Kendine İyi Bak Gençlik Programı röportaj serimizin 2. bölümündeyiz
Bu sefer söz gençlerde
Anlatılan değil… yaşanan… Çünkü bazen bir istatistik değil, tek bir cümle çarpar:
“Erasmus kazandım ama gidemedim.”
“Ekonomik zorlukların altında eziliyorum.
“Yine de kendime güveniyorum.”
Hepsi gerçek. Kaygılarını, ertelediklerini, hayallerini ve vazgeçmeyişlerini anlattılar.
“Bizi yargılamayın, yanımızda olun” diyorlar.
Ve en çok şunu: Görünmek. Anlaşılmak. Yalnız olmamak.
Bu bölümde araştırmacı yazar, veri analisti Nurhan Keeler da bizimle…
Bakın neler anlatıyor:
🚩Kalabalık bir yalnızlık var.”
🚩”Gençler, kendi eşitleriyle değil; güçlü ailelerle yarışıyor.”
🚩”Hep bir kıyas, hep bir yetersizlik hissi…”
🚩”Liyakat yok gibi. Nepotizm de almış başını gitmiş.”
🚩”En çok istedikleri şey: anlaşılmak, değer görmek, yalnız olmamak.”
🚩”Görünürlük, bazen paradan daha önemli.”
🚩”Hayal kurmuyorlar değil… ama hayatta kalmaya odaklılar.”
🚩”Küçük dokunuşlar, gençlerin hayatında büyük fark yaratıyor.”
@evyaptr @ahbap #işbirliği @feyzashnnn @dilavarli @nurhankeeler
EKONOMİK ZORLUKLARLA MÜCADELE EDİYORUM

Bugünün Türkiye’sinde üniversite öğrencisi olmak nasıl bir şey…
Denizde bir yunus olmaya benziyor. Nefes alacağımız yer burası değil ama yaşamak için, bir şekilde başımızı yukarı kaldırıp, o nefesi almamız gerekiyor.
En çok neyin altında eziliyorsun?
Ekonomik zorluklar.
Maddi sebeplerle ertelediğin bir şeyler oldu mu?
Olmaz mı? Basit diş tedavileri, konserler, terapi… Allah’tan “Kendine İyi Bak Gençlik Program’ı var da, terapi ve konser kısmı çözüldü.
YİNE DE KENDİME GÜVENİYORUM
Geleceğe dair hayal kurabiliyor musun?
Elbette! Hiç kesintisiz hayal kurmaya devam. Tamam ülke şartları zor, ama ben kendimize de güveniyoruz.
Şu an en büyük kaygın…
İstediğim şirkette, istediğim ekonomik şartlarda çalışamamak… Ama dedim ya, kendime güveniyorum.
Sana en çok ne iyi geliyor?
Spor yapmak.
Büyüklerden en çok ne duymak istiyorsun?
Hala bir umut olduğunu… Çünkü var… Çünkü biz varız. Biz geleceğiz!
ERASMUS’U KAZANDIM AMA GİDEMEDİM ÇÜNKÜ BÜTÇE AYIRAMADIM
Üniversiteye başlarken hayalin neydi…
Büyüklerin “üniversite zamanları” diye tanımladığı dönemi doya doya yaşamak istiyordum. Ve tabii sevdiğim mesleği yapabilmeyi hayal ediyordum. Şimdi üniversite sona geldim, çok güzel anılar biriktirdim. Şu an hem okuyorum hem de bir reklam ajansında staj yapıyorum. Kendime güzel bir gelecek inşa etmeye çalışıyorum. Hayallerime adım adım yaklaşıyorum.
Türkiye’de üniversite öğrencisi olmak nasıl bir şey…
Maalesef pozitif kalmanın, hayal kurmanın zor olduğu bir dönem. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada öyle. Hepimiz potansiyelimizi gerçekleştirememekten korkuyoruz. Hepimizde gelecek kaygısı var.
Maddi sebepler yüzünden ertelediğin bir şey oldu mu?
Üniversiteye başlarken hep Erasmus’a gitmek istiyordum. Erasmus’u kazandım ama maalesef buna bütçe ayıramadım.
YARGILAMAYIN HER DURUMDA YANIMIZDA OLUN
‘Kendine İyi Bak Gençlik Programı’ hayatında somut olarak neyi değiştirdi?
Hayatımızda en önemli şeyin kendimizi olduğunu sadece söylemekle kalmadı… Hayata geçirdi.
Online psikolojik danışmanlık peki? Daha önce hiç böyle bir destek almış mıydın?
Evet ve çok faydasını gördüm. İnsan hayatında, sağlıktan -özellikle mental sağlıktan- daha önemli bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu proje, yaşadığımız ülke şartlarında, herkesin göz ardı ettiği bu gerçeği, biz gençler için çok kolay erişilebilir bir
fırsat haline getiriyor.
Büyüklerden en çok ne duymak istiyorsun?
Yargılamadan, her durumda yanımızda olduklarını…
KENDİNE İYİ BAK GENÇLİK PROGRAMI BAKIŞ AÇIMI DEĞİŞTİRDİ

Türkiye’de bugün üniversite öğrencisi olmak nasıl bir şey…
Hayat çok hızlı akıyor ve değişiyor. Bu hızda kalmak, gelişmek ama aynı zamanda dinlenmek, iyi hissetmek ve kendini beslemek çok kolay değil. Geride kalmamak ve anı yaşamak arasındaki
denge de mühim.
En çok neyin altında eziliyorsun?
Gelecek kaygısı. Beyin belirsizliği sevmez. Çalışıp kazanamamak, emek verip karşılık alamamak, ne kadar çabalarsan çabala aynı yerde saymak… Korkutucu! Umarım başımıza gelmez.
‘Kendine İyi Bak Gençlik Programı’ hayatında somut olarak neyi değiştirdi?
Bakış açımı. Burs ve diğer programlara baktığım zaman, akademik başarımızın bizi birey olarak tanımladığını düşünürdüm. Şimdi görüyorum da, biz bunlardan çok daha fazlasıymışız.
Kültür-sanat için verilen destekle ne yaptın?
Bol bol tiyatro oyununa gittim.
HAYAT SONSUZ BİR OLASILIK DENİZİ
Şu an en büyük kaygın ne?
Kaybolmak. Farklı dünyalarda, seçeneklerde, düşüncelerde yolumu kaybetmek, inancımı kaybetmek… Ama ülkede yaşanan her tür olumsuzluğa rağmen, ben hep hayal kurdum. Kurmaya da devam edeceğim. Hayatın, sonsuz bir olasılık denizi olduğunu düşünürüm.
Sana en çok ne iyi geliyor?
Hareket etmek. Dans, koşu, yürüyüş, yüzme, bisiklet sürmek… Vücudumu hareket ettirmek.
Büyüklerden en çok ne duymak istiyorsun?
Gurur duyduklarını sanırım. Kendi yolumda iyi ilerlediğimi ve ne olursa olsun yeterli olduğumu.
Ve son olarak… Bu projeyi hayata geçirenlere bir cümle söyleyecek olsan, ne derdin?
Gençlere alan açtığınız için teşekkür ederim. Bazen bir insanın yoluna devam edebilmesi için, yalnız olmadığını hatırlaması yeterli oluyor.
KENDİ EŞİTLERİYLE DEĞİL GÜÇLÜ AİLELERLE ÇARPIŞIYORLAR

Gençlerin yüzde 56’sı, kendini ‘endişeli’ olarak tanımlıyor. Bu oran sizi şaşırttı mı?
“Genç” tanımı gereği, toplumu, sistemi silkeleyebilen deli kan anlamına geliyor. Ama şimdi teknolojinin de etkisiyle, üstü örtülmeyecek gerçeklerle karşı karşıyalar. Endişe edebilecekleri şeyler gözlerine sokuluyor. Nepotizm çok. Kendi eşitleriyle değil, güçlü ailelerle çarpışıyorlar. Yine de insani ve küçük gibi görünen şeylerde, umutları yeşeriyor. Mesela; bileğinin hakkıyla bir yerlere gelen insanları görmek, birinin diğerine iyiliğine şahit olmak…
‘Mental sağlık ihtiyacı’nı öncelikli görenlerin oranı yüzde 65’in üzerinde… Gençler gerçekten bu kadar yalnız mı?
80’li yıllarda, şehir nüfusu, yüzde 60-65’lerdeydi. Şimdi yüzde 93. Kalabalık bir yalnızlık var. Güven arayışı var. Hep bir kıyaslama hep bir yetersizlik hissi yaygın… Bu da suçluluk duygusunu tetikliyor. Aileler, hatta toplumun tamamı, hayat mücadelesi halinde olunca, kimse kimseye o kadar ihtimam gösteremiyor. Dinleyen, anlayan birbirini kollayan insan çok az.
LİYAKAT YOK GİBİ NEPOTİZM ALMIŞ BAŞINI GİTMİŞ
Kariyer kaygısı, yüzde 60’ların üzerinde… Gelecek algısı nasıl? Umut düşüyor mu?
Eczane açmak istese, on adımda bir eczane var ve yeni regülasyonlar söz konusu. “Öğretmen olayım” dese, atanıp atanmama sorunu var. Liyakat yok gibi. Nepotizm almış başını gitmiş. Bir değil pek çok dil bilmeleri lazım hem kodlama hem yabancı dil anlamında. Mühendis olsa havacılık ve savunmaya sıkışmış durumda. Yetemeyecekler, kısa kalacaklar hissi var. Evet, kaygılılar.
Sizce gençler en çok neyi talep ediyor? Para mı, fırsat mı, görülmek mi?
Çok para, güç vs olabilir ama görülüp onaylanmıyorsa, görünürlük daha önemli. Fırsatı, kaynakları olup çok güçsüz, çok önemsiz, çok yokmuş, var olamamış gibi hisseden gençler var. Kendi frekanslarını bulmaları lazım. Fırsata ihtiyaçları var ki, kendi potansiyellerini gösterip, görünür olsunlar.
KIRGINLIKLARI VAR GENÇLERİN
Araştırmada en sık tekrar edilen kavramlar “anlaşılmak”, “değer görmek” ve “yalnız olmamak.” Bu üç kelime size ne söylüyor?
Sınıflar 80-90, yurt odaları 6-8 kişi. Hoyrat bir kalabalık var. Gençlerin incelik ve özen üzerinden okunmaları zor. Bir soruyu, hatta bir sorunu bile, saniyeler içinde anlatmak zorundalar. Ama kısa kahve sohbetleriyle yalnızlık giderilmiyor. Birinin onları anlaması, “Z Kuşağı” olarak genellememesi, özenle yaklaşması gerekiyor. Aileler, “Ee ne yaptın?” veya “Napacaksın?” gibi sorularla, çocuklarından uzaklaşıyor. Soru-cevap seansı gibi konuşmalar var. Can kulağıyla dinlemek ve tavsiye vermek yerine, samimi olmak gerekiyor. Farklı kırılganlıkları var gençlerin. Kimisi büyük şehirde görünmez olmuş, büyük mekanizmaları olan şehirle başa çıkmaya çalışıyor. Kimisi küçük şehirde mercek altında olmaktan veya kıstırılmış olmaktan mutsuz. Kimisi kendi ayakları üzerinde durmak ve yük olmamak ne kelime ailesinin yükünü almak zorunda. Kimisi ailede bulamadığı ilgiyi dışarıda arıyor. Kimisi de hala anne baba veya abi-ablanın gözetiminde. Öncelikle onlara kendi öznelikleriyle bakacak gözlere ihtiyaçları var. Ne tam yetişkin ne tam çocuklar… Geçiş dönemi her zaman zordur.
TÜRKİYE, GENÇLERİNE EMANET ZAMANLAR YAŞATIYOR
Araştırma sonuçlarına göre, “Kendine İyi Bak Gençlik Programı”nın genel faydasına inanç, yüzde 86’nın üzerinde. Bu yüksek oran sizce neyi gösteriyor?
Çok yüksek bir oran. Gençlere mikro gibi gözüken dokunuşlarla, makro destek sağlıyor. Umut, iyilik, merak, keşif, keyif aşılıyor. İyi hissetmelerini ve görünür hissetmelerini sağlıyor. Birisinin size göz kulak olması gibi. Gençlerin hayatındaki küçük yükler hafiflediğinde, hayat yeniden akmaya başlıyor.
Size göre bugün Türkiye’de genç olmanın en ağır tarafı ne?
Emanet zamanlar yaşatıyor. Ya bunlar iyi zamanlarsa? Belirsizlik ve doğduğun yerde doyamamak endişe verici. Bu sefer diğer ülkelere ve coğrafyalara yöneliyorlar. İki türlü kayıp. Hem ülke hem onlar için. Başka bir coğrafyada, sil baştan başlamak, kolay bir şey değil. Kariyer sil baştan değil belki ama diğer şeyler öyle. Sadece orada yeni olunca, insan bir müddet orayı çözmeye çalışarak oyalanıyor. Ama yaban eller, sizi ne kadar kabul eder?
HAYALLERİ DEĞİL DAHA ÇOK HEDEFLERİ VAR

Gençler hala hayal kurabiliyorlar mı?
Eskiden daha çok kuruyorlardı. Crossover kitaplar okuyorlar, şehri keşfediyorlardı. Şimdi bir latte kahve, iyi bir iş gibi hedefler var. Hedefle, hayal farklı tabi. Daha çok hedefleri var: Hayatta kalma hedefleri.
Eğer bu tabloyu değiştirmek için tek bir öncelik belirleyecek olsanız, o ne olurdu?
Gençlere girişimci, hatta sosyal girişimci gibi davranmak ve olanaklar sunmak ciddi fark yaratır. Bir de günü kurtaran aksiyon veya planlar yerine, planları kısa, orta, uzun vadeli olarak yapıp hayata geçirmek olabilir. Hatta, az değer yaratan, orta ve çok değer yaratan fikirlerin, kolay, orta zor ve zor fikirlerin hepsine alan açmak lazım. Fikirleri, güçleri ve deli kanlılıklarına değer vermek önemli. Teknolojiyi, sisteme veya güce teslim olmak için değil, kendi gücünü desteklemek için kullanmak… Kendi gücünü anlamak, minionlar gibi başkasının gücünün peşinde koşmamak… Devletlere de düşen görev, beyin göçünün sebebini araştırmak ve gelecek için gençlere yatırım yapmak. Sadece havacılık savunma sanayi değil; çiftçilik, kimya, biyoloji, Ar-Ge ve farklı stratejik alanlara odaklanmak.






