5 saniye içerisinde 2.7 milyon dolar değerinde bir satış elde ettik!


Bugün huzurlarınızda efsane bi karikatürist var: Selçuk Erdem..
.
Bundan üç ay önce, Fluffy Polar Bears serisi NFT’lerini, Alemşah Öztürk’le birlikte 5 saniyede 2.7 milyon dolara sattılar.
.
Bu ikili, Türkiye’nin ilk 10.000 karakterlik NFT koleksiyonuna imza attılar. NFT nedir? Sanal dünya ile sanatın buluşmasının bir çıktısı olarak tanımlayabilirim. Metaverse denilen sanal dünyada, gerçek para geçmiyor. Oradaki para birimi, kripto paralar. Hani şu her yerde duyduğunuz Bitcoin’ler Ethereum’lar ve türevleri. İşte bu sanal dünyanın, sanal sanat eserleri olan NFT’lerini de sadece bu paralarla satın alabiliyorsunuz.
.
Selçuk Erdem’in Fluffy Polar Bear serisi, bu kripto para biriminin dolar karşılığı olarak bu kadar pahalı bir paraya satıldı işte…
.
NFT’ye kafası asla basmayan biri olarak bana, önce yalan haber gibi geldi :))) ‘Bu ne ya!’ dedim. Havada uçuşan rakamlar. Yok şu kadar milyon lirayı da bi iklim derneğine bağışlamışlar, noluyoruz ya dedim. Delirmiş mi millet. Hayır, delirmemiş!!!
.
Yakında da kutup ayılarının bebekleri geliyooooo!!! NFT dünyasını öğrenmek için Selçuk ve Alemşah’a gittim. İlk röportaj Selçuk’la. Birkaç gün sonra Alemşah gelecek…
.
Selçuk çok şahane bi adam. İnsanı sakinleştiren biri. Onun yanına giderken ruhumun içindeki okyanusta fırtınalar kopuyordu, tuhaftır, onunla sohbet edince sakinleşti. Yıllardır karikatürlerine bayılırdım, kişiliğini de çok sevdim.
.
Dijital dünyaya mesafeli olsa da tablette çizim yapan ilk karikatüristlerden Selçuk. ‘Sanal dünyaya kendimi ona kaptırmayacağım ama o dünyaya eserler yapmaya devam edeceğim!’ diyor.
.
Yeni dijital dünya, yeni konular ve yenilikçi işler… Hepsi çok heyecan verici ama henüz tam çözemediğimiz için de biraz ürkütücü. Ama benim neslimi temsil eden Selçuk Erdem’i dinledikçe, korkmamamız gerektiğini, aksine bizim de o evrene faydamız olabileceğini öğrendim. Selçuk Erdem röportajı devam edecek. Onunla, sanatının gelişimini ve geldiği noktayı konuşmaya devam edeceğiz.

Alemşah Öztürk, seni arayıp, “Hadi abi, 9999 adetlik bir NFT koleksiyonu oluşturuyoruz!” dediğinde, tepkin ne oldu?
-Heyecan, coşku, merak… Hepsi bir arada! NFT’yi duymuştum ama 10 binlik koleksiyonlardan haberim yoktu. 9999 adeti duyunca, “Abi, biz nasıl bir işe giriyoruz?” oldum. Çok da bilmeden girdim aslında. Alemşah 20 yıl yıllık arkadaşım, bu işlerde uzman sayılabilecek bilgiye sahip. Türkiye’de bu birikimde az insan var. Güvendim ona. İyi ki de güvenmişim. Müthiş kapılar açıldı önümde. İnanılmaz büyülü bir dünya! Ama tüm hayatım boyunca en yoğun çalıştığım dönem oldu. Gece gündüz çizdim. Azıcık uyudum o kadar.

9999 çizim mi yaptın?
– Yok hayır! 250-300 çizim yaptım. Geri kalanını; yazılım, rastgele üretiyor. Siz bir NFT aldığınız zaman, içinden ne çıkacağını bilmiyorsunuz. Pokemon kartları gibi. Öyle bir oyun özelliği var. Ama yine de deliler gibi, gece gündüz çalıştım. Bu 10 binlik iş, tek bir insanın altından kalkabileceği gibi bir şey değil. İçinde sadece sanat ve çizim yok, yazılım var. Koca bir ekip çalıştık. Fakat pandemi sonrası bana inanılmaz iyi geldi.

Desene yepyeni bir heyecan!
-Aynen öyle! Küçük yaşta, karikatüre başladığım günlerdeki heyecanı yaşıyorum. Daha satışa çıkmadan, Twitter’da kendimiz tanıtırken, dünyadan da mesajlar gelmeye başladı. Bu da çok mutlu etti beni. Zaten alıcıların yüzde 60’ı yurt dışından.

Sen her türlü yeniliğe uyumlanabilen tiplerden misin?
-Hiç değilim. Tam tersine, uyumsuz bir tipim. Sabah kalkınca e-mail’lere, Instagram’a bakmam. Öyle bağımlılıklar sevmem. Mesafeliyim. Teknolojiden, işime geleni alıyorum. Ama mesela tabletle çizmeye başlayan ilk çizerlerdenim.

Seni heyecanlandırıyor mu metaverse sergi salonları, NFT, kripto para, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik?
-Yalan yok, heyecanlandırıyor! Ama büyük ihtimalle, kendimi bunlara kaptırıp gidenlerden biri olmayacağım. Bazı insanlar Instagram’da mahsur kaldı. Bütün gün orada. Belirli bir yaşın üstü Facebook’ta. “İnternet çocuklarımızı kötü mü etkileyecek?” derken, anne babalarımızı kaptırdık! Çıkamıyorlar. Bütün gün video seyrediyorlar. Bu metaverse işi de oralara gidebilir. Birileri VR gözlüklerini takıp, bütün gününü orada geçirebilir. Ben, onlardan olmam. Daha ziyade, o mecralara iş üreten biri olacağım.

“Fluffy Polar Bear” NFT serisinin hikayesini başından anlatsana…
-Ben hayvan çizmeyi seviyorum, sevimli geliyor, kendimi iyi hissediyorum. “O mu olsun, bu mu olsun?” diye konuşuyorduk. Aklımızda kedi, köpek, maymun, hatta penguen vardı. Ama sonunda kutup ayısında karar kıldık. Bizim tarihimize benzer bir tarihleri var. İlginç bir dünyaları var. Kişilikli hayvanlar. Ben, çizer olarak beni ne heyecanlandırır diye de bakıyorum. Biraz da oradan yürüdük.

Metaverse’ün Iceverse versiyonunu kafanızda kurdunuz mu önceden?
-Tabii ki. Alemşah, işin teknik kısmını daha iyi biliyor. NFT dünyasını daha yakından takip ediyor. Zaten o olmasa ilerleyemezdim. Şu anda hala, “Ne yapsam?” diye düşünüyor olurdum. Bilen biri gerekiyor. 23 kişilik bir ekip kurduk. Bayağı bir topluluğuz. Dijitalde bir araya geliyoruz. 10’unu hiç görmedim ama aile gibiyiz. Dışarıdan proje yöneticisi filan almadık mesela. Proje yöneticimiz bile, topluluğun içinden çıktı. Yazılımcımız da. Kulüp gibi bir şeyiz. NFT’lerimizi satın alanlar da bu kulübün bir parçası haline geliyor.

5 saniye içerisinde 2.7 milyon dolar değerinde bir satış elde edilmiş. Çok çok acayip geliyor bu bana. Neredeyse yalan haber gibi… Kafam çok basmıyor… Gerçekten böyle bir para kazandın mı?
-(Gülüyor) Kazandım valla! Ama tabii hepsi bana gelmiyor. Bütün ekiple paylaşılıyor. Fakat satış yapınca işimiz bitmedi, bizim için yeni başladı. Ben aslında 2-3 yıllık çalışmanın karşılığını, peşin aldım gibi düşünmek lazım. 25 Ekim’de satışa çıktık, satıldı hepsi. Ama ben sürekli çalışmaya devam ediyorum.

Sen şaşırmadın mı?
-O güne kadar alışmıştım! Dünyadaki ilgiyi de gördüğüm için, “Tamamdır oluyor bu iş!” dedim. Oldu gerçekten.

Meslek hayatın boyunca, bu kadar para kazanmış mıydın?
-Hayır, kazanmadım! Ama gerçek dünyayla, bu NFT dünyasını karşılaştırmak mümkün değil. Çizerler için hayat zordur, ki ben hep iyi kazananlardan oldum, ama yine de böyle bir parayı asla kazanmadım!

NFT DÜNYASI BÖYLE! GERÇEK HAYATLA KIYASLAMAK MÜMKÜN DEĞİL. RAKAMLAR ÇOK FARKLI

Sorgulamadın mı hiçbir şeyi: Bunca yıldır çiziyorum, bugüne kadar dergiler, kitaplar çıkardım, şunu bunu yaptım ama asla bu kadar kazanmadım…
-(Gülüyor) Sorguladım tabii. 48 yaşındayım. Evet, tonla şey yaptım. Ama işte bu NFT dünyası böyle! Gerçek hayatla kıyaslamak mümkün değil. Rakamlar çok farklı. Ağustos’tan beri NFT dünyasının içindeyim. Biraz alışıyorsunuz!

KENDİ ETHERIUM’UM DURUYOR DAHA BİR ŞEY YAPMADIM!

Ekibe böl böl böl, yine de epey bir para oluyor. Bu, sanal para mı, gerçek mi orada bile kafam karışıyor…
-Etherium bu para. Gerçektir inşallah! Şaka şaka! Gerçek.

Etherium’u dolar gibi değiştirebiliyor musun?
-Tabii. Ama benimki duruyor. Daha bir şey yapmadım.

Ya o da dolar gibi düşerse?
-Düşüyor, çıkıyor zaten.

Korkmuyor musun?
-Yok. Buna takarsan delirirsin, kafayı yersin!

ADI ETHERIUM AMA PARA GERÇEK. ÇEKEBİLİRSİN, LİRAYA ÇEVİREBİLİRSİN, BANKA HESABINA GÖNDEREBİLİRSİN

İnsan kafasında onu gerçek para gibi hesaplıyor mu?
-Para gerçek. Adı Etherium ama gerçek. Çekebilirsin, liraya çevirebilirsin, banka hesabına gönderebilirsin. İstediğini yapabilirsin bu parayla.

Pandemi senin hayatındaki en iyi dönemlerden biri olmuş o zaman…
-Gerçekten de öyle oldu ama çok sıkı çalıştım!

Peki bu olan biten seni korkutuyor mu?
-Yok, biraz stres var sadece. İnsanlar NFT’leri aldı ve onların değerlenmesini bekliyorlar, projenin devamını görmek istiyorlar. Ben biraz peşin almış oldum hakkımı. Hala çalışmaya devam ediyoruz.

Bebek kutup ayıları gelecek şimdi di mi?
-Evet. Daha bir sürü iş yapacağız. Sürekli yeni sürprizler geliyor. Müthiş yaratıcı bir süreç.

Ben galiba 19. yüzyıl insanıyım. Bu yeni dünya çok da açmıyor beni! Sen, “Bırakın, 19. yüzyılda kalayım…” demiyor musun hiç?
-(Gülüyor) Karikatüre başladığımda internet yoktu. Okurlar mektup yazıyordu. Ben, o dönemleri yaşadım. Bazı şeyler korkutucu tabii. Ama işte korkularımın üzerine gidiyorum. Ben, evimde 19. yüzyılı yaşıyorum, pandemide, evimde roman okudum. Flaubert inanılmaz iyi geldi. Küçük bir evim var. Köpeğimle birlikte yaşıyorum. Kızım gelip gidiyor.

Kızın kaç yaşında?
-12

ÇİZER ARKADAŞLAR, “SEN NASIL YAPTIN? BİZ NASIL YAPACAĞIZ? BİZİ DE AL YANINA” DİYOR

Kendini “kripto milyoneri” olarak görüyor musun?
-Yok görmüyorum. Ama evet, öyleyim bir yandan. Fakat söylediğim gibi, projenin devamı önemli. O parayı kazandım ama önemli olan devam ettirmek. Bir de kazandığımız paranın bir kısmını tekrar projeye harcadık.

Çevrenin sana tepkisi değişti mi?
-Yok, hayır. Genel olarak insanlar tam anlamıyor zaten. Annem çok sevindi. O kendi araştırmış, biraz anlamış. Çizer arkadaşlar, “Sen. nasıl yaptın? Biz nasıl yapacağız? Bizi de al yanına” diyor. Çevremdeki herkes benim için sevindi.

ULUSLARARASI BİR DOĞA KORUMA DERNEĞİNE, TOPLAM 2 MİLYON 300 BİN TÜRK LİRASI BAĞIŞ YAPTIK

Bu çizimlerinle, uluslararası bir doğa koruma derneğine, toplam 2 milyon 300 bin Türk lirası bağış yapmış da oldunuz. Bu nasıl bir duygu?
-Çok güzel. Taa en başında planlamıştık. Gerçekleşince de hemen parayı gönderdik. Kripto olarak gitti, onlar bozdurmuşlardır.

”Dijitalleşme” karikatür dünyasını nasıl etkiledi?
-İki açısı var. Evet, sosyal medya, mizah dergilerini kötü etkiledi. Aslında akıllı telefonların çıkışıyla, basılı yayınların tümü, dergiler, gazeteler, hepsi düşüşe geçti. Çizerler de insanlara ulaşmak için yeni yollar aradılar. Instagram para vermiyor. Onlar da başka yollar aradılar ve buldular. Ürün satıyorlar, kitap satıyorlar, vs. İşte NFT de bu yeni yollardan birisi. Aslında bir kapı kapanırken, başka bir kapı açılıyor.

Fakat o kapıdan girebilmek için uyum sağlayabilmek gerekiyor…
-Sadece uyum sağlamak değil, çalışmak da gerekiyor. NFT’yi ben ders çalışır gibi anlamaya çalıştım. İşin tekniğini de öğrenmeye uğraştım. Yazılımcı değilim ama az biraz anlıyorum artık. Aynı zamanda sanatçıyı özgürleştiriyor.

DİJİTAL DÜNYA, SANATÇIYI ÖZGÜRLEŞTİRİYOR FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLIYOR

Nasıl yani?
-Yetenekli bir çizersiniz, eskiden tek şansınız bir dergiye girmekti. Dergide de benim gibi bir editör vardı. Ben mesela, yıllarca o işe baktım. Beni geçemezsen, geçemezdin! Oysa şimdi hem internet hem sosyal medya hem de NFT bu aracıları ortadan kaldırıyor. Eskiden genç bir ressamın ne yapması gerekiyordu? Galerileri dolaşması… Kabul edilmezse, işi çok zor. Ama bu dijital dünyada durum farklı. Artık insanlara kendi ulaşabiliyor. O açıdan çok olumlu. Fırsat eşitliği sağlıyor.

ORTAOKULDA, KARİKATÜRLERİMİ GIRGIR’A GÖNDERİRDİM. LİSEDE, KARİKATÜRLERİM LİMON’DA ÇIKMAYA BAŞLADI

Biraz da geçmişe dönelim… Eskişehir’de yaşayan bir çocuk. Daha ortaokulda ve çizdiği karikatürleri İstanbul’daki ünlü karikatür dergilerine yolluyor. Sonra her hafta heyecanla bekliyor, çıkacak mı diye…
-Aynen öyle. Ortaokulda Gırgır’a gönderirdim. Oğuz Aral’ın Gırgır’ına. Yaşım çok küçüktü, belki çizgim de yeterli değildi, karikatürlerim Gırgır’da hiçbir zaman çıkmadı. Sonradan Oğuz Abi, benimle ilgili Hürriyet’te çok güzel bir yazı yazdı. Çok önemlidir o yazı benim için. Kitabımı okuyup beğenmiş. Severdi rahmetli beni.

İŞLETMEYİ KAZANDIM. AMA DERDİM, ÜNİVERSİTE OKUMAK DEĞİL, İSTANBUL’A KAPAK ATMAK VE MİZAH DERGİSİNDE ÇALIŞMAKTI

Lisede, Limon Dergisi’ne mi yollamaya başladın karikatürlerini…
-Evet. Ve her hafta çıkmaya başladı.

Yaş kaç o zaman?
-17. Üniversite sınavında işletmeyi kazandım. Derdim, üniversite okumak değil, İstanbul’a kapağı atmaktı. Okulu zaten hiçbir zaman bitirmedim. Ama hayallerim gerçek oldu, mizah dergilerinde çalışmaya başladım. Güzeldi o yıllar, dostluklar. O şekilde devam ettik.

Nasıl bir aile seninki?
-3 kardeşin en küçüğüyüm. İki abim doktor. Benim de herhalde doktor olmam bekleniyordu ama karikatürist oldum.

Anne-baba?
-Babam emekli astsubaydı. Annem ev hanımı. Genel olarak kitap okuyan, sanata düşkün bir aile. Mizah önemsenirdi. Evde hep böyle Gırgırlar filan olurdu. Ben de onlara bakarak çizerdim. Okumayı bile öğrenmeden, çiziyordum ben.

80’li yıllarda çocuk olmak, zengin bir mizah görgünün oluşmasını sağladı mı?
-Elbette. Bir de örnek alabileceğimiz insanlar vardı. Özellikle ergenlik yıllarında, sanırım daha akıllı abilere ihtiyaç duyuyorsunuz. İşte mizah dergilerinde o abilerden vardı. Başka türlü bakıyorlar hayata. Politik görüşleri ters. Bu müthiş geliyordu. Rock müziğin başka bir karşılığı gibi. Onlara da hayranlık duyarak başlıyorsunuz.

Kim o abiler mesela?
-Çizer abiler. Latif Abi mesela. Muhlis Bey’e delirirdim ben. Bu nasıl bir şey derdim. İnanılmaz hayranlık duyardım.

MEMLEKETİN GİDİŞATINI ÜZÜCÜ BULUYORUM

Limon-Leman-L’Manyak ve Penguen dönemleri… Meslek hayatındaki en güzel dönem hangisiydi?
-Ayırmak zor. Başlangıçlar hep heyecanlı. Arada birkaç arkadaş bir araya geliyoruz, özlem gideriyoruz.

Selçuk Erdem-Cem Yılmaz-Erdil Yaşaroğlu… Bu efsane üçlü, birlikte neler yaptı Türk mizahı için?
-Evet, üçümüz de aynı yaşlarda başladık. 20 yaşında filandık. Hayatı anlamaya çalışıyoruz. Hepimizin hayalleri var. Genel olarak, 90’ların başında, herkeste bir umut vardı sanki. “İyi bir şeyler olacak!” umudu. Şimdi gençlerde ne yazık ki bunu pek göremiyorum. O dönem çevremizdeki herkes bir şeyler oldu hayatta. Bizler de başarılı işler yaptık. Erdil’le yıllarca Penguen’i de birlikte yaptık, ortaktık. Diyorum ya, genel olarak heyecan vardı.

Belki şimdi olmayan şey bu…
-Doğrudur. Bu da memleketin gidişatıyla ilgili. Çok üzücü buluyorum.

Kendini o üçlü arasında “daha içine kapanık” olarak değerlendiriyor musun?
-Tabii ben daha içe kapanığım. Mizacım öyle. Evde çok uzun süre kendim takılabilirim mesela. Aylarca kalırım beni arayıp sormazsan…

Kutup ayısı gibi.
-(Gülüyor) Aynen öyle! Kitaplarıma gömülüp yaşarım. Sosyalleşmeyi de seviyorum fakat kolay yoruluyorum. Partiye gitsem mesela, “Bir yürüyüş yapıp gelsem, daha iyi gelecek bana” hissi geliyor.

“MAKARNACI” DİYE BİRİSİYLE DALGA GEÇMEK, BENİM İÇİN MİZAH DEĞİL. MİZAH, ÖZELLİKLE KENDİMLE DALGA GEÇİNCE, GÜZEL BENCE

Bir yerlerde, “dalga geçmeye dayalı” şeylere gülmediğini söylemişsin. Bunu açar mısın biraz…
-Bu bir zayıflık da olabilir, politik karşı görüş de… “Makarnacı” diye birisiyle dalga geçmek benim için mizah değil. Mizah, özellikle kendimle dalga geçince, güzel bence. Normal hayatımda ciddi bir adamım. Ama kağıdın başına oturunca kendimle dalga geçebiliyorum. Yani karikatürümdeki aptallık, bir yandan benim aptallığım. Öbür türlüsü, üstten bir bakış gibi geliyor. O üstten bakışı beğenmiyorum mizahta. Mizah, insanın kendisine dönük olunca daha güzel bence.

Alanında efsanesin. Selçuk Erdem karikatürleri desem, bana en az 4-5 farklı konsept sayacak binlerce insan bulabilirim. Bu sende nasıl bir his uyandırıyor?
-Çok hoşuma gidiyor. Pandemide bir yandan dijitalleştim bir yandan da sulu boya, kağıt kalem karikatürler yaptım. Eski karikatürlerimin sulu boyasını Instagram’a koydum. Bazılarını 20 yıl önce çizmiştim, baktım insanlar hatırlıyor. Çok da güzel yorumlar yazıyorlar. E bu da beni çok mutlu ediyor. Genel olarak dijitalleşme, bizim işimizin yayılmasını sağladı. Karikatürlerimi, Whatsapp gruplarında paylaşan veya Instagram’a koyan binlerce insan var, çok güzel bir şey bu.

Bu NFT işiyle ulaşmak istediğin nokta ne? Daha geniş kitlelere ulaşmak mı? Daha çok para kazanmak mı? “Ben niye yapıyorum bu işi” diye anlam sorgulamasına girdiğin oluyor mu?
-Bazen gelir gider insanın kafası öyle, normal. Ama şu anda bana lazım olan, beni heyecanlandıracak bir şeydi.

Para kazanayım, 12 yaşındaki kızım rahata kavuşsun değil yani….
-O konu da var. Para duruyor, harcamadım, kızıma kalsın istiyorum. Bu, rahatlatıyor insanı, huzur veriyor. Ama esas neden: Heyecan. Bu yeni dünyada bir şey var, ne oluyor, merak ediyorum, bunun içinde olayım… Bu his. Bir de belki, dünyada biraz daha ses getirmek. Bakalım, deniyoruz, belki olur…

Yorum Bırak

4 × 2 =