Ankara’dan Los Angeles’e dijital sanat yolculuğu

Yeni dünyada, geçmişte bilmediğimiz mesleklerin isimlerini duymaya yavaş yavaş başladık.

Data madencisi, blockchain uzmanı gibi meslekler var artık hayatımızda

Sanat da yeni zamana ayak uyduruyor. Artık sadece ressam, müzisyen, tiyatro sanatçısı gibi meslekler, sanatı tariflemeye yetmiyor. Sanat, teknolojiyle buluştukça, yeni isimlerle ifade edilen sanatçılar doğuyor.

Türkiye’den de bu yeni alanlara yönelen isimleri gördükçe çok heyecanlanıyorum

Hele hele aralarında idealist olanlarına ayrı bir saygı duyuyorum.

Onur Can Çaylı.

Teknolojiyle sanatın harmanlandığı bir alanda, mesleğin en güzel örneklerinin yapıldığı Hollywood’da çalışma şansını yaşamış bir üç boyutlu görselleştirme sanatçısı. Bugün izlediğimiz birçok ünlü film ve dizi de onun çalışmaları yer alıyor.
Amerika’ya, ‘Ne zaman ve nasıl geri döneceğini’ planlayarak giden bir sanatçı kendisi. En büyük hayali, doğup büyüdüğü yerde, gelecek nesillere bu işin en tepe noktasında öğrendiklerini aktarabilmek…

Onur Can Çaylı’nın güzel sanatlar lisesinde başlayıp, Hacettepe, San Francisco, LA ve şimdi de Ankara’da devam eden yaratıcılık dolu hikayesini aktarmak isterim sizlere…

ANKARA’DA OLAĞANÜSTÜ GÜZEL BİR ÇOCUKLUK YAŞADIM!

Nasıl bir ailede dünyaya geldin?
-Samimi, sahici ve sevgi dolu bir ailede. Babam, Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi bir otobüs yolculuğunda, annemi gözüne kestirmiş, aşık olmuşlar, evlenmişler ve ben dünyaya gelmişim. Kökleri, köylerinde olan bir memur anne-babanın çocuğuyum. Çiftçilik yerine tahsil yaparak Ankara’ya yerleşmiş bizimkiler. Ama asla köklerinden kopmamışlar.

Peki kendini hatırladığında neredesin?
-Kızılcahamam’da anneannem ve dedemin yanında. Bir iki başarısız bakıcı deneyiminden sonra, beni köye anneannemle dedemin yanına yollamışlar. Sobalı kış günleri… Kangalların sırtında, keçi ağılında uykular. Derelerde yüzmeler, bahçelere dalmalar… Olağanüstü güzel bir çocukluk yaşadım!

ANKARA TÜRKİYE’NİN FİNLANDİYA’SI

Peki ya Ankara? Ankara ne ifade ediyor senin için?
-Beni ben yapan temellerin atıldığı yer Ankara. Ben hem kırsal hem şehir hayatını yaşama fırsatı bulduğum için çok şanslıyım. Ankara benim için her yere yürümektir, evlerde buluşmaktır, üniversite gençliğidir, özgün müziktir. Yurt dışına gidinceye kadar yaşadığım şehrin, her sokağını severim. Türkiye’nin Finlandiya’sıdır, benim evimdir 🙂

YETENEKLİ OLDUĞUMUN FARKINDAYDIM AMA KENDİMİ GELİŞTİRMELİYDİM

Hayal kuran bir çocuk muydun?
-Offf hem nasıl! Kulağımda annemin sesi çınlıyor: “Dünya’dan Onur’a, Dünya’dan Onur’a…” O kadar çok hayal kurardım ki, sanki bu dünyada değil de başka bir alemde yaşıyormuşum gibiydim. Kendimi kapatıp, el feneriyle içinde resim yapıp, hayal kurduğum bir dolabım bile vardı.

İleride ne olmayı hayal ediyordun?
-Özel olarak şu şu diyeceğim bir şey yoktu. Hayal kurmanın sınırsızlığında, zihnimde ne belirirse, orada yaşıyor ve o dünyayı görselleştiriyordum. Yeteneklerim olduğumun farkındaydım, ama onları geliştirmem gerektiğini de biliyordum. Bunun için de çok çalıştım. Her şeyi göze aldım.

EN BÜYÜK ŞANSIM YOL GÖSTERİCİ BİR ÖĞRETMEN VE AİLE DESTEĞİ

Peki hayal ettiğin kişi olabildin mi?
-Bu, kolay cevaplanabilecek bir soru değil. “Hayal ettiğim kişi olabilmekten hiç vazgeçmiyorum” diyelim. Elimden gelenin en iyisini yapıyorum, yaptığım yanlışlarla yeniden öğreniyorum. İnsanız, serüven hiç bitmiyor. Ve ben kendimi hep yeni hayallerle yaşarken buluyorum.

Çizim yeteneğini ilk kim fark etti?
-Ailem. Babam da resim yaptığı için, her zaman onu gözlemler ve taklit ederdim. Beni sonsuz destekledi. Bu konuda eğitim almam gerektiğini, ortaokul müdürümüz aileme önermişti. İnsanın bence hayatındaki en büyük şansı, iyi bir öğretmene, yol göstericiye rastlaması ve ailesinin desteği.

GÜZEL SANATLAR LİSESİ YARATICILIĞIMI KÖRÜKLEDİ

Bir şeyler çizerken neler hissediyorsun?
-Çizim yapmak bu dünyaya geliş amacım gibi hissediyorum. Ve bunun için de hep şükrediyorum. Çizim yaparken zaman algısını kaybediyorum. Fiziksel dünyadan kopup, sadece bunu tecrübe edebilenlerin anlayabileceği bir boyuta geçiyorum.

Yaşıtların kolej sınavlarına hazırlanıp özel hocalardan dersler alırken, ailen seni Güzel Sanatlar Lisesi’ne yollamış. Ne şahane! O okul sana neler kattı?
– Lise hayatıma kadar, “başarılı öğrenci” profiline hiç uymuyordum. Ne zaman güzel sanatlar lisesine giriş yaptım, o zaman kendi özbenliğimi keşfettim. Benimle aynı hayal alemlerinde yaşayan, diğer okullardan gelen tuhaf, hatta sıra dışı diye tanımlanan çocuklarla aynı havayı paylaştım. Çok sağlam bir temel sanat eğitimi aldım. Yaratıcılığımı körükleyici bir ortamda, değerli hocalardan hayat dersleri alarak büyüdüm. Tüm hocalarımın yeri ayrı ama listemin en başında beni lise sınavına hazırlayan çok değerli Çiğdem Durukan, sonrasında rahmetle andığım Ertürk Boyancı gelir.

BU İŞ NEREDE EN İYİ YAPILIYORSA ORAYA YELKEN AÇMAM DOĞAL BİR ÇAĞRIYDI

Üniversiteyi Hacettepe’de okuyorsun: Grafik Tasarımı. Sanat ve teknolojinin buluşması, senin için Hacettepe yıllarına mı denk geliyor?
-Evet. Bilgisayar grafiğiyle, Hacettepe yıllarında tanıştım.

Peki sonra n’oldu…
-Öğrendiklerim, o dönem Türkiye’de kendimi kanıtlamam için fazlasıyla yeterliydi. Ama yeteneklerim ve sonrasında üzerine eklediklerimle, dünya kulvarında, kendimi nasıl konumlandırabileceğimi merak ediyordum. Kısacası bu iş, nerede en iyi yapılıyorsa oraya yelken açmam, maceranın kendisinin verdiği doğal bir çağrıydı. Campbell’in ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ benimkisi…

UZMANLIK ALANIM ÜÇ BOYUTLU GÖRSELLEŞTİRME

Ve ver elini San Francisco…
-Aynen öyle! San Francisco’da, animasyon ve görsel efekt üzerine MFA (Sanat Yüksek Lisans Programı) yaptım. Birçok konuya eğilsem de ana uzmanlık alanım; Konsept tasarım ve 3 boyutlu görselleştirme.

Amerika’daki o ilk yıllarını nasıl anlatırsın? Hemen uyum sağladın mı, yoksa sudan çıkmış balık gibi miydin?
-Ufacık bir valizle, San Francisco’nun göbeğine indim. Müthiş bir şehirdir, tabii inanılmaz etkiledim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, o yaşlarda bir gencin yaşayabileceği, en güzel sudan çıkmış balık tecrübesi diyebilirim! San Francisco, insanı besleyen, insana ilham veren bir yerdir. Ben hedeflediğim başarıya ulaşabilmek için gitmiştim oraya. Zaman ve enerji kaybetmeden, stratejik adımlar attım. Çok mutlu zamanlarım oldu orada. San Francisco’yu ikinci evim olarak tanımlıyorum.

KENDİNİ BU SEKTÖRE ADAMIŞLARIN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN GİTTİĞİ YERE KENDİMİ BULMAK İÇİN GİTTİM

Hedefin neydi peki?
-Hollywood filmlerinde, kendi sanatımı gösterebileceğim bir yer edinmek! Tek hedefim buydu. Çocukluğumda izlediğim Star Wars, Terminator 2, Jurassic Park, Back to The Future, Alien ve buna benzer birçok film, benim hayal gücümü çok genişletmiş, bende, bu alana katkı sağlama isteği doğurmuştu. “Görsel efekt tarihine geçebilecek bir filmde acaba ben de çalışabilir miyim?” sorusuna cevap arıyordum. Kendini bu sektöre adamışların hayallerini gerçekleştirmek için gittiği yere, kendimi bulmak için gittim ben de…

KISMETLİYDİM AMA FIRSATLAR ÖNÜME GELDİĞİNDE DE FAYDALANMAK İÇİN DONANIMLIYDIM

Ve sonra ne oldu ki, sen Hollywood Stüdyoları’yla temaslara başladın? Bu kadar mı yaratıcısın ki adamlar küt diye sana, “Gel bizimle çalış!” dediler…
-Aslında eğitim, kendimi geliştirme ve uygun kanallara ulaşabilme sürecim çok da hızlı olmadı. Öncelikle hünerlerimi sergileyebileceğim profesyonel bir portfolio hazırladım. Stüdyoların tam ne istediklerini anlayabilmek ve bu doğrultuda hazırlanmak bile, bir strateji gerektiriyor. Yarışmalara katıldım. Önde gelen stüdyolarda ya da ödül almış yönetmenlerle, ücretsiz, sadece kendimi geliştirmek için çalıştım. Tuhaf bir şekilde, çok istediğim şeyler her zaman fazlasıyla karşıma geldi. “Kısmetliydim” diye düşünüyorum. Ama önüme geldiklerinde de faydalanmak için donanımlıydım.

BİNLERCE ADAY ARASINDAN DREAMWORKS’E KABUL EDİLEN EN GENÇ TASARIMCIYDIM

DreamWorks’te 3000 başvuru arasından tek seçilen sen olmuşsun. Gerçekten müthiş bir başarı… Çıldırmadın mı mutluluktan?
-Üniversiteden mezun olduktan sonra Sony Pictures ve DreamWorks’le aynı anda iş görüşmesi yaptım. Sony önce davrandı. Bir süre orada çalıştıktan sonra DreamWorks, daha cazip bir teklifle geri geldi ve işe alındığımı söyledi. Çok uzun süredir, okuldan yeni mezun birini işe almadıklarını ve çalıştığım departmanda en genç kişi olduğumu sonradan öğrendim. DreamWorks’e girmek isteyen okullardaki diğer öğrencilere, benim portfolyomu gösterdiklerini anlattılar.
O kadar kişi arasından seçildiğimi öğrendiğimde, gözlerimden yaşlar boşaldı. Hayatımda mutluluktan, ilk defa orada ağladım.

KÜLTÜREL ALTYAPIM AVANTAJIM OLDU

Peki sen kendi yeteneğini nasıl tarif edersin? Güçlü olduğun yerler neresi?
-Çok kalıplaşmış bir tarzım yok. Her projeye ve tarza kolayca uyum sağlayabilmem, çalışabileceğim iş yelpazesini geniş tutuyor. Kültürel altyapımı, bize ait olan değerleri bir alternatif gibi sunmam, yönetmenlerin hoşuna gidiyor. Çünkü alışık oldukları bir şey değil. Ben Türk olmayı bir avantaj haline getirmeye çabalıyorum, sunduğum farklı boyutlarla. Farklı düşünüp, farklı yorumlayabiliyorum. Ama tabii aynı zamanda evrensel bir bakış açısıyla yapmaya çalışıyorum bunu. Güçlü tarafım, konsept fikirlerim. Hem iki boyutlu hem de üç boyutlu olarak aynı derecede yansıtabilmem değerli bulunuyor.

BAŞARAMAZSANIZ KAPIDA BEKLEYEN ÇOK FAZLA KİŞİ VAR

Peki seçildikten sonra nasıl bir dünyanın içinde buldun kendini? Zorlukları neydi?
-Sektördeki en iyilerle beraber çalışıyorsunuz. Okuldan yeni çıkmışsınız. Her konuda tecrübesizsiniz. İşinizin kalitesini sürekli istenilen seviyede tutmak ve sizden tecrübeli kişilere kendinizi kanıtlamak için bir uğraş içindesiniz. Eğer iş sonuçlarınız istedikleri gibi olmazsa, kapıda o şansı bekleyen çok fazla kişi var. Bu baskı yorucuydu tabii.

Hayal gücü geniş, çizimi iyi, yaratıcı bir Türk gencin, Amerika’da başarılı olabilmesinin yolu ne? Buradaki güzel sanatlar liseleri ve üniversitelerin grafik bölümleri yeterli mi?
-Dünyanın hiçbir yerinde aldığınız eğitim, tek başına yeterli değil. Üstüne, mutlaka kendiniz tecrübe kazanarak ekleme yapmanız gerekiyor. Yaptığınız işe aşık olmanız, yeteneğinizi geliştirmek için uygun adımları atmanız, insanlarla iyi ilişkiler kurabilmeniz, sadece Amerika’da değil, dünyanın her yerinde size kapıları açar.

BANA İLHAM VEREN FİLMLERDE ÇALIŞABİLMEK VE BAŞKALARINA İLHAM OLABİLMEK MÜTHİŞTİ!

Peki insanın, çocukluğunda izlediği filmlerin içine düşmesi nasıl bir duygu? Spider-Man’i izlemekle, Spider-Man ekibinde çalışıyor olmak arasındaki fark nasıl?
-Valla zaman zaman, “Acaba bir hayalin içinde miyim?” diye sorduğum çok oldu kendi kendime. Ama bana ilham veren bu filmlerde çalışabilmek ve başkalarına ilham olabilmek müthişti! Tabii aynı zamanda inanılmaz büyük bir emek.

Büyük ekiplerle çalışmak, bitmez tükenmez bir rekabeti de beraberinde getiriyor mu?
-Ekibin içerisinde çok fazla rekabet olmuyor. Genelde uyumlu çalışacağınız ortamlar yaratılıyor. Düzeni bozabilecek kişiler, zaten tercih edilmiyor. Asıl rekabet, iş başvuruları sırasında yaşanıyor. Belli bir tecrübeniz varsa, geriye kalan, size kimin referans olduğu. Sadece işini iyi yapmak değil. Belki ondan daha önemli olan iş ahlakınız, disiplininiz ve ekiple ne kadar iyi anlaşabildiğiniz…

TERMINATOR’DEN GAME OF THRONES’A SANAT KARİYERİ

İnsanlar seni, “Game Of Thrones” dizisi için yaptıklarınla tanıyor ama öncesinde de pek çok ünlü film de görev aldın, hangileri onlar?
-Spider-Man, Man in Black 3, Marvel vs. Capcom, Terminator, Avengers Age of Ultron, Ant-Man, Unbroken, The Hunger Games, Point Break, The Last Ship, Stranger Things. Bu projelerde 3D görselleştirme sanatçısı olarak görev aldım.

Game Of Thrones’da, Akgezenler’in tasarımında çalıştın sanırım. Hatta, onların kralının tasarımı da sana aitmiş, doğru mu?
-Game of Thrones projesinde birçok sahnede çalıştım. Ama evet, en akılda kalan ve benim uzmanlık alanımı gösterdiğim Akgezenler sahnesi oldu. Kralın tasarımını üstlendim. O kadroda, 3 boyutlu konsept tasarımcısı olarak görev aldım. Ama ekibin içerisinde bu karakterin ortaya çıkmasında birçok sanatçı çalıştı. Bana ait bir tasarımdan çok, “tasarım ekibinin içerisinde yer alan sanatçı” dersek daha doğru olur. Aksini söylemek, benim üstümde yer alan supervisor’lara, sanat yönetmenlerine ve katkıları olan diğer kişilere büyük haksızlık olur.

ÖLÜLER ORDUSUNU NASIL MI TASARLADIM

Peki ölülerden oluşan bir ordunun kralını tasarlarken, nelerden ilham aldın?
-İşe başlamadan önce, her zaman ilham alacağım referanslar toplarım. Bir karakterin, insanlar üzerinde istediğim etkiyi bırakması için daha önce kendini kanıtlamış korkunç veya etkili karakterleri araştırırım. Neden ve nasıl insanları etkileyerek zamanın ötesine geçmeyi başardığını incelerim. O işte de öyle yaptım. Tüm sanatçıların işlerinden ya da etkili görsellerden mutlaka esinlenir, onları başka bir yorumla tekrar sunarım.

BEN ŞANSLIYDIM! AİLEM, “NE YAPMAKTAN KEYİF ALIYORSAN, ONU YAP!” DEDİ

Sen, yaptığın işi nasıl tarif ediyorsun? Allah korsun… Öldün diyelim… Öteki dünyada sordular, “İşin neydi dünyada?” Ne diyeceksin? “Sanat yaptım” mı?
-Acayip bir işe, acayip bir soru! Harika! “Bana verileni kabul ettim. Elimden geldiğince geliştirdim. Yeteneğime ihanet etmedim. Bunca acının yaşandığı dünyada, insanları bir saniye de olsa dertlerinden uzaklaştırmaya, birbirleriyle ortak bir nokta bulmalarını sağlamaya çalıştım. Kalemimi kullandım. Sanat yapmadım, yapmaya çalıştım.

Sen aslında çocukken sevdiğin şeyi hala yapıyorsun di mi?
-Aynen öyle! Boya kalemini elime alıp çizdiğim resimleri hala hatırlıyorum. O anda yaşadığım özgürlük ve bu dünyadan kopma hissini, şu anda da yaşıyorum. Bu uçuşu da çok seviyorum.

Genelde çocukken, yaratıcılığımız budanıyor. Seninki nasıl budanmadı?
– Ben şanslıydım. Ailem, “Ne yapmaktan keyif alıyorsan, onu yap!” dedi. Baskı yapmadı. Hayallerimi budamadı. Ama hayallerimi budamak isteyen öğretmenlerim oldu. Yine de vazgeçmedim. Kendini en iyi hissettiğin yerden seni koparmak isteyenler hep çıkıyor. Kendimize ve yeteneğimize sadık kalmamız, özgüvenli olmamız ve pes etmememiz gerekiyor.

AMERİKA’YA GİDERKEN ASIL HEDEFİM GERİ DÖNMEKTİ

E peki, madem her şey bu kadar güzel ilerliyordu, neden Türkiye’ye döndün?
-Valla, Los Angeles’ta yaşıyordum, Hollywood’da, film sektöründe özel bir iş yapıyordum. Kariyerimin zirvesindeyim. Dönmek istedim çünkü, “Orada kalacağım!” diye gitmemiştim. Ben Amerika’ya, daha büyük planlarımı beslemesi ve beni olgunlaştırması için gittim. Asıl hedefim, orada öğrendiklerimi Türkiye’ye dönüp öğretmekti. Ve bu birikimle Türkiye’de özgün projeler yapabilmekti. Benim ailem, köklerim, alışkanlıklarım ve özüm burada. Bunlardan vazgeçme fikri beni mutsuz eder.

HEDEFİM; SANAT ÖĞRETMEK, ÖĞRENDİKLERİMİ GENÇ İNSANLARLA PAYLAŞMAK

Eşin ve çocuğunun bu kararında etkisi oldu mu?
-Her zaman dönmek istiyordum ama bir türlü oradan kopamadım. Tekrar hayallerimin peşine düşme cesaretini, sevgisiyle ve güzel ruhuyla bana hatırlatan eşim oldu. O dönemde ve şu anda sahip olduğum her şeyin mimarı her daim elimden tutan, sırtımı okşayarak bana umut veren eşimdir. Orada evlendik ve Türkiye’ye gelme planını beraber yaparak yeni bir maceraya yelken açtık. Kızımız Türkiye’de doğdu. Amerika’dayken, sadece 3 hafta izin alıp, senede bir kere görebildiğim benim için çok değerli olan ailemle de artık beraberiz. Herkes için doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum. Benim için hayatta, aile içinde atılan kahkahalar ve öpüşmelerden daha değerli bir şey yok. Kızım da bu şekilde büyüsün istedim. Bir de tabii idealist sebeplerim var. Öğretmenliğin, sanat gibi manevi tarafı yüksek bir kavramla birleşmesini çok önemsiyorum. Bundan sonraki hedefim; sanat öğretmek, öğrendiklerimi genç insanlarla paylaşmak.

AMACIM; DİJİTAL SANATLAR OKULU KURMAK, SANAT YAPMAK İSTEYEN GENÇLERE YARDIM ETMEK

Hayalin ne? Bu ülkede neyin değişmesini istiyorsun?
-Türkiye’deki eğitim hayatımda, kreşten üniversiteye kadar, tanıştığım birçok üstün yetenekli arkadaşımın, destek görmemesinden, gerekli eğitimi alamamasından ve yaratıcı ortamlarda bulunamamasından dolayı köreldiklerini gördüm. Benim inancıma göre, herkes dünyaya farklı yeteneklerle geliyor. Doğru bir eğitim sistemiyle, bu özellikteki çocukların ufak yaştan doğru yönlendirilmesi gerekiyor.
Sanatçının, kültür mirasının devamı ve bir toplumun kendisini ifade etmesi için bir hayat damarı olduğu bilincinin yerleşmesi gerekiyor. Aileler ve eğitim kurumları sanatsal hassasiyete sahip gençlerin uğraşlarını desteklemeli. Ben derslerimde ve konferanslarımda bu konulara değiniyorum dilim döndüğünce. Sanat yapmak isteyen gençlere yardım etmeye çalışıyorum. Hayalim, kendi vizyonumu aktarabileceğim bir stüdyo formatında, öğrencilerimle beraber öğrenerek filmler yapabileceğim bir dijital sanatlar okulu kurmak.

Şahaneymiş! Türkiye’de gençlerin dijital sanatlarda başarılı olabilmesi için yapılması gerekenler neler?
-Dijital sanatlara geçiş yapmadan önce sağlam bir temel sanat eğitimi almaları gerektiğini düşünüyorum. Kağıda, kaleme, fiziksel malzemelere hakim sanatçıların, dijital platformda da başarılı olduklarını gördüm. Öncelikle okuma alışkanlığını kazanmalılar. Dünyayı ve farklı kültürleri tanımak için seyahat etmeliler. Güncel sanat anlayışlarını takip etmeliler. Aynı ya da farklı düşüncelere sahip başka sanatçılarla fikir alışverişi yapmakta bir hayli önemli. Hayatı farklı pencerelerden görebilmek için, monitör başından kalkıp, yaşayarak görsel ve duygusal kütüphanelerini doldurabildikleri kadar doldursunlar. Hayatın tüm renklerini resmimizde kullanabilmek için boya paletimizi zenginleştirmeliyiz. Ancak bu şekilde farklı tonlar elde edebiliriz.
Renkler tuvalde, üç boyutta, monitörde aynıdır. Evrenseldir.

“SÜREKLİ ELEŞTİRMEK YERİNE, NASIL KATKI SAĞLAYABİLİRİM?” DEMEK DAHA YAPICI OLACAKTIR

Türkiye’de gerçekleştirilen 3D animasyonları nasıl buluyorsun?
-Türkiye’de çok başarılı sanatçılar ve stüdyolar var. Çoğuyla tanışıyorum ve emeklerine sonsuz saygı duyuyorum. Animasyon yapmak hiç kolay bir uğraş değil. Hele ki insan kaynağının az, müşterinin konuya uzak, bütçelerin düşük ve yaptığınız işin anlaşılamadığı bir ortamda… Bu projeler denenmese, hatalar yapılmasa, ilerideki kuşaklar için nasıl daha iyisini oluşturulabiliriz? Türkiye’nin gelecekte bu pastadan daha büyük dilimler alacağına inanıyorum. “Sürekli eleştirmek yerine, nasıl katkı sağlayabilirim?” diye adımlar atmak daha yapıcı olacaktır.

Yorum Bırak

three × two =