Burcu Çoker: Biz kadınlar çok güçlüyüz, savaşçı olun, mücadeleyi bırakmayın! Biz başardık, siz de başarabilirsiniz…

Babalarından gelen genetik miras nedeniyle, yani BRCA1 gen mutasyonu yüzünden meme kanserine yakalanan iki kardeşte önce Gamze Çolak röportajını paylaştım sizinle… Yorumlarınızı okudum, ilginize çok teşekkürler… Şimdi kardeşlerden Burcu Çoker’in hikayesine şahit olacağız…
.
Ablası ve annesinin ardından meme kanseri tanısı konan Burcu’nun o dönemdeki en büyük korkusu 4,5 yaşındaki oğlu Rüzgar’ın bu süreçten olumsuz etkilenmesiymiş. Hemen pedegog desteği almışlar ve oğlunu her aşamayla ilgili bilgilendirmiş. ‘’Çocuklara onların anlayacağı dilden, korkutmadan yeterli bilgi vermek çok önemli’’ diyor Burcu.
.
Kemoterapiye giderken oğluna, “bir süper kahramanın gücünü almaya gidiyorum!” diyor, hem onu hem de kendimi motive ediyormuş. Ne şahane di mi?
.
Bu süreçte hayata pozitif yönden bakmayı öğrendiğini de ekliyor, ‘’Korkular, kötü hissetmeme neden olacak düşünceler geldiğinde, hemen olumlusuna, olmasını istediğim haline odaklanmayı öğrendim.’’
.
Ve her fırsatta altını çizdiğimiz gibi; ‘’20 yaşından itibaren tüm kadınlar kendi meme muayenelerini yapsınlar! Hayat ihmale gelmeyecek kadar değerli! Meme kanseriyle mücadele eden kadınlaraysa, Mücadeleyi bırakmayın, sakın pes etmeyin… Biz başardık siz de başarabilirsiniz.’’ mesajı veriyor.

Bu güçlü kadınları ve #MemeKanseriniBitirmeVakti diyerek kuruluşlarının 75. yılında, meme kanseriyle mücadele eden 75 kadına dokunan Estee Lauder Companies’i bir kez daha alkışlıyorum…
.
Siz de bu kampanya destek vermek isterseniz ve Ekim ayı boyunca #TimeToEndBreastCancer ve #ELCdonates etiketleriyle paylaşım yaparsanız, Estee Lauder Companies, Meme Kanseri Araştırma Vakfı’na sizin adınıza 25$ bağışta bulunuyor.

KANSER OLMAMIZA NEDEN OLAN BRCA1 GEN MUTASYONU

Ailenin diğer bütün kadınları gibi, sen de müthiş bir savaşçısın. Sen de kanserle mücadele ettin ve yendin. Şimdi filmi biraz geriye sarıyorum: Ablandan sonra, annen, sonra sen meme kanseri oluyorsun…
-Evet, “Araştırmalar genetik” diyor. Ablam ve benim kanser olmamıza neden olan, BRCA1 gen mutasyonu. Baba tarafımızdan gelen bir gen. Anneminki bizden biraz farklı, onda bu gen yok…

Peki ablana tanı konduğunda, sen tarama testleri yaptırmış mıydın?
-Ben lohusa sayılırdım, yeni doğum yapmıştım, emziriyordum. Emzirmeyi kestikten 6 ay sonra kontrol yapıldı. Her şey yolundaydı.

ÖNCE ABLAMA TANI KONDU, TEDAVİSİ BİTTİ. ANNEME TANI KONDU. ANNEMİN KEMOTERAPİSİ ESNASINDA, BEN MEMEMDE KİTLE FARK ETTİM


Sonra…
-Mememde bir kitle fark ettim. O sırada annem kemoterapi görüyordu. Ablamla birlikte kontrole gittik. Aile öykümüz herkesi tedirgin ettiği için, hemen biyopsi yapıldı. Sonuç temiz çıktı. Ama 6 ay sonra biyopsi yapılan yerdeki kitle, dışarıdan gözle görülecek hala geldiği için tekrar kontrole gittim. Bu sefer kitlenin kanserli olduğu ortaya çıktı. Ve ben kemoterapiye başladım. Kitle çok sert olduğu için tam doğru yerden parça alınamamış. Ama biyopsinin yanlış sonuç vermesinin bile bizim hayrımıza olduğunu düşünüyorum. Çünkü annem o sırada kendi tedavisini oluyordu ve eğer benim de kanser olduğumu öğrenseydi yıkılır, kendi tedavisine odaklanamazdı.

‘Kanser sadece bir kişiye değil, tüm aileye vuruyor’ deniyor. Öyle mi?
-Aynen öyle oluyor! Eşim de kendi içinde korkular yaşamıştır eminim ama bu süreçte bana hep destek oldu. Oğlum Rüzgar, 4 buçuk yaşındaydı. En büyük korkum, onun olumsuz etkilenmesiydi. Kemoterapi görmeye başlamadan, pedagogla görüştük. Onun bize söylediği gibi, tüm süreci korkutmadan, Rüzgar’ın anlayacağı dilde, süreç geliştikçe, yavaş yavaş açıkladık. Çocuklara onların anlayacağı dilde, korkutmadan, yeterli bilgi vermek önemli. İçlerinde oluşabilecek korkulara önceden cevap verip, engellemiş oluyorsunuz. Kemoterapi aldığım günler, halsiz olup onunla yeterince ilgilenemeyeceğimi bildiğim için, kemoterapiye gitmeden önce, “Ben bugün ilaç alacağım biraz halsiz olabilirim” diye bilgi veriyordum. Tabii hiçbir zaman kanser kelimesini kullanmadım, “Biraz rahatsızım, ilaç alıyorum ama bu bana çok iyi gelecek” gibi cümleler kuruyordum. Tabii bir de saçımın döküleceğini ama daha sonra tekrar çıkacağını açıkladım. Anneannesinde de görmüştü; “Bak, onun da çıktı, benim de çıkacak” şeklinde açıklamalar yaptık.

Rüzgar üzerinde olumsuz etkileri olmadı o zaman…
-Pedagog onunla bir seans yaptı. “Her şey yolunda, yavaş yavaş bilgiler vererek devam edebilirsiniz, sadece normalden farklı bir davranış olursa, altına kaçırma gibi, o zaman tekrar görüşelim” dedi. Biz de aynen dediği gibi devam ettik. Ta ki ilk kemoterapi seansımı alıp eve geldiğim gece, salonun ortasında çişini yapıncaya kadar. Aynı gece 3 kere tekrarladı. O an çok korktum. Tabii tekrar pedagogla görüştük, ama bir daha tekrarlamadı. Sanırım ilk seansın tedirginliğini o da yaşadı, hissetti. Bir de o dönemde sürekli resimlerinde ambulans çiziyordu, “Annem var içinde!” diyordu. Peruk takmadım pek; saçsız şekilde gezmek beni rahatsız etmiyordu. Rüzgar da bere taktığımda, “Bakın aslında annemin saçı yok!” deyip göstermek istiyordu.

Zamanla nasıl çözüldü tüm bu sorunlar?
-Alıştı ve bana bir şey olmadığını gördüğü için zamanla rahatladı ve bu davranışlar bitti.

Kemoterapiler seni nasıl etkiledi?
-Ben ilk 4 seansımı üç haftada bir, sonrasında her hafta aldım. Toplam 6 ay tedavi gördüm. Oğlum, o dönem süper kahramanlara çok meraklıydı. Ben de bu süreci onla birleştirerek, her seferinde, “Bir süper kahramanın gücünü almaya gidiyorum!” diyerek kendimi ve onu motive ediyordum. Bir hafta Batman, diğer hafta Superman…Gerçekten de ona odaklanıp, o şekilde ilacımı alıyordum. Çok faydasını gördüm. Kemoterapi katındaki hemşireler bile çok mutlu, çok enerjik olduğumu söylüyorlardı.

Tüm bu süreç, senden yepyeni bir kadın doğmasına mı sebep oldu? Artık daha güçlü bir Burcu musun?
-Gerçekten de çok güçlüyüm artık. Bir gün haberleri izlerken, tedavi gören bir kadın şöyle dedi: “Çabuk mutsuz olan, en küçük sorunu kendine dert eden insanlara bir doz kemoterapi versinler bakalım, aynı şeyleri dert edebilirler mi? Bu kadar kolay mutsuz olmayı seçebilirler mi?” Aynen böyle düşünüyorum ben de… Artık çok daha pozitif biriyim, iyi olana odaklıyım. Olumsuz düşüncelerimizin, korkularımızın aslında yaşayacaklarımız olduğunu öğrendim. Ne olmasını istiyorsam ona odaklıyım, diğerlerine değil!

Sen de tedavin bittikten sonra, “risk düşürücü cerrahi” olmayı tercih ediyorsun. Memelerinin içini boşalttırıyorsun, rahim ve yumurtalıklarını aldırıyorsun. Peki o süreç zor muydu?
-Evet. Benim için en zor dönem o zamandı. İyileşme sürecim biraz sıkıntılı geçti. Yaraların iyileşmesi uzun sürdü.

Angelina Jolie’nin aynı şeyleri yaptırmış olması sana güç verdi mi?
-Elbette! Angelina Jolie, bence tüm dünyadaki kadınlara çok güzel örnek oldu, güç verdi. Tabii biz de, “Angelina Jolie bile yaptırdı!” dedik.

Siz de Türkiye’nin Angelina Jolie’leri misiniz?
-Biz ondan daha güçlüyüz bence. Hem bu tedavi sürecini tamamladık hem de koruyucu cerrahiyi olduk!

KANSERİN ÖĞRETTİĞİ EN ÖNEMLİ ŞEY KORKULAR, KÖTÜ HİSSETMEME NEDEN OLACAK DÜŞÜNCELER GELDİĞİNDE, HEMEN OLUMLUSUNA, OLMASINI İSTEDİĞİM HALİNE ODAKLANMAYI ÖĞRENDİM


Kanserin sana öğrettiği en önemli şey ne?
-Ne yaşamak istiyorsam, ona odaklıyım artık. Korkular, benim kötü hissetmeme neden olacak düşünceler geldiğinde hemen olumlusuna, olmasını istediğim haline odaklanmayı öğrendim. Bakış açımı değiştirdim aslında.

TÜM KADINLAR 20 YAŞINDAN İTİBAREN KENDİ MEME MUAYENELERİNİ YAPSINLAR! HAYAT İHMALE GELMEYECEK KADAR DEĞERLİ!


Bu röportajı okuyanlara, meme kanseriyle ilgili bir mesaj vermek istesen, ne olurdu…
-Tüm kadınlar, 20 yaşından itibaren kendi meme muayenelerini yapsınlar. Yaş gruplarına uygun kontrollerini yaptırsınlar ve farkında olsunlar! Hayat, ihmale gelmeyecek kadar değerli. Erken teşhis bizim hayatımızı kurtardı.

VE MEME KANSERİYLE MÜCADELE EDEN KADINLARA… MÜCADELEYİ BIRAKMAYIN, SAKIN PES ETMEYİN..


Peki şu anda hali hazırda, meme kanseriyle mücadele eden kadınlara neler söylemek istersin?
-Biz kadınlar çok güçlüyüz; savaşçı olun, mücadeleyi bırakmayın, sakın pes etmeyin… Biz başardık siz de başarabilirsiniz.

Yorum Bırak

eighteen − 17 =