Ben müteahhit sevmem. Sadece metrekare satarak sektörün içine girmişler. Çoğunun yaptığı işler de ayakta duramıyor Depremde bunu çok net gördük

Huzurlarınızda Gökhan Avcıoğlu… Türkiye’de ve uluslararası arenada pek çok önemli projeye, ikonik yapıya imza atmış bir mimar🏛
Inspiration x Istanbul’da onu yakalamışken, sordum. Bakın neler anlattı:

🏗️Mimarlar, binaları 3D print robotlarla inşa edecek.
🏡Alçak katlı, toprağa değen yapılara ilgi artacak
♻️Atık suları dönüştüren, yağmur suyunu biriktirip kullanan, kendi enerjisini üreten yapılar dünyayı kurtaracak 🌍🌱🌧️

Geleceğin mimarlarına, önemli tavsiyelerde de bulundu. “Arkeoloji ve Anadolu tarihi bizim, “know-how”ımız, üstüne de dijital sistemleri öğrenmek gençleri çok donanımlı bir hale getirir. Yapay zekadan da korkmasınlar” diyor.

Mimari ve tasarım alanındaki müthiş deneyiminle, Türkiye’de ve uluslararası arenada pek çok önemli projeye ve ikonik yapıya imza attın. Çağdaş Türk mimarisinin önde gelen isimlerindensin. Veee “Inspiration x Istanbul”un açılışı, senin de katıldığın bir panelle yapıldı. Sence bu etkinlik ne kadar önemli?
-Değişik disiplinlerden insanları bir araya getiren her etkinlik çok önemli. Daha çok bir araya gelmeliyiz. Tasarım grubu iyi bir düzenleme yapmış. Moderatör olarak da Yekta Kopan paneli ve konuyu çok iyi yönetti.
Özellikle dikkatini çeken bir şey oldu mu…
-Oldu. Gelen sorulardan fark ettim ki genç mimar ve öğrenci arkadaşlarımız, özellikle teknolojik gelişmelerden mesleki anlamda biraz çekiniyor. Birçoğu, yapay zekanın, insanın yerini alacağı ve kendilerine yaşam alanı tanınmayacağı fikrinde. Oysa, sık sık belirttiğim gibi yapay zeka ve benzeri tüm yeniliklerin kullanım kılavuzu kendi ellerinde.

GELECEK NESİLLERE BIRAKILABİLECEK TEK ŞEY, ÖNEMLİ BİLGİ BİRİMİNİN OLDUĞU VE BÜYÜK BİR DEĞERE SAHİP KİTAPLAR OLACAK

Şu anda Türkiye’de ve dünyada mimaride öncelik ne? Sürdürülebilirlik mi? Dijitalleşme mi?
-Her ikisi de öncelikli.

İnsanlar, son yıllarda yaşam alanlarını nasıl şekillendiriyor?
-Evlerde artık mutlaka çalışma alanları var. Ve bu çalışma alanları bir kütüphane ile birleşirse eğer, kitaplarla birlikte gelecek nesillere bırakılabilecek bir değer haline geliyor. Çünkü günümüzde yaşam alanlarından gelecek nesillere bırakılabilecek tek şey, önemli bilgi biriminin olduğu ve büyük bir değere sahip kitaplar olacak.

Tasarım ve mimari dünyasında önümüzdeki yıllarda neler trend olacak?
-Yapay zeka her şeyi değiştirecek. Öncelikle ben müteahhit sevmem ve ‘Nereden çıktı bunlar?’ diye hep düşünmüşümdür. Sadece metrekare satarak sektörün içine girmişler. Ve çoğunun yaptığı işler de ayakta duramıyor. Depremde bunu çok net gördük. Mimarlar, binaları 3D print robotlarla inşa eder hale gelecekler. Alçak katlı, toprağa değen yapılara ilgi artacak. Ve tabii ki atık suları dönüştüren, yağmur suyunu biriktirip kullanan, kendi enerjisini üreten yapılar dünyayı kurtaracak. Ayrıca denizlerin yükseleceğini ve kıyı şehirlerinin tehlikeye gireceğini düşünüyoruz. Bu nedenle yarı karada, yarı denizde olan ve deniz sularını dönüştürerek kullanan bir hayatı bizlere getirecek gibi görünüyor. Bu nedenlerle de gelecekteki yaşam formları için ben gelecek nesillere güveniyorum. Yapay zekayı kullanarak, daha adil bir dünya kuracaklar.

İstanbul, Bodrum, Maldivler, Dubai, Beyrut, Riyad, Erbil, Kiev, New Jersey, Washington DC, Virginia, Philadelphia, Connecticut ve Libya’da projeler yaptınız, yapıyorsunuz. Bu şehirlerdeki mimari farklılıklar neler?
-İnsanlar, kurallar, iklimler, kültürler tamamen değişik. Birbirinin zıttı olan kültürler var. Bu da emsalsiz bir tecrübe yaratıyor. Bu tecrübeyle birlikte de sürekli aynı coğrafya ve bölgelerde projeler yapmayı sevmiyorum.

Tüm milletler içinde çalışması en zor olan kimler?

-Araplar en zoru galiba. Ruslar da zor gibi görünüyor ama onlarla daha kolay anlaştığımı söyleyebilirim.

Modern mimariyle özdeşleşsen de tarihle de aranda bir bağ var. İşlerinde mekanın geçmişine ait arkeolojik eserler kullanmaya özen gösteriyorsun. Bunun ailenle çocukluğunda yaptığın antik kent ziyaretlerinin etkisi var mı?
-Elbette çok etkisi var. Esasen bizzat arkeolojik ve geçmişi olan tarihi alanlarda çalışmayı, onlara güncel ekler yapıp, yeniden değerlendirmeyi galiba daha çok seviyorum. Beni en çok mutlu eden ve anlatan işler onlar. Esma Sultan, Beyoğlu Borusan Müzik Evi, Divan Kuruçeşme projelerimiz tariflediğim nitelikteki işere çok iyi örnekler.

Yanılmıyorsam seni mimar olmaya yönlendiren de o geziler…

-Evet. Ben, resim ve heykel kökenli, sonrasında arkeoloji ve tarihin eklendiği, sonrasında da bunların hepsini bir başlık altında toplayan mimari ile devam eden biriyim. Bu birikimin mimarlığıma da çok büyük katkısı oldu ve hala bu katkıyla yolculuğa devam ediyorum.

2014’te de mimarlık ile yerleşme kültürü üzerine araştırma ve paylaşımlar yapmak amacıyla GAD Vakfı’nı kurdun. Neden böyle bir vakfa ihtiyaç duydun?
-Vakıf, yaptığım işe en yakışanı. Kalıcı, toplumsal kültürel sorumluluğu ve saygınlığı var. Ben bir önceki nesillerin sonraki nesillere maddi miras bırakmasına karşıyım. Belki bir miktar, yaşamlarını sürdürecek kadar olabilir ama zaruri miktarlardan fazlası topluma kalmalı diye düşünüyorum. Ben de bu nedenle biriktirdiğim dünyevi birikimlerimi Vakıf aracılığı ile toplumun kullanımına açmak istiyorum.

Genç tasarımcı ve mimarlara ne söylemek istersin?

-12 bin yıllık bir yerleşme kültürüne sahip Anadolu’dayız ve mimarlık kültürü bu topraklarda başlayıp, dünyaya yayıldı. Arkeoloji ve Anadolu tarihi bizim, “know-how”ımız, üstüne de dijital sistemleri öğrenmek gençleri çok donanımlı bir hale getirir. Yapay zekadan da korkmasınlar. O, çok insan dostu bir teknolojik yenilik. Onu doğru kullanacak olan yine kendileri. Fişi de tuşu da kendi ellerinde.

Bir dönem ders veriyordun, halen devam mı?
-Elbette! Çünkü ben öğretirken öğreniyorum. Tasarla, inşa et, öğret felsefesinden yürüyen ve ömür boyu eğitime inananlardanım. ‘Enjoy of knowledge’ öğrenmekten zevk almak gustolarımdan bir tanesi. Hala dünyanın her yerinde derslere, konuşmalara, seminerlere gidiyorum. Ayrıca artık vakıf sayesinde, ofisimizde GAD Academy adı altında öğrencilere eğitim veriyoruz. Derslerin çoğunluğunu bu sayede artık ofiste yapıyoruz. Kendime rakip yetiştirmeyi seviyorum. Çok fazla rakibim yok, yenilere ihtiyacımız var…

Bir mimarın sinir uçları hep açık mı olmalı? Kendini nasıl beslemeli? Sen en çok nelerden besleniyorsun?
-Ben bir oburum, obezim, her şeyden besleniyorum. En olmadık konulardan çıkarım yapabiliyorum. Tarihi ve bugünlerdeki insanların eğilimlerini yakından izliyorum. Tek beslenmediğim konu, savaş.

Seni mesleğinde özel yapan sence ne?
-Yaratıcı ve mücadeleci bir yapım var. En olumsuz noktaları bile avantaja çeviririm. ‘Felix culpa’ yani. Aynı zamanda laf ebesiyim. İnsanlarla tartışmaktan, inandığım şeyleri savunmaktan vazgeçmem ama aynı oranda ikna edilmeyi de severim. Her gün beni ikna edebilecek, bana yeni sahalar açabilecek ve ilham verecek insanları bekliyorum.

Tek katlı yapılara yöneldin… Neden?
-Toprak ve araziyle haşır neşir olmak daha insancıl geliyor. Türkiye’den yola çıkıp, global bir dünyaya bakalım. 800 bin kilometre kare yüz ölçümü, misafirleriyle birlikte 90 milyon nüfus, bir aileyi ortalama 3 kişi olarak düşünürsek, yani 30 milyon konut gerekiyor. Her aileye 1 dönüm versek, ıvırı zıvırı ile 50 bin kilometre kareyi kaplıyor. Dereler, göller ve çok yüksek tepeleri çıkardıktan sonra, bize 600 bin kilometre kare alan bile kalıyor. Ve bu alan ekip biçmek için nefes almak ve seyretmek için de çokça yeterli. Neden şehirlere tıkılıp kalıyoruz? Eskiden belki bir anlamı ve ekonomisi vardı, dijital çağda yok. Benim manifestom bu! Detay isteyen herkese seve seve anlatırım.

Sizin mesleğinizde hangisi daha önemli: Network mü, yetenek mi?
-Önce yetenek sonra ikna kabiliyeti. Yaratıcı işler, başkasının maddi kaynakları ile yapıldığı için ikna edebilmek önem kazanıyor. İkna da yetenek kadar önemli.

Bir mimar olarak sen hayal evinde yaşıyor musun? Yaşamak istediğin evi yaptın mı?
-Benim yaptığım evlerin değeri, daha yapılırken hızla yükseliyor. Ben bile alamıyorum. Şu anda 1929 yapımı bir Vedat Tek apartmanında oturuyorum. Biliyorsunuz Vedat Tek Türk mimari tarihinin en önemli mimarların basında gelir. Art Deco akımının öncülerinden biri olan Tek, İstanbul’daki Art Deco yapıların en bilinen örneklerini yaptı. Öte yandan su üstünde yaşamayı da seviyorum. Şu sıralarda etrafı su olan bir yapı ve tekne tasarımı peşindeyim. Özetle henüz yaşamak istediğim evi yaratmadım. Ben de ne çıkacağını merak ediyorum.

Bir mimar olarak hakkında nasıl bir cümle kurulsa çok mutlu olursun..
-Veni vidi vici! Benim için de… ‘Doğdu, büyüdü ve bize güzel şeyler bıraktı’ desinler.

Bu mesleğin en şahane yanı ne? En berbat yanı ne?
– Mimar lafı, imal etmekten geliyor. Her şey, bu tanıma girer. Karada, havada, denizde ve deniz altında. Mars Gezegeni için yerleşme projesi çalışırken, hem uzay aracı hem 3D printer olabilen, Mars toprağı ile duvar inşa edebilen bir alet üzerinde çalıştık. Bu konuda her zaman yeni düşüncelere yelken açmak bu mesleğin en şahane yanı. Berbatlaştıran da yerel yönetimler, resmi makamlar, gelişmek istemeyen iş insanları ve yeniliğe karşı olan toplumlar. Bir yandan böyle şeylerle uğraşırken, depreme dayanıklı bina yapamayanların bizim sektörde, yerel yönetim ve resmi makamlarda görev almaları da işin en berbat yanı.

Yorum Bırak

twenty + 19 =