Berfin’in hepinize selamı var!

BUGÜN yine yüzüne eski sevgilisi tarafından asit atılan Berfin’e gittim. Üçüncü ziyaretim. Bomba gibiydi valla. Hepinize selamı var. Hâlâ Bodrum Acıbadem’de kalıyor. Babası Yaşar Özek refakatçisi. Bütün hastanenin gözbebeği olmuş. Çok iyi gördüm onu. Yüz hatları nefis; burnu, burun delikleri, burun-dudak arası, ağzı, dudakları, göz kapakları…

Gerçekten de ameliyatını gerçekleştiren Mehmet Mutaf Hoca harikalar yaratmış. Yanakları ve boynu yeni doku alabilmek için şişiriliyor. Ama yine de yüz hatlarını görebiliyorsunuz. Berfin de çok memnun durumdan. Doktoruna çok güveniyor.

Bu ayın sonunda ikinci ameliyatını olacak. Ben süreci izlemeye, takip etmeye devam edeceğim. Önümüzdeki günlerde Selin Ciğerci’yle de gideceğiz. Vaziyet böyle. Berfin’in yanındayken, hazır yakalamışken Hoca’ya müzisyenliğiyle ilgili sorular da sormayı ihmal etmedim. Buyurun buradan okuyun…

Berfin’in hepinize selamı var

– Hocam, nasıl gidiyor?

Umduğumdan daha hızlı iyileşiyor Berfin’in yüzü. Yüz hatları tamamen çıktı. Yeni doku almak için yanağı ve boynu şişirmeye devam ediyoruz. Her gün pansumanları yapılıyor. Ağrısı yok. İkinci ameliyatı temmuz sonu düşünüyoruz. Bodrum’da da olabilir. Artık Berfin bizim kızımız oldu. Hastanede de mutlu…

– Siz de ameliyatlarda mutlusunuz…

Hem de nasıl! Hayatta en mutlu olduğum yer. Yorulan ama oyun bitmesin diyen bir çocuk gibiyim. Dışarı çıktığımda hep, “Hocam, ameliyat nasıl geçti?” derler. İyi geçmese çıkmam ki zaten. İçeride olmaya devam ederim. Beğenmeden asla çıkmam. Çünkü hayalimde gördüğüm o üç boyutlu sonucu alabilmek istiyorum. Bu, taşın içindeki kuşu çıkarmak gibi. Bir heykeltıraşın tutkusu gibi. O taşın içinde tutsak kalmış bir şey var. Benim vakalarımda da o var. Benim onu bulup çıkarmam lazım.

– Bayağı tutku sizin işinize duyduğunuz…

Evet. Tutku da aşktan geliyor. Bir şeye tutulmanız lazım, adı üstünde. Ondan sonra da adıyorsunuz kendinizi. O, sizin yolunuz oluyor. Bir fark yaratabiliyorsanız bu adanmışlıkla yaratıyorsunuz.

SORUYLA YATAN CEVAPLA UYANIR!

AMA KAYGISIZ YATANLAR İÇİN VAHİY DE YOKTUR İLHAM DA…

– Bize hep aklımızda tutacağımız bir şey söyleyin…

“Soruyla yatan cevapla uyanır! Ama kaygısız yatanlar için vahiy de yoktur ilham da…” Bu, benim hayat mottom. Kafamdaki mesele neyse, ona dair literatürdeki her şeyi okurum, incelerim. Sonra o soruyla yatarım, cevapla da uyanırım. Yani hayatta gerçekten ısrarlıysan, sorularına cevap bulursun. Gelir o cevaplar sana. Ama kafa yormadan, çaba göstermeden armut piş ağzıma düş olmuyor. Ben uzun yıllardan beri kâğıt kalemsiz uyumam. Gece birden uyanırım, gece 3’te 4’te kafamdaki meseleye dair bir çözüm gelir, kalkar, çizer, öyle uyurum…

ŞARKILARI ARTIK AMELİYATHANEDE SÖYLÜYORUM!

– Siz iyi bir müzisyendiniz aynı zamanda. “Ayşa” gibi bilinen, sevilen, dinlenen şarkılarınız vardı…

Ben aslında hep hekimdim. O dönemde de hekimdim. Ama yok stüdyo saatleri, yok televizyon programları vs gibi şeyler yüzünden bir şarkıcılık rüzgârına kapıldım. Bu gerçeği yüzüme vuran, hatta çarpan da rahmetli babam oldu.

– Ne dedi?

96 yazıydı, albümüm 1 milyonun üzerinde satmıştı. Sokaklara çıkamıyordum, şöhretlere yapılan muamele yapılıyordu. Etrafımı insanlar sarıyordu. Ben zannettim ki babam için bu bir onur. Meğer kızarmış ve üzülürmüş.

– Nasıl fark ettiniz?

Bayramda elini öpmeye yeltendim, çekti elini. Abilerimle göz göze geldik, “Hayırdır?” dedim “Popçu olmana içerliyor!” dediler. Odasına gittim ben de. “Baba” dedim, “Pop yaptık diye mi kızdın? Ben sana alaturka albüm de yaparım!” dedim. “Sen beni yanlış anlıyorsun!” dedi. Babamın rahatsız olduğu meğer şuymuş: Evvel eski, dükkânına komşuları, çarşı esnafı gelir, beni kastederek “Doktor bey ne oldu? Kaçıncı sınıfa geçti?” dermiş. O da gururla anlatırmış, “Okulu dereceyle bitirdi… Japonya’ya gitti!” filan. Ama ben şarkıcılık yapmaya başlayınca, aynı çarşı esnafı, “Hüseyin Amca, dün akşam Mutaf’ı izledim, çocuk harika! Ne zaman geliyor Mutaf buraya?” demiş. Babam da şaşırmış “Mutaf da kim?” diye. Çünkü bizim ailede dolu erkek var. Sonrada anlıyor ki o sözünü ettikleri benim. Bana dedi ki “Doktor Bey’din, Mutaf oldun! İyi halt ettin. Sen akademisyen olacaktın, cerrah olacaktın, insanlığa faydalı olacaktın! Bu mudur yani…” Ona göre irtifa kaybetmiştim. O hafta da önemli bir figürle klip çekmiştim. Klipin montajına bile gitmedim. Amerika’ya gittim, oradan döndüm, Gaziantep Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bitirdim müzik hayatımı, kendimi tıbba verdim…

– Hiç pişmanlık duymadınız mı?

Asla! Ben “Mutaf Hoca” olmayı, “şarkıcı Mutaf” olmaya tercih ettim. Müzik zaten öyle bir şey ki hep insanın içinde. Ben hâlâ müzisyenim aynı zamanda, 100’e yakın yeni bestem var. Eskilerden de çok daha iyi…

– Çıkmayacak mı onlar hiçbir zaman?

Bir gün vaktim olunca çıkacak. Şu anda yok. Şu anda insanların hayatlarına dokunuyorum. Bunu yapabilen az kişi var. Berfin’e bak, ne kadar mutlu. O yüzden şimdilik şarkılarımı ameliyatlarda söyleyeyim ben…

Yorum Bırak

sixteen − 13 =