BÜYÜK USTA’YA YAKIŞIR BİR VEDA

Hiç bi şey Haldun Dormen’e layık değil ama elimden geldiğince töreni ve duygusunu anlatmaya çalıştım. Başta Ömer’ im olmak üzere, çok kişinin emeği var bu veda töreninde, emeği geçen herkesi bütün kalbimle kutluyorum.

Gerçekten de, gidişiyle bile öğretti o.
Bu işin nasıl yapılacağını, nasıl vedalaşacağını…

Perde kapandı belki…
Ama Haldun Dormen, ardında kapanmayacak bir ışık bıraktı.

@haldundormen @omerdormen @banuzeytinoglu #mustafaalabora #alialtug #doğanakgül @halitergenc @kerematabeyoglu @osmanyilmaaz @cengizhaneminoglu @goksel_kortay @nevraserezli @erolevginofficial @selcukmetin @iammuratovali @huseyingulhuy @atilgangumus #caglarisgoren 

Haldun Dormen, sahnenin ortasında, ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutun içinde, beyaz çiçeklerin üzerinde yatıyor. Korkutucu filan değil, sevgi dolu, ışık dolu… Zaten, bu da bir cenaze töreni değil, bir ustanın sahneye son çıkışı. Her detay düşünüldü. Her şey ölçülü. Hiçbir şey bağırmıyor. Hiçbir şey eksik değil. Tam da Haldun Dormen’in ustalığına uygun.
Güçlü ve etkileyici.

Çiçekler, Banu’nun fikriydi. Ama aslında Haldun Dormen’in vasiyeti: “Beni böyle uğurlayın şekerim…” Abartısız ama şık. Göze sokmadan etkileyen bir estetik. Evinden, şamdanları getirdik. Mum severdi. Yıllardır yaşadığı evden, sahneye taşıdık. Onlar da çiçeklendirildi.

Sanki ev; Muhsin Ertuğrul sahnesinin içine girmiş gibi… Ki ilk sahneye çıktığı yerdi, vedasının burada olması da vasiyetiydi. Ve yıllardır onun için özel üretilen o parfüm… Bütün salona sıkılmıştı. Kokuyu fark edince… “Dormen burada… Şimdi yanımızdan geçti” hissi düştü zihnimize…

En sevdiği fotoğraflar, kanvaslara basılmıştı. Şövalelerin üzerinde duruyordu. Bir sergi gibi. Ama sessiz bir sergi. Arka planda, Selçuk Metin’in hazırladığı görüntüler akıyor… Bir ömür, olağanüstü bir emek. İnanılmaz bir yaratıcılık… Ve akıl almaz bir disiplin… Bir tiyatro tarihi… Yüzlerce insan yetiştirme hikâyesi…

Tören, Haldun Dormen öğretisi gibi başladı. Tempolu. Planlı. Doğaçlamasız. Sarkmadan. Halit Ergenç çıktı sahneye. Ve şöyle dedi: “Hayatımın belki de en zor ve en onurlu görevi için karşınızdayım. Hocamız, dostumuz, yol göstericimiz, deniz fenerimiz Haldun Dormen’e veda etmek için, ömrünü adadığı sahneni üzerinde son kez birlikteyiz onunla…

Bu vedâ törenini ondan öğrendiğimiz şekilde yapmaya çalışacağız… Lâfı uzatmadan, tempoyu düşürmeden, doğaçlamaya kalkışmadan, plana sadık kalarak…” Salondaki herkes anladı. Bu törenin rejisi de Haldun Dormen’e aitti.

İflah olmaz bir Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olduğu için önce bir dakikalık saygı duruşu, sonrasında İstiklal Marşı… Vasiyetiydi.
Ve daha konuşmalar başlamadan inanılmaz bir alkış başladı. Bütün salon alkışladı, dakikalarca… Dalga dalga… Bir alkış tufanıydı… Kim bu kadar sevilebilir, kime bu kadar saygı duyulabilir ne mutlu ona…

Hepimiz duygudan duyguya savrulduk. Aslında hocaların hocasına, onun en sevdiği dille, alkışla teşekkür ediliyordu. Biz sessiz hıçkırıklarla ağladık. Ama o alkış bitmedi. Ömrünü sahneye adamış bir insana duyulabilecek saygının en üst örneğiydi…

Sonra konuşmacılar, tek tek, ölçü ve sevgiyle çıktı sahneye.
Göksel Kortay: Dormen Tiyatrosu’nun ilk yıllarını anlattı, genç Haldun Dormen’i, en eski dostunu…

Nevra Serezli: Nezaketini, zarafetini ama asla taviz vermediği disiplinini…
Ve ölümüyle yarattığı o derin eksikliği…

Erol Evgin: Müzikallerin sihrini… Beyoğlu’nda başlayan o büyük hayali… Ona duyduğu sevgiyi, saygıyı, minneti…
Murat Ovalı: Dakikliğini… Organizasyon tutkusunu… Afife Jale’ye verdiği sözü… Ve yıllardır Yapı Kredi’yle birlikte düzenledikleri Afife Ödülleri’ni…

Kerem Atabeyoğlu: Sadece tiyatroyu değil; hayatı öğreten Haldun Abi’yi… Ve şu cümleyi kurdu: “Hayatını kaybeden Haldun Dormen değil… Haldun Dormen’i kaybeden hayat!”
Ali Altuğ: Oyunculuğunu, yazarlığını, yönetmenliğini… Ama tartışmasız en büyük başarısının, ‘İnsan Yetiştirme’ sanatı olduğunu…
Her gençte bir ışık gördüğünü, o gençler kendilerine inanmadan önce Haldun Dormen’in onlara inandığını…

Mustafa Alabora: Dostluğunu… Cömertliğini… Paylaşmayı bilen yüreğini… Kalabalık ama kimseyi dışarıda bırakmayan o dünyasını anlattı…
Ve ekledi: “İstanbul bir beyefendisini kaybetti.”

Ve son olarak… Eşim, sevgilim, Ömer çıktı sahneye. Kendisini sadece onun oğlu olarak değil de, o binlerce kişilik büyük ailenin parçası olarak anlattı… Onun da kaderi bu: Haldun Abi, sadece onun babası değil, hepimizin abisi… Herkesin onunla bir anısı var, bir şekilde herkesin hayatına dokunmuş, öyle bir insan. Bir insanın babasının ardından konuşabilmesi bile zorken, bunu bu kadar sağlam durarak yapabilmesi, olağanüstü bir şeydi…

Yoğun Bakım’da yaşadığımız bir anektodu anlatarak herkesi güldürdü. “Baba inşallah buradan çıkınca, içkiye sigara biraz ara veriyorsun” dedi. Haldun Bey de, oksijen maskesini aralayarak cevabı yapıştırdı. “O zaman ben burada kalayım!” Konuşmasını şöyle bağladı Ömer: “İyi ki senin oğlunum… Merak etme, perde kapanmayacak. Dormen ruhu hep yaşayacak. Seni çok seviyorum baba.”

Her şey inanılmaz ölçülüydü. Kimse lafı uzatmadı. Kimse rol çalmadı. Kimse kendini öne koymadı. Çünkü bu, Haldun Dormen’in sahnesiydi. Ve sonra… Seyirci yine ayağa kalktı. Yine, dakikalarca alkışladı. Haldun Abi’lerini, Hocalarını, Ustalarını… Ve o alkış bitmedi.
Bitmeyecek de…

Haldun Dormen, veda ederken bile hepimize bir şeyler öğretti. Bir vedanın nasıl yapılması gerektiğini… Abartısız. Şık. Estetik. Gururlu ama aynı zamanda alçakgönüllü. Yani olması gerektiği gibi… Sizi çok seviyoruz Haldun Dormen ve sonsuza kadar seveceğiz.

Yorum Bırak