Ceren’in annesi Güfer Özdemir: Adaletin olmadığı yerde KADER demek zorunda kalıyoruz!

Allah’ın belası pislik, ne istedin o 20 yaşındaki balerin Ceren Özdemir’den?!

Biliyorsunuz, Ceren geçtiğimiz günlerde, Ordu’da, evinin önünde bıçaklanarak öldürüldü.

Cinayeti işleyen, Ordu Efierli Açık Cezaevi’nden firar eden aşağılık bi katil: Özgür Arduç. Bir katilin açık cezaevinde işi ne? Hangi mantıkla açıklayabilirsiniz? Şimdi bu cinayette, onun sokakta serbest dolaşmasına sebep olanların hiç mi payı yok?

Gencecik kız, tanımadığı bir adam tarafından, hem de en güvendiği yerde, evine girerken pisi pisine öldürüldü. Hepimiz, dehşete düştük, çok çok üzüldük ama tabii ki ateş, düştüğü yeri yakıyor. 20 Ocak’ta ikinci duruşma var. Katile, ‘Akli dengesi tam’ raporu verildi, dosyasına kondu. Umarım ağırlaştırılmış müebbet alır ve hiç bi zaman dışarı çıkamaz.

Ama bütün bunlar, Ceren’i geri getirmiyor.  Aile, tarifsiz acılar yaşıyor. Ceren’in annesi Güfer ve ablası Gizem Özdemir’le konuştum…

Ceren ve annesi Güfer Özdemir

Ne diyeceğimi bilemiyorum… Allah rahmet eylesin, Allah sabır versin…
-Teşekkür ederim.

Sözün bittiği yer…
-Öyle…

Evladınız, en kıymetliniz; evine, en güvendiği yere geldi, kapının önünde, aşağılık bir katil tarafından canı alındı… Böyle bir acının altından nasıl kalkılır?
-Kalkılamıyor (Ağlıyor)… Çok zor… Çok zor… Duygularımı ifade edemiyorum, neler yaşadığımı anlatamıyorum… İçimde, cehennem ateşi yanıyor. Istırabım çok büyük… Kızımı en güvendiği yerde, evinde, kapımızın önünde kaybettik. Aklım almıyor, nasıl olur? Kime, neye güveneceksin? Gözümün önünde gitti yavrum. Bir insanın başına gelebilecek en korkunç şey, geldi başımıza… Böyle bir acıyı, Allah kimseye yaşatmasın. Çaresiz bir şekilde acımızı çekiyoruz…

Psikolojik destek alıyor musunuz?
-Evet. Ama bir işe yaradığını söyleyemem.

Öfke, kızgınlık, nefret, hiddet…
-Hepsini, hepsini yaşıyorum… Her şeyi sorguluyorum. Kafamda bin türlü soru…

Bugün kaçıncı günü?
-Günler, geceler birbirine girdi. 39 gün oldu galiba. Günler geçtikçe acım azalmıyor, tersine yaram daha da derinleşiyor, etlerim koparılıyor gibi hissediyorum.

Hala o evdesiniz değil mi?
-Evet.

Her gün, nasıl girip çıkıyorsunuz? Zor olmuyor mu? Saldırı anı, kafanızda, sürekli yeniden canlanmıyor mu?
-Canlanmaz mı? Çocuğumu, kapının içinde, kanlar içinde bulduğum yerden geçerken, acıların en büyüğünü yaşıyorum. Ama bu aralar evden çıktığım yok, çıkacak halim yok… Nefes alıyorum ama yaşamıyor gibiyim.

Eşiniz peki, o ne durumda? Ya Ceren’in ablası?
-Aynı çaresizlik içerisindeyiz. Hepimiz perişanız. Yapacak bir şeyimiz de yok. Ablası, korku içerisinde. Çok ağır travma yaşıyor. “Aynı şey benim de başıma gelir mi?” duygusu içerisinde. Banyoya bile kendi başına gidemiyor.

Tüm bu olan biteni, kaderle mi açıklıyorsunuz?
-Adaletin olmadığı yerde, “kader” demek zorunda kalıyoruz işte!

Başkalarının canını aldığı halde, bir adam, bu ülkede serbestçe dolaşabiliyordu…
– Evet, o yüzden isyanlardayız ya! Hapiste olması gereken bir cani, dışarıda… Ve böyle bir felaket oldu… (Ağlıyor) Ama bu süreçte, hak ettiği cezayı alsın diye de elimizden geleni yapıyoruz.

Ne durumda dava…
-Mahkeme oldu. Akli dengesi yerinde değil’den yırtmaya çalıştı. “Yerindedir” raporu geldi, dava dosyasına konuldu. Ayın 20’sinde de yine mahkememiz var…

Nasıl bir ceza alırsa, sizin yüreğiniz soğur?
-Benim yüreğim artık soğumaz! Çünkü kızımı hiçbir şey geri getiremez. Ama ağırlaştırılmış müebbet almasını ve bir daha da o kodesten asla çıkamamasını isterim. Düşünsenize, bu alçak, olması gereken yerde, hapiste olsaydı, bizim yavrumuz şimdi hayatta olacaktı. Bunu düşünmek bile kahrediyor beni!

Ağırlaştırılmış müebbet alırsa, ben hafifler miyim? Hayır! O caniyle birlikte, onu dışarıda olmasına sebep olanlar da ceza alırsa belki hafiflerim…

Kim aradı devlet büyüklerinden…
-Hepsi. Hepsi de kanunlardaki boşluğun farkında. Üzgünler. Şikayetçiler. “İlgileniriz” diyorlar. Şimdilik herkes ilgili, ama sonra ne olur bilmiyorum… O katil, inşallah ağırlaştırılmış müebbet alır ama ben hafifler miyim? Hayır. Onunla birlikte, onu dışarıda olmasına sebep olanlar da ceza alırsa, belki…

Sizce yırtmak için mi akıl hastası rolü yapıyor?
-Tabii. Mahkemede rol yaptığı çok net ortadaydı zaten.

Her gün milyonlarca kez, “Keşke ben olsaydım o apartmandan içeri giren…” diyorum

“Keşke o, ben olsaydım, apartmandan içeri giren” dediğiniz oluyor mu?
-Her gün… Milyonlarca kez!

Ateş düştüğü yeri yakar… Bir süre “ah vah”, dövünmeler, “Keşke olmasaydı”lar… Ama sonra her şey, normale dönüyor. Siz, ateşlerde yanmaya devam ediyorsunuz…
-Öyle. Başına gelen yaşıyor. Diğer herkes izleyici. Ölene kadar devam edecek bizim acımız…

Kime, nasıl seslenmek istersiniz, içinizdeki çığlığı nasıl ifade edersiniz?
-Kalbim delindi benim. Öldüm ben. Yaşayan ölüyüm… Kanundaki bu boşlukların giderilmesini, yasaların düzelmesini, cezaların ağırlaştırılmasını, anne- babaların bizim gibi yaşarken ölmesini istemiyoruz. Sonuçta bütün çocuklar bizim. Sokakta bulmadık onları. Canımız onlar. Cezaevinden çıkıp ya da kaçıp, insanların hayatına kastedenlerin, haddi hesabı yok! Firariler çok fazla. Adalet sisteminde boşluklar olduğu açık. Bütün bu açıklar giderilmeli…

KENDİNİ ÇOCUKLARINA ADAMIŞ BİR ANNEYDİM

Ceren, annesi Güfer ve babası Yılmaz Özdemir’le

Ceren’le nasıl bir anne-kız ilişkiniz vardı?
-Ben erken emekli oldum, hemşireydim. Kendini, çocuklarına adamış bir anneydim. Onları en iyi şekilde yetiştirmek için elimden geleni yapıyordum. Çok yakındım kızlarımla. (Ağlıyor) Onlara, hep doğruyu göstermeye çalıştım, hiç baskıcı bir anne olmadım. Onlar için yaşıyordum. İkisi de gururum… Ceren, sanatçı ruhlu bir çocuktu. Müzik seviyordu, dans seviyordu. Balerin olmak istiyordu, seve seve verdik baleye. O, ne istiyorsa, onu yaptı. Başarılıydı da… Yaşasaydı, çok daha ilerilere gidebilecek bir çocuktu. Dünyaya, sevgiyle bakan bir çocuktu. Çünkü biz, onları sevgiyle büyüttük (Ağlıyor) Bizden aldığı sevgiyi dışarıya yansıtan bir çocuktu. Ama “saf kötülük”, bizim çocuğumuzu buldu. Tanımadığı bir adam geldi, canını aldı. Acımasızca bıçakladı. İnsan aklını kaçırır, bir sebep yok, adama yaptığı bir şey yok… İnsanlık dışı bir şey! Ama oluyor. Oldu. Bizi buldu. Yavrumuzu bu dünyadan koparttı.

Ceren, unutulmasın diye yapmak istediğiniz şeyler var mı?
-Bazı yerlere ismi veriliyor… Sahne hayali vardı. Kendi okulundaki sahneye ismi verildi mesela… Tabii ki bunlar Ceren’i geri getirmeyecek ama belki, bu cinayetin emsal olmasına yol açacak, belki kanunlarda bir düzelmeye gidilecek, cezalar arttırılacak.

BEN BİLSEYDİM CAMDAN ATLAR YİNE DE KURTARIRDIM KIZIMI

Siz o sırada neredeydiniz?
-Evde, mutfakta… Ceren’e yemek hazırlıyordum. Üçüncü katta oturuyoruz. Camdan, apartmanın girişini görebiliyoruz. Mutfağının camı büyük. Camla mutfak tezgahının arası da bir adım. Büyük kızım da mutfaktaydı, Ceren’le telefondaydı. Camdan, dış kapının anahtarı aşağı attığında, Ceren’in arkasındaki şahsı görüyor, hatta göz göze geliyorlar, “Binaya gelen herhangi biri” diye düşünüyor. Ama yine de içine bir şüphe düşüyor. Anahtarı attıktan sonra, sokak kapısını açtı ve Ceren’i karşılamaya aşağı koştu. Ben daha ne olduğunu anlamadan da Ceren’in çığlığı geldi… Her şey saniyeler içinde oldu bitti… Ceren, ablasının attığı anahtarla kapıyı açıyor, o alçak da peşinden apartmanın içine giriyor ve yavrumu bıçaklıyor. Ablası aşağıya indiğinde, Ceren’in kapının arkasında buluyor…

Korkunç bir olay…
-(Ağlıyor) Öyle… Sonra hepimiz indik… Bütün apartman… Zaten aile aparmanı gibi bizimki… “Ceren’i takip mi etmiş?” diyenler oldu. Yok öyle bir şey! Öyle olsa, bizi arar, söylerdi. Kediden korksa arardı çünkü, “Anne gel, beni al!” diye. O kadar temkinliydi… Ben bilseydim, camdan atlar, yine de kurtarırdım kızımı…

O zaman fark etmedi demek ki, o manyağın peşinde olduğunu…
-Etmedi tabii. Etmiş olsa söylerdi. Ablasıyla yanımda telefondaydı diyorum. “En azından birisi var arkamda!” derdi… Ben aşağıya indiğimde, ablasının kucağındaydı Ceren. Ablası indiğinde, adam, kaçmış gitmiş. Ceren, “Abla, bıçaklandım!” demiş. Sonrasını çok flu hatırlıyorum. Herkes topladı. Ambulans geldi. Hastaneye götürüldü. (Ağlıyor) Maalesef kurtarılamadı…

“Neden benim kızım?” dediğiniz oluyor mu?
-Oluyor ama “Başkasının kızına da olmasın!” diyorum. Hiç kimsenin kızına olmasın! Öyle bir acı ki, tarifi yok. Ben en çok, “O manyak, niye sokağa bırakıldı!” diyorum. Niye sokakta? Niye? Niye? Keşke kimsenin başına gelmeseydi…

BİR ODANIN İÇİNDE ÇÜRÜSEYDİM DE KEŞKE ÇOCUĞUM YAŞASAYDI…

Mezar taşının bir tarafında Ceren’in paylaşımı var: “Sınırlarımın ötesine geçmeyi öğreniyorum. Ve artık isteklerimi bastıranların yanında duramam. Bazen büyümek için, insanları geride bırakmak zorunda olduğumu öğrendim. Ve bu öz sevginin ötesinde, nihayet kim olduğumun meselesi…” Bu paylaşımı neden seçtiniz?
-Ceren’in Twitter’da en son beğendiği paylaşım. Bir kitaptan alıntı ama çok beğenmiş. Saygı duyduk, onu yazdırdık mezar taşına…

Şu anda “Ceren’in annesi” olarak mı tanınıyorsunuz? Artık herkes sizden öyle mi bahsediyor?
-Evet ama ben tanınmak filan istemezdim. Bir odanın içinde çürüseydim de keşke çocuğum yaşasaydı…

CEREN’İN ABLASI GİZEM ÖZDEMİR: KUCAĞIMA YATTI, ”BIÇAKLANDIM ABLA!” DEDİ

Ceren, babası Yılmaz, annesi Güfer ve ablası Gizem Özdemir’le…

Nasıl bir travma yaşıyorsunuz?
-Hepimiz bitiğiz. İlaç tedavisi görüyoruz. Ben sokağa çıkamıyorum tek başıma. Birileriyle, çıktığımda da tedirgin oluyorum…

Kaç yaş var aranızda Ceren’le…
-Beş. O 20’ydi, ben 25…

Tüm bu olup biteni nasıl değerlendiriyorsun?
-Gerçek olamayacak kadar korkunç! Ceren’le izlediğimiz filmlerden bir sahne gibi geliyor. Bazen “Başımıza şu gelse, bu gelse n’apardık” diye konuşurduk. Sanki onlardan birini yaşıyormuşuz gibi, o filmlerden birinin içindeymişiz gibi.

İlişkiniz nasıldı?
-Çok güçlüydü. İnanılmaz yakın iki kız kardeştik. 5 yaş fark vardı aramızda ama ben onu, çocuğum gibi de hissederdim. Annem hemşireydi, biz küçükken nöbet filan tutuyordu, teyzelerim, dayılarım da yanımızdaydı ama Ceren’e çok baktım. Sonra bıraktı annem işi. Ceren, hepimizin bebeğiydi, en küçüğümüz, en kıymetlimizdi.

Herkes, aynı apartmanda mı yaşıyor?
-Evet, dayım yanımızda. Alt katımızda da teyzemler. 15 yıldır bu apartmandayız.

Aslında bundan güvenli ne olabilir?
-Elbette. Sadece apartman olarak değil, muhit olarak da güvenli bir yerdi burası. Bugüne kadar hiç böyle bir şey duymadık. “Temiz mahalle” denir ya, öyle bilinir burası. Çocukluğumuz, Ceren’le kapının önünde oynayarak, ip atlayarak geçti. Mahallemiz, çocukla doluydu. Hiçbir zaman korkmadık, endişelenmedik. Buna rağmen, biz yine de temkinliydik. Ben de öyleyim, Ceren de. Annemden öyle öğrendik. Yani olayların kötü ihtimallerini de göz önünde bulundururduk. Tamam mahalle arası ama akşamları kimseler olmuyor sokakta. O yokuştan çıkarken, arkamızdan biri gelse, çıkmazdık mesela… Saat kaç olursa olsun.

Sizin eve çıkan bir yokuş var, öyle mi?
-Evet. Çarşı’nın ortasından eve çıkan bir yokuş. Ceren, sokakların ıssızlaşmadığı bir saatte eve geliyordu. Aklına gelmemiştir arkasına bakmak. Yoksa mutlaka bakardı. Takip edildiğinin farkına varırdı…

Ceren yokuşu çıkıyor, adam peşinde ama Ceren farkında değil. Sonra apartmanın önüne geliyor, seni arıyor, “Anahtarı atar mısın?” diye… Öyle mi?
-Aynen öyle! Genellikle annem evde olduğu için, anahtar taşımıyorduk, gerek duymuyorduk. Apartmanın otomatiği yeni bozulmuştu. Zil çalındığında, otomatiğe basılınca açılmıyordu. Yapılacaktı, öyle kaldı. Hatta, bir iki kere böyle aşağı anahtar atınca, annem, Ceren’e anahtar yaptırdı, odasına koydu ama o, yanına almamış. Nasıl olsa evdeyiz diye, gerek duymamış.

Sen o adamı gördün o sırada…
-Evet. Gördüm. Göz göze geldik. O da beni gördü.

Sen ne hissettin o anda?
-Olayların hep en kötü ihtimalini de düşündüğüm için tedirgin oldum. Ama yani, “Hey sen kimsin!” diye bağıramadım. Ceren, “Kapıyı aç abla aşağıdayım” deyince, anahtarı aldım, mutfak camından aşağı attım. Ceren eğildi aldı anahtarı, adam iki üç metre arkasında. “Herhalde o da apartmana girecek!” diye düşündüm. Ama nedense içimden bir ses, aşağı koşmamı söyledi. Öyle de yaptım. Aşağıya inerken, Ceren’in çığlığı duydum. Benim aklıma taciz filan geldi. Hatta merdivenlerden inerken, korkup kaçsın diye ben de bağırarak indim. Baktım Ceren yerde oturuyor, sırtını duvara yaslamış. Başka kimseyi göremedim. Kaçıp gitmişti o katil…

Ne dedi Ceren?
-Ben anlamadım önce, hatta, onu otururken görünce, “Bir şey olmamış” diye rahatladım. Ama sonra “Bıçaklandım abla!” dedi. Sonra dizime yattı, karnını tuttuk. Çok acı çekiyordu, inliyordu, çığlık atıyordu. Sesine herkes toplandı. Yan binadakiler bile geldi. Kargaşa oldu bir anda. Saniyeler içinde gelişti her şey. Sonra Ceren bayıldı. Ambulans aldı, götürdü.

Annen peki?
-Ah annem. Herkes çocuklarına düşkündür ama annem başka. Onun için bu dünyada, sadece biz ikimiz vardık. Biraz fazla düşkündü. Hep üzerimize titrerdi. Biz dışarıdaysak mesela, uyumaz, bizi pencerede bekler ama çaktırmazdı. Uyku da uyumazdı. Öyle bir evham… Korktuğu başına geldi. Normalde ya ben alırdım Ceren’i ya da annem. Çarşı’da buluşur, yokuşu birlikte çıkardık. Ama bu sefer, saat erkendi… Kötü bir şeyin olacağını aklımıza getiremeyeceğimiz bir saatti…

BUNUN GİBİ KATİLLERİ ASLA DIŞARI ÇIKARMASINLAR

Bu saatte sonra senin yüreğini ne soğutur?
-Hiçbir şey! Bunun gibi katiller, asla dışarı çıkamasınlar! Ve ne olur, bu ülkede artık bir şeyler değişsin, bu acılar artık son bulsun! Bu caniler hak ettikleri cezayı çeksinler… Ceren şu dünyadaki en değer verdiğim varlıktı. Hem kardeşim hem en yakın arkadaşım hem de çocuğum gibiydi. Her şeyimi onunla paylaşırdım, o da benimle. Dışarıda çok olgundu arkadaşlarının yanında ama evde bizim küçük prensesimizdi. Evde, herkes onu, şapur şupur sürekli öperdi. Doyamazdık biz ona, doyamadık da… İnsan, haberlerde filan görünce, “Benim başıma gelmez!” diyor, çok uzak bir ihtimalmiş gibi geliyor. Biz de öyle dedik… Ama başımıza geldi…

SOKAĞA ÇIKAMIYORUM

Nasıl izah ediyorsun, “kader” mi diyorsun?
-Hiçbir şey diyemiyorum. Hala idrak edemiyorum. Kabulleniyorum. Tek bildiğim, şu an sokağa çıkamıyorum. Evde duşa bile giremiyorum tek başına. Sanki biri peşimdeymiş gibi geliyor. Bütün suratlarda, o adamın suratını görüyorum. İnsanların suratına bakamıyorum. Kalabalığın içinde boğuluyorum, herkes üstüme üstüme geliyormuş gibi oluyor… Bir kabusun içindeyim. Ve kız kardeşim artık yok. Toprağın altıdan. Allah’ın belası bir adam yüzünden!

Yorum Bırak

seven + 13 =