Burnu diğer Barbie’lere göre daha uzun, çok yakın hissettim kendime!


Hem bu kadar zeki, güzel hem de bu kadar komik ve fırlama kadın pek az! Gülse Birsel, bizim mizahımızın prensesi. Kadınların medarı iftiharı. Onunla bu ülkede yepyeni bir mizah dönemi başladı. Hayatımıza değen, unutulmaz tipler yarattı. Bence müthiş bir hayal gücü var. Disiplini var, çalışma azmi var… Ve matrak. Üstelik ürettikçe üretiyor. Bence meslek hayatının zirvesini yaşıyor. Dünyada rol model olan 20 başarılı kadının Barbie bebeği yapıldı. Biri de Gülse… Amaç, bebeği yapılan kadınların genç kızlara ilham olması. Ben de sordum tabii…

Tebrikler, müthiş bir şey başardın! Dünya kadınlarına rol model olacak 20 başarılı kadın arasına girdin ve Barbie bebeğin yapıldı…
– Evet. Bebek yapıldı hatta beraber fotoğraf bile çektirdik! Burnu diğer Barbie’lere göre daha uzun. Ve hokka gibi kalkık değil, çok yakın hissettim kendime! Ama benden çok etraf ilgilendi bu işle. O kadar iş yaptım, diziler, kitaplar… Film 5 buçuk milyon izlendi ama ailem, arkadaşlarım bu Barbie’de olduğu kadar heyecanlanmamıştı!

Biz bugüne kadar Barbie’yi ince, güzel, uzun bacaklı, ‘prenses tipli’ kadın olarak bildik. Şimdi hat mı değiştiriyorlar? Nedir bu ‘sheroe’ (kadın kahraman) mavrası?
– Aslında 60’larda meslek sahibi Barbie’ler yapmışlar. Son yıllarda da farklı vücut tiplerinde Barbie’ler var. Yani o ‘kusursuz güzel ve prenses kadın Barbie’ klişesini kırmaya çalışıyorlar. Bu da gerçi çok tartışılası bir konu. Tüm moda dünyası, kozmetik sektörü, hatta resim ve heykel sanatının bile, ‘ideal kadın fiziği’, ‘ideal erkek fiziği’ algısı konusuna katkısı var. Bu benim Barbie projesi ise çocuklara, genç kızlara rol model olabilecek kadınların Barbie’sini yapma işi.

FLAMENKO DANSÇISI BARBİE FAVORİMDİ

Kadınların sence ‘rol model’ olacak kadın kahramanlara mı ihtiyaçları var?
– Barbie oynayacak yaşta olanların var sanırım. En azından meslek seçerken, hayalini kurarken, hayranlık duyduğun bir kadın sanatçı, mimar, uzaybilimci, sporcu heyecan yaratabilir. Örnek, özendirici olabilir. Veya istediği bir meslek için etrafından “Kadınlar onu yapamaz, boş ver!” deniyorsa, çocuğa tam tersini gösterip cesaret verebilir.

Bu teklif geldiğinde ne hissettin? Hiç endişelenmedin mi? “Eyvah! Beni sadece fiziğiyle öne çıkan bir kadın figürü yapacaklar!” diye…
– Benzersiz güzelliğimi ölümsüzleştirmek için beni seçmediklerini bildiğim için çok tedirgin olmadım. Projeyi dinleyince de hoşuma gitti. Sonra, “Bir dakika yalnız ben bunu daha işe yarar bir şey haline getirmeliyim” dedim. Kızları meslek sahibi olmaya özendirmesi dışında da bir fonksiyonu olmalı!” gibi geldi. Okullara kitap projesini ondan çıkardım.

Sen çocukken Barbie’yle oynadın mı?
– Evet oynadım. Favorim flamenko dansçısı Barbie’mdi. Çünkü sahneye çıkıyordu!

Şimdiki Barbie’ler bizim gençliğimizdeki Barbie’lerden farklı, öyle mi?
– Evet. Şişman, biraz göbekli veya kısa boylu, ne bileyim pembe saçlı vs. farklı Barbie’ler var. Bu biraz ideal vücut algısının artık dünyada gençler için problem haline dönüşmesi yüzünden. Ama mesela ırk çeşitliliği çok eskiden beri, 70’lerden, 80’lerden beri var. Bana alınan ilk Barbie siyahiydi mesela.

Bu kadar çalışmana eşin Murat Birsel ne diyor?
– O benim bu işe bağımlı olduğumu biliyor ve her bağımlıya deneceği gibi, “Biliyorum, tamamen bırakamazsın ama bari biraz azalt, sağlığın için” diyor!

MİZAHTA ERKEKLER BASKIN OLDUĞU İÇİN İŞE YARAYABİLİRİM

Senin Barbie’n genç kızlara “Yeter ki iste, kendini engelleme, istersen yapabilirsin. Bak, ben yaptım!” mı diyecek?
– Amaçlanan bu. Belki özellikle mizah ama genel olarak yazarlık erkeklerin daha baskın görüldüğü bir alan olduğu için bir işe yarayabilirim.

Türkiye’den sen, diğer ülkelerden kim?
– Her ülkeden birer kişi seçilmiş. Aktivistler, rekortmen sporcular, Yunanistan’dan uzaybilimci bir kadın, Avustralya’dan bir gazeteci, Fransa’dan bir yönetmen, Polonya’dan bir kamyon şoförü var. Ama bu bir ilham verme projesi, ticari bir iş değil. O yüzden seçilen insanların sadece ikişer bebeği yapılıyor. Birisi kendilerine veriliyor, diğeri Barbie Müzesi’nde duruyor. Ben de dedim ki, “Kızlara ilham veriyoruz tamam da, bu muhteşem yüzü, burnu bedavaya kopyalayamazsınız!” Mattel’den zorla bütçe çıkarttıım. Doğan Kitap’la konuşuldu. “Madem bir yazarı ilham veren rol model olarak seçmişler, o zaman bebek yapmakla kalmasınlar, okullara kütüphane yapsınlar!” dedim. Mattel de bu arsızlığıma zarafetle karşılık verdi. 40 okula 250’şer kitaplık kütüphaneler yaptırdık.

Şahaneymiş! Aynı zamanda okumayı da sevdirmek mi amaç?
– Elbette! Tüm çocukların yazar olmayı hayal etmesi için küçük yaştan kitap okumaya başlaması lazım. Okumayan yazamaz. İmkânı olmayan çocuklar için okul kütüphanesi tek çözüm.

KIZLAR BEŞ YAŞINDA ÖZGÜVEN KAYBETMEYE BAŞLIYOR

Araştırmalar, kız çocuklarıyla ilgili hangi gerçeklere işaret ediyor?
– Hâlâ dramatik biçimde erkek çocuklardan farklı muamele görüyorlar. Anne-babalar gözlerinin içine baktıkları, bir taneleri kız çocukları için bile farkında olmadan erkek çocuklarından daha az hayal kuruyor. Meslek seçimleri, eğitimleri, zekâ gelişimleri için daha az çaba harcıyor. Maddi imkânlar kısıtlıysa, erkek çocuğun eğitimi ve mesleki geleceğine öncelik veriliyor. Google’da “Oğlum dâhi mi, oğlum üstün zekâlı mı?” gibi aramalar, kızlar için yapılandan kat kat fazla.

Kız çocukları da küçüklükten itibaren hayali duvarlar mı örüyor?
– Araştırmalara göre 5 yaşından itibaren birçok kız çocuğu kendi cinsiyetini akıllı olarak görmemeye ve kendi yeterliğine güvenini kaybetmeye başlıyor. Bunlar etraflarındaki kültürel klişelerle ilgili. “Sen kızsın, senin yerin bu, o hayali kurma çünkü yapamazsın! O erkek, o farklı, o yapabilir!” zihniyetini maalesef ister istemez benimsemeye başlıyorlar. Farkında olmadan hayallerini sınırlıyorlar.

Senin var mıydı hayali duvarların?
– Bende yoktu. Anne-babama minnettarım. Eğitim ve meslek hayali kurmamak, hedefler koymamak istenmeyen davranıştı bizim evde.

ELİMDEKİ ‘JET SOSYETE’NİN SENARYOSU

Peki bebek nasıl yapıldı?
– Önce yandan, önden, boydan çekilmiş fotoğraflarını gönderiyorsun. Sonra kıyafetini seçiyorsun. Barbie’nin üzerindeki elbise, New York’ta film okurken aldığım bir elbise. Yazarlık eğitimimden bu yana benimle olduğundan manası var. “Elimde senaryo olsun!” dedim, o kadar bire bir kopya yapmışlar ki, bebeğin elindeki senaryoda benim kullandığım fontlarla ‘Jet Sosyete – 5. Bölüm’ yazıyor!

MÜMKÜNSE ÖLENE KADAR ÇALIŞAYIM

Kadınların da komedi alanında var olabileceğini kanıtladın…
– Zaten bunun aksini ispatlayabilmek imkânsız olduğundan kanıt olduğumu düşünmüyorum. Kadınlar komedide, mizahta benden önce de vardı, hep olacak.

Tek kişilik oyunlarda, stand-up’larda izleyecek miyiz seni?
– Stand-up düşünmüyorum ama tiyatro oyunu yazmak istiyorum. Çok gülünecek, seyircinin tekrar tekrar görmek isteyeceği, müzikli bir komedi…

Yeni film, yeni kitap, yeni proje var mı? Ölene kadar çalışacak mısın?
– Hepsine hevesliyim. Evet, mümkünse ölene kadar çalışayım. Başka ne yapacağız ki, çiçek mi yetiştireceğiz?

Emeklilik hayalin?
– Yok ya, emeklilik istemiyorum. Ama sadece haftada 120 dakika komedi yazıp oynamadığım, daha makul bir çalışma temposuna en kısa zamanda geçmek istiyorum.

ANNELERİMİZ BU YAŞTA DÖPİYES GİYİYORDU

”Genç görünme mecburiyetiyle lanetlenmişiz!” demiştin… Sürekli güzel, bakımlı, ince, yaşsız olmak yorucu değil mi?
– Bizim jenerasyonun kaderi bu. Annelerimiz bu yaşta döpiyesini giyip çay partilerine gidiyordu. Bizden hâlâ deri pantolonla parti yapmamız bekleniyor. Ve yapıyoruz da… Ömürler uzadı, biraz ondan galiba. Valla kendime bakmak, güzelleşmek için pek bir şey yapmıyorum, onun için yorucu da değil. Masa başında her hafta 36 saat oturup ne bulursam yiyerek sabahlıyorum, öğlenliyorum hatta. Sette 14 saat oynuyorum, dönüp tekrar senaryoya başlıyorum. Yorucu olan bunlar. Bakımsız olduğumu çaktırmayan bir bünyem var. Saçım beyazlamıyor, aşırı kilo almıyorum filan, onlara şükrediyorum.

Her gün çiya tohumu yiyemem

Brigitte Bardot ekolü mü sana daha yakın yoksa Jane Fonda mı? Bardot günü gelince, canı isteyince doğaya ve doğala teslim oldu. Jane Fonda ise ölene kadar kuyruğu dik tutmak, mezara bile ince belli girmek peşinde.
– Yani olduğu kadar iyi görünmek isterim tabii. Ama öyle günde 2-3 saat spor yapamam. Devam ettirebileceğim şeylerin peşindeyim. Dizisiz bir hayata geçtiğim anda günde 30-40 dakika yürüsem, yüzsem filan yeter. Sağlıklı, normal bir beslenme… “Her gün bir kâse çiya tohumu ye!” filan bana göre değil. Rejim yapmam. Çok fazla da yemeyeceksin, çok az da. Bu sağlık konularını abartmayı, uç formülleri sevmiyorum. Ruhunu, vücudunu normal tut, hiçbir şeyi abartma, neşeni bozma, çalışmaya devam et. Ve 70 yaşında 35 görünemeyeceğini de bir zahmet kabul et.

Yorum Bırak

five × four =