Aynur, Adem ve İnci karavanda yaşamaya başladı

Hatırlarsınız bahsetmiştim: Editörümüz Aynur Kabayel, eşi Adem ve minik kızları İnci ile yepyeni bir maceraya atıldılar. Doğanın ortasında, tepesine kadar cam bir karavanda, tam zamanlı yaşamaya başladılar!

Karavan hayatına nasıl adım attıklarını, ailecek yaşadıkları deneyimleri ve bu yeni hayatın sağladığı faydaları konuştuk. Doğada olmak, üçüne de huzur veriyor. Özellikle kızları İnci’nin çocukluğunu doğada geçirecek olması onları çok mutlu ediyor.



Henüz 2 ay oldu. Daha yolun başındalar, onları bekleyen zorlukların da farkındalar. Ama ‘Doğaya temas etmenin tadını aldık bir kere, tüm zorlukları göğüslemeye değer!’ diyor Aynur. Şimdi Beykoz’da bir köyde yaşıyorlar. Önümüzdeki yıl, yollara düşecekler. Ve temelli yerleşecekleri köyü bulmak için bir Türkiye turu yapmayı planlıyorlar.

Aynur ve Adem, ev hissi veren İngiliz tarzı bir karavan seçtiler: Bailey… Ben de gidip gördüm. Son yıllarda karavana olan bu ilgiyi, Star One Karavan kurucularından Murat Temeltaş’a da sordum.

Aynur’a, Adem’e ve İnci’ye bu yeni yaşam tarzlarında bol şans diliyorum. Doğanın içinde buldukları huzur ve özgürlük, yepyeni bir yaşama adım atmak isteyenlere ilham olabilir…

Aynur’cum, alternatif bir yaşam biçimi olarak, karavanda yaşamaya başladınız! Sen, eşin Adem ve 4 yaşındaki kızınız İnci. Tebrik ediyorum. Hayallerinizin peşinden koşmanızı destekliyorum. Bence süper cesur bir karar. Hadi bize her şeyi en baştan anlat: Karavan hayatına geçiş fikri nasıl ortaya çıktı?
-Uzun yıllardır hayalini kurduğum bir şeydi! Ama Adem reddediyordu. “Nasıl yapacağız? Nasıl edeceğiz?” diyordu. Ben pes etmedim. Hiç durmadan anlatmaya devam ettim. Baktım karavana ikna edemiyorum, “Gel o zaman çadır kampı yapalım” dedim. Türkiye’nin farklı yerlerinde pek çok böyle deneyimimiz oldu. İkisi de doğada olmayı çok sevdi. Yine de Adem tam zamanlı karavanda yaşamaya sıcak bakmadı. Sonra hepimizi derinden sarsan deprem felaketi yaşandı. “Hadi çıkalım binadan, karavana taşınalım” dedi. İkiletmedim, hemen karavan arayışına başladık.

Doğaya daha yakın ve mobil olma isteğinizin arkasında yatan ana motivasyon neydi?
-Yaptığımız çadır kamplarıyla anladık ki doğa, insana müthiş şifa veriyor. Doğada olmak üçümüze de inanılmaz iyi geliyor. Dinginleşiyoruz, sakinleşiyoruz. Özellikle İnci acayip mutlu. Ne oteller ne yazlık evler hiçbirinde rahat tatil yapamıyorduk. Çadır kampları, İnci’yle yaptığımız en keyifli tatiller oldu. Kendini oyalayacak pek çok şey buluyordu. Bizim de kendimize vakit ayırabildiğimiz kısa anlarımız oluyordu. Ama İstanbul hayatına ve yoğunluğuna girer girmez, o dingin ruh halinden ışık hızıyla uzaklaşıyorduk. Bu deyimlerden sonra; özellikle bende, artık tam zamanlı doğada olma fikri iyice oturdu. Sonra usul usul Adem’e bu fikri empoze ettim. Olası İstanbul depremi de süreci hızlandırdı, yaşadığımız binadan çıkmak, şehrin keşmekeşinden kaçmak istedik…

Aileleriniz, arkadaşlarınız “durun yapmayın” demedi mi?
-Demez olur mu?! Her kafadan bir ses çıktı: “Delirdiniz mi?! Kışın yapamazsınız, donarsınız!” “İnci’nin okulu n’olacak?” “Ev gibi olmaz!” “Sadece hafta sonları yaşanır, sürekli mümkün değil!” gibi tonlarca şey söyledi insanlar. Bizim de endişelerimiz vardı, hala var. Ama doğaya temas etmenin tadını aldık bir kere, tüm zorlukları göğüslemeye değer. Bir de genciz ya, şimdi yapmayacağız da ne zaman yapacağız? Ondan kork, bundan kork… Nereye kadar!

Peki karavan yaşamına uyum sağlamanız nasıl oldu? Hemen alıştınız mı?
-Adem ve ben ilk günden alıştık. Haftalar sonra, “Evi özlüyor musun” dedim. “Aklıma bile gelmiyor! Sanki yıllardır burada yaşıyormuşuz gibi hissediyorum” dedi. Ben de öyle hissediyorum. İnci ise başlarda tedirgindi. 4 buçuk yıllık hayatında, o da ev konforuna alışmış. Karavana taşınacağımızı söylediğimizde önce kaygılandı. Özellikle bütün oyuncaklarını götüremeyecek olma fikri hiç hoşuna gitmedi. Onunla sakin sakin konuştuk, endişeleri azaldı. Ama karavanda ilk geceyi geçirince, bütün tedirginliği uçup gitti. Şimdi çok çok mutlu, bir yere gitmemiz gerekirse bizimle pazarlık yapıyor. “Gidelim ama uyumayalım. Evimize (karavana) geri dönelim” diyor.

İNCİ HEP TAVUKLARIN, KEDİLERİN PEŞİNDE KOŞTURUYOR… KAHKAHALARLA GÜLÜYOR

İnci’yi karavanda büyütmek nasıl bir deneyim…
-İşimiz biraz daha kolaylaştı. Açık alanda, gözümüzün önünde sürekli koşuşturuyor. Hafta sonları, kamp alanı biraz daha yoğun, arkadaşları var, onlarla oynuyor. Bizim çocukluğumuzdaki gibi bir sokak hayatı yaşıyor. Hafta içi de tavukların, kedilerin peşinde koşturuyor. Kahkahalarla gülüyor. Bize de çok iyi geliyor onun mutluluğunu izlemek… Babasıyla bitkilerle ilgileniyor… Anlayacağın hep meşgul 🙂 Apartmanda yaşarken, çalıştığım anlarda, onunla oynayamayacağımı biliyordu. Odasında bireysel de takılabilen bir çocuk ama yine de evdeki çoğu zamanını yanımda oturarak geçirirdi. Arada parka, sahile götürsem de genelde hayatı okul ve ev arasında geçiyordu. Üzülüyordum tabii… Hafta sonları da her yer kalabalık diye çıkmazdık. En sık yaptığımız aktivite tiyatroya gitmekti. Şimdi her an aktif. Özgür Kız oldu!

Apartmandaki İnci’yle doğadaki İnci arasında nasıl bi fark var?
-İnanılmaz fark var! Bir kere çok hareketlendi. Öz güveni arttı. Merak duygusu daha çok tetiklendi. Kurbağaların neden sinek yediğinden tut da sivrisinek yavrularının nasıl dünyaya geldiğine kadar kafasına takılan her şeyi soruyor. Cevaplarımız tatmin etmezse, anlayıncaya kadar sormaya devam ediyor. Bazen bizim de bilmediğimiz yerden geliyor, birlikte araştıralım diyoruz. Hep birlikte internetten bakıyoruz.

KARAVAN MÜTHİŞ BİR ÖZGÜRLÜK DUYGUSU… DAHA AZ STRES! DAHA ÇOK HAREKET!

Doğanın bu kadar içinde yaşamanın size sağladığı faydalar neler oldu?
-Stres oranımız çok çok düştü. Geçen ay, arka arkaya tatsız olaylar yaşadık. Hem bizi hem ailelerimizi zorlayan süreçlerden geçtik. Evde olsam enerjimi sıfırlayacak, beni tüketecek olaylara “Bu da geçecek!” demeye başladım. Bir de daha çok hareket ediyoruz. Evde, çoğunlukla zamanımı bilgisayar ve telefon başında oturarak geçiriyordum. Sahile inip, yürüyüş yapmak için fırsat bulmakta zorlanıyordum. Ya da üşeniyordum. Şimdi her an dışarıdayım. Bahanem kalmadı, her fırsat bulduğumda yürüyüş yapıyorum. İnci’yle koşuşturuyorum. Yani en büyük faydaları, acayip bir özgürlük duygusu, stresten arınma, hareket etme… Vee tabii birbirimize vakit ayıracak daha çok zamanımız oluyor.

KIŞI HEYECANLA BEKLİYORUZ! KUZİNEMİZDE EKMEK KIZARTIP,
KESTANE PİŞİRECEĞİZ

Karavan hayatıyla ilgili en çok heyecanlandığınız ve en çok endişelendiğiniz şeyler…
-Yaz ayları bizi çok endişelendiriyordu. Üçümüz de sıcak insanı değiliz. Şanslıyız ki kaldığımız yer çok serin. Şehirde, insanlar sıcak ve nemle boğuşurken, biz İstanbul’a yakın bir köyde, geceleri battaniyeyle uyuyoruz. Sadece birkaç gün, gündüzleri sıcak zorladı. O da yüz yılın sıcaklarıydı! Sonbahar ve kışı ise heyecanla bekliyoruz. Kahve eşliğinde yaprakların dökülmesini izlemek, kar manzaralı kahvaltılara uyanmak, kuzine sobamızın başında oturup, ekmek kızartmak, kestane pişirmek… Kar tulumlarını giyip, karda yuvarlanmak… Heyecanımız büyük! Kışın bizi bekleyen fırtınalı günlere, çılgın gibi sallanmalara, su borularının donmasına ise hem psikolojik olarak hazırlanıyoruz hem de şimdiden çözümler geliştirmeye çalışıyoruz.

GÖNLÜMDEN GEÇEN KASTAMONU VEYA SİNOP’TA BİR KÖY BAKALIM GEZİP, GÖRÜP KARAR VERECEĞİZ

Peki karavan yaşamının zorlukları neler? Nasıl baş ediyorsunuz?
-Tuvalet kasetini boşaltmak zor diyemem ama tatsız bir iş. O işi, Adem’e yıktım. Karavanda bulaşık makinemiz yok. Bulaşıklar elde yıkanıyor. Bu tatsız görevse çoğunlukla bende. Zorluklarla baş etmenin en kolay yolunu, iş bölümü yapmakta bulduk.

Gelecek planlarınızı yaptınız mı peki?
-Bu yılı Beykoz’da, bu köyde sabit geçirmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki sene ise Türkiye’yi gezip, temelli yerleşeceğimiz köyü bulmak istiyoruz. Direk bir köye taşınmaktansa her yeri görüp nerenin havası, suyu, insanı bize iyi gelir deneyimleyerek karar vermek bize daha uygun geldi.

Ege mi?
-Yok, hayır. Direk Ege diyemem. Adem, Muğla’yı çok istiyor ama o bölgeye yoğun bir ilgi olduğun için bana cazip gelmiyor. Benim gönlümden geçen Karadeniz. Kastamonu veya Sinop. Bakalım gezip, görüp, yaşayıp karar vereceğiz. Ama İstanbul’la gönül bağımızı kopardığımız kesin.

3+1 EVDEN KARAVANA GEÇTİK, HAFİFLEDİK

3+1 evden, küçük bir karavana geçmek, daha küçük bir hayat kurmak zor olmadı mı?
-Hayır, aksine inanılmaz hafifledik! Benim minimalizmle tanışmam, Corona döneminde oldu. Evdeki eşyalar üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Bir gün işe yarar diye sakladığım şeyler, indirimden alıp asla el sürmediklerim, “Kullanmıyorum ama şunun hediyesiydi” diye diye sakladıklarımın sadece birer yük olduğunu fark ettim. Sonra Türk İşi Minimalizm diye bir YouTube kanalına denk geldim. Başladım sadeleşmeye. Evlenirken bir mecburiyetmiş gibi aldırılan ve hiç kullanmadığım yemek takımını bile hediye ettim. Son geldiğim noktada; evi toplamak için harcadığım zaman azaldı. Daha hızlı hazırlanmaya başladım. Less is more (Az çoktur) felsefesi gerçekten doğruymuş. Az eşya sahibi olmak, hem gün içinde bana zaman kazandırdı hem de seyahat etmeyi ve yaşam tarzımızı değiştirmeyi kolaylaştırdı. Eşyalarla duygusal bağım koptu. Bu da karavan hayatında çok işimize yaradı!

TAŞINABİLİR MODEM OLMAZSA OLMAZIM!

Karavanınızda yanınızda, “Olmazsa olmaz!” dediğiniz eşyalar neler?
-Taşınabilir modem. Çünkü home office çalışıyoruz. Türk kahvesi, pişirmek için cezve ya da makina, kitaplarım… Veee sevdiğim fincanlarım… Minimalleşmek demek, her şeyden vazgeçmek değil. Ben mesela bardak ve fincanlarla aşk yaşıyorum. Beğendiğim bir fincan görünce hoop alıyorum. Karavana taşınırken de onlardan vazgeçemedim. Gerçekten sevdiğimiz ve kullandığımız şeyler burada bizimle.

BAILEY’NİN GÖKYÜZÜ PENCERESİ BİZİM SEÇİMİMİZİ ÇOK ETKİLEDİ

Neden İngiliz tarzı bir karavan seçtiniz?
-Özellikle İngiliz olsun diye yola çıkmadık. Ama ev hayatında alıştığımız bazı konforlardan ödün vermek istemiyorduk. Koltuk ve yatakların rahat olması ilk kriterlerimizden biriydi… Genelde karavanlarda, bizdeki gibi yaylı sistem kullanılmıyor. Sünger oluyor. Bu da uzun vadede sağlık sorunları demek. Duş ve tuvaleti ayrı olsun istedik. Küçük karavanlarda, tuvalet, duş alanının üzerinde oluyor. Birkaç haftalık tatilde idare edilebilir ama tam zamanlıda bizi zorlardı. “Ada yatak” önemliydi, her gün yatak kurup, tekrar toplamak istemedik. Bailey’de ev tipine yakın ocak sistemi ve fırın olması da cazip geldi. Çadır deneyimizden biliyoruz, tek tencerenin sığdığı ocaklar yetmiyor. Ayrıca Sky Window da (gökyüzü penceresi) istediğimiz özelliklerden biriydi. İnternette çok araştırdık. Birkaç marka ve model arasında kaldık. Aradığımız tüm özellikler Bailey, Phoenix 644’te vardı. İlk gidip gördüğümüz karavan, o oldu. Sonra başka karavanlara da baktık ama aklım hep şu andaki karavanımızda kalmıştı. Veee onu aldık.

HEMEN KARAVAN ALMAK YERİNE ÖNCE KİRALAYIN! DOĞADA NASIL HİSSETTİĞİNİZİ DENEYİMLEYİN

Karavan hayatını denemeyi düşünenlere ne tavsiye edersiniz?
-Hemen karavan almak yerine, doğada nasıl hissettiğinizi mutlaka deneyimleyin. Çadır veya karavan kiralayarak kalabileceğiniz kamplar var. Almaya karar verdiğinizde ise tavsiyeyle değil, kendi kriterlerinize göre tercih yapın. Herkesin öncelik ve ihtiyaçları farklı. Bir başkasının memnun olduğu karavan, sizin beklentilerinizi karşılamayabilir. Ama böyle bir hayaliniz varsa mutlaka o ilk adımı atın. Pişman olmayacaksınız. Konfor alanı olarak gördüğümüz evler, hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz teknolojik aletler bizi daha çok esir alıyor. İnsan, gerçekten doğada yaşamaya daha uyumlu bir canlı. Şehir hayatı, karmaşa, kaos, nereye yetiştiğimiz bilmeden koşmak bizi sadece tüketiyor!

Star One Karavan kurucularından Murat Temeltaş:
PANDEMİ VE DEPREM KARAVANLARA İLGİYİ İNANILMAZ ARTTIRDI

Son zamanlarda karavanlara yoğun ilgi var. Talep neden bu kadar arttı?
– Toplumsal birçok sebebi var. İnsanlara şehir hayatından gına geldi. Stres hat safhada. Trafik çekilmez halde. İnsanlar azap çekiyor. Binaların arasında sıkışıp yaşamak istemiyorlar. Her zamankinden daha fazla doğayla iç içe olmak istiyorlar. Pandemi döneminde, karavan hayatına inanılmaz bir ilgi oldu. Deprem gibi afetler de bu ilgiyi katladı. Bu son dönemde; televizyon kanalları, ev dışında, doğada yaşayanların haberlerini de sık sık yapmaya başladı. Haliyle, bu da ev hapsinin dışında bir yaşam seçeneği sunan karavanlara karşı sempatiyi arttırdı. İnsanlar, sığınabilecekleri mobil bir araç edinmek istiyorlar. Karavan tercih ediyorlar, çünkü sayılamayacak kadar çok avantajı var. İlgi günden güne artıyor, ekonomik koşullar bu ilgiyi her ne kadar baltalasa da insanlar yine de karavan satın almaya devam edecekler.

İNGİLİZLER BU İŞİN DUAYENİ. SANKİ KARAVAN DEĞİL DE BİR EV

İngiliz tarzı Bailey karavanları, diğer karavanlardan farklı kılan özellikler neler?
– İngilizler bu işin duayeni. Sanki karavan değil de bir ev gibi… Her türlü konfor ve teknolojinin tam kıvamında birleşimi… İçinizi ısıtan, sizi kucaklayan çok ferah ve lüks alanlar yaratabilmiş, çok köklü bir marka.

Kızınız, oğlunuz ve eşinizle yaz aylarını karavanda geçiriyorsunuz. Siz ailecek ne zamandır karavancısınız? Nesi iyi geliyor size?
– Yaklaşık 10 yıldır çekme karavan tecrübemiz var. Aile bireylerini birbirine bağlayan bir katalizör gibi. Çok samimi, çok gerçek, çok doğal ve çok eğlenceli…

Yorum Bırak

8 + nine =