Bir Başkadır’ın RUHİYE’si Funda Eryiğit: Heveslendiğim roller hep zorlanacağım roller… Ama ne kadar zor, o kadar iyi…

Netflix’de yayınlanan ‘Bir Başkadır’ı izlemediyseniz şimdi tam sırası…

Hafta sonu karantinasını dört gözle beklemenize ve izlediğinize değecek bi dizi.

Ben de çok yazdım. Hatta, iki oyuncusuyla (Öykü Karayel- Defne Kayalar) röportaj yaptım. Bu da üçüncüsü… Huzurlarınızda, ‘Bir Başkadır’ın bi başka muhteşem oyuncusu, Ruhiye’si Funda Eryiğit

RUHİYE’NİN ÇARESİZLİK HİSSİNİ, İZLEYENLERE GEÇİREBİLDİYSEM NE ÂLÂ…


Veeeeee karşımda “Bir Başkadır’ın Ruhiye”si… Dizinin ilk bölümlerinde pek konuşmuyorsun, ruh gibisin… Ama rolünün hakkını, inanılmaz iyi veriyorsun… Bir insanın, yaşadığı travma bu kadar iyi anlatılabilir. Bravooo!
-Teşekkür ederim.

Zorlandın mı Ruhiye’yi canlandırırken?
-Biraz öyle oldu. Zaten benim heveslendiğim roller, hep zorlanacağım roller. Ama ne kadar zor, o kadar iyi. Her seferinde, “Bakalım, bu sefer kendimden ne çıkaracağım?” diyorum. Oynadığım bu farklı karakterler benim için de eşsiz birer deneyim oluyor. Ruhiye’nin yaşadığı travma ve o çaresizlik hali yansıtması pek kolay duygular değil. Başarabildiysem, o hissi izleyenlere geçirebildiysem ne âlâ

Travmaları aşmanın yolu nedir?
-Önce travmanın varlığını kabul etmek gerekiyor, sonra da onunla yüzleşmek. Ruhiye’nin yaptığı da bu.

-Sence Berkun Oya dahi mi?
Tanıdığım birine böyle büyük sıfatlar atfetmek, biraz tehlikeli geliyor bana. Kimileri dahi olduğunu düşünebilir, kimileri çok zeki diyebilir, kimileri çok yaratıcı bulabilir. Herkesin düşündüğü kendine. Ama yaptığı işi çok iyi ve aşkla yaptığı doğru.

BİRAZ İÇE KAPANIK BİR ÇOCUKTUM. O YAŞLARIMA BAKTIĞIMDA FARK EDİYORUM Kİ, OYUNCULUK SAYESİNDE KENDİMİ İFADE EDEBİLME ŞANSI BULMUŞUM…

Oyunculuk aşkın ne zaman başladı?
-14 yaşımda. Kendiyle barışmaya çalışan bir ergendim. Tiyatro kulübü ilgimi çekti. Daha doğrusu, o tiyatro kulübündeki gençler. Yaşları benden birkaç yaş büyüktü. Hayran kalmıştım onlara. “Ne kadar farklı düşünüyorlar. Hayata ne kadar farklı bakıyorlar” böyle hissetmiştim. Onlarla takıla takıla, birden kendimi sahnede buldum. Ben biraz içe kapanık bir çocuktum. Şimdi o yaşlarıma baktığımda fark ediyorum ki, oyunculuk sayesinde kendimi ifade edebilme şansı bulmuşum. Ve asılmışım oyunculuğa. O takdir görme hali de hoşuma gitmiş. Galiba öyle öyle, farklı düşünen o insanların arasında, kendi kimliğimi oluşturmaya başlamışım. Tiyatroyla tanıştıktan sonra da gerisi geldi. Bir daha asla vazgeçemedim.

“ÖDÜL ACAYİP BİR MOTİVASYON MUTLAKA ALMALIYIM!” GİBİ BİR DURUM YOK BENİM İÇİN

Ödüllü bir oyuncusun. Ne ifade ediyor senin için ödül? Ne kadar destekleyici, teşvik edici…

-“Ödül acayip bir motivasyon, mutlaka almalıyım!” gibi bir durum yok benim için. Yani ödül alma isteğiyle başlamıyorum hikâyeye. Bazen prova sırasında izleyenlerden, “Vayyy bu iş sana ödül getirir!” gibi yorumlar geldiği de oluyor. Ama kulak arkası etmeye çalışıyorum. Tabii ki ödül alınca seviniyorum, çabaladığın bir şeyin karşılığını almış oluyorsun, takdir edilmek egonu okşuyor, ödül gecesi heyecanlanıyorum, hatta geriliyorum. Ödülü almaya sahneye çıkınca, iki lafı bir araya getiremiyorum filan. Ama ertesi gün, bütün bu fasıl bitiyor. “Şimdi n’apıyoruz?” gibi bir durum oluyor.

HER CANLANDIRDIĞIM ROLDE, İNSANA VE KENDİME DAİR BİR ŞEYLER KEŞFEDİYORUM. O YÜZDEN OYUNCULUK HEM BÜYÜLEYİCİ HEM DE MUAZZAM BESLEYİCİ

Oyunculuk, senin için varoluş sebebi mi?
-Evet öyle. Bir dönem başka şeyler de yapabileceğimi düşünüyordum. Ama şu an geldiğim noktada, yapabileceğimi düşünmüyorum. Merak duygusu yüksek bir insanım. Hayatı merak ediyorum, insanları merak ediyorum. Oynadığım her karakterde de bunları düşünüyorum. Her canlandırdığım rolde insana ve kendime dair bir şeyler keşfediyorum. Sadece ben değil bütün oyuncular böyle hissediyordur. O yüzden hem büyüleyici hem de muazzam besleyici.

Kendini oyuncu olarak beğeniyor musun?
-Genel olarak fena değilim! Eskiden kendime daha eleştirel bakardım. Şimdi bunu, biraz törpüledim. En azından şunu diyebiliyorum: “Ha tamam, o sahne de düşündüğüm kadar kötü olmamış!” Ama hala insanların “iyi” dediği bir sahnede, “Şurada şunu yapsaymışım! Tam anlayamamışım. Hissi geçirememişim. Şimdi oynasam daha iyisini yaparım!” diyebiliyorum. İnsanın yüzde 100 kendini beğenmesi diye bir şey mümkün değil! Ama kendime karşı eskisi kadar acımasız değilim!

“Bir Başkadır” birlikte yaşayabilecek bir toplumken, nasıl ayrıştığımızı anlatıyor. Bu dizi, bu ayrışmanın biraz da manasızlığı üzerine. Çünkü biz farklılıklarımızla iyiyiz, güzeliz. Bizimki aslında, “Evrensel bir derdi, biz lokal olarak nasıl yaşıyoruz?”u anlatan bir hikaye. Dolayısıyla bütün ayrışmış, kutuplaşmış, birbirinden uzaklaşmış, birbirini anlamaktan, empati kurmaktan yoksunlaşmış insanların, aslında ne kadar büyük bir ortak noktası olduğuna da odaklanıyor.

“Bir Başkadır”ın beğenilmesi, tabii ki gurumuzu, egomuzu okşuyor ama benim asıl temennim, bu dizinin insanların yüreğine dokunmasıydı. Nitekim öyle de oldu. Çok güzel dönüşler var. Umarım herkes kendi yaşantısından bir şey bulmuştur.

– Nasıl tepkiler aldınız?
Kendi adıma, genel olarak iyi tepkiler aldım. Majör depresyonla ilgili psikologlardan sevindirici yorumlar geldi. Ama özellikle, psikolog olmayan fakat Ruhiye’nin durumunu anlayan, psikolojik çıkarımlar yapan, kendi yaşantısıyla ilişki kuran yorumlarla karşılaştığımda duygulandım.

-Böylesine bir ilgi bekliyor muydunuz?
Hayır. En azından bu kadar hızlı bir reaksiyon gelmesini beklemiyordum.

-Her şeye değdi dediniz mi?
Kesinlikle.

Yorum Bırak

fifteen + eighteen =