Amacımız erken doğan bebekleri ve ailelerini desteklemek!


Şimdi de sizi çok donanımlı bi kadınla tanıştırmak istiyorum: İlknur Okay
Türkiye’de erken doğan bebekler için çalışan ilk dernek olan El Bebek Gül Bebek’in başkanı, aynı zamanda da kurucularından biri…
.
Şu anda doktor olamaya hazırlanan 20’li yaşlarındaki kızları, henüz otuz haftalıkken, prematüre olarak doğuyor.
.
22 haftalık hamileyken, erken doğum riskiyle hastaneye yatırılan Okay, “Acaba ben neyi yanlış yaptım da böyle oldu?” diye kendini suçluyor. Suçluluk duymak, ne yazık ki prematüre annelerin ortak duygularından biri. Bilinmezliklerle dolu, çok zor 50 gün geçiriyor.
.
Bebekleri dünyaya geldiğinde ise, onları koklayamadan, dokunamadan kuvöze alınıyor. Bir ay orada kalıyorlar. O dönem, tahmin edeceğiniz gibi, korku, kaygı, endişe ve pek çok duygu tavan yapıyor. Kendini çok yalnız hissediyor, hiçbir prematüre annesine ve kaynağa ulaşamıyor. Oysa, aynı yollardan geçen bir annenin, “Yanındayım, merak etme, ben de senin gibiydim ama geçecek!” demesine çok ihtiyacı oluyor.
.
Tam da bu sebeple, kendisi gibi prematüre bebek sahibi olan annelerle birlikte, 2008’de El Bebek Gül Bebek Derneği’ni kuruyorlar. Bebek yoğun bakım ünitesi kapısında çaresiz bekleyen annelere “Bu da geçecek!” diyorlar. Ve hayata biraz dezavantajlı başlayan bebeklerimize destek olmak için çözümler üretiyorlar. Müthiş işler yapıyorlar kısaca…
.
Dernek olarak, prematüre bebeklerin sağlıklı gelişimi için, dünyada da örnekleri olan nestler ve kuvöz örtüleri geliştiriyorlar. Sonra Yataş’la güçleri birleştirip hastanelerin yoğun bakım ünitelerine, prematüre bebeklerin ve annelerinin hayatını kolaylaştıracak bu ürünleri bağışlıyorlar. Hem derneğe hem de Yataş’a kocaman bir alkış…
.
Prematüre annelere ve bebeklerin gelişimine verdikleri destekler öyle kıymetli ki, hepsini detaylı olarak size anlatmak istedim. Pardon hiç bi şeyi kısa anlatamıyorum. İlknur Okay’la röportajımızın devam postu da gelecek.

Kutluyorum! El Bebek Gül Bebek Derneği olarak, yıllardır prematüre bebekler ve aileleri için çok değerli şeyler yapıyorsunuz. Şimdi Yataş’la güçleri birleştirdiniz. Hastanelerin yoğun bakım ünitelerine, prematüre bebeklerin ve annelerinin hayatını kolaylaştıracak ürünler bağışlıyorsunuz…
-Çok teşekkürler. Gerçekten de severek, canla başla çalışıyoruz. Biraz olsun faydamız oluyorsa ne mutlu bize…

El Bebek Gül Bebek Derneği, ne zaman, hangi gerekçeyle kuruldu?
-2008’de erken doğan bebekler ve ailelerini desteklemek amacıyla kuruldu. Prematüre bebek sahibi olmak, aileler için pek çok bilinmezlikle dolu. Bu süreçte, onların yanında olmak ve hayata biraz dezavantajlı başlayan bebeklerimize destek olmak istedik.

Siz, kendinizi de pek çok konuda yalnız hissettiğiniz için başka prematüre annelere ve bebeklere destek mi olmak istediniz?
-Aynen öyle! Ben doğum yaptığımda hiçbir prematüre annesine veya kaynağa ulaşamadım. Oysa, aynı yollardan geçen bir annenin, “Yanındayım, merak etme ben de senin gibiydim ama geçecek” demesine çok ihtiyacım vardı. Büyümüş bir prematüre çocuk görüp umutlanmayı çok isterdim.

Üyelerinizin çoğunluğu prematüre bebek annesi mi?
-Evet. Ama bütün prematüre bebek anne ve babaları, bizim doğal üyemiz aslında. Bize her zaman ulaşabilir ve destek isteyebilirler. Bizler, erken doğan bebeklerin doğum anından itibaren, bütün gelişim süreçleri boyunca, ihtiyaçları olan tıbbi bakım, psikolojik ve gelişimsel destek alabilmeleri için çaba gösteriyoruz. Bu amaçla hem bireysel hem de toplumsal düzeyde onların savunuculuğunu yapıyoruz.

22 haftalık hamileyken, erken doğum riskiyle hastaneye yatıyorsunuz. 50 gün sonra ikizleriniz dünyaya geliyor. 30 haftalıkken… 50 gün boyunca yaşadıklarınızı nasıl anlatırsınız…
-Çok zordu… Her gün onları kaybetmekten korktum. “Acaba ben neyi yanlış yaptım da böyle oldu?” diye kendimi suçladım. Doğumu durdurmak için bana verilen ilaçlar nedeniyle çok sıkıntı çektim. Bir taraftan da “Acaba bu ilaçlar bebeklerime zarar verir mi?” diye endişelendim. Çok yoğun duyguların olduğu, bilinmezliklerle dolu, çok zor zamanlardı.

Nasıl bir psikolojidir prematüre annenin psikolojisi?
-Bizim yaptığımız ve 500 prematüre annesinin cevap verdiği araştırmamız, annelerin yüzde 80’inin erken doğum nedeniyle kendini suçlu hissettiğini gösterdi. Ayrıca depresyon ve anksiyete de zamanında doğum yapan annelere göre 2,5 kat fazla görülüyor. Doğumun doğal bir kavuşma anı olması gerekiyor. Oysa, erkek doğumda, siz bebeğinize daha dokunamadan, onu alıp yoğun bakıma götürüyorlar. Bu da anneyi travmatize ediyor haliyle. Hatta, erken doğuma almaları gerektiği haberinin bile anneye çok dikkatli verilmesi gerek. O anlarda yaşananlar annenin aklından ömür boyu çıkmıyor.

Hamilelik sürecinden sadece 2 fotoğrafınız varmış… Gerisi yatarak mı geçti?
-Evet, yatarak geçti. Mesela ben, hiç hamile kıyafeti giyemedim. Doğumda bebeklerimi koklayamadım. Normal bir lohusa gibi dinlenemedim. Oysa, insan hamile kaldığında hayalleri, beklentileri oluyor. Erken doğumla birlikte, önce koca bir boşluk hissi geliyor, sonra da çok ama çok korku ve endişe.

“Yere basarsam bebeklerimi kaybedebilirim!” Bu nasıl ağır bir “sorumluluk” anne için? Dahası, yere basmasa da birtakım sorunlar yaşayabilir…
-Tabii, anne sanki her şeyi kontrol edip, bebeğini koruyabilirmiş gibi düşünüyor. Halbuki bizim dışımızda o kadar fazla etken var ki. Evet, erken doğum için bazı riskli gruplar var ama pek çok anne de ortada hiçbir sorun yokken prematüre doğum yapabiliyor. Maalesef henüz dünyada prematüre doğumları sıfıra indirebilecek bir yöntem yok.

Sizin aklınızdan neler geçiyordu?
-Ben hep “Benim yüzümden” diye düşündüm. “Acaba şöyle yapsaydım ne olurdu veya bunları yapmasaydım ne olurdu?” Elbette ki bunlar sağlıklı düşünceler değil. Bir de “Ya onları kaybedersem, yaşamazlarsa?” diye çok korktum.

Bu süreçte size en çok kim destek oldu?
-En çok desteği annem, babam ve eşimden gördüm. Zaman zaman, onlar da ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Benim üzüntüm, ağlamalarım onları da çaresiz hissettiriyordu. Biz bu noktada prematüre bebek ebeveynlerinin yakınları ve arkadaşlarını da bilinçlendirmeyi hedefliyoruz. Araştırmalar gösteriyor ki, sosyal destek bu anne baba için çok önemli. “Bebek nasıl?” veya “Sütün var mı?” gibi sorular yerine “Sen nasılsın? Ben senin için ne yapabilirim?” gibi sorular hem duyguları daha kucaklayıcı hem de daha destekleyici.

Doğum başladığında neler hissettiniz? Ağır basan duygular hangisiydi?
-Bebeklerim için çok korktum ve ağlayarak ameliyathaneye gittim. Doğum sonrası ayılırken videomu çekmişler, ilk sorduğum soru, “Bebeklerim iyi mi?” olmuş. İnsan o anda bilinci tam olmasa da sadece bebeklerini düşünüyor, asla kendisi aklına gelmiyor.

Peki bebeklerinizi ilk gördüğünüz anda neler hissettiniz?
-Yoğun bakım ünitesine gittiğimde pek çok kuvöz vardı. İçinde benim kızlarımın olduğunu söyledikleri iki kuvözü bana gösterdiler. Kızlarımın damar yolu açıktı. Burunlarına beslenme sondası takılmıştı ve oksijen veriliyordu. Çok narin ve kırılgan görünüyorlardı. Birisi ağlıyordu. Ama o kadar küçüktü ki sesi bile çıkmıyordu. Onu kucağıma alıp avutamadığım, acısını gideremediğim için kendimi çok kötü ve çaresiz hissettim. Önce hayati tehlike için 72 saat beklememiz gerektiğini söylediler. Her dakikasını saydım. Sonra gün be gün, neler olduğunun bilgisini verdiler. Yoğun bakım çok inişli çıkışlı bir süreç. 5 dakikada bile her şey iyi veya kötüye doğru değişebilir. Hayatımın belki de en çok sabretmem gereken dönemi oldu. Sürekli süt sağıyordum, bir kısmı hastaneye gidiyordu; fazla sütümü de dondurucuya koyuyorduk. Onlar için tek yapabileceğim şey, süt sağmaktı o dönemde. Her doktor görüşmesini yüreğim çarparak bekledim. İyi haberler almak için dua ettim. O kadar paniktim ki aynı soruyu doktora dört kez sorduğumu hatırlıyorum. Ne anlattığını panikten anlayamıyordum bile.

Doğumdan sonra hemen kucağınıza alabildiniz mi? Yoksa doğar doğmaz kuvöze mi alındılar?
-Hayır, maalesef hiç kucağıma alamadım. Kanguru bakımı da yapamadım. Ancak bir ay sonra kuvözden çıktıklarında, onları kucağıma alabildim. Şimdi bile hatırlayınca kendimi kötü hissediyorum. Keşke mümkün olsaydı da kanguru bakımı yapabilseydim, ziyaret saatleri olmadan istediğim zaman ve istediğim kadar bebeklerimin yanında kalabilseydim. Onlara da bana da daha iyi gelirdi, eminim. Bu yaşadıklarımız nedeniyle, dernek olarak da sıfır ayrılık politikasını destekliyoruz. Yani anne baba bebeğin ziyaretçisi değildir, onların ebeveynidir. Bebeklerini istedikleri sıklıkta ve sürede görebilmeleri gerekir. Elbette kanguru bakımı veya ten tene temas için bebeğin sağlık durumu gözetilmelidir ama baktığınızda çalışmalar hem anne hem bebek için ten tene temasın önemini vurgulamakta.

Peki bebekleri, hastanede bırakarak taburcu olmak nasıl bir travma?
-Korkunç! İnanılmaz travmatik. Hele telefonun çalması… Her telefon, “Acaba hastaneden bir haber mi var? Kötü bir şey mi oldu?” korkusu yaratıyordu. Ailemiz ve arkadaşlarımız da “Geçmiş olsun” mu desinler, “Bebeğiniz doğdu, gözünüz aydın” mı desinler? Onlar da ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Tam Araf’ta bir durum. İnsanın sabrı ve umudunun sınandığı zor günler.

Bu zor süreçte özellikle annelere psikolojik destek veren birileri var mı?
-Maalesef sistemli olarak yapılan bir destek yok. Biz dernek olarak, anne-baba ruh sağlığının önemine dikkat çekiyor, bu konuda çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Anne-babalara psiko eğitimler veriyoruz, gönüllü anne ağımızla bireysel olarak da destek sağlıyoruz. Özellikle doğum sonrası depresyon ve anksiyete riski arttığı için erken doğum yapan her annenin, bu tanılar açısından uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

BESLENME KADAR UYKU DA ÖNEMLİ PREMATÜRE BEBEKLER, GÜNDE ORTALAMA 15-22 ARASI SAAT UYUR

Prematüre bebeklerin, aslında anne karnında olması gereken gelişimlerini tamamladıkları yer yoğun bakım ünitesi, değil mi?
-Evet öyle. Organ gelişimleri, büyümeleri, hepsi göz önünde gerçekleşiyor. Nefes almalarının sağlanması, beslenmeleri, çeşitli gelişim kontrolleri, bunların zamanında yapılması; gerekiyorsa müdahale edilmesi çok önemli. Bu bebeklerin sakin ve huzurlu bir ortamda uyuması da gelişim ve büyümeleri açısından çok değerli.
Beslenme kadar uyku da önemli anladığım kadarıyla. “Uyusun da büyüsün” doğru o zaman…
-Kesinlikle çok önemli! Prematüre bebekler, günde ortalama 15-22 saat arası uyurlar. Doğumdan sonraki ilk günlerin büyük bir kısmını uykuyla geçirirler. Bu nedenle sessiz, güvenli uyku ortamı oluşturulması, prematüre bebeklerin sağlıklı gelişimi için büyük önem taşır. Anne sıcaklığını hissederek bebeğin sakinleşmesi, daha kolay uyumasına yardımcı olur.

“Uykunun Mucizesi ile Büyüyen Mini Kahramanlar” projesi nasıl doğdu?
-Dünyaya baktığımızda, bebeklerin kendilerini kuvözde daha güvende hissedebilmesi için “nest” adı verilen özel minik yatakçıklar olduğunu biliyoruz. Ünitelerde de hemşirelerimiz, çarşaf ve havlularla nest benzeri yatakçıklar yapıyor. Ancak biz bunu standardize etmek istedik. Hemşire ve doktorlarımızla görüşerek, bebeklerimizin ihtiyaçlarına uygun nest’leri projelendirdik. Aynı şekilde sessiz uyuma için de kuvöz örtüleri kullanılmakta. Bu şekilde ünitedeki sesler ve ışığın bebeğe gelişi azaltılmakta ayrıca etraftaki hareketleri görmemesi sağlanmakta. Bahsettiğim gibi yine doktor ve hemşirelerimize danışarak, en ideal olduğunu düşündüğümüz kuvöz örtüsünü de projelendirdik. Tüm Türkiye’deki ünitelerimize göndermeye başladık. Ama tabii yetişemedik! Bu noktada, Yataş’ın desteğiyle başlattığımız proje, bizim için bir umut oldu. Artık çok daha fazla bebeğin güvenli uyku ortamını sağlayabileceğiz.

YATAŞ’IN DESTEĞİYLE PREMATÜRE BEBEKLERE GEREKEN ÜRÜNLERİ ÜRETİYORUZ VE YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNE GÖNDERİYORUZ

Yataş’ın projenizi sahiplenmesi ne kadar kıymetli?
-Çok çok kıymetli! Böylelikle çok daha fazla üniteye nest ve örtülerimizi ulaştırabileceğiz. Ünitede hijyen çok önemli. Bu ürünler, sık sık ve yüksek sıcaklıkta yıkanıyor. Haliyle yıkandıkça eskiyor, yenilerinin gitmesi gerekiyor. Yataş’ın desteği bizim için sürdürülebilirlik de sağlıyor. Prematüre bebeklerimize ve projemize gerçekten gönlünü verdi Yataş. Böylelikle çok sayıda ürünün üretimine başlayabildik.

Başka ne desteklerde bulundu…
-Yataş, bize yüzde 100 pamuklu kumaşlarından verdi, ayrıca nakdi bağışta bulunuyor. Biz de nest ve örtülerin üretimini yapıyoruz. Ek olarak bize bağışladıkları Juno yatakları, anne-bebek uyum odalarına gönderiyoruz. Prematüre bebekler taburcu olmadan önce, birkaç gün anne-bebek uyum odasında, anneleriyle kalıyor ve böylece ünite dışındaki yaşama adapte olmaya çalışıyor. Juno’nun ergonomik yapısı ve güvenlik bandının, minik bebeklerimiz için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Kuvöz sürecinde, sağlıklı uyku için bu destekler sağlanmazsa, bu bebekler ileride sorun yaşayabiliyor mu?
-Bebek, rahimde sınırlanmış olarak yatar. Yani elini hareket ettirse, amniyon kesesine değer. Anne rahmi tarafından korunduğu için, kendini güvende hisseder. Kuvözdeki bebek, etrafında onu sınırlayan bir şey olmazsa, kendisini güvende hissedemez ve sıçramalar başlar. İşte hazırlanan Nest’ler, bebekleri tekrar anne rahminin verdiği güven hissini yaşatmakta. Prematüre bebekler, sinir sistemleri yeterince gelişemeden doğdukları için etraftaki uyaranlar onlara çok fazla gelebilir. Bunlar da ileride duyusal birtakım hassasiyetlere yol açabiliyor.

Allah bağışlasın, şimdi kızlarınız 20’li yaşlarındalar ve doktor olmaya hazırlanıyorlar… Ne mutlu size… Onlar bu hikayeleri dinleyince neler hissediyor?
-Yaşadığım zorlukları anlayabiliyorlar. Hayata dezavantajlı başlamış olsalar da sağlıklı bireyler olarak yetiştikleri için çok şanslı olduklarını düşünüyorlar. Ayrıca dernekte gönüllü olarak çalışıyorlar. Birbirimize destek olmanın ve kendi geçtiğimiz zor yoldan geçen başka birinin elini tutmanın, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Onlar da hep bu bilinçle büyüdü.

Prematüre bebeklerin ortak özellikleri var mıdır? Yüksek sesten rahatsız olmak? Ya da sıkışık uyumayı sevmek gibi…
-Evet, bunlar annelerden aldığımız geri bildirimler. Ses, ışık ve benzeri uyaranlara karşı daha hassas olduklarını ben de gözlemliyorum. Küçükken, özellikle bize normal gelebilecek uyaranlar, onlarda ani irkilmeler yaratabiliyor. Yüksek ses çok korkutabiliyor. Giydikleri giysiler rahatsız edebiliyor.

Siz, işletme okudunuz. Kızlarınızın erken doğumundan sonra psikoloji master’ı yaptınız. Şu anda da psikoloji doktorası yapıyorsunuz. Anne ruh sağlığıyla ilgileniyorsunuz. Müthişsiniz! Tüm bunlar niye?
-En büyük motivasyonum, insanların benim yaşadığım zorlukları yaşamamaları. Yaşıyorlarsa da kendilerini yalnız hissetmemeleri. Ben her şeye rağmen, şanslı olarak bu süreci atlattım. Diğer annelerin de en az benim kadar şanslı olmasını istiyorum. Eğer birbirimize, “Düşersen, ben tutarım” diyebilirsek, “Ben yanındayım” diye destek olabilirsek, zorlukları aşmak daha kolay olacaktır.

Erken doğumlarda anne sütü geliyor mu? Emzirme süreci nasıl oluyor?
-Erken doğumdan sonra, insan hiç inanamıyor ama evet, anne sütü geliyor. Ben hiç sütümün geleceğine inanmamıştım. Ama geldi. Hem de bol bol. Buradaki en büyük zorluk, sağmak zorunda olmak. Bebeğiniz ememediği zaman, onun kokusuna hasret olduğunuz zaman, süt üretimi biraz azalıyor tabii. Burada annelere tavsiyem, kararlılıkla sağmaya devam etmeleri. En fazla 3 saatte 1, her iki memeyi de boşaltmak. Meme ucu bakımını ihmal etmemek. Bol su içmek. Dinlenmek. Bir de umutlu, olumlu düşünmek. Yoğun bakım sürecinde, fazla gelen sütünüzü dondurucuya koymak ve sütünüz yetmemeye başladığında, onları bebeğinize içirmek iyi oluyor. Diğer bebekler için altın değerinde olan anne sütü, erken doğan bebekler için çok daha değerli. Çünkü içinde bebeğinizin bağışıklığını oluşturacak antikorlar taşıyor. Mucizevi olarak sütünüzün içeriği, doğum yaptığınız haftaya göre değişiyor. Yani örneğin; 30 haftalık doğum yapan bir anneyle, 34 haftalık doğum yapan bir annenin süt içerikleri aynı değil. Kendi bebeğinin ihtiyaçlarına özel.

Bir de “gönüllü anne ağınız” var. Bunu da çok kıymetli buluyorum…
-Erken doğum yapan annemizi, benzer haftada doğum yapmış ve bebeğini büyütmüş başka bir anneyle eşleştiriyoruz. Yeni doğum yapan annemize, daha önce bu yollardan geçmiş başka bir annemizin manevi destek olmasını sağlıyoruz. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar.” Böylelikle birebir sosyal destek sağlanmış oluyor. Deneyimli annenin “Bu da geçecek, merak etme!” demesi bile yeni, anneye iyi geliyor.

Çevrenin, “Başka çocuğun olur” gibi sözde iyi niyetli telkinleri için ne diyeceksiniz?
-Çok yaralayıcı oluyor. Streslerini de artırıyor. Böyle kriz dönemlerinde, neler söyleneceğine gerçekten çok dikkat etmek gerekir.

Anne-babaya destek olmak için aslında ne yapmalı?
-“Sen nasılsın?” ve “Senin için ne yapabilirim?” en güzel iki soru. Belki bir tabak yemek yapıp götürmek, hastaneye bebeğini görmeye götürmeyi teklif etmek gibi nazik yardımlar da çok kıymetli. Bu dönemde herkes bebeğin nasıl olduğunu sorarak, aslında anne-babaya cevabını bilmedikleri bir soru sormuş oluyor. Bebek zaten hastanede özenle bakılıyor, bizim anne babaya destek olmamız önemli.

“Baba depresyonu” diye bir şey de var mı?
-Evet var. Yapılan çalışmalar, prematüre bebek babalarının da doğum sonrası depresyona girebildiklerini gösteriyor. Baba depresyonuyla anne depresyonunun seyrinin farklı olduğu belirtilmiş. Farklı yaklaşımlar uygulanması gerekiyor.

Son olarak, El Bebek Gül Bebek Akademi’nin kuruluş amacı ne?
-Amacımız, ailelere Türkiye’nin en iyi uzmanlarından doğru bilgileri aktarmak. Minik kahramanlarımızı büyütürken, ihtiyaçları olan tüm bilgileri, uzmanlardan direkt olarak onlara aktarmaya çalışıyoruz. Kendi sorularını da sorabildikleri, çevrimiçi ve interaktif bir ortam sunuyoruz. Anne-babaların ruh sağlığının önemine de dikkat çekiyoruz. Aralarındaki ilişkinin de stres nedeniyle olumsuz etkilenmemesi için tavsiyelerde bulunuyoruz. Türkiye’deki en değerli uzmanlardan, en güncel bilgileri aktarmak için güzel bir platform oluşturduk.

Yorum Bırak

3 × 4 =