun olmasın, o ayrı bir tartışma konusu, ben ona girmeyeceğim. Bugün en büyük ceza, “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası, bizim yasalarımızda. Fakat bu ceza, pratikte var olmayan bir ceza! Yarın kızımın davasının üçüncü duruşması var, mahkeme heyetinin “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” vermesinin de bir anlamı yok. Çünkü bunun karşılığı 30 yıl. Burada da bir kandırmaca var bence. “30 yıl” de, “Neden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” diyorsun ki? Sen bana olmayan bir cezayı söylüyorsun…

30 yıl yatacağı da belli değil…
-Evet. İndirimler, aflar gündemde malumunuz. O 30 yılın da 30’unu yatmıyor ki, 25-24 yıl yatıp, çıkıyor. Hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Benim kızım deli deşik toprak altında! Bu cezalarla, adalet tecelli etmez. Bu cezalarla, insanların yüreği soğumaz. Bu cezalar caydırıcı da olmaz. İşin acısı, bu cezalarla, cinayetlerin sonu da gelmez! Hatta bence teşvik birçoğu için… Düşünün, Emine Bulut, 82 milyonun gözü önünde katledildi. Kurban gibi kesildi. Aldığı ceza nedir? Müebbet hapis cezası. İnsanımız, “Müebbet aldı, daha ne olsun?” diyor. “Hayır efendim!” Yatacağı toplamda 24 yıl bile değil, aflarla, indirimlerle. İnfaz Yasası kesinlikle değişmeli! Bu caniler, asla o cezaevlerinden çıkmamalı. Hayatlarının sonuna kadar orada çürümeli…

Önce “Öldürdüm” diye itiraf etti 7 ay sonra kızımı “cinsel tacizci” yaptı “Meşru müdafaa” dedi!

Siz davayı açtıktan sonra neler oldu? Karşı taraf nasıl bir savunmaya geçti? “Meşru müdafaa” demeleri, dam üstünde saksağan değil mi?
-Elbette! Bizim dosyamızda, iğne ucu kadar açık bir husus yok. Katil zaten emniyette ifadesini verirken, “Kopya çektim! Ceren Hoca, kopyada beni yakaladı. Evden silahı aldım, geldim, bekledim akşama kadar. Sonra da öldürdüm!” diyor. Savcının karşısına gidiyor, orada da aynı ifadeyi veriyor. Hâkimin karşısına çıkıyor, orada da aynı şeyleri anlatıyor. Ama 5 ay geçiyor, bu sefer ifadesi değişiveriyor! “İlişkimiz vardı!” diyor. 7 ay sonraki ilk duruşmada, eline 16 sayfa metin yazılıp, tutuşturulup verilmişti. Okudu. Orada işte, kızımın namusuna dil uzattı. Hukuka uymayan, akla mantığa uymayan bir ifade verdi. Onun akabinde -ben avukatı diyemiyorum- akıl hocası diyorum, diğer hukukçulara saygısızlık çünkü, katledilen kızımıza iftira attı! Çok açık ve net söylüyorum: Bir cübbenin altına sığınarak, sözde savunma hakkının arkasına gizlenerek, öldürülmüş bir kadının namusuna dil uzatmak… Savunma değil, avukatlık mesleğinin gereği de değil!

Kimsenin inandığı yok ki… Hepimiz bu numaraları biliyoruz! Ortada bir kadın cinayeti varsa, ne diyeceksiniz, namusuna laf söyleyeceksiniz ki indirim alabilesiniz…
-Evet, burada da aynı şeyleri yapmaya çalıştılar. Ama maalesef, bumerang gibi kendilerine döndü bu iftira! Onlarca tanık geldi. Öğrenciler, hocalar… Hepsi de Ceren’in profesyonelce işini yapan, iyi eğitimli biri olduğunu ifade ettiler. Hem insani boyutta hem mesleki boyutta. Bu iftiraların asılsız olduğunu da belirttiler.

İlk duruşmaya, katilin avukatı, sağlık sebeplerini öne sürerek katılmamış. Bu bile, zaman kazanma numarası değil mi?
-Evet. Mümkün olduğu kadar yargı sürecini oyalamaya, bloke etmeye, sabote etmeye çalışıyorlar. Neden? Çünkü onlar da biliyor ki, bu cezanın kurtuluşu yok. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası. Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesine göre; tasarlayarak yapıyor bu işi. Üstelik canavarca hisle, eziyet çektirerek. Kamu görevlisini, yapmakta olduğu kamu görevinden dolayı öldürüyor. Bunun kurtuluşu yok. Ağırlaştırılmış müebbet. Ama şu anda hapishanede, otel gibi bir ortamda, sosyalleşerek cezasını çekiyor. Dolayısıyla bunu ne kadar uzatırlarsa, kar…

Katil ile kızınızın arasında bir ilişki olduğu imasına inanmak mümkün değil de böyle bir iftira karşında insanın kan beynine sıçramaz mı?
-Bizim kızımız, Belçika’da, İsviçre’de ve Türkiye’de öğrenim gördü. Her ülkeden arkadaşları olan, bizim toplumsal değerlerimize sahip olduğu gibi, evrensel değerlere de sahip olan bir insan. Üniversitedeki meslektaşlarından tutun, hocalarına, öğrencilerine kadar herkes farkında bunun. Yani bu iftiraların on katını da söyleseler hepsi safsata ve zırva! Kızımı tanımayanlar dahi, bu insanlara gerekli tepkiyi verdiler. Biz yargılama sürecinin sonuçlanmasını bekliyoruz.

Hakimin, “Birlikte fotoğrafınız yok mu?” sorusuna katilin cevabı: “Fotojenik değilim!”

Katilin avukatı Vahit Bıçak, bu cinayetin, “Irza karşı meşru müdafaa” olduğunu hangi delile dayanak savunabiliyor?
-Delil- melil yok. Tanık da yok. Zaten kimi getirecekler? Yalancı tanık… Ama o da altını dolduramaz. Mahkeme başkanı, “Bu işin belgesi yok mu? Birlikte olduğunuza dair bir fotoğraf mesela” dedi. Katil, “Fotojenik değilim!” dedi. Bu kadar pişkin, bu kadar arsız tipler bunlar!

Avukat, sosyal medya hesabından, “Kanunlarımız, ırza karşı meşru müdafaaya izin vermektedir. Cinsel saldırı suçunun mağduru, baskılardan bunalmış, başka çıkış yolu bulamamış ise, son çare olarak saldırganı öldürmesi durumu, kanunlarımızda cezayı gerektiren bir eylem değildir!” paylaşımında bulundu. Bu, bütün katillere, yırtmak için, bir yol gösterme değil mi?
-Aynen öyle! Duruşmada bu akıl hocası konuşamadı. Ama ne hikmetse, birinci duruşmadan sonra, sosyal medya aracılığıyla, ağzından köpükler saçarak bu yalanları, iftiraları yaydı. Kızımı, aklınca, “cinsel tacizci” yaptı. Eğitim camiasının bir milyon personelini de zan altında bıraktı. Böyle yaparak, suçu meşru kılmış da oluyor.

BU DAVA, MİLAT OLACAK!

Yarınki davadan nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
-Yargılamanın son ayağı olarak görüyorum. Çünkü cinayetin üzerinden bir yıl geçti. Artık yarın kararın verilmesi gerekiyor.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis almazsa, ne yapacaksınız?
-Bunun mümkünatı yok! Milyonda bir bile böyle bir ihtimal yok! Bu kadar net konuşuyorum. Bu dava, milat olacak bir dava. Her şey bilgisiyle, belgesiyle, tanıklarıyla çok açık…

Adaletli bir dünyada yaşamak istiyordu! “Bana ne ya, kopya çekerlerse çeksinler!” demedi…

“Niye bizim kızımız?” diyor musunuz?
-Bizim gibi insanlar, çocuklarını, doğruluk, dürüstlük, hak hukuk gibi değerler üzerine yetiştirir. Ve mücadele ruhuyla… Kızımız 27 yaşında gencecik bir evlattı. İyi yetişmiş bir evlattı. Biz, kızımızı yetiştirirken, kendi ayakları üzerine dursun diye yetiştirdik. Her şeyi o şekilde öğrettik, o da o uyguladı. Aldığı eğitim de yaşam tarzı oldu. Yani bir haksızlık olduğu zaman, Ceren, o haksızlık kendisine yapılmış, yapılmamış bakmazdı. Başkasına yapılıyorsa da müdahale ederdi. Dilinin döndüğü kadar gücünün yettiği kadar. Bu olayda da öyle yaptı! Ot gibi yetişmiş biri olsaydı, böyle bir hassasiyeti olmasaydı, “Milyonlarca kopya çeken var. Bana ne ya? Ben mi düzelteceğim bu memleketi?” mantığında biri olsaydı, görmezden gelseydi, belki bugün hayatta olurdu… Ama bu, Ceren değil! O, mücadeleci biriydi, adaletli bir dünyada yaşamak istiyordu, bunun için mücadele ediyordu…

Sadece bir kişiyi öldürmedi Tüm aileyi öldürdü!

Eşiniz ne durumda?
-Perişan tabii. Ama o daha duygusal. Ben ise baba olarak bu mücadeleyi sürdürmek zorundayım. Kızım sorar çünkü bana, “Baba, sen benim hakkımı aradın mı bu katillerden, bu canilerden?” diye. Bunu bekler benden. Ben bu hesabı vermek için bu mücadeleyi yürütüyorum.

Peki damadınız?
-O da çok genç, 28 yaşında. Katlanılması zor bir durum. Hepimizin hayatı felç oldu. Öldürülmeseydi bir ay sonra planları vardı, biletlerini almışlardı, seyahate gideceklerdi… Bu katil, sadece kızımızı katletmedi, ailemizi de topyekun katletti! Sadece bir kişiyi öldürmedi yani, tüm aileyi öldürdü. Bizim bundan sonra iflah olacağımızı düşünüyor musunuz? Normal insanları gibi yaşayabileceğimizi… Mümkünatı yok! Dolayısıyla verilecek cezanın da bir anlamı yok. Adalet tecelli etmeyecek bu şekliyle. Ama yine de kanunlar çerçevesinde alabileceği en yüksek cezayı alsın ve o cezaevinden asla çıkamasın!

Yorum Bırak

nineteen − 10 =