Varsın 13 yıl sürmüş olsun… AİHM’in bu kararı, tamamen şifalanmam oldu!!!

Dün Avukat Gökçe Kılıç Gülsaran’la,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) verdiği Tüzünataç Kararı’nı konuştuk.
Bugün söz, 13 yıl boyunca onur mücadelesi veren ve sonunda kazanan Berrak Tüzünataç’ta.

Berrak, yıllarca hiç konuşmadı bu konuyla ilgili. Hukuki yollara başvurdu. Sadece kendisi için değil, özel hayatı ihlal edilme ihtimali olan herkes için verdi bu mücadeleyi. Kendisini yürekten kutluyorum. Bir kadın olarak da onunla gurur duyuyorum.
.
Hukukçular, AİHM’in verdiği bu kararı konferanslarında anlatacak, akademik çalışmalara konu edecek, bu emsal nitelikli kararı.
.
Neden mi? Çünkü karardan sonra, başka biri daha böyle tatsız bir durum yaşarsa, hakkını savunmak için uzun yıllar mücadele etmeyecek. Önlerinde emsal teşkil eden bir karar olacak.

.
Yani bu karar, sadece Berrak’ın davasıyla ya da sadece onun haklarıyla ilgili değil. Herkes için bir kazanım bu. Özel hayat kavramıyla ilgili genel bir hak kazanım.
.
Lafı daha fazla uzatmadan, sözü Berrak Tüzünataç’a bırakıyorum. Hem o dönem yaşadıklarını hem de AİHM’in kararını konuştuk.

Tam 13 yıldır bir hukuk mücadelesi veriyorsun! Evinin terasında, Şahan Gökbakar’la izinsiz fotoğrafların çekildi, magazin malzemesi yapıldı. Sen, “özel hayatın ihlali” dedin ve dava açtın. Topluma mal olmuş biri olduğuna karar verildi ve davan reddedildi. Türkiye’de davayı kaybettin. Ama sen buna itiraz ettin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gittin. Şimdi davan sonuçlandı ve kazandın!!!! Dahası, “Tüzünataç Kararı” literatüre geçti. Pes etmeden verdiğin bu mücadele için seni tebrik ediyorum…
-Teşekkür ediyorum.

Hukukçular, bu kararı konferanslarında anlatacak, akademik çalışmalara konu edecek, bu emsal nitelikli bir mahkeme kararı. Yurt dışında da “Tüzünataç Kararı” haberleri yapıyor. Neler hissediyorsun?
– Mutlu ve gururluyum. Bu karar, hayatın kendi içindeki adaletine dair inancımı tazeledi. İnsan haksızlığa uğradığında, demoralize oluyor. Süre uzarsa da kırılıyor, kızıyor. Pek çok şeyi sorguluyor. Benim de öyle hissettiğim oldu. Hem de çok. Ama yine de pes etmedim. İyi ki de etmemişim! Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri. İyi ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvurmuşum. Sonuç tabii ki çok mutlu etti beni.

“Tüzünataç Kararı” tanımını duyunca ne hissediyorsun…
-Önce şaşırdım tabii. Herkes soyadını bir hukuki karara veremiyor ya… Sonra hoşuma gitti:) Kim olduğumuzu, ne kadar güçlü olduğumuzu, başımıza gelen can yakıcı olaylar aracılığıyla keşfediyoruz. Ben zannettiğimden daha cesur, kararlı ve dirayetliymişim, bu olayla keşfettim. Mücadelemin bu şekilde taçlanması da beni inanılmaz mutlu etti.

13 yıl dile kolay… Vazgeçebilirdin, uğraşmayabilirdin, “Aman boş ver yazıp, çizsinler ne olur ki!” diyebilirdin…
-Yok hayır. O zaman “kurban” rolünü kabul etmiş olacaktım. Ben mücadele etmeyi seçtim. Ve bunu, bir zafere dönüştürdüm. Doğru, 13 yılımı aldı ama her şeye değdi. Kişisel tarihimin en büyük travmasıydı. İnanılmaz yara almıştım.


En başa dönelim…

– Beni derinden sarsmış ve üzmüş bir mesele bu… 25 yaşındaydım o zaman. Şimdi 38’im. Genç ve toydum. Özel hayatımda büyük bir acı yaşıyordum. Duygusal olarak çok kırılgan bir dönemimdeydim. Ve hayatımın kontrolünü henüz elime almamıştım. Kendime, gerekli koruma sistemimi de kurmamıştım…

BEN HAYATIMDA BİR KERE BAYILDIM. O DA BU HABERİ ALDIĞIMDA… SANIRIM NE YAPACAĞIMI BİLEMEDİM, SİSTEM KENDİNİ KAPATTI… VE YERE DÜŞTÜM!


Yani tam da o dönemde, böyle büyük bir haksızlığa uğrayınca çok sarsıldın…

-Hem de nasıl! Ben hayatımda bir kere bayıldım. O da bu haberi aldığımda… Sanırım ne yapacağımı bilemedim, sistem kendini kapattı… Ve yere düştüm! Çok uzun süren etkileri oldu bende. Ama şu da var: Bugün bu güçlü kadın olabilmemi, 25 yaşında o acıları yaşayan genç kadına borçluyum. Çok şükür ki, bana yaşatılan, dayatılan şeylerin üzerine çıktım, çıkabildim. Ama gerçekten büyük travmaydı. Biraz psikoloji bilgisi olan herkes bilir ki, travmayı şifalandırmazsan; o, hep senin içinde bir yara olarak kalır. Mücadele etmek, benim kendimi şifalandırma biçimimdi. Mücadelemi de hukuksal yollara başvurarak yaptım. Varsın 13 yıl sürmüş olsun… AİHM’in bu kararı, benim tamamen şifalanmam oldu!


En çok ne yaraladı seni? En çok nelere kızdın?

-Pek çok şeye. “Me too” ve “Time is up” öncesi bir dönemdi. Yani genel olarak, medyada, kadın empatisinin çok düşük olduğu, her şeyin bedelinin kadına ödetildiği bir dönemdi. Şimdi en azından, sosyal medyadaki lisanın, biraz olsun değiştiğini görüyorum ve çok mutlu oluyorum. Hepimiz adına mutlu oluyorum. 25 yaşında, tek başına var olmaya çalışan bir kadındım. O kadar üzerime gelindi, o kadar fena, seviyesiz yazılar yazıldı, çizildi ki… Kaldıramayabilirdim, dağılıp gidebilirdim ya da tamamen yok olabilirdim. Ama tüm bunlar, bu yayınları yapanların umurunda bile değildi. Kaldı ki yaptıkları haber bile değildi, tamamen çarpıtılmış bir şeydi… Hepimizin bildiği kelli felli köşe yazarlarından, ana haber bültenlerine kadar bu saldırılar sürdü. 6 aya yakın evimden çıkmadım. Sosyal fobi gelişti bende. Sanki sokaktaki herkes bana bakıp, beni yargılıyordu. Çok kötü bir dönemdi…

OLAYLAR VE KİŞİLER FARKLI AMA SÜREKLİ BENZER ŞEYLER YAŞANIYOR VE KADINLAR KURBAN EDİLİYOR. OLAYLARIN AĞIRLIĞI ALTINDA HEP KADINLAR EZİLİYOR. O YÜZDEN SONUNA KADAR MÜCADELE ETTİM!

Nasıl gelişti her şey?
-Şunu söyleyebilirim, hem olayın oluş şekli hem de daha sonra yaşananlar, tümüyle istemediğim ve iradem dışında gelişen şeylerdi. Nihayetinde hukuka aykırı bir şekilde, evimin terasında izinsiz fotoğraflarım çekildi! Ve bütün bedelleri ödeyen ben oldum. Hakkında iğrenç yorumlar yapılan, iftiralar atılan, itibarsızlaştırılan, aşağılanan… Bu, tabii ki sadece benim başıma gelmiyor. Bu ülkede yaşayan kadınların kaderi bu. Olaylar ve kişiler farklı ama sürekli benzer şeyler yaşanıyor ve kadınlar kurban ediliyor. Olayların ağırlığı altında, hep kadınlar eziliyor. O yüzden mücadele ettim. Bir travmayı, bir kazanıma çevirmek istedim. Yaşama en güzel katkıları, insan kendi sınavları üstünden sağlayabiliyor. Ağır bir imtihanla karşılaştığında, iki seçeneği olduğunu fark ediyor. Birincisi, ona yüklenen o iğrenç iftiraların altında ezilip kalmak. İkincisi, mücadele etmek ve bunu bir kazanıma çevirmek. Ben, ikincisini tercih ettim. Beni mesleğimle değil, özel hayatımla yargılayanlara savaş açtım. Çünkü hakkımda oluşturulmaya çalışılan imajı ve bu imajı yaratanları affetmiyorum. Neresinden bakarsanız bakın; bana yapılanlar, özel hayata müdahaleydi, bir hak ihlaliydi. Ve bunların hukuksal bir karşılığı vardı. Ben de hakkımı aramaya karar verdim. Avukatım, “Var mısın sonuna kadar gitmeye” dedi. “Varım!” dedim. Ve 13 yıl sonra… Çok şükür bu günleri de gördük…

Türkiye’deki hukuk savaşı aslında kaybedildi. AİHM’e başvurmaya nasıl karar verdin?
-Yine avukatım Gökçe’nin yönlendirmesiyle. Böyle bir opsiyonumuz olduğunu, kazanma şansımızın yüksek olduğunu söyledi. Burada her şeyi yapmış, maalesef karşılığını alamamıştık. Keşke gitmek zorunda kalmasaydık. Ama bu karardan sonra, başka biri daha böyle tatsız bir durum yaşarsa hakkını savunmak için bizim gibi uzun yıllar ve aşamalar uğraşmayacak artık. Bu karar sadece benim davam veya haklarımla ilgili değil yani. Benim pozisyonumdaki her insan için bir kazanım bu. Özel hayat kavramıyla ilgili genel bir hak kazanımı. Özetle bu kararla birlikte, bu hikâyenin “kurbanı” olmaktan çıkmak ve hem kendim hem de bütün adına bir kazanıma çevirmekti benim için önemli olan. Böyle ataerkil bir düzende, “öğrenilmiş çaresizliğe” yenik düşmesin hiçbir kadın. İnşallah benzer hislerde olan, benzer şeyler yaşan kadınlara güç verir, cesaret verir benim bu 13 yıllık mücadelem. Haklı olduklarına inandıklarında vazgeçmesinler, pes etmesinler!!!

Bu kararın ne anlama geldiğini Berrak Tüzünataç’ın avukatı Gökçe Kılıç Gülsaran anlatıyor. Aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz
https://www.armanayse.com/hukuk-mucadelesini-turkiyede-kaybetti-avrupa-insan-haklari-mahkemesinde-kazandi/

Yorum Bırak

3 × 3 =