Ben bir depremzedeyim. Depremde tüm ailemi kaybettim. Ama o enkazdan çıktım. Yaşamamın bir anlamı var ve YAŞAYACAĞIM…

Bugün huzurlarınızda çok sıra dışı bir sanatçı var. Melis Güven. 85 Yalova doğumlu. Konservatuvarlı. Farklı bir derinliği var. İnsanın kalbine işliyor. Başka bir ses. Başka bir his. Başka bir müzik. Yeni, yepyeni. Melis Güven ve No 1’in KARABASAN düeti tek kelimeyle şahane. Mutlaka dinleyin. Umut Eker’in yönettiği klibi mutlaka izleyin. Şah Yaycı sayesinde keşfettim bu muhteşem kadını. Ve bu güzel şarkıları nasıl yaptığını anlamaya çalıştım. Çok derin bir hikaye çıktı arkasında. Bakın neler anlattı…

“Karabasan” irkilten, bir o kadar da büyüleyen bir şarkı… Ne anlatıyor bu şarkı? Neden yaptın?
-“Karabasan” insanın üstüne çöken, elini kolunu bağlayan, doğru nefes almasını engelleyen bir şey. Konuşmak istese de konuşamadığı, hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiği… Çok sevdiğim bir müzisyen arkadaşım Can, bu şarkının müziğini gönderdi bana. Kendi okuduğu kısım da var şarkıda. Benden şarkıyı tamamlamamı istedi. Şarkı, o kadar içime dokundu ki, bir kere de kendi kısmımı yazdım. Babamı hissettim, ona yazdım. Babamı, bu şarkıyla ölümsüz bir ağaç yaptım. Tıpkı onun mezarında sarıldığım ağaç gibi. Benim için 1999, hayatımdaki en önemli dönüm noktası. O yıla ve yaşadıklarıma ithafen yaptım bu şarkıyı.

1999 Ağustos’ta sen neredeydin?
-Yalova’da. Yalovalı bir aileyiz. Orda oturuyorduk.

Kaç yaşındaydın?
-Ben 14 yaşındaydım. Kardeşim 7.

Kaç kişilik bir aileydiniz?
-4. Annem ve babam birbirlerine çok aşık iki insandı. Naif bir ilişkileri vardı. Bizi de sevgi dolu bir ortamda, saygıya çok önem verilen bir yuvada büyüttüler. Evimiz, güzel müziklerin dinlendiği, samimi dost sohbetlerinin yapıldığı şenlikli bir yerdi. Neşe hiç eksik olmazdı. Güzel dostlarımız vardı. 18 Ağustos’ta, gün ağarmadan yola çıkacaktık. Kalabalık bir grup Karadeniz turuna gidecektik.

Bir gece öncesine dair neler hatırlıyorsun?
-O tura çıkacak tüm aileler, sahildeki çay bahçesinde buluştuk. Yaz günü olduğu için geç saatlere kadar oturduk. Annem bir ara “Gel seninle biraz yürüyelim, sohbet edelim” dedi bana.

Neler anlattı?
-Hayata dair bir sürü şey. Bir ara, “Güzel kızım, sana her şeyi öğretmeye çalıştım. Nerede ne yapılması, nasıl davranılması gerektiğini sen artık biliyorsun” dedi. Annem çok ama çok güzel bir kadındı. Sahilde yürürken insanlar ona bakardı hep. Bense, dişimdeki tellerle kendimi çok çirkin bulurdum. Bunu söyleyince bana dedi ki, “Olur mu öyle şey, çok güzelsin. Büyüyünce daha da güzel olacaksın. Ben göremeyeceğim belki ama biliyorum.” Huzursuz oldum, içime bir korku düştü, “Niye öyle konuşuyorsun?” dedim, annemi susturdum.

Annenin söylediklerinden ne tür bir anlam çıkardın?
-Annem çok hisli bir kadındı. O gece, daha evvel hiç konuşmadığı bir tarzda konuştu benimle. Şimdi düşünüyordum da annem bir şekilde -belki kendi bile farkında değildi- olacakları sezmiş gibiydi…

Sonra ne oldu?
-Sonra benim çok uykum geldi, eve dönmek istediğimi söyledim. Kardeşim ve annemler oturmaya devam etmek istiyordu. Ama ben o kadar ısrar ettim ki döndük.

Sonra peki?
-Kardeşimle aynı odayı paylaşıyorduk. Ve hep “ranza kavgası” yapıyorduk. Merve kendiliğinden, “Abla, bu gece ben üstte yatmak istiyorum, sen altta yatabilirsin!” dedi. Bunu ilk defa yaptı. Düşününce, kendi kaderini kendinin seçtiğini ve belki de benimkine de onun yön verdiğini düşünüyorum.

Üstte yatan sen olsan, ne olacaktı?
-Ben ölecektim! Çünkü deprem olunca, odanın duvarı Merve’nin üzerine çöktü. Alt taraftaki yatağın yanında bir kalorifer peteği vardı. Tavan çökünce, o petek sayesinde, o hep bahsedilen “yaşam üçgeni”nde kalmış oldum.

İnsan hayatı, bazen bir tek cümleye mi bakıyor?
-Evet belki de. “Abla, bu gece sen altta yat!” kaderimi belirleyen bu cümle oldu.

O ana dair başka neler hatırlıyorsun?
– Babam her gece kapıdan bize bakar, “İyi geceler” derdi. Ama o gece gelip, uzun uzun sarıldı, öptü bizi. O zaman garip bir şey hissetmemiştim tabi, ama sonra düşününce fark ettim ki, farklı bir sarılmaydı. Bir tür “veda”…

BİNANIN YARILDIĞINI, GÖKYÜZÜNÜ VE YILDIZLARI GÖRDÜĞÜMÜ HATIRLIYORUM

Ve sonra… Deprem oldu! O korkunç anı nasıl hissettin?
-Tam uykuya dalmak üzereydim. Gerçek miydi hayal miydi bilmiyorum ama binanın yarıldığını, gökyüzünü, yıldızları gördüğümü hatırlıyorum. Bizim bulunduğumuz apartman tamamen çökmüş. Tümüyle. Biz üçüncü kattaydık. Ben deprem olduğunu anlamadım önce, savaş çıktı, bomba patladı zannettim. Çünkü daha evvel hiç deprem yaşamamıştım. Önce bir süre bayıldım. Gözü açtığımda karanlık bir yerdeydim. Ağzımda, burnumda, her yerimde taşlar vardı. Enkaz altındaydım. Ama beyin, bence algılayamıyor, reddediyor. Belden aşağımın koptuğunu zannettim, çünkü vücudumun o kısmı yok gibiydi. Çok acı çekiyordum, dehşete kapıldım. Tekrar bayıldım. Sonra bir sesle uyandım.

Kimin sesiyle?
-Kardeşim Merve’nin sesi. Kaloriferin dibindeydim. Boynum kırık camlarla kaplıydı. Yanımda onun ranzadan sarkan eli vardı. Merve, “İyi misin abla?” diye sordu. “Ben iyiyim, sen?” dedim. “Ben iyi değilim” dedi. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, “Ben dayanamıyorum…” diye sayıklamaya başladı. Sonra da “Ben gidiyorum, ablacım.” dedi.

“Abla ben dayanamıyorum, gidiyorum” dedi… 
Kardeşimin öldüğünü anlayınca hiç durmadan şarkı söyledim

İnsan, kardeşinin öldüğünü kondurabiliyor mu?
-Hayır, kesinlikle! Merve, “Gidiyorum” dedikten sonra 2-3 saat boyunca bir hırıltı duydum, hiç duymadığım tarzda bir nefes hırıltısıydı bu, sonra birden sesler kesildi. Aslında o an, öldüğünü anladım galiba ama anlamamazlıktan geldim. Şarkı söylemeye başladım. Hiç durmadan saatlerce şarkı söyledim. Uyumamam gerektiğini düşündüm. Kurtulacağımızı düşündüm. Işıklı saatimle oynadım. “Ya Merve öldüyse gerçekten?” dedim. Sonra, bu fikri kafamdan atmaya çalıştım. “Annem ve babam onun üzüntüsüne dayanamazlar, umarım ölmemiştir!” dedim…

Sonra?
-Bir ara, babamın sesini duydum. “Müşerref” dedi, “Merve” dedi. Ama “Melis” demedi. Ben, “Baba, ben de buradayım!” dedim. Ama cevap gelmedi…

Senin adını söylememesi sence ne ifade ediyor?
-Bilmiyorum. Beni unuttu sandım. Benim adımı niye söylemedi diye üzüldüm. Hiç ses gelmedi sonra ondan. Ne annemden ne babamdan. Ben yine de babam gelip bizi oradan çıkaracak diye umutlanmaya devam ettim.

Sence, yaşamasına karar verilen sen miydin?
-Ah bilmiyorum, bu soruların cevabını. Yıllarca aradım. Apartmanımız 5 katlı bir apartmandı, her katta 4 daire vardı. Pek çok aile, aynı apartmanda göçük altında kaldı. Hemen herkes öldü. Koskoca apartmandan sadece 5 kişi sağ çıktık. Neden onlar öldü, neden biz hayatta kaldık, bilmiyorum. Depremden sonra ölen insanlar için çok yaralayıcı konular gündeme geldi. “İnançsız olduğu için öldüler” diyenler, neler neler… O an çocuk kafamdan neler geçirdiğimi anlatamam. Ailem, yakınlarımız o kadar iyi insanlardı ki. O kadar incindim ki inanç sorgularından, o laflardan. Sevdiklerimin arkasından o konuşmaların yapılmasına çok ama çok üzüldüm. Allah’ı, dini, insanlığı sorguladım. Giden insanlar mı daha iyiydi, kalanlar mı? Onlar mı şanslıydı, biz mi, inan bilmiyorum. O dönem en çok şunu düşündüğümü hatırlıyorum: “Galiba iyi insanlar gidiyor, kötüler hayatta!” Fakat, çok sonraları, “Yaşamamın bir anlamı olmalı” dedim. Anlam kazandırmaya çalıştım hayatıma belki de…

8 SAATTİR ENKAZ ALTINDAYDIM VE İNŞAAT DEMİRİ BACAĞIMA SAPLANMIŞTI

Peki, sonra nasıl kurtuldun? Kaç saat o enkaz altında kaldın?
-Ben günler geçmiş gibi hissettim. Ama 8 saat enkaz altında kalmışım. Öyle bir an geldi ki, hava alamıyordum, artık kalmamıştı. Bir güç, kardeşimin yatağını ittirdim. Yatağı ittirince taşlar döküldü, bir boşluk açıldı, oradan hava gelmeye başladı. İşte o boşluktan, bir çift göz gördüm, seslendim. Karşı taraf, “Burada biri var!” dedi.

Kimler geldi, seni kurtarmaya?
-Amcam, dayım, kuzenim ve bir sürü insan… Dayım heykeltraştı, atölyesinden araç-gereçlerini alıp getirmiş. Beni kurtarmak için enkazı kazmaya başladılar. Üst bedenim dışarıya çıktı. Bu esnada, artçı depremler olmaya devam ediyordu, insanlar kaçışıp yeniden geliyordu.

“YA BACAĞINI KESECEĞİZ!” DEDİLER YA DA “SANA VERDİĞİMİZ DEMİRLE SEN TAŞLARI KIRACAKSIN!”

Off çok fena, üst bedenin çıkıyor, alt bedenin mi çıkmıyordu…
-Evet. Sıkışmıştı, görmüyordum bile alt bedenimi. Sol bacağımda bir şey vardı. Çok küçük bir delik olduğu için, kimse içeri giremiyordu. Sol bacağıma inşaat demiri saplanmış meğer! Beni bir türlü çıkaramadılar. Bana, “Ya bacağını keseceğiz ya da sana verdiğimiz demirle sen taşları kıracaksın ve bacağını sıkışan yerden kurtaracaksın!” dediler. Elime bir demir verdiler, ben de sıkıştığı yerden kurtarabilmek için taşları kırmaya çalışırken, bacağıma bayağı zarar vermişim. Fakat yine de olmadı. Dayım; demiri, elimle çıkarmam gerektiğini söyledi. Can havliyle “Tamam” dedim. Şimdi düşündüğümde, o yaşta öyle bir şeye nasıl cesaret ettiğime inanamıyorum. Ama galiba çaresizlik… Dediğini yaptım. Ama bacağımı hissetmiyordum. 3’e kadar saydık birlikte ve beni yukarı çektiler. Biri beni kucakladı. İnsanların bacağıma dehşetle baktığını hatırlıyorum. Sonra üzerime bir çarşaf örttüler. Deprem koşullarında hastanelerde yer yoktu. Beni, evimizin karşısındaki futbol sahasına götürdüler. Orayı bir çeşit hastaneye çevirmişlerdi. Etraftaki herkes, bacağımın çok kötü durumda olduğunu söylüyordu.

Bacağımı bir portakal kasasıyla ağaca astılar üç gün orada, o şekilde yattım

Sonra?
-Doktor, “Keseceğiz kurtarmak için mecburen!” dedi. “Kesilecek” dedikleri esnada, ben son bir kuvvetle bacağımı çekince, hareket ettirebildiğimi gören doktor, bir yol deneyeceğini söyledi. Bacağımın dolaşımı düzenlemek için tepeye asılması gerektiğini, şansımız varsa, belki bu şekilde kurtulabileceğini söyledi. Bacağımı bir portakal kasasıyla ağaca astı ve üç gün orada, o şekilde yattım. Sonra yavaş yavaş, ama çok yavaş iyileşmeye başladı bacağım. Çok uzun süre yürüyemedim.

Ailemin bütün fertleri benim doğum günümde enkazdan ölü çıkarıldı!

Peki, başına gelen felaketi, idrak ettiğinde, bütün aileni kaybettiğini anladığında nasıl bir şok yaşadın?
-Suyun altında gibiydim. Bir uğultu var ve ben suyun altındayım, herkesten ayrı bir yerde. Amcamdan öğrendim, ailemin artık hayatta olmadığını. Koluma çimdik atıyormuşum hiç durmadan. Gerçekten var mıyım yok muyum’u anlamak için….

Çok çok üzücü… Korkunç bir travma…
-Evet. Bütün sevdiklerimi kaybetmiştim. 19 Ağustos’ta ailemin cansız bedenleri enkazdan çıkarılabilmiş. O gün benim doğum günümdü. Ben cenazelerine gidemedim, sonraki birkaç ay boyunca hayatta değil gibiydim.

Cenazelerine gidememek sende nasıl bir etki yarattı?
-Veda edemediğim için kabullenemedim. Ailedeki herkes çok acılıydı, herkes için çok zordu. Bu konu, konuşulmuyordu, beni üzmemek için konuyu açmıyorlardı. Ama kimseyle konuşamamak çok zordu. Depremzede pek çok insan vardı. Benden çok daha küçük çocuklar da vardı, ailesini kaybeden. Akrabalarım o çocuklarla ilgilenmem gerektiğini söylemişlerdi. Ben de onlar için palyaço oldum. Günlerce onlarla oynadım. Kendime gelmem tabii ki yıllar sonra, ama o depremzede çocuklarla hayata katılmaya başladım.

BENİM YÜZÜMDEN ÖLDÜKLERİNİ DÜŞÜNDÜM

Ne kadar süre yürüyemedin?
-Depremden sonra 1 sene yürüyemedim. Amcam ve ailesiyle kalıyordum. Banyomu onlar yaptırıyor, beni tuvalete bile kucaklarında götürüyorlardı. Ardından koltuk değnekleriyle yürümeye başladım, sonra bir gün onlardan da kurtuldum.

Tarifi olmayan acılar bunlar… Bu süreçte en çok neyin cevabını aradın?
-O günlerde tek ama tek aklımdan geçen benim neden hayatta kaldığımdı. Hayatta kalmayı hak etmediğimi düşündüm. Her konuda kendimi suçladım senelerce. Deprem gecesi, ailem eve dönmek istememiş, çay bahçesinde kalmak istemişti. Ben ise çok uykum geldiği için eve dönme konusunda, ısrar etmiştim. Kardeşim çok küçüktü, ah o ölmemeliydi. Hiçbiri ölmemeliydi. Benim yüzümden öldüklerini düşündüm.

Bu düşünceden nasıl kurtuldun?
-Sonunda bir gün geldi, elimde olamayacak bir şey olduğunu anladım.

Psikolojik tedavi?
-Almaktan kaçtım senelerce. O kadar duygularımı bastırmıştım ki, tek başıma mücadele edebileceğimi zannettim. Olmadı, olmuyor, yardım almanız gerekiyor. Bundan henüz 4 sene önce şimdiki terapistime gitmeye başladım. Terapistim, yıllarca benim en altta kalan, derinimdeki yaralarımı, ince ince, naifçe açığa çıkardı. Beni iyileştirdi. Sonra hayatıma Gürkan girdi. 7 senedir beni her şeyimle kabul eden, bana her konuda destek olan bir adamla beraberim, 3 yıldır evliyiz. Yanımda olduğu için, onunla bir aile kurabildiğim için ve yeniden bir ailem olduğu için çok mutluyum.

YILLARCA KİMSEYE ANLATMADIM “ZAVALLI KIZ!” DEYİP BANA ACIMALARINI İSTEMEDİM 

Yıllarca bu yaşadıklarını kimseye anlatmamanın sebebi neydi peki?
-Bana acımalarını, “Zavallı kız” demelerini istemedim. Bir de birazcık, yüzeysel şekilde anlatmaya çalıştığım insanların bile, konuyu kapatmak isteyen bakışlarını üzerimde hissettim. Kimse trajedi duymak istemiyor. Beni geçmişten tanıyan insanlar “depremzede” olduğumu biliyor. Ancak, içimdeki depremi onlarla pek konuşmadım. Hayatıma yeni giren insanlarla bunu paylaşmak zaten çok daha zor.

Annemin bana çizdiği yoldan ilerledim önce güzel sanatlar lisesinde sonra konservatuarda okudum

Güzel Sanatlar Lisesi’nde okudun, ardından İTÜ’de konservatuarda… O yıllar peki? Nasıl geçti?
-Güzel Sanatlar okumamı annem istemişti. İlkokul öğretmenim, ailemi teşvik etmiş. Depremden bir sene önce, annem okulların şartlarını araştırmıştı, beni gitar kursuna yollamıştı. Annemin bana çizdiği yoldan ilerledim. Önce güzel sanatlar lisesinde, sonra konservatuarda okudum. Yatılı okuduğum o yıllarda, psikolojik olarak büyük problemler yaşadım. Kurtarıcım hep müzikti. Müzik, hayatımı kurtardı. Yaşama tutunmamı sağladı, tek sığınağım oldu. Anlatamıyordum içimdeki hisleri başka türlü. Acıları tüm dünyaya haykırmak istiyordum ama konuşarak yapamıyordum. Müzik, benim tedavim oldu, sesim oldu, kendimle yüzleşme aracım oldu. Yaptığım şarkılarla içimdeki acıları akıtmış oluyordum. Çok sonraları anladım ki, aslında enkaz altında bile, müziğe sığınmışım ben. Hayatım boyunca hep müziğe sığındım.

MÜZİK, TERAPİ, AŞK… KURTULUŞUMU ONLARA BORÇULUYUM!

Söz yazmaya ne zaman başladın?
-Yaşadığım spiritüel bir deneyimden etkilendim, söz de yazmaya başladım. Yazdığım şarkılarda ailemi anlatıyordum. Kardeşime, “Hiç olmuşsun” şarkısını yazdım. Bu şarkı, aşk şarkısı gibi sahiplenildi, çok sevildi. Tüm şarkılarım, ailemden bir iz taşıyor, biraz da ölümden…

Gerçek anlamda iyileşmeni müziğe, terapiye ve aşka mı borçlusun?
-Evet, üçü benim hayatımı kurtardı!

Peki hayatındaki insan, eşin Gürkan, yaralarını sarmanda ne kadar önemliydi?
-Terapiye başlamama Gürkan ön ayak oldu. İlk tanıştığımız günden bu yana en büyük destekçim, yol arkadaşımdı. Benim hem fiziksel izlerimle hem de ruhsal izlerimle barışmamı sağladı.

20 YILDIR HAYATIMA BİR ANLAM KATMAYI ÇALIŞIYORUM…

Elazığ depremi senin duygularını tetikledi mi? Her depremde aynı şey oluyor mu?
-Evet. Örneğin 17 Ağustos’larda hiç televizyon açmam. Bir deprem olursa, yanlış olduğunu bilsem de evden kaçmaya çalışıyorum. Farklı bir yerden bir deprem haberi geldiğinde kilitleniyorum. O duygudan çıkmam çok uzun sürüyor.

“Ben bir depremzedeyim. Depremde tüm ailemi kaybettim. Ama o enkazdan çıktım. Yaşamamın bir anlamı var ve yaşayacağım…” diyebilmen ne kadar yılını aldı?
-Neredeyse 20 yılımı! Bu cümleyi tam anlamıyla bu sene kurabildim. Yıllardır hayatıma bir anlam katmaya çalışıyordum. Şimdi bunu başardığımı düşünüyorum.

Herkes için bir “çıkış” yolu var… Benimki MÜZİKTİ!
Yaptığım müzikle, benim durumumdaki insanlara ilham olabilmek istiyorum

Kendi gerçeğini özgürce saklamadan artık söylemenin bir sebebi var mı? Bir misyonun olduğuna inanıyor musun?
-Bugüne kadar eşim ve terapistim dışında, enkaz altını ve hislerimi kimseyle paylaşmadım. İlk defa size anlatıyorum. Yıllarca, kendi acımdan uzaklaşmak için başka insanların acılarını iyileştirmeye çalıştım. Ancak en önemli iyileşme, insanın kendini iyileştirmesi, bunu anladım. Dünyada pek çok acı var, farklı hayatlarda pek çok trajedi var. İnsan, çok büyük bir acı yaşadığı zaman bir daha hayata devam edemeyeceğini, asla mutlu olamayacağını düşünüyor. Fakat hep bir “çıkış” var. Benim çıkış yolum, müzikti. Belki bir başkasınınki farklı olacak. Yeter ki mücadele edebilecek güzel bir şeye tutunsun.
Kendi içimde yaşadığım bu büyük mücadelenin, böyle hisseden insanlara ilham olabilmesini diliyorum.

Yorum

  1. Harika ❤️ Gercekten ilham verici ne kadar acı olsa da… basarilar diliyorum umarim yuzu hep güler ve insanlara ilham olmaya devam eder

  2. Gece saat bes uyuyamadım oksuruk ve tuhaf bir bogaz agrısı,simdi bu röpü okudum.Gözümde yaş boğazım dugum dugum onu dinlemek istemeyen insanlar…Keske Melis’in ellerinden tutup bana tüm hikayeni anlatabilirsin diyebilseydim .Ben onun tüm acılarını çektiği şekliyle dinlerdimBundan sonraki hayat yolunda hep cicekler olsun

  3. Elinize emeginize sağlık.İnsanın ruhunda ve bedeninde açılan yaraların iyileşmesi uzun.Melis yolun açık olsun.En iyi ilacın müzik olmus.Mutluluk muzik başarı ve sağlık seninle olsun.

  4. Ailemden kimseyi kaybetmedim ama doğum günüm olan 17 Ağustos’u yıllarca kutlayamadım ben bile. Melis ve diğerleri hep aklımızda. Kaybedilenler nur içinde yatsın

  5. BU ACI ÇOK BÜYÜK

  6. Çök gerilere giderek boğazımda bir yumru okudum annesini çok güzel bulurdum ve herkes birbirlerini çok seven bir çift derdi ah o günler aynı binada çok sevdiklerimizi kaybettim allah rahmet eylesin kendisine başarılar diliyorum yolu açık olsun………

  7. Müthiş …

  8. Müthiş…

  9. SEVGILI MELIS ÇOK GÜÇLÜSÜN BILIYOR MUSUN. DEVASA SORUNLARIN USTESINDEN GELMISSIN.KUTLARIM SENI.
    ESINLE BIRLIKTE SONSUZ MUTLULUKLAR DILERIM.
    GÜRKAN BEY SIZIN GIBI INSANLARINDA ÇOĞALMASI BU HAYATTAKI DILEKLETIMDEN BIRI. SAGOLUN VAROLUN

  10. Almancı gibi bisey bu demremzede olmak emekli olup ulkeye donselerde onlar hep almanci komsular. Biz enkazdan cikan tum depremzedelerde bu isimle anılıyor oldukça o geceyi unutmamizin imkansiz olduğunu anlayabilirsiniz. En yakin zamanda evlat sahibi olmani dilerim melis yaralarina ve hayata bakisina pozitif cok katkisi olacak. Ic dunyandaki o boşluğu inanilmaz bir sekilde dolduracak .depremzede bir annenin zorluklarini yasayacaksin ama hayatta kalmanin nedeni evladin diyerek onunla iyileseceksin .Sevgiler yolunda basarilar

  11. Ben sizin kadinlarla ilgili yazilarinizi yakin zamandir takip ediyorum. Cok guzel hikayeler bu insanlara hayatlarinda mutluluklar. Kadin hikayelerine devam

  12. Seni tebrik ediyorum. Benim annem 86 yaşında, iki hafta önce öldü ve çok üzgünüm. Sen o Küçücük yüreğinle bu acının üstesinden nasıl geldin? O depremi biliyorum. Ben de İzmit’te yaşıyorum, benim de kızım kendi odasında, kendi yatağında olsa belki de ölmüş olacaktı. Gardrobu yatağının üstüne düştü. O gün eşim, gece vardşyasındaydı ve kızım da benimle aynı yataktaydı çok şükür size çokgüzel bir ömür diliyorum, hoşçakalın

  13. Çok etkilendim,çok büyük bir acı.. aileyi kaybetmek bence atlatılamayan:( mekanları cennet olsun ,Allah rahmet eylesin 🙁 7 yaşında ki o minik kızın artık dayanamıyorum gidiyorum diyişi:(( yani o yaşta gideceğini anlamış olması .. yazarak ifade etmek zor..sevgiler..

  14. bende adapazarında 17 ağustosu yaşamış biri olarak söylüyorum ki allah hiçkimseye birdaha böyle bir acı yaşatmasın inşallah.güzel melisin yolu açık olsun

Yorum Bırak

one × 5 =