Bunca ihmalin kararını veren 4 demiryolu memuru mu yani!


O Mısra Öz. Metanetiyle, dirayetiyle, asaletiyle benim kahramanlarımdan. Güzel oğlunu, cennet gülüşlü, hayat dolu oğlunu Çorlu tren faciasında kaybetti. 24 canla beraber Oğuz Arda da gitti. Oysa bir sürü hayali vardı, futbolcu olmak istiyordu, oyuncu olmak istiyordu, kocaman bir ömür vardı önünde. Ama verilmesi gerekirken verilmeyen kararlar, ihmaller sonucu hayata veda etti. Öldü… Sonsuzluğa karıştı.Ve bu anne, korkunç acılar yaşamasına rağmen çok saygıdeğer bir duruş sergiledi. Oğlunun ardından bir dernek kurdu, faciada yakınlarını kaybedenlerle iletişim kurdu, tek yürek oldular. Tek istedikleri de adalet. Adaletin yerini bulması, suçluların cezasını alması. Ama işte Türkiye’de işler hep olması gerektiği gibi yürümüyor. Mısra Öz’e son gelişmeleri sordum…

Çorlu’daki tren faciasında 24 kişiyle birlikte siz canınızı, güzel oğlunuz Oğuz Arda’nızı kaybettiniz. Bu davanın peşini bırakmadınız. Dava şu an ne durumda?

Günü belli oldu. Faciadan tam 1 yıl sonraya ilk duruşma gününü verdiler. Oğlumun kaybedişimin beş gün öncesine. 3 Temmuz 2019 günü, Çorlu Adliyesi’nde davanın ilk duruşması görülecek. Temmuzda ölüp ölüp kaç defa daha dirileceğiz bilmiyorum.

İddianame için ne diyeceksiniz?

Tam bir hayal kırıklığı oldu! “Bu kadar da olmaz” dedirtti. Tam 7 ay bekledik biz bu iddianameyi! Bu mudur yani! Bilirkişi raporu bile demiryolu camiasına yakın kişiler tarafından yazılmasına rağmen facianın oluşundaki gerçekleri gizleyememiş. Savcıyı da ziyarete gittik defalarca. Bize, “Çorlu dosyası çok hassas bir dosya. Çok sayıda ölü ve yaralılar var. Ben de bir babayım. Tüm hassasiyetimle bu dosya üzerinde çalışıyorum. Her unsuru değerlendiriyorum” dedikten bir ay sonra “TCDD üst yönetimi, bürokratlar ve siyasilerin kovuşturmada yer almasına gerek yoktur!” şeklinde görüş bildirdi…

Yönetimden hiç kimsenin sorumlu tutulmaması, bütün kusurların sadece 4 kişiye yüklenmesi nasıl açıklanabilir?

Açıklanamaz! Dört demiryolu çalışanını yönetimden kaynaklanan bir katliamdan sorumlu tutuyorsunuz. Başka kimseyi soruşturmaya dahil etmiyorsunuz. Siz davaya dahil edin, araştırılsın, sorgulansınlar, yargılansınlar, aksi ispatlansın, suçsuz oldukları çıksın ortaya, kabul edelim. Ama hiç bir şeyi sorgulamadan davaya dahil olmalarına gerek duymayan bir iddianame sunarsanız, bunu vicdanlı bir davranış olarak yorumlayamayız ne yazık ki!

En azından ihmal suçlarının sorumlusu yönetim, değil mi?

Tabii ki yönetim! Yol bekçilerinin koskoca Türkiye’de sayısının 39’a düşürülmesinin kararını kim veriyor? O bekçiler mi? Jeoloji ve meteoroloji raporlarını değerlendirebilecek kadrolu çalışanı kim bu kurumda çalıştırmıyor? Ya da çalıştırmaya gerek duymuyor? Bu hat, 139 yıllık bir hat. Kontrol ve denetimi sırasında o menfezle ilgili yapılması gereken bakım-onarım çalışmasının kararını verecek olan kim? Yaptırmayan, denetlemeyen kim? Yönetim değil mi? Bunca eksiğin kararını dört demiryolu memuru mu verdi yani! Ankara’da olan faciada da “sinyalizasyon” yoktu.

Unutturmaya mı çalışıyorlar?

Her zaman yaptıkları gibi yapıyorlar. Pamukova tren faciasında da aynısı olmuştu 2004 yılında. İki makinist öylesine bir ceza aldı. Ceza bile denilemez! Unutuldu sanıyorlar. Ama unutulmuyor işte. Can bu, unutulur mu? Bu ihmaller yüzünden sürekli insanlar ölüyor, anneler-babalar çocuklarını, aileler sevdiklerini kaybediyor…

İÇİMİZ YANIYOR ADALET SÖNDÜRÜR

Soğuk su mu içirtecekler insanlara bu kadar ölünün ardından?

Soğuk su mu, kızgın su mu! Bilemem. İçimiz yanıyor! Ancak adaletle söner.

Peki bu kayıtsızlık neyle açıklanabilir?

Çünkü giden can onların canı değil! Çünkü bilmiyorlar ölüm, cehaletin silahı… Ölüm ihmalin, liyakatsizliğin kurşunu…

YAŞADIĞIMIZ KOCAMAN BİR ÇARESİZLİK. LÜTFEN YANIMIZDA OLUN!

İnsanlara çağrınız nedir?

Yanımızda olmalarını, bizi desteklemelerini istiyoruz. Bakın, birisi benim yanımda olduğunu hissettirdiğinde, “İyi ki varsın!” diyorum. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Çünkü bu yaşadığımız kocaman bir çaresizlik. Yok çaresi! Her uzanan el, bir merhem gibi geliyor bizlere. Herkese ihtiyacımız var. Her insana var. Duyarlı gazetecilere, psikologlara, hâkimlere, savcılara, sanatçılara… Herkesin başına gelebilir bir gün. Ölümün karşısında herkes eşittir!

ADALET NÖBETİ

“Adalet Nöbeti” tutmaya karar verdiniz, o nedir?

Biz bugüne kadar tüm süreçleri evlerimizde, adalete olan inancımızla bekledik. Ta ki iddianame karşımıza bu şekilde çıkana kadar. Biz de bu iddianameye, avukatlarımız aracılığıyla itiraz ettik. Ama baktık ki evlerimizde oturup beklediğimizde o kaybedilen 25 can yeteri kadar düşünülmüyor. O zaman dedik ki “Gidelim davamıza sahip çıkalım! Biz tüm sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Takipsizlik kararına itiraz ediyoruz. ‘Biz’ ediyoruz. Sadece dilekçelerimiz değil. Canlarını kaybeden, yaralanan bizler ediyoruz. Kağıt üzerinde sözler değil, yüreği yanan insanlar olarak…”

Ne kadar sürecek bu nöbet?

Dosyayı değerlendiren hâkimin takipsizlik kararını kaldıracağı güne kadar orada olmaya karar verdik. Bir kişi de olsak, üç kişi de olsak, yüz kişi de olsak, bizler aslında ölen 25 canın bedeni olarak o adliye önündeyiz!

Yorum Bırak

seventeen + one =