Yavruları ölünce depresyona giren köpeği evlat edinen Ezgi Mola: Ölür müyüz biraz daha merhametli olsak?


Ba-yıl-dım!!!

Zaten oyuncu olarak çok severdim, insan olarak
daha da çok sevdim. Harbinin Allah’ı. Dürüst, çok dürüst. Yamuğu, eğrisi yok. Gözünün içini, en en dibini görebildiğin bir kadın Ezgi Mola.

Nasıl tatlı, nasıl sahici, nasıl komik…

Onunla ilgili aklıma gelen sıfatlar: Zeki, fırlama, hızlı, eğlenceli, duygulu, şefkatli, merhametli, seksi, dişi…

Yavruları ölünce depresyona giren köpeği evlat edinen Ezgi Mola: Ölür müyüz biraz daha merhametli olsak

Kadın, her şey!

Formül onda.

Sevmeyen ölsün valla.

Bu röportajda hem güldük hem ağladık.

Ben zaten, yavruları ölen köpeği sahiplendiğinde dağılmıştım, sosyal medyadan takip ediyordum, detaylarını anlatınca iyice ağladım, sonra sohbette başka bir meseleye daldık, o kadar komikti ki anlattıkları, anırarak gülmeye başladım.

Dört mevsim bir kadın.

Allah sevdiğine bağışlasın.

Bir de artık
‘Kod adı 59!!!’

70 küsur kilolardan 59’a inmiş, iyice fıstık olmuş.

Bu röportaj salı da devam edecek…

Var ya hepimizi ihya ettin… Yavruları yanında ölmüş, depresyona girmiş, kimsenin istemediği, yemek yemeyi bile reddeden bir anne köpeği evlat edindin. Üşenmedin, gittin aldın. Helal olsun sana! Hadi bize o köpeğin hikâyesini anlat…

– İnsanlar, hayvanları çok sevdiğimi bildikleri için sokağa atılmış, yardıma muhtaç, sahipsiz köpekleri bana haber veriyorlar. Ben de Instagram’da elimden geldiğince duyurmaya çalışıyorum. Belki birileri alır diye. Ve inanır mısın, hep güzel kalpli insanlardan geri dönüş aldım. Yurtdışından bile benden görüp köpek sahiplenenler oldu. En son bu köpeğin fotoğrafını attılar bana. Çok fena oldum görünce. Altında ölü yavruları vardı. Çok kötü durumdaydı. Sahibi bile diyemeyeceğim ciğersiz, “İki-üç yıldır benimleydi, kaç yaşında bilmiyorum!” demiş. Umurunda değil yani, mal gibi atmış! Pislik! Artık nasıl travmalar yaşamak zorunda kaldıysa, her şeyden aşırı korkuyordu.

Neredeydi?

– Sakarya’da. Kimse de sahiplenmek istememiş. Videosunu gördüm, içim parçalandı. “Ben alacağım” dedim. Sağ olsun, ‘Organize İşler’den yapımcımız Selim, Sakaryalıymış, dedi ki, “Benim kardeşim orada”, Adapazarı’na kadar kardeşi getirdi. Ben de setim bitince atladım Adapazarı’ndan gittim, aldım. Yürüyemiyordu, o kadar ürkekti. Şimdi çok daha iyi. Benim üçüncü kızım oldu.

BEN HAYALLER KURAN KÜÇÜK BİR ÇOCUĞUM HÂLÂ

Seni en çok nesi etkiledi?

– O boş ve tedirgin bakışları, ölü yavrularının üstünden kalmak istemeyişi, depresif halleri… Her şeyi aslında… İnsanların bu kadar kötü olmalarına inanamıyorum. Ve gözlerime uyku girmiyor. İnan barınaklardaki o sahipsiz, korku içindeki canları düşündükçe ağlıyorum. İmkânım olsa hepsini alacağım, hepsine bakacağım…

Duyguların hep böyle tavan olarak yaşayan biri misin?

– Evet. Ben başkalarının üzüntüsünü de kalbimde yaşıyorum. Yedi kat yabancı bana bir şey söylese benim içime işliyor.

“İki köpeğim zaten var. Bir tane daha iyice zor olur…” demedin mi?

– Annem ve kardeşimle birlikte yaşıyorum. Heyet olarak toplandık. Bugüne kadar hiç başkasına bırakmadık köpeklerimizi. Ne pansiyona ne de başka bir yere. Dedik ki, “İkiye bakıyorsak, üçe de bakarız!” Yani karar, ortak. Bir köpeğimiz daha vardı aslında. Rahmetli oldu. Adı Dede’ydi. 10-11 yaşında sanıyorduk, 15’miş. Sağırdı. Sahibi ölünce vicdansız evlatları mirasa konuyor, köpeği de sokağa atıyorlar. Biz ona da bakıyorduk. Elimizle işaret edince yanımıza geliyordu. Dünya tatlısı bir şeydi. Meğer bütün vücudu kitle doluymuş. Bir yıl bizimle harika bir hayat yaşadı, sonra vefat etti. Terrier’ler bence çok akıllılar. Çiş konusunda da eğitimliler. Yeni kızımız mesela, sehpanın altından kalkmıyordu. İki-üç gün sonra çişini yapmak için kalktı. Ama gidip pede yaptı.

Herkes birbirine soruyordu, “Çıkmış mı sehpanın altından”, “Çişini yapmış mı?” Bu yoğun ilgiyi görünce neler hissettin?

– Valla şaşırdım! Çünkü yüzlerce mesaj geldi, öyle böyle değil. “Ağlamaktan gözlerim şişti” diyenler, “Beni mahvettin Ezgi!” diyenler. “Demek, insanlar beni duyuyorlarmış” diye düşündüm. Bir de tabii duyarlılıkları beni mutlu etti. Çünkü o kadar kötülük ve acımasızlık var ki, biraz şefkat hepimize iyi geliyor. Ben hayaller kuran küçük bir çocuğum hâlâ…

KÖPEKLERİ İNSANLARDAN DAHA İYİ TANIYORUM

Ne hayallerin var?

– Uzun zamandır arsa bakıyorum mesela kendime. Önce kendim için bakıyordum. Sonra, “Keşke atı, öküzü, eşeği, köpeği, tavuğu, kedisi, hepsi benimle orada olsa ve mutlu mutlu yaşasak” demeye başladım. Sonra, “Okuduğum haberlerdeki o feci travmalar yaşayan çocuklar da benimle orada olsa keşke” demeye başladım. Sonra hayalimi, bir eğitim vakfı kurmaya kadar götürdüm. İçinde, atanamayan öğretmenlerin, korunamayan çocukların, yemek verilemeyen köpeklerin, hayvanların olduğu bir eğitim vakfı… Boşuna hiç büyümeyen çocuğum demiyorum. Ama inan, bir gün yapacağım. Yaşayamayan ağaç, orada yaşasın. Açamayan çiçek, orada açsın. Okuyamayan çocuk, orada okusun. Sevilemeyen hayvanı, oradaki çocuk sevsin, o da kendi çocuğuna bu değerleri verebilsin…

Hayvanlara kötü davrananlar için dere tepe düz gidiyorsun. Ağır küfürler ediyorsun. Hani, “Ben oyuncuyum, kanaat önderiyim, biraz daha kibar olayım” demiyor musun?

– Bir tarafım diyor. “Ezgi, Allah kahretsin, o da hiç sevilmemiş. Hayatı boyunca küfür yemiş, şiddete maruz kalmış. O yüzden yapıyor bunları” diyorum. Ama bir tarafım da, “Allah belasını versin, ciğersiz herif!” diyor. Pişman mıyım? Hayır.

Peki yeni kızında son durum ne?

– Hâlâ çok depresif. Ama geçecek, biliyorum. Hepimizin yaraları var ama geçiyor. Onunkiler de geçecek. Sevildikçe, bana güvenmeye başladıkça, onu asla yarı yolda bırakmayacağımı kavradıkça her şey yoluna girecek.

İnsanlara bu konuda vermek istediğin bir mesaj var mı?

– Var ya… Biraz daha merhametli ve vicdanlı çocuklar yetiştirsek… Hani diyoruz ya, “Herkes kapısının önünü temizlese, dünya tertemiz olur” diye. Bu pisliği yapan da biziz, dengeyi bozan biziz ama tekrar temizleyecek olan da biziz. Ölür müyüz biraz daha merhametli olsak?

Birlikte olacağın adam hayvan sevmiyorsa ne yaparsın?

– Öyle bir adam benimle birlikte olamaz.

Peki bir adama çok âşıksın ama o adamın köpeği seni sevmiyor. Ne yaparsın?

– O adamın köpeği beni sever. Mümkün değil öyle bir şey! Ben köpekleri insanlardan daha iyi tanıyorum. Yüzüne sevgiyle bakılan en acımasız köpek bile değişiveriyor. Hemen o kuyruk iniyor, tatlişko bir şeye dönüşüyor!

KOŞULSUZ SEVGİ VE KOŞULSUZ TEMİZLİK…

Hayatta en iyi yaptığın şey ne?

– Şüphe duymadan en iyi yaptığım şey temizlik! Sonra oyunculuk.

Komikmiş! Obsesif misin?

– Değilim ama çok iyi temizlik yaparım!

Dağınık bir evde yaşayamaz mısın? İlle de köşe bucak temizleyeceksin öyle mi?

– Evet. Bayılırım. Koşulsuz sevgi ve koşulsuz temizlik beni açıklayan en iyi cümle!

Pis bir herifle de beraber olamazsın o zaman…

– Ay, hayır! Adamı duşa sokup konuşmaya ve temizlik dersi vermeye başlarım. Benim için bu, bir nevi sosyal sorumluluk projesi gibi. İnsanlar zannediyorlar ki kaba bir yerden söyleyeceğim, “Fakir pistir!” gibi bir algı var. Arkadaşlar, öyle değil. Benim çok arkadaşım var, varlıklının Allah’ı ama ter kokuyor! Benim, zamanında “Diş fırçalamayı hiç sevmiyorum!” diyen bir arkadaşım oldu. Nasıl olur da böyle bir şey söyler diye cinnet geçirdim. Ben “Hadi kuzular, bir duş alın, üzerinize bir şeyler sıkın. Bugün giydiğinizi ertesi gün giymeyin ki kokmayın!” türünden story’ler çekiyorum, sen ne diyorsun, o kadar hassasım…

KOD ADI 59!

74’TEN İLKOKULDAKİ KİLOMA İNDİM

Sen, gelmiş geçmiş en komik kadınlardan birisin…

– Gerçekten öyle mi düşünüyorsun, çok teşekkür ederim.

Bu kadar komik olmak, doğuştan gelen bir şey mi? Çocukken de böyle miydin?

– Bela bir çocuktum ben. Belki de evdeki huzursuzluktan öyleydim.

Ne zaman ayrıldı annen ve baban?

– 20 yıl önce. Ben 15 yaşındayken. Dolayısıyla küçükken hep, “Bu iki insan birbirini sevmiyor, keşke yan yana olmasalar” dediğimi çok hatırlıyorum. Ve tüm bunlar yüzünden küçükken bende bir şiddet enerjisi vardı.

Nasıl yani?

– Yerinde duramayan hiperaktif bir çocuk. Her şeyim şiddetliydi. Şakam da… Hırsız-polis oynarken mesela, birini itiyordum yanlışlıkla ama biraz güçlü itiyordum, çocuk hastaneye filan kaldırılıyordu. Bir de hep iri bir çocuktum. Elimin ayarı yoktu. Öğretmenler benim yüzümden yere düşüyor, insanlar merdivenlerden yuvarlanıyordu. Hani böyle talihsiz çocuklar vardır ya, gerçekten istemeden her şeyi mahvederler. Öyle bir çocuktum. Bir şeylere kanalize olmaya çalışan bir çocuk… Liseye başlarken dedim ki, “Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne gitmek istiyorum!” Kayıt olmaya sırtımda gitarla gittim ama “Ben tiyatroya yazılmak istiyorum!” diyerek çıktım. O yapı o kadar etkiledi beni.

Sonra?

– Sonra hep öyle devam etti. 15 yaşında çalışmaya da başladım. Hayat, beni biraz oraya itti. Evet, sevdiğim işi yapıyordum ama hali vakti çok yerinde bir ailenin çocuğu da değildim…

18’inde iyi para kazanıp evi geçindirecek durumda mıydın?

– İyi para kazanmak diyemeyiz ama evimizin mutfak alışverişini yapabilecek durumdaydım. Çünkü eve yiyecek alamadığımız zamanlar da oluyordu.

Oyunculuğun nesi seni büyüledi?

– Ben sürekli kendinden şüphe duyan bir insanım. Oyunculuk şu hayatta, fena olmadığımı düşündüğüm nadir şeylerden biri. Kendimden şüpheye düşmeyebiliyorum. O kadar severek yapıyorum…

Hocaların hep çok yetenekli olduğunu söyledi mi sana?

– “Bu sınıfta, bu işi meslek olarak yapabilecek insanların başında geliyorsun Ezgi!” diyorlardı. Ama hep ekliyorlardı, “Fiziğine dikkat etmen lazım! Kilo vermen lazım…”

Sen, öfkesini yiyerek çıkaranlardan mısın?

– Hem de nasıl. Hâlâ öyle. Öfkemi, kızgınlığımı, kırgınlığımı, acımı… Ben mutsuzsam, karnım tok olsa bile dolabı açıp, “Kim takar tokluğu. Yerim var! Ne yesem” diye bakardım. Hep tombiktim. Yağız bir evlattım. Toraman bir çocuktum. Hep şu lafı duydum: “Çok iyisin ama…” Ya da “Yüzün ne kadar güzel ama…”

Şu anda hayatının en zayıf döneminde misin?

– Evet, bu ilkokul kilom! Kod adım 59! Valla 74’ten bu kiloya inmiş biri olarak kendimi çok iyi hissettiğimi söylemem gerekiyor. Hafiflemiş olmak, bir kere sağlığıma iyi geliyor. Artık zıplayarak yürüyorum…

Nasıl verdin peki?

– Yemeyince veriyorsun! Ama yemeyince derken, aç kalınca değil. Yemek istediğin şeyi yemeyince, onun yerine başka bir şey koyunca…

İLİŞKİMİ GİZLİ YAŞAMIYORUM

Neden sevgilin yok? Vaktin mi yok, kafana göre adam mı yok?

– İkisi de değil. Benim de sevgilim oluyor ama kimse bilmiyor…

E pek niye gizli yaşaman gerekiyor?

– Gizli yaşamıyorum, sadece görmüyorlar. Yan yana olduğum da çok oldu ama görmüyorlar.

Belki de onu ‘sevgilim’ diye takdim etmeye layık bulmuyorsundur, olabilir mi?

– Layık görmemek değil de… Her şeyinden emin olayım da sonra insanlar görsün diyorum…

Ama emin olana kadar da ilişki mi bitiyor…

– Galiba öyle oluyor. Zaten bir şeylerden tam emin olursam, sevgiliyi de görürsünüz, çocuğu da…

Nasıl bir adam keser seni?

– Vasıflı!

Nasıl yani?

– Her şeyiyle vasıflı. Bir de yaptığı işe hayranlık duymak istiyorum…

Ama senin de çıtan çok yüksek…

– Yok ya. Paşa çocuğu değil, ayakları üzerinde duran, sağlam, kendinden emin bir erkek istiyorum. Hayattaki, ‘tutucu bağları’yla göbek bağını kesmiş bir birey istiyorum. Çünkü ben, bunu yapabildiğime inanıyorum. İnsanın özgürleşme süreci, olgunlaşmayla başlıyor. Olgunlaşabilmek için de, hayatta tek başına var olabilmen gerekiyor. Böyle bir insanın kompleksleri olmaz. Kendini sever. Hatalarıyla da sevaplarıyla da yüzleşir. “Yaptım, olmadı” demeyi becerir. Benim de her yaptığım iyi değil, başarısızlıklarım da var, yenilgilerim de. Ama bu cümleleri kurabiliyorum ben. Kuramayan adamlar istemiyorum.

BEN BİR ‘UYURYER’İM!

Kendini seksi buluyor musun?

– Buluyorum.

En sevdiğin yemek?

– Kıymalı patates, turşu, yoğurt…

Bir haftada en çok kaç kilo alabilirsin?

– Aaa uzmanlık alanım, dört-beşi zorlarım!

Ne kadar verebilirsin?

– Yine dört-beşi zorlarım!

“Ulan bir bıraksam kendimi de, her şeyi yesem!” dediğin oluyor mu?

– Zaten hep öyle yaptım. Canım istediğimde, canımın istediğini yedim. Ben ‘uyuryer’im biliyor musun!

Nasıl yani?

– ‘Uyurgezer’in, ‘uyuryer’ versiyonu. Bir gün uyandığımda, kendimi şöyle buldum: Salonun ortasında yerde yatıyorum, elimde bir kupa var. Kupanın içindeki son çikolata kalıntılarından anladım ki… Çikolatalı süt yapmışım. Yani süte, çikolata karıştırıp içmişim! Bakar mısın? Yapılacak iş mi?

Peki ‘Esas Kız’ olabilmek için zayıf mı olmak gerekiyor? Onlardan daha iyi oynadığını gördüğün ama zayıf olmadığın için o rolü alamadığın ve sinir yaptığın oldumu?

– Bir dönem oldu. Sonra denedim de esas kız olmayı. Ve gördüm ki, bu esas kızlık, çok da esaslı bir şey değilmiş. Öyle duruyor, gözlerini dolduruyor ve bakıyor. “Bunu, oyuncu olmayan biri de yapabilir galiba. Ben biraz daha oynayabileceğim rollerde olmak istiyorum!” dedim.

HERKES HERKESİ SEVECEK DİYE BİR ŞEY YOK

Hakkındaki bütün röportajları, sözlükleri, yorumları okudum… Önce çok çok seviliyorsun, parlatılıyorsun, yere göğe koyamıyorlar seni, sonra günün birinde iki milyon takipçiyi geçince, linç etmeye başlıyorlar… Ne iş?

– (Gülüyor) “Bunu da bir şey sanıyor!” diyorlar di’ mi? Çok normal. O, arkada, daha küçük rollerde gördükleri kızı sevmeyi seviyorlar. Çünkü o, onların keşfi oluyor. Ama o, küçük kız, herkesin keşfettiği biri olduğunda sinir oluyorlar, “Aman canım, bu geri zekâlının da bir tarafı kalktı!” diyorlar.

Üzülüyor musun peki “Ezgi Mola ‘mış’ gibi yapıyor, aslında samimiyetsiz!” diyenlere?

– Yok ya. İnanamamış bana. Olabilir. Ne kendimde suç buluyorum ne onda. Herkes herkesi sevecek diye bir şey yok.

Yorum Bırak

15 − five =