19 Mayıs ruhunu temsil eden şahane rol model, üç adım atlamada Avrupa şampiyonumuz

Hepimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
.
Bugün, 19 Mayıs ruhunu temsil eden şahaneeee bi rol modelle huzurlarınızdayım!!!! O, ‘Senden atlet olmaz” diyenlere inat, deli gibi çalışan ve Avrupa şampiyonu olan bir Türk genci… Milli sporcumuz Tuğba Danışmaz… Namı diğer çekirge kız.
.
Tuğba, Salon Atletizm Şampiyonası’nda, kadınlar üç adım atlamada, Avrupa şampiyonu oldu. Veee 100 yıllık atletizm tarihimize, adını altın harflerle yazdırdı. Tuğba 14 metre atlayabilen (uçabilen mi demeliyim) ilk Türk kadın sporcu!!!
.
Tabii bu başarı kolay gelmedi. Ardında 15 yıllık çılgın bi emek var. Tuğba, yılın 11 ayını kamplarda geçiriyor. Gecesi, gündüzü antrenman. “Ancak ölmem lazım antrenman yapmamam için” diyor. Hayatını atletizme adamış bir sporcu. Zaten başka türlü böyle büyük başarılar elde edilemiyor. Bu emeğini ve başarısını görmeyip, mayosuna takan ilkellere ve geri insanlara inat (kızın mayosunu buzladılar düşünün) inandığı yolda ilerleyen örnek bir Türk genci.
.
Tuğba, Avrupa şampiyonluğuyla deprem dönemi yüzümüze tebessüm olmakla kalmadı, kazandığı ödülü de depremzedeler bağışladı. “Lafı bile edilmez. Elbette yapacağım” diyecek kadar da alçakgönüllü. Tam da “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün vurguladığı sporcularımızdan biri.
.
Başarılı milli sporcumuz, Colin’s’in 19 Mayıs için çektiği reklam filminin de yüzü. Çok isabetli bir karar. Tuğba’yı, annesini, başarısında büyük payı olan hocası Cahit Yüksel’i ve ona inanıp, destekleyen herkesi yürekten kutluyorum.

Tuğba Danışmaz‘la uzun bi röportaj gerçekleştirdik. Lafı fazla uzatmadan sözü ona bırakıyorum. Bayramımız bir kez daha kutlu olsuuunnnnnn.

Tuğba tebrikler! Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda, kadınlar üç adım atlamada, Avrupa şampiyonu oldun. Atletizm tarihimize, adını, altın harflerle yazdırdın. Alkışlıyorum seni. Neler hissediyorsun?
-Çok teşekkür ederim. 100 yıllık atletizm tarihine, ilkleri başararak geçmek, inanılmaz onur verici. Zorlu bir yolculuktu. Ama zaten şampiyonluklar, başka türlü elde edilemiyor. Çok ciddi bir çalışma ve adanma gerektiriyor. Hepsini yaptık, sonunda da istediğimizi aldık. Ama tabii ki işin başındayız hala… Daha yolumuz var… Dünya şampiyonası var, Olimpiyatlar var… Avrupa Şampiyonası’nda birinci olduktan sonra derin bir “Ohh” çektim. Bulutların üstündeydim. Ama bir süreliğine… Ertesi gün, “Ee şimdi ne olacak? Hep burada kalman gerektiğinin farkındasındır umarım!” diye aynadakiyle bir diyaloğumuz oldu 🙂 Zirveye çıkmak değil, orada kalabilmek önemli. Bunun için de çalışmaya devam… Başka yolu yok!

Antrenörün Cahit Yüksel’i, kulübün ENKA’yı ve seni her daim destekleyen -hatta 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda seninle reklam filmi çeken Colin’s’i de tebrik ederim. Ben de harika bir rol model olduğuna inanıyorum. Onlar hakkında neler söylemek istersin…
-Valla ne söylesem az! Canım hocam ve Ayşegül ablam olmasa, bu madalyayı alamazdım! Asla haklarını ödeyemem. Ben onlarla hep omuz omuzayım. Siz sahada, tek başına koşan, atlayan bir Tuğba görüyorsunuz ama benim iki kanadım var: Biri Cahit Hocam, biri Ayşegül Baklacı. Onlara ve destekleri için Türkiye Atletizm Federasyonu’na çok teşekkür ederim. Yarıştan sonra, beni böyle büyük bir projeye dahil edip, destek veren Colin’s ekibine de çok teşekkürler. Yalnız olmadığımı hissettirdiler. Destekleri devam edecek, bu da çok değerli. Umarım reklam filmiyle gençlere iyi bir rol model olabilirim. Filmin, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda yayına girmesi de benim için ayrıca bir gurur!

Şampiyona, yüzyılın afetine denk geldi. Ülke olarak çok büyük acılarla boğuşuyorduk. Halen boğuşuyoruz… Başarın, biraz gölgede kalmış gibi hissediyor musun?
-Deprem felaketinin hemen akabinde yarışmak, başta biraz anlamsız geldi. Aklım yarışmada, kalbim deprem bölgesindeydi. Ama oradaki vatandaşlarımıza, manevi desteğin iyi geleceğini düşündüm. Bir saniye bile olsa, yüzlerinde oluşturacağım tebessüm, bana en büyük ödül olacaktı. Oldu da. Sanırım pek çok insanı da mutlu edebildim. En azından ben öyle tepkiler aldım… İnsanlar iyi olsun, yüzleri gülsün, acıları hafiflesin, ben yine başarırım… Bu sefer daha coşkulu güler, seviniriz…


Bu arada sen, maddi destekte de bulundun… Ödülünü depremzedelere bağışladın! Bu da çok kıymetli…

-Lafı bile edilmez. Elbette yapacağım. Federasyon başkanımızın vermiş olduğu bir ödüldü. Türkiye Atletizm Federasyonu’na ödül için çok teşekkür ediyorum. Umarım ihtiyaç sahiplerine ulaşmıştır. Keşke daha fazlasını yapabilseydim…

Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda, 14 metre 31 santimle kendi rekorunu kırdın…
-Evet. Ama dereceden ziyade, beni mutlu eden, bu şampiyonluğu kendi evimizde almış olmamız. O kürsüye çıkıp, altın madalya almak var ya… Hem de kendi ülkende… O işte, en güzel an! İstiklal Marşı okunmaya başladı, ben de ağlamaya başladım. Kendi kendime, “Sana inananları, destek verenleri yarı yolda bırakmadın aferin Tuğba!” dedim. Kendime çok iltifat eden bir insan değilim ben. Ama o an elimde olsa, kendimi alnımdan öpecektim:)


Kaç yıl çalıştın bu madalya için?

-22 yaşındayım. 7 yaşından beri bu sporun içindeyim… Yani 15 yıllık çok ciddi bir emek! Ama son 5 yılımda, daha profesyonel, daha emin, daha azimli ve daha bilinçli ilerledim. Çünkü bana, benden daha fazla inanan insanlarla çalıştım. “Nasıl bir hayatın var” diyorlar? Hemen anlatayım: Yılın 11 ayı kamplardayım. Kaplumbağa gibi sırtımızda çanta, kamp kamp geziyoruz, gecemiz gündüzümüz yok. Ailemden, arkadaşlarımdan, yatağımdan uzaktayım. Sabah-akşam antrenman. Sonsuza kadar antrenman! Antrenmana ara vermem için ölmem filan lazım, o kadar antrenman! Ama Allah’tan tutkuyla bağlıyım bu spora. Çok da severek yapıyorum. Hayatın her zaman adaleti yok ama sporun adil bir yanı var: Yaptığın fedakârlıklar kesinlikle boşa gitmiyor. Çalışmanın karşılığını alıyorsun. Hele benimki gibi çok iyi, çok bilgili, çok idealist bir antrenörle çalışıyorsan…


Ama ne yazık ki bu büyük başarıyı gölgeleyen çok “ilkel” bir şey oldu. Bazıları senin ay-yıldızlı kıyafetini buzladılar. Şortunu, mayonu eleştirdiler… Tepkin ne oldu? Gülüp geçtin mi? Yoksa sinirlendin mi?

-Bu, ilk değil, son da olmayacak. Bünyem bağışıklık kazandı 🙂 Ama hiç üzülmedim, takılmadım desem, yalan olur. “Arkadaşlar! Yıl olmuş 2023, bir kendinize gelin!” diye bağırasım geldi. Yapmadım tabii… Ben hayatımı buna adamışım, deli gibi çalışmışım, ülkem için piste çıkmışım, çok iyi bir başarı elde etmişim, şampiyon olmuşum, 100 yıldır kırılamayan bir rekoru kırmışım, bilmem kaç ülkeye marşımızı dinletmişim… Sen gel, benim mayoma tak! Başarımı değil, mayomu gör… Ona külot de… Üzücü tabii. Ama onlar adına üzücü! Kaldı ki bu sporun giysisi bu… Ben icat etmedim.

Adının başındaki “milli” sıfatının geri alınması gerektiğini söyleyenler bile çıktı. İlkelliğin, geriliğin bu kadarına pes! Ülkemiz adına gerçekten utanç verici… Çevrenden, ailenden buna takılanlar, üzülenler oldu mu?
-Annem çok üzüldü. Onun üzülmesi beni de üzüyor. Bu ülkede, bizim için yarışan, bayrağımızı göğüslerinde taşıyan devşirme sporcular oldu. Yıllarca onlara saydılar sövdüler. Onu da hiçbir zaman anlayamadım… Bana yapılanları ise asla anlayamıyorum! Akıl sır erdiremiyorum. Ben senin öz evladınım, bu ülkenin yetiştirdiği Türk kızıyım… Benden ne istiyorsun? “Milli” lafını kaldırın ne demek! Bunlarla uğraşmaktan tam sevinemedik. Ama takılmamaya çalışıyorum.

HEPİMİZ, ATAMIZA LAYIK OLMAYA ÇALIŞIYORUZ.. ÇOK ÇALIŞAN VE ONUN İLKELERİNDEN AYRILMAYAN HERKES YILDIZDIR, YILDIZ ADAYIDIRBEN DE KENDİMİ ÖYLE HİSSEDİYORUM

Colin’s’in 19 Mayıs reklamı “Yıldızımız sensin” diyor. Sen kendini “yıldız” gibi hissediyor musun?
-Önce herkesin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak isterim. Hepimiz Atamıza layık olmaya çalışıyoruz. Çok çalışan ve onun ilkelerinden ayrılmayan herkes yıldızdır, yıldız adayıdır. Ben de kendimi öyle hissediyorum.

Böylesine büyük başarılar, “yıldız” gibi yaşayarak mı kazanılıyor? Köpek gibi çalışarak mı? :))

-Hahahaa. Yıldız gibi yaşamak için köpek gibi çalışmak gerekiyor 🙂

“BU ÜLKEDE 14 METRE ATLAYAN İLK TÜRK KADIN BEN OLACAĞIM” DEDİM. BAŞARDIM

19 Mayıs için rol model genç olarak seçilmek sana ne hissettirdi?
-Çok mutlu oldum. Çok heyecanlandım. Ama aynı zamanda şaşırdım. Hep başkalarını izlerdim, bu sefer ekranda izlediklerim beni izleyecekti.

Reklam çekimi nasıl geçti? Antrenman mı çekim mi daha yorucu?
-Valla, çekim daha yorucuydu. Antrenman yaparken, konuya hakimim ama çekim alışık olmadığım bir şey. Oyuncuları tebrik etmek gerekir. Becerebildim mi bilmiyorum. İnşallah izleyenler beğenir.

Kendine verdiğin bir söz varmış…
-Evet. “Ben bu ülkede 14 metre atlayan ilk Türk kadın olacağım” dedim. Sözümü tuttum. Sırada dünya şampiyonluğu ve olimpiyatlar var. Devamı için de çalışıyorum…

Bizler, senin ve senin gibi sporcuların kıymetini biliyor muyuz? Yeteri kadar destekliyor muyuz?
-Doğruya doğru, yeterli desteği göremiyoruz! Belki madalya sayısının az oluşundan, belki amatör bir spor oluşundan… Oysa, sporcuların başarılı olabilmesi için daha fazla teşvik gerekli. Ülkemizde böyle bir kültür yok maalesef. Futbol, basketbol ve voleybol gibi spor branşları hep önümüze geçiyor.

Umutsuzluğa kapıldığın oluyor mu?
-Yaptığım iş açışından hayır. Son 5 yıldır umutsuz olduğum tek bir an olmadı. Çünkü antrenörüme, yaptırdığı antrenmanlara ve kendime güveniyorum.

Avrupa şampiyonluğundan sonra çıta çok yükseldi… Bu, tedirgin ediyor mu seni?
-Şampiyon olmak zor ama şampiyon kalabilmek daha zor! Sorumlulukları ağır. Bunun bilincindeyim. Ama kişi, kendinden eminse yaptığı işin doğruluğundan şüphe etmiyorsa tedirgin olmaz. Ben de eminim. Önümüzde dünya şampiyonası var. 17-27 Ağustos’ta, Budapeşte’de. Önceliğimiz orası. Sonra gelsin 2024 Paris Olimpiyatları…

Senin, “Bir çita kadar hızlı, bir gergedan kadar güçlü” olduğunu söylüyorlar…
-(Gülüyor) Bunu söyleyenler haklı. Üç adım atlarken, ilk adımda, bacağıma binen yük, kilonun 22 katı! Bu da yetişkin bir gergedanın kilosuna eşit! Hatta, bir gün hocama sormuşlardı, “Tuğba’yı bir hayvana benzetsen neye benzetirsin?” diye, “Su aygırı” demişti sağ olsun canım hocam 🙂

Yarım squat’ta 200 kilo kaldırabildiğin doğru mu?
-Aslında en iyi kaldırdığım 220 kilo. Bazı ufak tefek problemlerden dolayı, 200 kilocuk kaldırıyorum!


Hiç yağ yok mu senin vücudunda?

-Tabii ki var sonuçta bir kadınım 🙂 Ama kas kütlem fazla olduğu için yağsızmışım gibi görünüyor.

Sana “Çekirge Kız” diyorlar. Hoşuna gidiyor mu?
-Evet! “Ayağının altında yay mı var?”, “Kanatların nerde?”, “Uçan kız”, “Rekor makinası” falan da diyorlar. Hoşuma gidiyor, kendimi değerli hissediyorum.

Haftada bir gün mü, “normal insan” oluyorsun? O gün ne yapıyorsun?
-O gün bile normallikten çok uzağız aslında. Hafta, çok yoğun ve uzun geçtiği için yatıp dinlenmek, dizi izlemek, kahve içmek daha cazip geliyor. Bazen dışarıya kahve içmeye çıkıyoruz. En fazla bir saat kalıp dönüyoruz. İnsan görmeye çok alışık olmadığımızdan sanırım 🙂


Sence bu yaptığın spor, “insan işi” bir şey mi? İnsan, 14 metre nasıl atlar?

-Haklısınız. Fizik kurallarına aykırı bir kere! Ya deli olacaksın ya da zırdeli! Bazen açıp videolarımı izliyorum ya da başkalarının atlayış videolarını, verdiğim ilk tepki: “Hadi canım sen de…” oluyor. Ben bile şaşırırken, sizin böyle düşünmeniz normal 🙂

En çok nesini seviyorsun bu sporun?
-Bana, beni hediye etti! Kendimi daha çok sevmemi sağladı. Çalışırsam, kendimi adarsam, her şeyi başarabileceğimi öğrendim. Hayallerimi gerçekleştirebileceğimi öğrendim. Bir kısmını gerçekleştirdim de… Kazandığım başarılar, aldığım madalyalar bir yana… Dünyayı gezdim bu spor sayesinde… Birçok ülke, birçok şehir gördüm. Normal şartlarda asla gidemeyeceğim yerlere gittim.


Dövmelerin yıkılıyor. Kaç tane? Hepsinin bir hikayesi var mı?

-En son saydığımda 22’ydi, artık saymayı bıraktım 🙂 Sol kolumda olimpiyat halkası, annemle kardeşimin ismi ve sevdiğim bir yazı var. Yazının anlamı, “Geçmişinin, seni daha iyi biri yapmasına izin ver” gibi bir şey. Yılanlara bayılırım. Kendimden bir parça buluyorum onlarda. Yılan dövmem var bu yüzünden 🙂 Bacağımda aslan ve çita dövmesi var. Galatasaraylıyım aslan dövmesi onun için. En az çita kadar hızlı olduğum için de bir çita dövmesi var. Sırtımda bir pusula ve saat dövmesi var. Saat 14.00’da duruyor, bunun anlamını da herkes biliyor zaten 🙂

“Pişman olurum ileride, yaptırmayayım bu dövmeleri” dediğin oldu mu?
-Yok canım. Dövme seviyorum, “Zaten bana da yakışır!” deyip yaptırıyorum.

Sen hep böyle cesur ve gözü kara mıydın?
-Hep korkusuzdum! Böcekler hariç. Bak, onlardan korkarım. Benim herhangi bir şeyi aklıma koymam yeterli. İsteyeyim yeter. Sonunda benim olur. Öyle armut piş, ağzıma düş yok ama. Çok çaba harcarım, çok çalışırım.


Peki hırsın ne alemde? Hırslı ve inatçı mısın?

-Sanırım Oğlak burcuyum demem yeterli olacak! Ya olacak ya da olacak! Olmaması için sebep aramam, olmuyorsa da olana kadar zorlarım.

Sende “Ya hep ya hiç”çi bir hava seziyorum. Sanki arası yok gibi…
-Kesinlikle. “Sonunu düşünen kahraman olamaz” deyip, attığım birçok adım var ve kahraman olduğum. Sonunda üzüldüğüm olay sayısı çok azdır.

Bir antrenör için kolay bir sporcu musun? Yoksa ona hayatı dar edebilir misin?
-Aslında zor bir sporcuyum. Ama bu Cahit Yüksel’de çok işe yaramıyor 🙂 İyi huyum: Sorgulamam. Bir asker gibiyim, ne denirse onu yaparım. Bunun iyi bir şey olduğunu da gördüm. Ben söz dinleyince ve çok çalışınca, hocam, bir şekilde beni şampiyon yapmayı başarıyor 🙂

HEDEFİM: OLİMPİYATLARDA YARIŞMAK, EN İYİ ŞEKİLDE AY-YILDIZLI BAYRAĞIMIZI TEMSİL ETMEK

Bugüne kadar elde ettiğin pek çok başarı var. Senin için en önemlileri neler?
-U18-U20- ve büyüklerde Balkan Şampiyonası’nda 1. ve 2.’liklerim var. Türkiye şampiyonluklarım ve rekorlarım var. U23 Avrupa Şampiyonluğum ve 2.’liğim var. Büyükler Avrupa Salon Şampiyonluğu’nu da ekleyebiliriz artık. Ama aslında benim için en önemlisi, 14 metre atlayan ilk Türk kadın olmam! Yeni hedefim de: Dünya şampiyonasında ve olimpiyatlarda, Ay-yıldızlı bayrağımızı en iyi şekilde temsil etmek.

Nasıl bir ailede yetiştin?
-Her istediği olan, ağlayarak istediğini aldıran, şımarık bir çocuk olarak büyümedim. Bunun için aileme teşekkür ederim. Şimdi kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyorsam, bunun sebebi yetiştirilme şeklim.
Okulda en iyi dereceleri almana rağmen, beden eğitimi öğretmenin, “Senden olmaz!” diyor, seni il seçmelerine götürmek istemiyor…
-Ya evet…

Sen de inat edip, kendi imkanlarınla gidiyorsun ve seçilen sporculardan biri oluyorsun. Beden öğretmeninin, “Senden olmaz!” dediği kız, Avrupa şampiyonu oldu. Sence ne hissediyordur?
-Valla ben de merak ediyorum. Neden öyle dediğini de hiç bilmiyorum. Acaba hareketli bir çocuk olduğum için mi? Öyleydim çünkü. Biraz haşarıydım. Ama onun, “Yapamazsın, edemezsin!” demesi beni yıldırmadı, tam tersine kamçıladı. Seçmelerdeki antrenör, beden eğitimi hocasının görmediği bir şeyi gördü bende. “Sen kal!” dedi. Ve öyle başladı atletizm maceram…

Ailenin tepkisi ne oldu?
-Başlarda babam hiç istemedi. Pek desteklemedi. Bütün fedakarlığı annem yaptı. Çok istiyorum diye antrenmanlara gitmeme izin verdi, babamdan sakladı. Öğrense kızacağını bile bile, benim çok istediğim bir şeyi yapmama izin verdi. Canım annem. Sonsuz destek oldu. Babama gelince, beni seçen antrenörüm onunla konuştu, “Bu kız yetenekli. İyi bir sporcu olabilir. İyi yerlere gelebilir, iyi paralar kazanabilir” dedi. O da ikna oldu.


Sonra… Sonra neler oldu?

-Şehir şehir gezip, müsabakalara katılmaya başladık. Kalabalık bir gruptuk. En yakın arkadaşlardık. Çok eğleniyorduk. 16-17 yaşlarındayız, kanımız da kaynıyor. Sabah antrenman, akşam, “eğlenceyi hak ettik!” diyoruz, gezmelere dalıyoruz. Ama tabii bu, ideal bir sporcu yaşamı değil. Sonra herkes başka başka yerlere dağıldı. Antrenörümüz de atandı, biz başka hocaların eline kaldık. Yapıyorum, atlıyorum, madalyalar alıyorum ama o eski keyfi alamıyorum. Arkadaşlarımın hiçbiri de yok. Bir de okul var, geç saatlerde bitiyor. Bazen antrenmanlara gitmek bile istemiyorum, hatta gitmiyordum. Ama yine de çıkıp atlıyordum bir şekilde. Sonunda sakatlandım. Sakatlığım o kadar ağır değildi ama psikolojik olarak iyi değildim. Kafa iyi olmadığı için, vücut da toparlanamıyordu…


O dönemler, sporu bırakmayı mı düşündün?

– Aynen öyle! Dibe vurmuştum. Tam sporu bırakmaya karar vermek üzereydim ki kardeşim bana, “Sen, bu eve hep madalyayla gelirdin şimdi n’oldu?” dedi. O kadar kötü hissettim ki… O an, hayatım, hayallerim, yapmak istediğim her şey film şeridi gibi geçti gözümün önünden… “Haklı” dedim kendi kendime, “Benim hedeflerim vardı. Onları gerçekleştirmeden bırakmak bana yakışır mı?” Cevabım “hayır”dı tabii ki. Ama bunu yapabilmem için disiplinli, kuralcı bir hocayla çalışmam lazımdı, “Bu da olsa olsa Cahit Yüksel’le olur!” dedim.


Cahit Hoca hemen “Tamam” mı dedi?

-Tabii ki hayır! Önce kabul etmedi. Epey bir süründürdü beni. Ama söylüyorum, ben azimliyim. İnatçıyım da… Israr ettim. Onun kurallarına uyacağımı, değişeceğimi söyledim ve sonunda zor bela ikna ettim.

Koyduğu kurallar neydi?
-Çok sert kurallar değil aslında. Yapılması gerekenlermiş. Bunu yaşarken anlıyorsunuz. Yemek, içmek, yatmak, kalkmak, dinlenmek, antrenman kuralları… Önceki hayatımda bunlar olmadığı için başta zorlandım ama başarı gelmeye başlayınca, ‘‘Ya evet, eksik buymuş bak!’’ dedim.


Cahit Hoca’yla yolun kesişmese ne olurdu?

-Mesela sizinle bu röportajı yapamazdık. Tuğba Danışmaz diye biri olurdu ama kimse tanımazdı. Bu başarıları da elde edemezdim! 5 yıldır birlikte çalışıyoruz. Kendisi hep “Yüzde 75 senin başarın, yüzde 25 benim!” der. Ama ben yolumuz beraberse her şeyin eşit olduğunu düşünüyorum.

Sana en çok ne kazandırdı bu spor?
-Hocam ve atletizm bana bir hayat kazandırdı! Bana, beni geri kazandırdı. Cidden dibe vurmuştum. Sonra hayatımın seyri tamamen değişti. 5 yıldır sürekli gelişiyorum. Öğreniyorum. Yurt dışına çıkıyorum, okulumu okuyorum, okulum bitecek… Belli bir gelirim var, evimi rahat bir şekilde geçindirebiliyorum. Kendimi seviyorum. İnsanlar sokakta beni gördüğünde, “Şampiyon” diye sesleniyor. Umutlarım var. Bunların hepsi bu spor sayesinde oldu.


Bu arada saçını renkten renge, modelden modele sokmuşsun. Ona da bayıldım! Bugüne kadar kaç renk yaptın kafanı?

-Oooo say say bitmez! Çikolata kahve, siyah, mavi-siyah, platin sarısı, gri, bakır, kızıl, sonra tekrar siyah 🙂

Seni en çok ne mutlu eder?
-Spor hayatım bittikten sonra, “Şunu da yapsaydım” dediğim bir şey olmazsa ve hedeflerimi de gerçekleştirirsem… Bu beni çok mutlu eder!

Sen mi atletizmi bırakacaksın bir gün, o mu seni bırakacak?
-Yapmama engel bir durum olana kadar sahalardayım! Yani atletizm beni bırakana kadar ben olmam gereken yerde, her zaman hazır ve aynı istekle olacağım!

Yorum Bırak

4 + fourteen =