Bu acının tarifi yok!

*Hatırlayacaksınız… Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastanesi’nde doktor, doktoru öldürmüştü. 75 bıçak darbesiyle! Bir sene önce… Korkunç bir cinayetti. Hayatını kaybeden 26 yaşında gencecik pırıl pırıl bir doktordu. Kaan Erol, nöbetçi olduğu gece, aynı hastanede çalışan meslektaşı Yavuz Sümter tarafından 75 yerinden bıçaklanarak katledilmişti. Adli Tıp raporunda yazan, 75 darbe… Sayılabilen o kadar… Daha fazla kesi de olabilirmiş!!!

*Hunharca, canavarca hislerle, tasarlanarak işlenen bir cinayetti. Çünkü katil, çantasında komando bıçağı ve baltayla hastaneye geliyor. Bahçede bir süre bekliyor. Sabah 6’dan beri hastanede görevde olan, 21 saate yakın görev yapan, Kaan Erol, biraz dinlenmek için odaya geçtiğinde ve uykuya daldığında saldırıyor. Yaklaşık bir saat odada kaldığı kamera kayıtlarıyla tespit edilen Sümter, Erol’un özellikle kalp, akciğer ve boğazına öldürücü darbeler vuruyor. Ve genç bir insanı hayattan siliyor. Korkunç di mi?

*İki asistan doktorun, arasında az çalışma ve az hasta bakma suçlamalarıyla tartıştıkları iddia ediliyor. Ama cinayetin nedeni kesin olarak bilinmiyor. İkinci duruşma 23 Eylül’de görülecek. Yani bu Çarşamba. Daha önceki duruşmalar, “Avukat rahatsız… Sanık, tedavi görüyor, konuşacak durumda değil…” gibi nedenlerle ertelenmiş. Sonra da araya Corona girmiş. Hakkında, “Tasarlayarak, canavarca hislerle veya eziyet çektirerek” ve “Kişiyi, yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmek” suçlarından iddianame düzenlenen Sümter, şu an Maltepe Cezaevi’nde. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak olan Sümter’in ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor.

*Ben öldürülen doktor Kaan’ın annesi Nilay, babası Metin Erol‘la konuştum. Böyle bir acı yok! Sabır diliyorum. Aile, katilin, meşru müdafaa ya da akıl sağlığı yerinde değil raporuyla indirim almasından endişeli. Asistan Dr. Yavuz Sümter’in, hapiste kaldığı süre boyunca zaman zaman Erenköy Hastanesi’nde tedavi gördüğü söylenmiş mahkemeye. Ancak resmi raporlar, dava dosyasına henüz eklenmemiş. Katilin, birkaç kere istifa ettiği ancak istifasının  kabul edilmediği de iddia ediliyor. Hatta, olaydan birkaç gün önce de istifa dilekçesi vermiş… Henüz işleme alınmadan bu korkunç olay yaşanmış. Ama sonuçta 26 yaşındaki gencecik bir doktor artık hayatta değil! Suçlunun en ağır cezayı alması dileğiyle…

BAKMAYA, DOKUNMAYA KIYAMADIĞIMIZ OĞLUMUZUN İŞKENCE YAPILARAK ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ SİNDİRMEK VE HAYATA DEVAM EDEBİLMEK MÜMKÜN DEĞİL…

Başınız sağ olsun… Evladınız, tek oğlunuz Kaan Erol, Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastanesi’de asistan doktordu. Bir yıl önce gözü dönmüş bi cani tarafından, uyurken, 75 yerinden bıçaklanarak katledildi. Üstelik bu kişi meslektaşı… İnsan böyle bir acının altından nasıl kalkar?
ANNE: Kalkamaz Ayşe Hanım! Biz de kalkamıyoruz… Eşimle bir kabusun içinde gibiyiz. Sanki bunlar gerçek değil, bir film… Kendi hayatımızı film gibi izliyoruz… İnanamıyoruz… Bu korkunç olayın, bizim başımıza geldiğini kabul edemiyoruz… Nasıl eder insan? Bakmaya, dokunmaya kıyamadığımız oğlumuzun, delik deşik edildiğini, işkence yapılarak vahşice öldürüldüğünü sindirmek ve hayata devam edebilmek mümkün değil… Biz de edemiyoruz… Öyle bir acı ki, tarifi yok…

EŞİMLE GÜYA NEFES ALIYORUZ AMA YAŞAMIYORUZ YAŞAYAN ÖLÜYE DÖNDÜK!!! UYURKEN 75 YERİNDEN BIÇAKLAMAK… BAŞINDA ÖLMESİNİ BEKLEMEK… NE DEMEK?! BUNU YAPAN İNSAN OLAMAZ!

Allah sabır versin… Ne denir, nasıl denir bilmiyorum… Çok çok korkunç… En çok ne hissediyorsunuz? Öfke, acı, kırgınlık, kızgınlık, nefret, çaresizlik, özlem…
ANNE: Hepsini hissediyorum… Delip geçen, hiç azalmayan bir acı… Eşimle güya nefes alıyoruz ama yaşamıyoruz. Yaşayan ölüye döndük… Bir yıldır gecemiz gündüzümüze karıştı… Önce bir şok yaşıyor insan… Böyle bir acıyı, beyin reddediyor… Zihin algılayamıyor… Canlı-kanlı, hayat dolu 26 yaşında bir çocuk… Ne demek öldü? Nasıl ölür? Daha dün konuştuk Kaan’la, bir hafta önce de yanındaydık… Onun ölümle ne alakası olur? Evladımız… Canımız… Her şeyimiz… Gözümüzün nuru o… Nasıl yani yok! Nasıl yani toprak altında? Yakışmaz ki oraya… Daha hayalleri vardı, yapacağı çok şey vardı… “Artık yok!” kısmını kabul edemiyorsun… Hele onu biri öldürdü… O nasıl bir şey ya! Bu bitiriyor seni… Birinin, uyurken yavrunu bıçaklamasını aklın almıyor… Çok kalleşçe değil mi? Savunmasız birini 75 yerinden bıçaklamak… Başında ölmesini beklemek… Bunu yapan insan olamaz!

Siz neler hissediyorsunuz?
BABA: (Ağlıyor) Oğluma duyduğum özlemin tarifi yok… Ama aynı anda, müthiş bir öfke ve kızgınlık hissediyorum. Planlanış, tasarlanmış canavarca hislerle işlenmiş bir cinayet bu. Bu zalimliği bir insan nasıl yapabilir? Bir doktor nasıl yapabilir? Onlara hayatımızı emanet ediyoruz. En ağır cezayı almalı. Duruşma ertelendi, sonra araya Corona girdi, bir yıldır mahkeme günü bekliyoruz… Düşünebiliyor musunuz, bir yıldır beklemedeyiz… Biz adalete inanmak istiyoruz. Kaan, herkesin çok sevdiği biriydi. İnsan sevgisi olan bir çocuktu. Kötülük nedir bilmezdi. Böyle bir zalimliği, acımasızlığı, kalleşliği asla hak etmedi. Kimse etmez… Bir insanı uykusunda öldürmek ne demek? Delirir insan! (Ağlıyor)

11 Ekim 2019’da kaybettiniz oğlunuzu…
ANNE: Evet. Pandemi sürecine kadar tanımadığımız insanlar bile evimize gelip, gittiler. Sağ olsunlar acımızı paylaştılar. Allah hepsinden razı olsun. Acıyı paylaşmak gerekiyor, öteki türlü çıldırırsınız… Sürekli yalnız kalınca, her tarafınızı anılar sarıyor… Sanki hep gelecekmiş gibi oluyor… Hep bir yerlerden çıkacakmış gibi… Karı-koca bazen Kaan’ın sevdiği yerlere gidiyoruz, oğlumuzu arıyoruz. Birlikte gittiğimiz kafelere oturuyoruz, bekliyoruz… Böyle tarif olmayan şeyler hissediyor insan…
BABA: Biz birbirimize çok düşkün bir aileydik. Ankaralı, kendi halinde, sakin bir aile… Herkesin evladı çok değerliydi, bizimki de öyleydi. Ankara Tıp’ta okudu, Kaan. Çok mutlu bir şekilde getirdik oğlumuzu İstanbul’a, çünkü hayaliydi, asistan doktor olarak İstanbul’da görev yapmak istedi…
ANNE: Bize nöbet listesini gönderirdi. “Boşlukları var mı?” diye bakardık. “Cuma akşamı çıkıyor mu?” Bir gün izni mi var? Cumartesi onun yanında İstanbul’da olurduk. O da severdi gelmemizi. Sıradan, küçük, sevgi dolu bir hayatımız vardı. Ama bu katil, her şeyi mahvetti. “Katil” bile diyemiyorum, “Canavar’’…

ASTROLOJİYE DE MERAKLIYDI KAAN, CİNAYETTEN BİR HAFTA ÖNCE, “ANNE HARİTADA GÖRDÜM, EKİM AYINDA BİZİM AİLEDE BİR KAYIP OLACAK… AMAN! ANNEANNEM, SEN, BABAM KENDİNİZE DİKKAT EDİN!” DEDİ. MEĞER GÖRDÜĞÜ KENDİ ÖLÜMÜYMÜŞ!

Aşağılık biri, senin en değerli varlığını senden çalıyor… Gerçekten akıl alır gibi değil!
ANNE: Evet. Daha bir hafta önce birlikteydik. Kaan, yeni kahvaltı yerleri keşfeder, bizi de İstanbul’a gelince, oralara götürmeyi severdi. Astrolojiye, haritalara filan da meraklıydı… Bakardı da… Ölümünden bir hafta önce biz İstanbul’dayken dedi ki, “Anne, Ekim ayında, bizim ailede bir kayıp olacak… Haritada gördüm… Aman! Anneannem, sen, babam kendinize dikkat edin! Şu Ekim’i bir atlatalım, sonra her şey yoluna girecek…” Ben de “Tamam oğlum, sen merak etme!” dedim. Biz döndük Ankara’ya, bir hafta sonra bu korkunç cinayet gerçekleşti. Meğer oğlum kendi ölümünü görmüş…

ŞOKE OLDUM DUYUNCA… “ÇOCUĞUMUZ ÖLDÜ… ÖLDÜRMÜŞLER!” DEMEYE DİLİM VARMADI, EŞİME… OLDUĞUM YERE ÇÖKTÜM!

Sizin nasıl haberiniz oldu? Kim haber verdi?
-Hastane… Bir Cuma günüydü, sabahın sekiz buçuğu… İşe gitmek için hazırlanıyordum… Metin, aşağı inmiş arabayı çalıştırmıştı… Ben de tam kapıdan çıkıyordum. Telefonum çaldı. Baktım, hastane arıyor. Olumsuz bir şey, aklıma bile gelmedi, nasıl gelsin, hastane orası, en güvenli yer. Neşe içinde açtım. “Bir bıçaklanma, yaralanma olayı oldu. Arkadaşı Kaan’ı bıçakladı, yoğun bakımda…” demesinler mi? Beynimden vurulmuşa döndüm! Annelik işte, ısrar ettim, “Nasıl yani?” dedim, daha fazla soru soru sordum. Sonunda “Öldü mü?” dedim, “Evet, maalesef kaybettik!” dediler. Dondum kaldım… İnemedim aşağıya, gücüm yoktu, çöktüm olduğum yere… Metin’i aradım. “Ben gelemiyorum aşağıya, sen yukarı gel… Kaan yaralanmış!” dedim. “Çocuğumuz öldü… Öldürmüşler!” demeye dilim varmadı. Eşim de çok duygusal biridir, “Ah Kaan’ın kan grubu çok zor bulunuyor. İnşallah bir şey olmaz! Hemen atlayıp İstanbul’a gidelim” dedi.
BABA: (Ağlıyor) Pırıl pırıl evladım gitti… İlimden, irfandan başka bir şey düşünmeyen bir çocuk… Çok iyi niyetli, çok düzgün bir çocuktu… Kimseyle ağız dalaşı bile olmayan bir çocuk…

YOK EFENDİM MEŞRU MÜDAFAAYMIŞ… YOK EFENDİM KENDİNİ SAVUNMAYA ÇALIŞMIŞ! HEP AYNI YALANLAR!

Olay tam olarak nasıl oluyor?
ANNE: Kaan, o gün hastaneye sabah 6’da giriyor… Uzun süren bir ameliyattan çıkıp sabah 3’e kadar nöbet tutuyor… Yaklaşık 21-22 saat çalışıyor… Sonra dinlenme odasına girip, uyuyor… Katil de uyurken evladımıza saldırıyor, 75 yerinden bıçaklıyor… İnsanlık dışı değil mi? O yüzden “canavar” diyorum… Aynı hastanede çalışan bir doktor. O gece görevli olmamasına rağmen hastaneye geliyor. Çantasında komando bıçağı ve baltayla… Bunlar güvenlik kamerasıyla saptanmış şeyler… Bu cinayet basbayağı tasarlanmış ve hunharca işlenmiş… Yoksa insan, bıçak ve baltayı neden yanında taşır?

Peki sebebi ne?
ANNE: Bilmiyoruz! Bu Çarşamba öğreneceğiz. İfadesine göre, Kaan, ona hakaret ediyormuş, husumet besliyormuş, o da o gece konuşmaya gitmiş, kavga etmişler… O da kendini savunmuş. Yok efendim meşru müdafaaymış, yok efendim kendini korumaya çalışmış! Hep aynı yalanlar! Katillerin, klasik savunması! Ama 75 bıçak darbesi…

BAŞINDA ÖLMESİNİ BEKLİYOR… O DA YETMİYOR, ÖLDÜKTEN SONRA PARÇALIYOR

Kamera kayıtlarına göre katil, Kaan’ın yanında 1 saate yakın kalmış. Bu ne anlama geliyor? Ölene kadar başında mı beklemiş?
BABA: O canavar, işkence yaparak öldürüyor evladımızı! Başında ölmesini bekliyor. O da yetmiyor, öldürdükten sonra parçalıyor…

Korkunç bunlar!
ANNE: Sabah 04:00 gibi hastaneye giriş yapıyor, bahçede bekliyor, sonra çantasından bir şey çıkarıp (bıçak) yanına alıyor. Bunlar, kamerada görülüyor. Her şey planlı yani. Saat 4:20 gibi odaya doğru yöneliyor. Kaan, o zaman kadar Acil’deki bir hastayla ilgili oradaki doktorlarla yazışma yapmış. O saatten sonra yazışma yok.

KOLLARINA DARBE ATIYOR, KOLLARINI KALDIRAMASIN DİYE… AYAKLARINA DARBE ATIYOR, KAÇAMASIN DİYE… BOYNUNA DARBE, SES ÇIKARAMASIN DİYE… BİR SAĞLAM YERİ, GÖZLERİ VE KULAKLARI KALMIŞTI ÇOCUĞUMUN… İNSAN DELİRİR, ÇILDIRIR… ALLAH BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN BU CANAVARI!!!

Güvenlik görevlileri peki?
ANNE: Saat 05.30 gibi güvenlik görevlileri geliyor. “Kapıyı aç!” diyorlar. 1 saat 10 dakikadır içeride katil… Görgü tanıklarının söylediklerine göre, güvenlik görevlileri kapıyı açtığında hala Kaan’ı bıçaklamaya devam ediyor. Adli Tıp raporunu gördüm. Bir 80’lik halı deseni gibiymiş oğlumun bedeni. Omuzundan başlamış, ayak bileklerine kadar her tarafını bıçaklamış. Kollarına darbe atıyor, kollarını kaldıramasın diye… Ayaklarına darbe atıyor, kaçamasın diye… Boynuna, ses çıkaramasın diye… Bir sağlam yeri, gözleri ve kulakları kalmıştı çocuğumun. Yüzünün her yerinde kesi vardı… Sadece bu iki yerine dokunmamış… Vahşeti izlesin ve duysun diye midir? İnsan delirir, çıldırır… Allah belasını versin! Allah bildiği gibi yapsın! Üç sağına bıçak darbesi attıysa, üç de soluna… O yüze, halı deseni gibi… Böyle böyle 75 tane bıçak darbesi…

“İDAM” FİLAN DİYORLAR YA, İDAM ONA HEDİYE! BİR ANDA HAYATINI KAYBETSİN İSTEMİYORUM. ÖLÜMÜ İÇİN ALLAH’A YALVARSIN, “N’OLUR BENİ ACIMI AL!” DESİN

Bir sene geçti. Duruşma, önce sanık avukatı hasta olduğu için, sonra katil tedavi gördüğü ve ifade verecek durumda olmadığı iddia edilerek ertelendi. Bunlar sizce “zaman kazanma” numaraları mı?
ANNE: Biz öyle olduğunu düşünüyoruz. Ama tabii pandemi de girdi araya. Ben yine de adaletin yerini bulacağına inanıyorum. O da, en az oğlum kadar acı çeksin istiyorum. Allah’tan ölümünü dilesin istiyorum. “İdam” filan diyorlar ya, idam ona hediye. Bir anda hayatını kaybetsin istemiyorum. Ölümü için yalvarsın, Allah’a, “Nolur beni acımı al!” desin. Yaşadığı sürece Kaan’a çektirdiği acının bin katını çeksin. Dilerim buna şahit oluruz, ömrümüz yeterse…

AKIL SAĞLIĞININ YERİNDE OLMADIĞI SÖYLEMEK CEZADAN YIRTMAK İÇİN BİR KAÇIŞ!

Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
ANNE: En ağır ceza, ağırlaştırılmış müebbet ama o da 36 yıl. Genellikle de 25 yıl filan yatıyorlar. Şu anda 30 yaşında. Bu demektir ki, 55’in de çıkacak. Bu katiller, çıkarlarsa, kaldıkları yerden devam ediyorlar. O yüzden çıkamasınlar ya… Allah herkesi korusun diyorum!

Akıl sağlığının yerinde olmadığı ve ilaç kullandığı iddia ediliyor…
ANNE: Ben katılmıyorum. Akıl hastalığı, cezadan yırtmak için bir kaçış. Akıl hastalığı olanlar bu sınavları geçemez. Gayet aklı başında ve her şeyi tasarlamış. Tüm bu korkunç olayların sorumlusu da bence aileler. Şiddet içinde büyüyen şiddet uygular.

Ailesi sizi aradı mı?
ANNE: Biz, o kadar iyi niyetliyiz ki, başta onlar için de üzüldük. Çocuğumuzu katletti ama kendi ailesini de mahvetti diye düşündük! Bize ulaşırlar, baş sağlığı dilerler diye düşündük. Aramadıkları gibi, hakkımızda karalama kampanyası başlattılar. Yok efendim, siyasi baskı varmış bilmem ne. Ne alakası var. Bütün cinayetlerde aynı haysiyetsiz iddialar… Daha kim bilir çarşamba günü, neler söyleyecekler… Hiç önemi yok, biz adalete inanıyoruz!

YÜREĞİMİZ, NE CEZA ALIRSA ALSIN SOĞUMAZ! İNŞALLAH BİR DAHA ASLA UYUYAMAZ! EN ÇOK BUNU İSTİYORUM. SIRTINI DÖNÜP UYUYAMASIN! KORKSUN!

Nasıl bir ceza alırsa yüreğiniz soğur?
ANNE: Hiçbir şekilde soğumaz! Ömür boyu o delikten çıkamasın! En büyük cezayı aslında, insanın kendi vicdanı verir. İnşallah vicdanı yakıp kavurur onu. İnşallah bir daha asla uyuyamaz! En çok bunu istiyorum. Sırtını dönüp uyuyamasın! Korksun! Ölüm onun için bir lütuf olur. Hemen ölmesin… Acı çeksin! Çektirdiği acıyı çeksin! Yalvarsın “Allah’ım canımı al!” desin… Biz Kaan’ın adını yaşatmak istiyoruz. Onun adına çocukları okutmaya çalışıyoruz, ağaç ekiyoruz, elimizden ne gelirse… Kaan, cismen yok ama ruhen hep bizimle. Dokunamıyoruz, ellerimizle oğlumuzu hissedemiyoruz ama bir yerlerde var o…
BABA: (Ağlıyor) Ne ceza alırsa alırsın, hep katil olarak uyansın… Öyle de olacak zaten… O canavar, her gün katil olarak uyanacak… Nasıl kıydı oğluma… İki dünyada da cehennemi yaşasın!

OĞLUMUZA “VİCDANLI OL” DEDİK, “MERHAMETLİ OL!” DEDİK, “ETRAFINDAKİ HERKESE SAYGILI OL, BÜTÜN CANLILARA SAYGI GÖSTER!” DEDİK. AMA ONA SAF KÖTÜLÜKTEN SÖZ ETMEDİK. OYSA ÇOCUKLARI UYARMAK VE BU DÜNYANIN, SANDIĞIMIZ KADAR İYİ BİR YER OLMADIĞINI ANLATMAK GEREKİYOR…

ANNE: Tıp eğitimi, ağır bir eğitim. Kaan, 9-10 senedir deli gibi çalışıyordu. Hayatını yaşayamadı. Ama hekim olmak böyle bir şey. Adanmışlık gerektiriyor. Ne acı ki, o kendini en güvenli hissettiği yerde, hastanede hayatını kaybetti! Şimdi düşünüyorum, bizim de hatamız var. Oğlumuza “Vicdanlı ol” dedik, “Merhametli ol!” dedik, “Etrafındaki herkese saygılı ol, bütün canlılara saygı göster!” dedik. Ama ona saf kötülükten söz etmedik. Etrafındaki insanlardan kötülük gelebileceğini söylemek aklımıza gelmedi. Oysa çocukları uyarmak ve bu dünyanın, sandığımız kadar iyi bir yer olmadığını anlatmak gerekiyor. Kaan’ın da böyle vahşi bir cinayete kurban gideceği asla aklına gelmemiştir…

Yorum Bırak

five × 1 =