FESTİVALLER ARTIK BİR KONSER SERİSİ DEĞİL BİR ŞEHİR EKOSİSTEMİ

Bu sabah, festival meselesine farklı bir açıdan bakan biriyle konuştum… ‘Festival’ dediğimiz şey değişti. Eskiden bir sahne olurdu, bir konser olurdu. Birileri çıkar, birileri izlerdi. Biterdi. Şimdi öyle değil. İnsanlar artık sadece ‘eğlenmek’ istemiyor. Ait olmak, bir şeyin parçası olmak, paylaşmak, kendini iyi hissetmek… Kısacası D E N E Y İ M yaşamak istiyor.

İstanbul Festivali’nin yaratıcısı, Focus İstanbul Etkinlik Yönetimi CEO’su Özlem Adıgüzel ile konuştum.

30 yıldır bu işi yapan biri olarak şöyle diyor:

“İnsanlar artık sadece iyi bir sahne istemiyor. Müziğin yanında spor da olsun… gastronomi de olsun… çocuk alanı da olsun… hatta sosyal sorumluluk da olsun istiyor…”

Çünkü mesele artık tek bir konser değil…Bir şehir ekosistemi yaratmak.

En önemli cümlelerinden biri şu:
“İnsanlar, ‘elit’ bir deneyim istemiyor. Kapsayıcı bir deneyim istiyor.”

Bence çok doğru. Çünkü artık pek çok insan pahalı organizasyonları karşılayamıyor. Ve kimse ‘dışarıda’ kalmak istemiyor.

Festival dediğin şey de tam olarak bu yüzden var: İnsanlara, ‘Sen de buraya aitsin!’ hissini vermek için.

Bu yıl Ağustos’ta 5’incisi yapılacak olan İstanbul Festivali de, tam böyle bir festival. Geçen yıl yaklaşık 1 milyon kişi gelmiş. Bu yıl da, 1-16 Ağustos arasında, Yenikapı’da yapılacak… 63 sanatçı, spor alanları, gastronomi, çocuk ve deneyim alanları… Veeee henüz açıklanmayan sürpriz isimler… Bir bilet alıyorsun, bir sürü konser, etkinlik ve deneyim alanı… Gençler içerik üretiyor, paylaşıyor, birbirini buluyor. Aileler birlikte geliyor. Çocuklar eğleniyor. Ve insanlar oradan sadece eğlenmiş olarak değil… Biraz nefes almış, biraz ruhu tazelenmiş olarak ayrılıyor. Bir de Özlem Adıgüzel’in şu sözü çok hoşuma gitti:
“Dijitalde, her şeye tek başımıza, anında erişiyoruz. Ama birlikte gülmeye, birlikte alkışlamaya erişemiyoruz.”

İşte tam da bu yüzden festivaller hâlâ çok önemli. Çünkü binlerce kişi aynı anda şarkı söylediğinde, alkışladığında, heyecanlandığında insan şunu hatırlıyor: Y A L N I Z D E Ğ İ L İ Z !

@istfestivali #işbirliği #reklam

İNSANLAR SADECE EĞLENMEK DEĞİL AİT OLMAK, PAYLAŞMAK VE DEĞER ÜRETMEK İSTİYOR 

Yaklaşık 30 yıldır büyük fuar ve kongre organizasyonları, festivaller yapıyorsunuz. İnsanların, festivalden beklentisi en çok ne yönde değişti?

En büyük değişim şu: İnsanlar, artık bir etkinliğe sadece izleyici olarak değil, deneyimin bir parçası olarak katılmak istiyor.

Nasıl yani?

30 yıl önce büyük organizasyonlarda beklenti daha çok ‘iyi bir sahne’ ya da ‘iyi bir konuşmacı’ydı. Bugün ise katılımcılar çok katmanlı bir deneyim arıyor. Müzik varsa, spor da olsun. Gastronomi de olsun, çocuk alanı da olsun, sosyal sorumluluk boyutu da olsun.

ELİT BİR DENEYİM OLMASINI DEĞİL KAPSAYICI OLMASINI BEKLİYORLAR 

Vayyy müthişmiş! İzleyici kitlesi de çok daha bilinçli ve farkındalığı yüksek bir kitle haline gelmiş…

Aynen öyle! Bir diğer önemli değişim de, insanlar, kaliteli içeriğe ulaşmak istiyor ama bunun belli bir kesime hitap eden, elit bir deneyim olmasını değil; kapsayıcı olmasını bekliyor. Bizim İstanbul Festivali’nde, 1 milyon kişiye ulaşmamızın arkasında da bu var. Festival artık bir konser serisi değil; bir şehir ekosistemi.

FESTİVAL ALANINDA İÇERİK ÜRETİYOR PAYLAŞIYOR VE ETKİLEŞİME GİRİYOR 

Dijitalleşme peki? Sizce o da beklentileri dönüştürdü mü?

Kesinlikle! Gençler, festival alanında sadece eğlenmiyor; içerik üretiyor, paylaşıyor, etkileşime giriyor. Espor ve 3×3 Basketbol alanları, Genç Sahne bu yüzden bu kadar güçlü karşılık buluyor. Bugün insanlar sadece iyi kurgulanmış bir etkinlik değil; kendilerini ait hissedebilecekleri bir yaşam alanı deneyimi arıyor. İstanbul Festivali’ni de tam olarak bu anlayışla tasarlıyoruz.

Festival alanında en çok duyduğunuz cümle ne?

İyi ki gelmişim!

Bu cümle size ne anlatıyor? İnsanlar aslında neye “İyi ki” diyor?

Bir beklentinin aşılması anlamına geliyor. O ‘İyi ki’, tek bir performansa değil; aynı gün içinde müziği, sporu, eğlenceyi ve ailece geçirilen zamanı bir arada yaşayabilmeye söyleniyor. Çünkü mesele bir konser sahnesi değil; farklı anlara dokunabilmek, o çok katmanlı atmosferi birlikte hafızalara kazıyabilmek… Pek çok kişi, “Bu ölçekte bir festivale bu şartlarda katılabileceğimi düşünmemiştim” diyerek geliyor.

GÜNÜN TEMPOSUNDAN UZAKLAŞIP, ENERJİLERİNİ TOPLAMAK RUHLARINI TAZELEMEK İÇİN GELİYOR 

O ‘iyi ki’, biraz da fırsat eşitliğine duyulan memnuniyet, öyle değil mi?

Evet, kesinlikle! Bir başka önemli noktalardan biri; insanlar kalabalığın içinde yalnız hissetmedikleri bir atmosfer bulduklarında, “İyi ki” diyorlar. Güvenli, düzenli, enerjisi yüksek ve kapsayıcı bir ortam… İstanbul gibi dinamik bir şehirde, insanlara aynı anda hem heyecan hem huzur verebilmek çok kıymetli. O cümleyi her duyduğumda, İstanbul Festivali’nin sadece bir festival değil, insanların hafızasında yıllarca yaşayacak bir anı ve deneyim yaratan bir ortak hafıza olduğunu hissediyorum. Yani sadece eğlenmek için gelmiyorlar; biraz da günün temposundan uzaklaşıp enerjilerini toplamak, ruhlarını tazelemek için geliyorlar. Biz de festivallerimizi bu yüzden, sadece bir etkinlik olarak değil, müzikten spora, marka deneyim alanlarından lezzet deneyimlerine kadar, gün boyu enerjilerini yenileyebilecekleri bir alan olarak tasarlıyoruz.

FESTİVALLER TOPLUMSAL BİR ENERJİ VE DENEYİM ALANI

O ‘iyi ki’, biraz da fırsat eşitliğine duyulan memnuniyet, öyle değil mi?

Evet, kesinlikle! Bir başka önemli noktalardan biri; insanlar kalabalığın içinde yalnız hissetmedikleri bir atmosfer bulduklarında, “İyi ki” diyorlar. Güvenli, düzenli, enerjisi yüksek ve kapsayıcı bir ortam… İstanbul gibi dinamik bir şehirde, insanlara aynı anda hem heyecan hem huzur verebilmek çok kıymetli. O cümleyi her duyduğumda, İstanbul Festivali’nin sadece bir festival değil, insanların hafızasında yıllarca yaşayacak bir anı ve deneyim yaratan bir ortak hafıza olduğunu hissediyorum. Yani sadece eğlenmek için gelmiyorlar; biraz da günün temposundan uzaklaşıp enerjilerini toplamak, ruhlarını tazelemek için geliyorlar. Biz de festivallerimizi bu yüzden, sadece bir etkinlik olarak değil, müzikten spora, marka deneyim alanlarından lezzet deneyimlerine kadar, gün boyu enerjilerini yenileyebilecekleri bir alan olarak tasarlıyoruz.

BİNLERCE KİŞİ AYNI ANDA ŞARKI SÖYLÜYOR ALKIŞLIYOR, HEYECANI PAYLAŞIYOR

Tarkan konseri özel bir örnek oldu. Binlerce insanın aynı anda aynı şarkıyı söylemesi… Siz, o an ne düşündünüz? Bu kalabalık size ne söyledi?

Muazzam bir his. Aslında biz bu hissi dört yıldır yaşıyoruz; 50 bin kişiyle aynı enerjiyi paylaşıyoruz. O an düşündüğüm şey, İstanbul Festivali’nin tam olarak insanları güvenle ve huzurla bir araya getiren bir alan olduğuydu. Binlerce kişi aynı anda şarkı söylüyor, alkışlıyor, heyecanı paylaşıyor ve ben o anda festivalin insanlara sadece bir konser değil, bir deneyim sunduğunu, bir arada olmanın enerjisini hissettirdiğini gördüm. Bu kalabalık bana şunu söyledi: “Biz bir aradayız. Ve özümüzdeki birlikteliğin birleştirici etkisini ve iyiliğini hatırlayarak yaşadığımız her an çok kıymetli.”

FESTİVAL VERİLERİ TÜRKİYE’NİN BUGÜNKÜ RUH HALİNİN BİRLİKTE OLMA İSTEĞİNİN CANLI BİR YANSIMASI

Elinizde çok net veriler var; yaş dağılımı, kalış süresi, neden geldikleri… Bu veriler, size bugünün Türkiye’siyle ilgili nasıl bir ruh hâli gösteriyor?

Yaş dağılımı skalamız geniş; kalış süreleri uzun ve çoğu kişi festivalden gün boyu faydalanıyor. İstanbul Festivali olarak, kapılarımızı 16.00 itibariyle açıyoruz ve ana konser sonuna kadar festival alanımız yaşamaya devam ediyor. Bu, bana Türkiye’de insanların hem hayatın temposuna ayak uydurmaya çalıştığını hem de bir araya gelip paylaşacakları deneyimlere, sanata ve topluluk ruhuna ne kadar ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. İnsanlar eğlenmekle kalmıyor; birlikte olmaktan, üretmekten, keşfetmekten ve geleceğe dair umut beslemekten keyif alıyor. Festival verileri, aslında Türkiye’nin bugünkü ruh hâlinin, dinamizmin, merakın ve birlikte olma isteğinin canlı bir yansıması.

MARKALARIN GÖRÜNÜR OLMASI YETMİYOR ANLAMLI VE ETKİLEŞİMLİ DENEYİMLER YARATMALARI GEREKİYOR

Günümüzde, bir markanın sadece görünür olması yetmiyor. Sizce markalar, festival alanında ne yaparsa gerçekten hatırlanıyor?

Hatırlanmak için, ziyaretçiler için anlamlı ve etkileşimli deneyimler yaratması gerekiyor. Bizim festivalimizde bu yıl 91 marka, özenle tasarlanmış interaktif deneyim alanlarıyla yer aldı. 120 bin metrekarelik festival sahasının deneyim alanlarında; insanlar sadece izlemiyor; katılımcı olarak dahil oluyor, etkileşimde bulunuyor ve deneyimi paylaşıyor. Bu tür deneyim tasarımı, marka farkındalığını artırmanın ve kalıcılık sağlamanın en etkili yolu. Festivalin çok katmanlı yapısı, markaların hem kendi kimliğini öne çıkarmasına hem de ziyaretçilerle doğrudan bağ kurmasına imkân tanıyor. Kısacası, marka değeri artık sadece görünürlük değil, tüketiciyle kurulan gerçek bağ, deneyim odaklı etkileşim ve aktivasyon ile mümkün oluyor.

İŞİN ÖZÜNDE, TOPLUM İÇİN BİR DEĞER İNŞASI VAR. BİR ARAYA GELMEK, BİRLİKTE HİSSETMEK VE AYNI ANI PAYLAŞMAK 

Festival sizin için sadece bir organizasyon mu, yoksa biraz da toplumsal bir “moral alanı” mı?

Festival bizim için hiçbir zaman sadece bir organizasyon olmadı. Elbette 1000 kişinin emeğiyle parlayan büyük bir operasyonel yapı. Ciddi bir planlama ve üretim süreci var. Ama işin özünde, toplum için bir “değer inşası” var. Bir araya gelmek, “birlikte hissetmek” ve “aynı anı paylaşmak” var. Bu yönüyle evet, bir “moral alanı” diyebiliriz. İstanbul Festivali’nde 50 bin kişinin aynı anda aynı ritmi paylaşması, farklı yaş gruplarının aynı alanda kendine yer bulabilmesi, sanata, spora erişebilmesi aslında toplumsal bir bağ üretmek demek. Biz festivalimizi ayrıcalıklı bir etkinlik olarak değil; herkesin katılabildiği, sanata ve birlikte yaşama kültürüne herkesin erişebildiği bir yaşam alanı olarak tasarlamaya devam edeceğiz.

SANAT TOPLUMSAL HAFIZAYI VE ORTAK AİDİYETİ GÜÇLENDİREN EN SAĞLAM BAĞ

Son bir soru daha: Günümüz Türkiye’sinde ne yazık ki her şey öngörülebilir bir halde değil. Kaymakamlıktan bir genelgeyle küt diye aylarca uğraşılmış, biletleri satılmış bir konser iptal edilebiliyor. Siz, bu tür krizlere ne kadar alışıksınız… Bu tür uygulamalar, sizde otosansüre yol açıyor mu? Bu tür vukuatlar, sizi ülkenin geleceği açısından korkutuyor mu?

Evet, zaman zaman öngörülemeyen durumlarla karşılaşılabiliyoruz. İptaller veya değişen koşullar gibi. Ama 30 yılı aşkın deneyimimiz bize esnek olmayı, alternatif planlar geliştirmeyi ve her koşulda ziyaretçilerimize güvenli, unutulmaz bir deneyim sunmayı öğretti. Sanatın bağımsızlığı bizim için çok önemli; bu nedenle otosansüre kapılmadan her ihtimale hazırlıklı olarak çalışıyoruz. Odaklandığımız şey, festivalin toplumsal, kültürel ve ekonomik değerini korumak. İnsanların birlikte hissettiği, enerji topladığı ve sanatla buluştuğu alanları yaratmak, Türkiye’nin geleceğine dair umudumuzu güçlendiriyor. Dayanıklı ve özenli hareket ediyoruz; çünkü sanatın, birlikte yaşanan deneyimlerin ve paylaşılan anların, toplumsal hafızayı ve ortak aidiyeti güçlendiren en sağlam bağlar olduğuna inanıyoruz. #işbirliği #reklam

Yorum Bırak