1923’ü mutlaka gidin, kaçırmayın!

Veee geri sayım başladı… Aldınız mı biletlerinizi? Türkiye tiyatro tarihinin en büyük, en kapsamlı yerli müzikallerinden 1923, seyirciyle buluşuyooooo…  23 Nisan’da Zorlu PSM’de “perde” diyor!!!
.
Cumhuriyetimizin 100. yılı şerefine hazırlanan müzikalin genel provalarını izleme şansı buldum. Gözyaşlarımı tutamadım. Müthiş bi emek, müthiş bi kurgu, müzikler, koreografiler, ışıklar, kostümler… Her şey ama her şey olağanüstü… 7’den 70’e herkesin mutlaka izlemesi gereken bir müzikal.


.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetimizin ilanı sürecini, öyle bir anlatmışlar ki ülkenin bağımsızlık mücadelesini nefesini tutarak, estetik bir dille izliyorsunuz. 
1923’ten o kadar etkilendim ki neredeyse tüm yapım ekibiyle röportaj yaptım. Önümüzdeki üç gün boyunca okuyacaksınız. İlk konuğum müzikalin yazarlarından sevgili Yekta Kopan…



Yekta Kopan,  Mehmet Ergen, Lerzan Pamir, Mert Dilek, Tuluğ Tırpan ve Beyhan Murphy yüreklerini ortaya koymuş. Harika bir bütün doğmuş. Bu hafta, onların gözünden 1923’ü sizlerle buluşturacağım…

Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.

Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu, Piu Entertainment ve Zorlu PSM ortak yapımıyla birlikte, Zorlu Holding ve grup şirketlerinin desteğiyle sahneleniyor bu müzikal. Herkes kalbini koymuş. 1923’ün alkışı bol, yolu açık olsun..

Yektaaaaaa hepinizi çok çok tebrik ediyorum!!! 1923 müzikali, tiyatro, tarihimizin en büyük ve en kapsamlı yerli müzikallerinden biri. Sahne üstünde ve arkasında 200 kişilik bir ekip çalışıyor. Müthiş bir emek! Müthiş bir içerik! İnsan, izlerken çok duygulanıyor. Cümleyi yeniden kuruyorum: İnsan, izlerken çok ağlıyor! Ve müzikal, 23 Nisan’da “Perdeeee!” diyor. Heyecan var mı heyecan?
-Olmaz mı? Hem de nasıl bir heyecan! İşin büyüklüğü, böyle bir içeriği paylaşacak olmak ve bu yolculuğa 23 Nisan’da başlamak… Hepsi ayrı bir heyecan! Geçenlerde çocukluğumun 23 Nisan’larını düşündüm. Hani dünya ülkelerinden çocukların geldiği, Halit Kıvanç’ın sunduğu 23 Nisan’lar… O yıllarda duyduğumuz heyecan azaldı, hatta kayboldu. Bizi yeniden o yılların duygusuna taşıyacak bir şey gerekiyordu belki de… “1923”, benim için o kaldıraç oldu işte! Yine o törenlere giden çocuk kadar heyecanlıyım!

1923 müzikalinin macerası nasıl başladı?
-Bir yıl önce Sadri Alışık’tan gelen bir telefonla başladı her şey. Zorlu Holding ve grup şirketleri, uzun süredir böyle bir projeye imza atmak istiyormuş. Sadri bunları anlattı ve “Buluşalım” dedi. Yapımcılarımız Sadri Alışık, Cemil Demirok ve Filiz Ova’yla buluştuğumuzda, çok heyecanlı olduklarını gördüm. Ama ortada henüz bir yapı, bir kurgu yoktu. İş, çok büyüktü. O gece benim için uykusuz geçti tabii. Kafamda, şu kelimelerle dönüp durdum: “100 yıl. Cumhuriyet. Bağımsızlık mücadelesi. Müzikal. Çocuklar ve gençler.” İşte tam da bu kelimelerin çağrışımlarıyla doğdu 1923! Ama hemen değil tabii. “Bir süre düşünmek istiyorum” dedim. İlk gün, korkularımla yüzleştim. Böyle büyük bir konuyu, ezberden anlatmamak, yeni bir dil kurabilmek, gerçeklikten kopmamak ama dramatik bir yapı kurabilmek hiç de kolay değildi! O kadar çok çekincem vardı ki. İkinci gün nasıl bir şey yapmak istediğimi düşünmeye başladım. Üçüncü gün kararımı vermiştim, bu anlamlı yolculuğa çıkmaya hazırdım!

Ulaşmak istediğiniz hedef neydi?
-Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetimizin ilanı sürecini, bilinen yönlerinden bir adım ötesinde, yeni cümlelerle anlatabilmek… Hikâyeye, o zamandan değil de şimdiki zamandan bakabilmek… İlkokul öğrencisi bir çocuktan liseli gence, orta yaşlı bir çiftten ailenin büyüklerine aynı duyguyu geçirebilmek… Çok daha basit bir anlatımla şunu istedim Ayşe: Her yaştan seyirci, bu hikayeleri, hayatı boyunca bin kere dinledi. Biz, öyle bir anlatalım ki hem o bildiği şeyleri sahnede izliyor olsun hem de bilmediği bir bakış açısıyla yaklaşsın. Kurulsun koltuğuna ve bu ülkenin bağımsızlık mücadelesini nefesini tutarak, estetik bir dille izlesin.

Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne yapılan okul gezisi sırasında ortadan kaybolan 4 arkadaş, kendilerini bir anda Mustafa Kemal’in Millî Mücadele’yi başlattığı Bandırma Vapuru’nda buluyorlar. Ve günümüzden tarihe uzanan büyüleyici bir müzikal yolculuk başlıyor… Hikâyeyi böyle kurgulamanızın özel bir sebebi var mı?
-Bu kurgunun birçok nedeni var. Tabii ki seyirciye, tarih dersi vermek gibi bir niyetimiz yoktu. O yüzden, seyircinin bildiği durakların içinde ilerleyerek, herkesi oyuna ilk saniyeden dahil etmek istedik. Dört ana durağımız var müzikal boyunca: 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim. Bu tarihler, hepimizin bilgi sahibi olduğu tarihler. Bugün, birçok genç, bu tarihleri sana sayfalar dolusu ezberle anlatır. Temel meselemiz şuydu: “Bu tarihlerde orada olsalardı neler yaşayacaklardı?” Mehmet Ergen ile Mert Dilek, bu çerçeve kurguyu sahiplendi ve benim düşüncelerimin çok ötesinde bir yere taşıdı. Nefis sahneler yazdılar, nefis bir akış oluşturduk birlikte.

MEHMET ERGEN, LERZAN PAMİR, MERT DİLEK, TULUĞ TIRPAN VE BEYHAN MURPHY MÜTHİŞ BİR BÜTÜNE İMZA ATTILAR! DAHA İLK PROVALARDA GÖZLERİM YAŞARMAYA BAŞLADI!

Bu müzikal, senin için ne ifade ediyor?
-Valla, bir yıldır ifade ettiği şeyle izlediğimde ifade ettiği şey arasında, o kadar büyük bir fark var ki… Bir yıldır bir işti benim için okuduğum, incelediğim, ekiple birlikte ilerlediğim, takvime yetişmeye çalıştığım bir iş. Kâğıt üstünde bir heyecan. Ama iş ne zaman kâğıttan sahneye taşındı, bambaşka bir şey oldu! Mehmet Ergen, Lerzan Pamir, Mert Dilek, Tuluğ Tırpan ve Beyhan Murphy öyle bir bütüne imza attılar ki o zaman anladım ne yaptığımızı. Hem onlar hem de ışıktan kostüme, dijital tasarımdan dekora, her aşamada çalıştıkları isimler. Yaptığım işlerle soğukkanlı, mesafeli bir ilişki kurmayı severim ben. Bu işte olmadı. Daha ilk provalarda, gözlerim yaşarmaya başladı!

Sence Yekta Kopan olarak, bugüne kadar içinde yer aldığın en değerli projelerden biri mi? Öyle mi hissediyorsun?
-Çok değerli, çok. Daha ilk provalarda, genç oyuncularımızdan birinin, bir dans sahnesinin çalışmalarını izlerken, gözlerinin yaşardığını gördüm. Düşünsene, o mücadeleyi yansıtan bir dans sahnesiyle bir gencin gözü yaşarıyor. Hiçbir söz yok, sadece dans… Muhteşem bir andır benim için. O bağımsızlık mücadelesinin duygusuna, böyle ulaşacağız biz… Birlikte… Böyle bir ekiple 100. yılda, böyle bir projenin içinde yer aldığım için büyük gurur duyuyorum.

CUMHURİYET’İN KIYMETİNİ BİLİYORUZ BİLMESİNE DE… İŞ, ONU YAŞAM PRATİĞİNE DÖKMEYE GELİNCE, DEĞERİNİ VERMİYORUZ!

Biz, tarihi ders kitaplarından öğreniyoruz. Ve ezberle öğreniyoruz. Biz, Cumhuriyet’in kıymetini tam bilmiyor muyuz?
-Bence bilmiyoruz. Ya da biraz daha yumuşak söylemek gerekirse biliyoruz bilmesine de iş, onu yaşam pratiğine dökmeye gelince, değerini vermiyoruz. Bu proje sırasında, bütün yaratıcı ekip ve yapımcılar, Prof. Dr. Mehmet Alkan’dan ders aldık. Kısa bir bilgilendirme ya da sohbet falan değil. Bildiğin ders. Doğru bildiğimiz yanlışlardan bilmediğimiz gerçeklere kadar, o kadar çok şey öğrendik ki… Cumhuriyet’i sadece okullarda öğrenilecek bir konu başlığı olarak bıraktığımız, hayatımızdaki karşılığını düşünmediğimiz sürece, o ezberle sınırlı kalıyoruz. Bunun değişmesi gerekiyor.

TEMEL AMACIMIZ İNSANLARIN BU MÜZİKALDEN SONRA BİRAZ MERAK ETMELERİ, YENİDEN OKUMALARI, O HEYECANI YENİDEN DUYMALARI VE CUMHURİYET’İ YAŞATACAK NESİLLERLE BU DUYGULARINI PAYLAŞMALARI

Cumhuriyet’in kuruluş hikayesini, yeni nesillere aktarma misyonu mu kalkıştığınız… Yeni nesiller sence neleri bilmiyor?
-Oyunda bir cümle var. Ece Dizdar’ın canlandırdığı Nükhet Öğretmen, bir bilgiyi ezbere aktaran öğrencisine, “Tarihi, kelimesi kelimesine ezberlemeyelim. Öğrenelim ve kendi süzgecimizden de geçirelim” diyor. O süzgeç, yani kişinin bilgiyi değerlendirme yeteneği, öğrenerek oluyor. Bilimle oluyor, sanatla oluyor. Temel amacımız, insanların bu müzikalden sonra biraz merak etmeleri, yeniden okumaları, o heyecanı yeniden duymaları ve Cumhuriyet’i yaşatacak nesillerle bu duygularını paylaşmaları.

Müzikalin ismi de nefis. Kimin fikri?
-İsim üstüne çok sohbet edildi. Ama son söz, müzikalin müziklerini besteleyen Tuluğ Tırpan’ın oldu. Bence de çok doğru bir isim.

BU ÜLKE ZORLUKLARLA VE MUHTEŞEM BİR DAYANIŞMAYLA KURULDU… BU CUMHURİYET HEPİMİZİN!

OKUL ÇAĞINA GELMİŞ HER ÇOCUK, RAHATLIKLA İZLEYEBİLİR 1923 MÜZİKALİNİ… HATTA KEŞKE, NİNELER-DEDELER-TORUNLAR BİRLİKTE İZLESE!

1923’ü izleyenlere nasıl bir duygu geçsin istersin?
-Kerem Alışık’ın canlandırdığı müze müdürü Hakkı Bey, Cumhuriyet’in yeni nesillere anlatılması konusunda şöyle diyor bir yerde: “Bu ülkenin kurtuluşu, Cumhuriyet’in kuruluşu öyle bir hikayedir ki dinleyeni etkilemek için tek bir harf bile eklenmesine gerek yoktur.” İzleyenlerin, kendilerini gerçeğe bırakmasını ve şunu hatırlamalarını isterim: “Bu ülke, zorluklarla ve muhteşem bir dayanışmayla kuruldu. Bu Cumhuriyet hepimizin.”

En çok hangi yaş grubu, bu müzikali izlesin istersin?
– Okul çağına gelmiş, hatta kendisi okuyup yazmaya başlamış bir çocuk, rahatlıkla girebilir müzikalin dünyasına. Hayalimde, hep torunlarını müzikale getirmiş nineler-dedeler var. Tam bir aile buluşması!

Kalkıştığınız deli bir iş aslında! Korkmadınız mı hiç? Biz bu işin altından nasıl kalkarız demediniz mi?
-Evet, deli bir işe kalkıştık. Ama kalbimizi koyduk. Bu soruyu yapımcılara ve sahneleyen ekibe, ben de hep soruyorum aslında. Fakat o kadar uzman bir kadro ki müthiş bir disiplinle kalktılar, işin zorluklarının altından…

Senaryoyla ilgili nasıl bir çalışma sistemi izlediniz? Üç kişi yazmak zor olmadı mı?
-Tam tersine çok huzurlu ve hızlı çalıştık. Mehmet Ergen, Mert Dilek ve ben. Üstelik Mehmet ve Mert çoğunlukla İngiltere’deydiler. Ama hiç sorun olmadı. Mehmet ile zaten daha önce de çalışmıştık. Mert’i yeni tanıdım. Süper bir isim, müthiş işler yapacak. Ama şunu da söyleyeyim; senaryonun son haline gelmesinde yapımcılardan oyunculara herkesin emeği var.

Yapım ekibi Şampiyonlar Ligi gibi!!! Kadro nasıl oluştu?
-İyi kadro, yapımcı başarısıdır bence. Bu isimler, daha önce birlikte muhteşem işlere imza atmış isimler. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Provalarda onları izlemek muhteşemdi. Öyle kritik anlarda öyle bir çözüm üretiyorlar ki şapkan uçar. Beyhan, Lerzan, Mehmet, Tuluğ… İnanılmazlar! Bir de şarkı sözlerine parantez açalım. Mehmet Ergen, olağanüstü şarkı sözleri yazdı. Gelen herkesten en büyük ricam, şarkı sözlerini çok dikkatle dinlemeleri. Çok iyi, çok. Bir de bu dört muhteşem ismin fırtına gibi ekiplerine, asistanlarına alkış göndereyim. O yardımcı yönetmenler, koreograflar, koro şefimiz, müzisyenlerimiz falan insanı yerinden zıplatırlar.

Sen de izlerken ağlıyor muydun provalarda filan…
-Hem de nasıl… Bazen bir şarkıya ağlıyorum bazen bir dansa. Hatta, dansta bir adım bile ağlatabiliyor beni.

Bir de kadınlar var müzikalde. Cumhuriyet’i kadın bir gazeteci ilan ediyor mesela… Tahtakaşık Meliha var mesela… Müzikaldeki kadın açısını bir de sende dinleyelim…
-Kurtuluş Savaşı ve bağımsızlık mücadelemizde, kadınların çok önemli bir rolü var. Cumhuriyet modernleşmesinin temelinde de kadınlar var. Atatürk’ün toplumsal eşitlik, kadın hakları, sosyal ve siyasi yaşamdaki yerleri konusunda neler yaptığını biliyoruz. Ana çerçeveyi oluştururken, bu hikâyenin merkezinde kadınların olması hep aklımdaydı. Sonra Mehmet Ergen ve Mert Dilek’le de tam bu merkezden çalıştık. Beyhan Murphy koreografisini yaparken ona böyle bir bilgi vermemiz gerekmedi bile. Çünkü Beyhan, zaten dünyayı o özgürleşme noktasından gören biri. Korodan dansçılara, oyunculardan sahne arkasına “1923” ekibi, bu duyguyu kendiliğinden sahiplendi.

BEYHAN MURPHY… BU İŞTEKİ KOREOGRAFİSİYLE BİR ULUSUN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNİ, BEDEN DİLİYLE YENİDEN YAZDI HAYRANLIK DUYMAMAK MÜMKÜN DEĞİL!

Beyhan Murphy’nin dans koreografilerini çekip alsak bu müzikalden ne olur?
-Bu soru bile, düşüp bayılmama neden olabilir! Beyhan bu işteki koreografisiyle, bir ulusun bağımsızlık mücadelesini, beden diliyle yeniden yazdı. Büyük, çok büyük bir hayranlık duyuyorum.

Çok kısa bir sürede, bu kadar insan nasıl uyum içinde çalıştı?
-Mehmet, Lerzan, Tuluğ ve Beyhan’ın yarattığı bir sihir bu. Elbette Zorlu Holding’in işin arkasında durması ve yapımcılarımızın gücü de çok önemli. Ama bu dört ismi, ayrıca anmak isterim. Düşünsene sahne üstü, sahne arkası falan yönetilmesi gereken yüzlerce değişken var. Bunu nasıl yaptıklarını öğrenirsen bana da anlat lütfen.

Sence yıllarca devam edecek mi bu müzikal?
-Çok isterim. Keşke her yere gidebilse, herkes görebilse…

İzleyenlerden nasıl geri dönüşler aldınız?
-Seyirciyle buluşması 23 Nisan sonrası olacak. Ama elbette öncesinde genel provalarda izleyenler oldu. O kadar değerli sözler duyduk ki o kadar heyecanlı geri bildirimler aldık ki… İzleyenlerden biri de sensin. Bana söylediklerin hala kulağımda, o heyecanını hiç unutmayacağım. Dilerim her izleyende bu karşılığı bulur.

Yorum Bırak